| 'Erbakan'a iade-i mahkeme' davası 'Erbakan'a iade-i mahkeme' davasıMilli Gazete yazarı Afet Ilgaz, Vakit gazetesi yazarı Metin hasırcı'nın mektubunu okuyucularıyla paylaştı ve Milli Görüş lideri olan eski Başbakan Prof. Necmettin Erbakan'a verilen cezayı tartışmaya açtı.01 Ağustos 2005 10:27 Erbakan Dâvâsı
Değerli tarihçimiz Metin Hasırcı’nın yolladığı Erbakan dosyasını inceliyorum ve hayretler içinde kalıyorum. Bu en baştan yanlış açılmış bir dâvâ. Anayasa Mahkemesi’nin uhdesindeyken görev ve yetkinin savcılık eliyle başka bir makama devredildiği, gerçek, hukuk profesörleri kararıyla bile onaylanmışken araya TCK’nın sokulduğu, hayret verici bir hukuk süreci!
*
Metin Bey’in ekte yolladığı mektup da ilginç bilgiler içeriyor. Dâvâ, “heyet-i hâkimenin, hukuk alet edilerek Erbakan Hocamız hakkında siyasi bir lincin tatbik edilmek istendiği” bir dâvâ olarak tasvir ediliyor. Bunun, ayrıca ikinci bir Dreyfüs dâvâsı çapında olduğuna da işaret ediliyor.
*
Bir de örnek var mektupta. Halide Nusret Zorlutan’ın babası Seyyid Mehmed Avnullah Kâzım ile Çerkes Deli Fuad Paşa’yı cezalandıran siyasi otoriteye karşı koyamayan N. Fazıl Bey’in dedesi İstanbul Cinayet Mahkemesi Reisi Mehmed Hilmi Efendi ve arkadaşlarının zoraki karara attıkları imza üstüne, gözyaşlarını akıtarak hiç değilse, nedametlerini göstermeleri de hikâye ediliyor ki bu bana Necip Fazıl Bey merhumun o muhteşem draması, “ReisBey”i hatırlattı.
Şimdi yapılması lazım gelen şey, ErbakanHocamız ve 74 arkadaşı için iade-i mahkeme ile dâvâlarının yeniden görülmesi ve tarihi bir hukuk yanlışından böylece sağduyu gözetilerek dönülmesi için bir İhkak-ı Hak platformu oluşturmaktır.
*
Size koskaca bir dosyanın tamamını aktaracak değilim ama en can alıcı noktaları, yani hukuk profesörlerinin bu konuda serdettikleri fikirleri yazacağım, şimdilik. Önce Sayın Necmettin Erbakan’ın müdafaasından kritik bir bölümü alıntılıyorum:
“...Cumhuriyet döneminde ise toplam 154 siyasî partinin kapatıldığını veya kapanmış yahut başka bir siyasî partiye katılmaya karar alındığını, bütün bunların hepsinde adı geçen tasfiye işlemlerinin yukarıda açık tarife uygun olarak mevcutların tesbiti ve hazineye intikalini sağlamak suretiyle yapıldığını, bu tasfiye işlemlerinin hiçbirinde Maliye Bakanlığı’nca mevcutları tesbit ve hazineye intikalini sağlamaktan ibaret olan tasfiye görevinin dışına çıkılarak, böyle bir görev bahane edilerek, münhasıran Anayasa Mahkemesi’ne verilmiş olan görev ve yetkileri haksız bir şekilde kullanarak partinin bütün malî faaliyetlerinin ve hesaplarının incelenmesine tevessül edilmediğini, parti yöneticileri hakkında herhangi hukukî veya cezai dâvâ açılmadığını, hal böyleyken siyasî bir yönetim altında bulunan Maliye Bakanlığı, Bakanlar Kurulu tarafından kendisine tevdi edilen tasfiye görevini bahane ederek siyasî maksatla Anayasa ve yasaların dışına çıkıp 40 yıllık siyasî tarihte istisna olarak Refah Partisi için hiçbir kanuni mesnedi olmayan Anayasa ve yasalara aykırı bir millî emlâk tebliğini hazırlayarak yürürlüğe koyduğunu,
Bu tebliğin kanunî dayanaktan yoksun olduğunu, Anayasa ve yasalara aykırı olduğunu ve özel maksatla hazırlandığını, 235 sayılı tebliğin kanunî dayanaktan yoksun olduğunu...”
*
Şimdi gelelim İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi adına bu fakültenin Anayasa Hukuku anabilim dalı profesörlerinden Prof. Dr. Servet Armağan ve Prof. Dr. Burhan Kuzu tarafından tanzim olunan 06.02.2001 tarihli hukukî mütealâlarında, bu hukukî gerçeğin bütün delilleri ile apaçık ve kesin bir şekilde ortaya konulduğunu gösterdiği metne:
“...
1. Herhangi bir siyasî partinin malî faaliyetleri ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin suç duyurusu kararı olmadan Cumhuriyet savcılarının dâvâ açmaları hukuken mümkün değildir. Durum, kapatılmış olan siyasî partiler için de aynıdır. Uygulamada da böyledir.
2. Anayasa Mahkemesince kapatılmış olan bir siyasî partinin mal varlığını Bakanlar Kurulu veya Maliye Bakanlığı’nca tasfiyesi mükellefiyetinden “malî denetim” çıkarılamaz. Anayasa Mahkemesi’ne ait olan bu yetkiyi hiçbir idarî veya adlî makam kullanamaz. Bu yüzden Maliye Bakanlığı’nın 235 sayılı tebliğinin uygulaması, Anayasa ve Siyasî Partiler Kanunu’na aykırıdır. Bu uygulama esnasında Maliye Bakanlığı mensuplarınca hazırlanan 23.07.1998 tarihli rapor hukuken mesnet olarak alınamaz.
3. Anayasa Mahkemesi’nin herhangi bir inceleme tesbit ve suç duyurusunda bulunmadığı halde her nasılsa açılmış olan bir cezai veya hukikî yargılama var ise bu takdirde mezkûr dâvâda Anayasa Mahkemesi’nin suç duyurusu kararı olmadığından açılan davanın “DÜŞMESİNE” karar verilmesi gerekir.”
Şimdilik bu kadar. Daha yazacağım inşaallah! Ve inşaallah bu dâvâda da Necip Fazıl Bey’in piyesindeki Reis Bey gibi ağlayan bir hukuk adamı, siyasî tarihimize ibret olarak kalmaz, AFET ILGAZ... 31.07.2005... MİLLİ GAZETE
__________________ Ey İnsan! Kerim olan Rabbine karşı nedir seni aldatan (İnfitar,6) İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
|