Aslında başlıktaki ‘din’ ibaresi yerine direkt olarak İslam kelimesini de yazabilirdik. Çünkü bu yazıda, medyanın tavrının, genel bir ‘din karşıtlığı’ndan çok ancak özel bir ‘İslam düşmanlığı’ kavramıyla netlik kazanabileceğini belirtmek ve bu bahiste birkaç tesbiti sizlerle paylaşmak niyetindeyim. Bundan dolayı da, öncelikle meselenin adını doğru koymamız gerek: Medyanın din fobisi yoktur, İslam düşmanlığı vardır. Hemen ardından da, bu kanıya nereden vardığımızı örneklerle ortaya koyalım.
Bu ‘kanıya nereden vardığımızı’ örneklemek için elimizde epeyce malzeme var aslında. Bu anlamda, Türk medyasının kirli ve utanılası bir geçmişi ve hal i hazırda sürdürdüğü kötü bir duruşu var çünkü. Tek sorun, hangi birisini sayacağımıza karar vermektir:
Mesela, İslam’ın en ufak bir ritüeline bile tahammül edemeyen Türk medyası, sözkonusu başka dinler olunca tam bir özgürlük havarisi kesilir.
Mesela, camilerin çoğalması onu rahatsız eder ama kiliselere karşı hep özenli bir dil kullanır.
Mesela, Müftü’nün keçisi çalınsa bile, ‘Müftü, keçi çaldı’ olur, kendisine iftira edilse bile ‘imam, tacizci bir sapıktır’ ama birbirleriyle ilişkiye giren ahlaksız rahipler yufka yürekli, hümanist insanlardır.
Mesela, Filistin’de, yurdunu, namusunu, toprağını koruyan insanlar fanatik, anarşist, fundamendalist hatta teröristtir ama işgal edilmiş Gazze’den taktik icabı ve göstermelik olarak çıkarılmaya çalışılan fakat buna karşı çıkan siyonistler, direnişçidir, dindar Yahudilerdir.
Mesela, Paris’e, Londra’ya, New York’a veya benzeri memleketlere gidişlerde engellerin kalkmasını dillendirenler ‘seyahat özgürlüğü istiyor’ ama Hacc’a karayolu ile gitmek isteyenler gerici-yobazlardır. Aynı medyanın gözünde, Roger Garaudy, Tarık Ramazan gibi Müslüman düşünürlerin seyahat haklarının ellerinden alınmasının haber değeri bile yoktur.
Mesela, göstere göstere kiliseye giden falanca Avrupalı veya Amerikalı lider ‘dinine sıkı sıkıya bağlı bir Hristiyan’dır ama Müslüman bir liderin İslamî herhangi bir ibadeti aleni bir şekilde ifa etmesi en basit ifadeyle ‘dini, siyasete alet etmek’tir.
Bu medya İmam-Hatip’e hayır der, Heybeliada Ruhban Okulu’na alkış tutar.
Ona göre, başörtüsü siyasi simgedir, kipa ise masum bir giysi… Örnekler çoğaltılabilir.
Bu durumu; tarihi, psikolojik, sosyolojik, kültürel, siyasi açılardan ele alıp çeşitli sonuçlara ulaşmak mümkün ama şu sonuç da kesindir: Bu, kendinden utanma, kendini aşağılık görmenin doğal bir sonucudur. Bütün iyi şeylerin Batıdan geldiği, dolayısıyla onların dininin kesinlikle daha üstün olduğu varsayımından hareketle oluşmuş bir aşağılık kompleksinin neticesidir.
Dikkat edilirse, bunların büyük çoğunluğu –ne büyük bir nasipsizliktir ki- tüm hayat felsefesini İslam’la savaşmak üzerine kurgulamış, çoğu yaşını-başını almış, hiç birisi de halk tarafından benimsenmemiş eski tüfekler, yeni plaza maymunlarıdır. Halktan teveccüh görememenin intikamını, onların dinine saldırarak alıyorlar. Böylelikle kendi kendilerini okuyup tatmin oluyor, birbirlerinin yazılarını değerlendirerek ‘gericilik’le savaşımlarını sürdürmüş oluyorlar.
Bunlara, Batının elindeki ‘kutsal kitaplar’ın tahrif edildiğini, onların din diye bağlılarına sattıkları şeyin, çoğunlukla uydurmalardan ibaret olduğunu ve
Allah indinde yegâne dinin İslam olduğunu söylediğinizde, sizi hafife alırlar. Bari Goethe’ye kulak verselerdi. Ya da ünlü Rus romancı Tolstoy’un mealen –ve belki de, ruhuna sadık kalmakla birlikte, eksik olarak- aktaracağım şu kısacık öyküsüne dikkat kesilselerdi:
“İki sihirbaz vardı, biri iyi, biri kötü. Kötü sihirbaz, iyi bir adamı yok etmeyi düşündü. İyi sihirbaz, buna engel olmak için iyi adamı bir buğday tanesine çevirdi. Kötü sihirbaz, buğday tanesini yemek için kendini bir tavuğa dönüştürdü. İyi sihirbaz bir çuval buğdayı o bir habbenin üzerine döktü. Ve böylelikle kötü sihirbazın, o iyi insana ulaşmasına engel oldu.”
Bunları aktardıktan sonra Tolstoy, şu tesbitte bulunuyor:
“Bana göre Tevrat ve İncil’in başına gelenler, o ilk habbenin başına gelenlerden farklı değildir. Bir doğrunun üzerine bir çuval yanlış eklenmiştir.”
Mesele bu kadar nettir…
Saadettin Acar 31/08/2005 milli gazete