|
ABD’ye destek, politika realizmi açısından yanlış.../ Ayhan Bilgin
ABD’ye destek, politika realizmi açısından yanlış...
Albert J.Beveridge’in dediği gibi: “Dış politikada tek meşru partizanlık, devletin menfaatidir.” Bu söz, evrensel ahlak ilkelerinin, uluslararası politika içerisindeki değerlendirilişinde bireysel ahlak kriterlerine uymadığını gösteren ifadelerden sadece biridir. Politika realizmi, gerçekle imajı ayırdığı gibi, gerçekle idolayı da karıştırmamayı gerektirmektedir.
Emellerini ve aksiyonlarını şimdiye kadar evrensel ahlak ilkelerine bağlı göstermemiş pek az devlet vardır. Çağımızda dışpolitika yöneticileri, tek meşru ahlak ölçüsü olarak benimsedikleri menfaatlerini, kendilerini destekleyen ülkelere karşı ‘evrensel ahlak ilkeleri makyajı’ altında sunmakta ve gene bu makyaj altında pazarlamaktadırlar. Siyasi araştırmacı Han J. Morgenthau bu gerçeği dile getirerek, “İktisat, hukuk veya ahlak gibi, ulusulararası politikanın da kendine özgü olan ve öbür disiplinlere bağlı olmayan kriterleri bulunduğu”nu söylemektedir.
İktisatçı karşılaştığı konuları, milli gelir, refah, fiyat, prodüktivite, kamu düzenine uygunlukları açısından, ahlakçı ise, moral ilkeler açısından inceleyerek değerlendirir. Uluslararası politika uzmanı ve dışpolitika yöneticisi ise, problemleri ve olayları her şeyden önce devletin dünyadaki durumu ve konumu açısından değerlendirmekte ve bu değerlendirme esnasında her biri kendi devletinin menfaatlerini ön planda tutarak, korumak ve o yönde politikalar üretmekle görevlidirler. Şu bir gerçek ki, menfaat uluslararası politikaya yön veren görünmez eldir.
Türkiye’nin yeni yönetimi, ABD ile Irak arasında büyüme istidadı gösteren gelişmelere soğukkanlı ve sanki menfaat süzgecinden geçmiş bir politik anlayışla yaklaştığı ve ülkenin genel menfaatlerini korumak açısından büyük bir ustalıkla tanzim edilmiş planlara dayandığı yönünde kuşkularım vardır. Hatta hatta Özal zamanındaki hataların tekrarlanacağı yolunda derin endişeler taşımaktayım. Hatırlanacağı üzere I. Körfez Savaşı’nda Türkiye’nin dışpolitikası Özal’ın Bush’la olan özel dostluğuna dayandırılarak, çoğu zaman hükümet ve parlamento ‘Pas’ geçirilerek oluşturulmuştu. Oysa uluslararası politikalar kişiler arası ya da devletlerarası aldatıcı dostluk gösterilerinin meydana getirdiği imajlara ve gizlice seslendirilen vaatlere göre tanzim edilemez. Tarih göstermiştir ki, bu gibi durumlarda aksiyon gerekçeleri ve ideolojik eğilimler aldatıcı data’lardır. Bu gibi unsurlara bakarak bir devlet adamının aksiyon saiki’ni teşhis edebilmek, gözü onun ve ülkesinin dostluk mesajlarıyla kapanmış kişiler için son derece zordur. Kaldı ki, aksiyon sebep ve saikini bilmek, onun gerçek niyetinin ve politikasının hedeflediği noktaları anlamaya yeterli de değildir. Gene tarih, saiklerin niteliği ile, izlenen politikalar arasında sürekli bir korelasyon olamayacağını da göstermiştir. Evrensel ahlak ilkelerinin, uluslararası politika değerlendirilişi öyle hiç de bireysel ahlak kriterlerine uymamaktadır. Toplumların bünyelerinde doğruluk, dürüstlük yani fazilet mücadelesi yapan veya başkalarını kurtarmak adına kendilerini tehlikeye atan kişilerin takdir ve saygı gördükleri bir gerçektir ama bölge ülkelerini bir diğer ülkenin olası tehdidinden kurtarmak için devletleri topluca bir cezalandırma eylemine kaldırmak hiç de politika realizmine uygun sayılmamaktadır.
Mesela, dünya kamuoyu 1939’da Batı demokrasilerinin savaşa küçük devletleri emperyalist diktatörlüklerin saldırısından korumak amacıyla girdiklerine inanıyorlardı. Alman ordusunun saldırısına uğrayan Polonya’yı Rusya’nın doğudan işgale başlaması, dünya kamuoyunda şiddetli bir infial uyandırmıştı. Buna rağmen Rusya bu noktada da durmayarak 26 Ekim’de Finlandiya’dan isteklerde bulunmuş ve 30 Kasım’da işgale başlamıştı. Herkes Batı demokrasilerinin Finlandiya’nın yardımına koşmalarını beklemişti. Ve üstelik Finlandiya I. Dünya Savaşı’ndan beri Amerika’ya borçlarını tam olarak ödemiş tek ve dostluğu sağlam bir ülkeydi. Borçlarını hiç aksatmadan ödemiş bu dürüst ulusa yardım hususunda o vakit bir gazetecinin basın toplantısında yönelttiği soruyu Franklin D.Roosevelt şöyle cevaplamıştı: “Amerika’nın dışpolitikası dörtyüzbin dolara satılık değildir.” Yani Roosevelt diyor ki: Bir ülkenin bize borçlarını zamanında ödemesi ve bize dost ve sadık olması önemli değil. Önemli olan ABD’nin mefaatleridir ve gerekirse değil bir Finlandiya’yı, yüzlerce Finlandiya’yı feda edebiliriz.
Gerçekler buyken ve uluslararası politikalarda ahlaki normlar, dostluklar hiçbir şekilde geçerli değilken, yani ülkelerin sözlerine güvenerek (bir koyup üç alma hayali ile) dışpolitika oluşturmanın mahzurları (I. Körfez Savaşı örneğinde olduğu gibi) ortadayken, Türkiye gibi bölgesinde çok büyük maddi ve prestij kaybına uğramış ve şimdilerde geçmişten ders alarak son derece uyanık, son derece zekice ve çok ince figürlerle siyaset yapması gereken bir ülkenin, Özal dönemi hatalarını tekrarlayarak, şimdilerde tekrar ABD saflarında maddi ve manevi kayıplara uğraması kaçınılmaz bir figüran görüntüsü içerisine girmesine müsaade edilmemelidir.
Evet, gerçekte hiçbir sorunumuz bulunmayan komşu ve Müslüman ülke Irak’a karşı üslerimizi ve limanlarımızı kullandırma ve topraklarımızda ABD askeri konuşlandırma gibi çok büyük bir hataya düşüp, sonra da Patriot füzelerinin ardına sığınma türünden bir yaklaşımın ne “Politika Realizmi” ne de Müslümanlık açısından izahı mümkün olmasa gerek.
__________________
" M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . "
|