| |||||||
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Arama |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.06.2005
Mesajlar: 772
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Yahu bide bizden bazi safdillerin,savunmalari varya. hani olayi bahane ederek müslümanlara Terörist diyen ABD usaklarinada bu duyurulur. selam ve dua ile.
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 01.09.2005
Mesajlar: 30
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Gazeteler yalan dolan aldanmaz müslüman olan, Kafir dinlemez günahı utanmadan atar yalan Doğru söyle doğru söyle kim işbirlikçi kim hain Doğru söyle kim haindir bu beldede Elbet bir gün yüzünüz çıkar mazlum halk tükrükte boğar Hizbullahi hareketin tarihinde taguti rejimle en küçük bağlantısı olmamıştır.hizhulahi kadroda üst sevyede görev almış ve sonra ititafçı olmuş (ABDULAZİZ TUNÇ) bile bu hareketin bağımsız bir hareket olduğunu beyan etmiştir.lider kadro cezaevlerinden tüm heybetleriyle seslenmişlerdir.taguti düzenle bagımız yoktur.düşman ortadadır T.C VE PKK dir.Ama bu gün dahi aklı kıt adamlar böyle bir bağ kurma sevdasındadırlar... DELİLİN VAR İSE GETİR YOKSA OTUR YALAN ATMA. HUSEYNİ HAREKET KERBELADAN GEÇER |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.06.2005
Mesajlar: 772
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
Arkadas hizbullahi düsünceye bagli olan kardeslerimi takdir ediyorum,ancak Tv lerde gösterilen ve bizmide bazen bölgedeki arkadaslarimizin bilgilerine dayanarak edindigimiz intiba sudurki orada PKK ya karsi kullanilan bazi insanlarada Hizbullah deniliyor. yani karistirmayalim,jitem in orda saglam kardeslerimizi nasil ortadan kaldirdiklari sir degil. yoksa gercekten Hizbullahi düsünceye taraftar olanlar benim kardeslerimdir. selam ve dua ile.
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. | |||||||||||||||
| | | |||||||||||||||
![]() Üyelik tarihi: 01.09.2005
Mesajlar: 30
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| SELAM Hızlı başladığım doğru ancak iftira katilden kötüdür.İftirayı düzeltmek borçtur.tv lerde anlatılanlar gösterilenler derin devletin oyunu.bölgeyi iyi tanımak lazım kulaktan duyma haberler ile olmaz.TC NİN jitemin ,mitin ,polisin ,yaptıklarını biz gördük onlarca yiğit işkencehanelerde camide ders veriyor diye katledildi ..Kimse bizi PKK ile bir tutmasın onca darbeye rağmen tavizsiz tavizsiz olacagızda,bunu bizi seven sevmeyen ama her tanıyan bilir.Allah rızasından başka göstergemiz yoktur.her şey allah için yapılır. HÜSEYNİ KIYAM KERBELADAN GEÇER. |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.06.2005
Mesajlar: 772
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| a.s Estg.kardesim PKK ile bir tutmak ne demek,farkindaysan yapilan bazi olaylar ,Hizbullahin üzerine atilarak,gizli gücler kendilerini sakladilar. ve müslümanlarida terörist gibi lanse ettiler,ve bizden olan bazi safdillerde bunlarin oyununa gelerek,müslümanlara bu hakareti ettiler. Ben Allah icin mücadele eden kardeslerimi,hele kelleyi kotuguna almis kardeslerimi kendimden daime üstün görürüm,ve severim. selam ve dua ile.
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 01.09.2005
Mesajlar: 30
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Şevki yılmaz'ın sözlerine gelince daha dün gibi kulaklarımda çınlıyor.bu zat bölgenin yüzünü görmüş bir adam degildir.uzaktan maval okumasını bilen bir adam ögrenmesi gerekirdi.bölge teşkilatlarının yazmış oldukları raporları okusaydı yeterdi.Bölgede hizbullahi harekete en büyük manevi desteği veren MGV ci kardeşlerimiz olmuştu.Ama şimdi yakın tarihi bilmeyen ve burada yazan gençler tuhaf yazıyorlar abilerine sorsunlar onlara anlatırlar. hizbullahi cemeat PKK 'in ilan etmiş olduğu kurtarılmış bölgeleri 400 şehit vererek aldı.Refah partisi seçime sokacak aday bulamıyordu.fetullahçılar açtıkları okular için PKK'YE haraç ödüyorlardı.Bölgedeki camilerde 3- 5 yaşlı insan ile namazlar eda ediliyordu.Kuran dersi almak ve vermek sadece utopya idi.Hizbulahi hareket camilerin binlerce genç ile buluşmasını sağladı.Allahın kelamı bölgede yüksek sesle dile getirilmeye başlandı.O dönemler istisnasız tüm cemeatlar büyük hayranlıkla seyrediyorlardı. Bügün durum nasıl, kurt kocadı sananlar hareket dimdik ayaktadır bu iyi biline....... Onbeş yıldır PKK uğraşıyor T.C içindeki sözüm ona demokratlar uğraşıyor taguti düzenle en ufak bağlantıyı gösterecek bir delile ulaşamadılar. Bakıyoruzda anlı secde görenler bu işe el atıp dergilerinde,gazetelerinde, televizyonlarında bu konuları işliyorlar.HAYIRDIR dersane açmak için ödediginiz haraçları ne çabuk unuttunuz.taguti düzene ajanlık yaptığınızı bildiğimiz halde sırf fitne olmasın diye gazap yerine rahmet elimizi uzattık.derdiniz ne? maksadınız ne? kime hizmet gayesindesiniz? son soruya cevabınız allahaysa 400 şehidin hatırı için kuran ve sünnet ışıgında yaşamaya devam edin. HÜSEYNİ KIYAM KERBALADAN GEÇER |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 01.09.2005
Mesajlar: 30
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| ABDULKADİR kardeşim görüşlerin ve samimiyetin için teşekkürler. HÜSEYNİ KIYAM KERBELADAN GEÇER. |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 03.08.2005
Mesajlar: 776
Teşekkür etti: 2
11 Teşekkür 11 Mesaja aldı
| Bazı konularda haklı olabilirsin....... ...........ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM............. |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 01.09.2005
Mesajlar: 30
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Haksız olduğumuz konular neymiş söylede bizde öğrenelim . HÜSEYNİ KIYAM KERBELADAN GEÇER |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 03.08.2005
Mesajlar: 776
Teşekkür etti: 2
11 Teşekkür 11 Mesaja aldı
| Gerek yok ......... ...................ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM........... |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 01.09.2005
Mesajlar: 30
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Gerek yok ise vermek istediğimiz mesaj alınmıştır.MGV ci kardeşlerimiz bundan sonraki yazılarında daha dikkatli davransınlar.Kimse burada bile olsa tagutun silahını çekmesin.Silahın yöneldigi tarafta herşeyini allaha adamış bu uğurda can vermiş ,zindan görmüş eziyet,işkence görmüş müslümanlar var. HÜSEYNİ KIYAM KERBELADAN GEÇER. |
| | |
| Bize Ölüm Yok ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.07.2005
Mesajlar: 678
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| BUNA NE CEVAP VERECEKSİN CIWAN???? İSTANBUL Beykoz'da iki yıl önce Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu'nun öldürüldüğü villada ele geçirilen örgütün arşivinde bulunan yüzlerce video kaset ve CD'nin büyük bir kısmı Diyarbakır 3 No'lu DGM tarafından çözüldü. Bir buçuk ay boyunca DGM hakimi, bilirkişi ve Hizbullah davasına giren avukatlarla birlikte her gün izlenen ve çözümü yapılan kasetlerde Hizbullah tetikçilerinin 1992-1998 yılları arasında karıştıkları karanlık olaylar, uyuşturucu ticareti ve cinayetler gün ışığına çıktı. Kameraya konuşan Hizbullah tetikçilerinin ifadelerinde polisle birlikte Batman, Mersin ve Bitlis'te işlenen cinayetler, PKK-Hizbullah çatışması çıkarmak için öldürülen mollalar, Hizbullah tetikçilerinin cezaevindeki kadın 'alemleri', müdür ve gardiyanların gözetiminde cezaevinden çıkarılıp cinayet işleyen ve tekrar cezaevine dönen kontra elemanları, Mersin-Diyarbakır hattında yapılan uyuşturucu ve porno CD ticareti, 'teşkilat'tan ayrılan polis memurunun öldülmesi... İşte, Diyarbakır 3 No'lu DGM Hakimi Ali Haydar Yücesoy, Hizbullah davasına giren avukatlardan Mustafa Nacak, Mehmet Anul, Diyadin Özislam, Mirhan Özbekli, Hüseyin Yılmaz ve bilirkişi polis memuru Bayram Dirlik tarafından izlenen ve tutanağa geçirilen, 1992-98 yılları arasında 6 yıl boyunca Hizbullah içinde yer almış, bir çok cinayete katılmış 1968 Mardin-Derik doğumlu kontrgerilla tetikçisi Murat Kurtboğa'nın videoya alınan itirafları: 'EDİP KILIÇ CİNAYETİNDE TETİKÇİLİK YAPTIM' 'Ekim 1992 ve 1998 yılları arasında Batman polisi ile çalıştım. Bu çalışma sırasında Muhammed Musa ve Halit Kahraman adlarına düzenlenmiş sahte kimlikleri kullanıyordum. 1987 yılında askere gittim, 1990 yılında Batman'a döndüm. 1991 yılında Elmas Sokağı karşısında kuruyemişçilik yapan bir cemaat mensubu aracılığı ile cemaatle tanıştım. 1992 Eylül ayında askeri kanaatten cemaat mensupları ile çalıştım ve takibat-eylem hazırlıkları gibi faaliyetlerde bulundum. 21 Eylül 1992 tarihinde cemaat mensubu Molla Halil'in şehit edilmesi üzerine askeri kanattan sorumlu olan bir cemaat mensubunun isteği üzerine bir evde biraraya gelip Edip Kılıç isimli kişinin öldürülmesi konusunda anlaştık. Önceden evi ve eylem yerini izledik. Cemaat mensubu diğer iki kişi yakın ve uzak korumalık yaptı. Ben bu eylemde tetikçilik yaptım. Bu şahsa 3 el ateş ederek öldürdüm. Bu sırada polis araçları etrafımızı sardı. Silahımı polislere bir süre yöneltmeme rağmen cemaatteki arkadaşlardan bana yardım eden olmadı. Bunun üzerine teslim oldum. Batman Terörle Mücadele Müdürlüğü'ne götürüldüm. Öncelikle olaya adli vaka süsü vermeye çalıştım. Bir süre sonra amcamın oğlu Burhan Kurtboğa polis merkezine geldi. Amcam oğlu burada polislere 'bir yıldır şeriatçılarla birlikte geziyor' şeklinde ifade verdi. Polisler cemaat ve cemaat mensupları hakkında bilgi vermem için beni ikna etmeye çalıştılar. POLİS TELKİNİ ETKİLİ OLUYOR Maddi ve manevi teminat vaat ettiler. Bana işkence sesleri dinlettiler. Onlarla çalışmam halinde bana yardımcı olacaklarını ve bu cinayetten dolayı az ceza alacağımı söylediler. Bu baskılardan etkilenerek ben de bir iki cemaat ismini verdim. Daha sonra emniyette istihbaratçı olduğunu söyleyen bir şahıs geldi. Polislere bağlı olmadıklarını ve onlarla çalışmam halinde teşkilatın bana yardımcı olacaklarını söyledi. Dediklerini yaptım. Bu istihbarattan gelen şahsa cemaatin faaliyetleri, askeri kanat, cemaatten ayrılan Fecir Grubu ile Tekbirciler, Molla Feyzullah Grubu hakkında bilgi verdim. Ayrıca kendilerine yönelik eylem gerçekleştirmeyi düşündüğümüz iki PKK'lı hakkında da bilgi verdim. Bu şahısların ev ve iş yerlerini gösterdim. Sonuçta ifadem adli suç şeklinde düzenlendi. 2 Ekim 1993 tarihinde tutuklandım. Cezaevinde Yusuf ve Beşir isimli iki cemaat mensubu beni koğuşlarına aldı. Burada 2-3 ay ders veriyor, cemaat mensuplarıyla sohbet ediyordum. şükrü Yalçın adlı bir şahıs, ruhsatsız tabancadan tutuklanarak koğuşumuza geldi. Bizimle bir ay kaldı. POLİS-CEZAEVİ İŞBİRLİĞİ Bir süre sonra polisler cezaevi idaresi aracılığıyla benimle yeniden irtibat kurdular. Cezaevine gelen polisler cezaevindeki tüm gelişmeler hakkında kendilerine istihbari bilgi vermemi istiyorlardı. Bilgi verecek pek bir şey yok dememe rağmen, ellerinde önceden alınmış yazılı ifade olduğunu, yardım etmediğim taktirde idamla yargılanacağımı söylediler. Yardım vaat ettiler. Polislerin isteği üzerine Batman Devlet Hastanesi'ne belimdeki rahatsızlık bahanesiyle sevk edildim. Hastanede bir odada zincirle bağlandım. Daha sonra askerler gittiler ve gelen polisler zincirleri sökerek beni Batman Emniyet Müdürlüğü'ne götürdüler. Burada polislere 35 cemaat sorumlusunun ismini verdim. İpragaz Mahallesi'nde meydana gelen bir öldürme eyleminin o tarihte Malatya Cezaevi'nde bulunan Servet ve Mehdi isimli şahıslarla başka bir kişiyle birlikte gerçekleştirdiklerini söyledim. Saat 16.00'ya gelince polisler acele etmem gerektiğini söylediler. Tekrar aynı yolla cezaevine götürüldüm. Polisler, Şükrü Aydın'ın da benim gibi itirafçı olduğunu ve birbirimize koğuşta yardımcı olmamızı söylediler. 'BEN DE İŞKENCE YAPTIM' Ziyaretime gelen polislerin isteği üzerine yeniden Devlet Hastanesi'ne sevk edildim. Burada tekrar Batman Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüm. Burada Kasım Özen adlı kişiye işkence yapıldı. Ben de işkence yaptım, yerde yatarken yaralı eline bastım ve dikişleri patladı. Bunun üzerine polisler onu hastaneye götürdüler. Polislere Kasım Özen'i tanıdığımı ve adına kayıtlı karate okuluna cemaat mensuplarının gittiğini söyledim. Tekrar cezaevine götürüldüm. Cezaevindeyken arkadaşlarım ikinci kez hastaneye götürülmemi merak ettiler. Bu sırada şehit Fahrettin'in ağabeyi Abdülhakim tutuklanarak cezaevine getirildi. Polisler ziyaretime geldiklerinde bu şahsı tanıyıp tanımadığımı sordular. Fahrettin'in bir PKK'linin öldürülmesi eyleminden dönerken PKK'linin ailesi tarafından öldürüldüğünü söyledim. Daha önce yanıma gelen komiser Ali Doğan bu kez yanıma geldiğinde eli yaralıydı. Bana 'Sizinkiler beni öldürmek istedi' dedi ve tekrar hastaneye sevk almamı istedi. şüphelerin artacağını söyleyerek karşı çıktım. Ancak komiser Ali Doğan tehdit edince sevk aldım tekrar. Daha önce izlenen yöntemle tekrar Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüm. Burada cemaat üyesi Şerif sorgulanıyordu. Ona işkence yaptılar. Falakaya yatırdılar. Komiser Ali Doğan'a yapılan saldırıyı kimlerin yaptığını ondan öğrenmek istiyorlardı. Polislerin istemesi üzerine ben de Şerif'e işkence yaptım. Copla vurdum ona. Oradaki havaya kapılarak yumurtalıklarını tuttum. Tekrar hastaneye, adliyeye ve cezaevine götürüldüm. 'BAŞGARDİYANI CEMAAT MENSUPLARI ÖLDÜRDÜ' Ziyaretime gelen Komiser Ali'ye, cezaevindeki cemaat mensupları, gelen ziyaretçiler hakkında bilgi verdim. Edindiğim bilgileri yazılı rapor halinde Komiser Ali Doğan'a veriyordum. Başgardiyan Halil'in öldürülmesi üzerine polisler gelip kimin öldürmüş olabileceğini sordular. Bu konuda rapor vermemi istediler. Başgardiyanı cemaat mensuplarının öldürdüğünü söyledim. Bir süre sonra Komiser Ali'nin tayini çıktı. Onun yerine komiser yardımcısı Hakan'a bilgi veriyordum. Cezaevine geldiğinde ona yazılı rapor veriyordum. Gıresira Köyü'nde iki grup arasında çıkan çatışma sonrasında on-onbeş kadar cemaat mensubu tutuklanarak cezaevine getirildi. Bu şahıslardan Elmaz Sokağı'nda PKK'li bir şahsın öldürülmesi olayı Gıresira Köyü'nde çıkan çatışma hakkında bilgi alarak bunları komiser yardımcısı Hakan'a rapor halinde sundum. SEVK: ÖNCE SİİRT SONRA BİTLİS Bu arada aldığım 8 yıllık ceza Yargıtay tarafından onaylandı. Hükümlü olduğum için cezaevi idaresi başka bir cezaevine sevk dilekçesi vermemi istedi. 1993 yılının sonlarında Bitlis Cezaevi'ne sevkim çıktı. Bunu polis Hakan'a söyledim. Orada da benimle görüşeceklerini söyledi. Önce Siirt, ardından da Bitlis Cezaevi'ne götürüldüm. İki ay kimse yanıma gelmedi. Daha sonra iki polis memuru ziyaretime geldi. Cezaevi idaresinde onlarla görüştüm. Bana, 'artık bizimle çalışacaksın' dediler. Cezaevi şartlarının ideal olmadığını ve zorlandığımı söyleyince polisler yardımcı olacaklarını söylediler. ZİYARETÇİLERDEN ÖĞRENDİĞİMİ POLİSE BİLDİRİYORDUM Batman'dan cemaat mensubu arkadaşlarım ve aile fertlerim ziyaretime geldi. Bitlis'te cemaat mensubu olanlar da ziyaretime geliyordu. Ziyaretime gelen kişilerden öğrendiğim bilgileri rapor haline getirip, polis Hakan'a iletiyordum. Cezaevinde yanıma gelen Hakan ve diğer polisler, Menzilciler ile Hizbullah cemaatinin ilimcileri arasındaki durumunu, çatışmasının nedenini sordular. Menzilcilerin müslümanları tahrik ettiklerini söyledim. 'PKK'NİN HİZBULLAH'A CEPHE 'AÇMASI HATA' İlim grubunun Menzilcilere neden şiddetli tepki göstermediklerini ve cemaatin nasıl zarar görebileceği konusunda fikirlerimi sordular. Ben de PKK'nın halkın din unsurunu gözardı ederek Hizbullah'a karşı da ikinci bir cephe açtığını, bu şekilde hataya düştüğünü, Hizbullah'a karşı da yeni cepheler açılması durumunda zayıflayacağını anlattım. Polis Hakan bu konuda yazılı rapor hazırlamamı istedi... CEZAEVİ MÜDÜRÜNDEN TETİKÇİYE YARDIM 'Bizi bekleyen polis aracına bindik. Tatvan çıkışında polise eylem ile ilgili açıklama yaptık. Beni durgun gören polis Hakan, bu durumu sordu. Uzun zamandır elime silah almadığımı, bu nedenle heyecanlandığımı söyledim. Polis Hakan bana moral vermeye çalıştı ayrıca beni tebrik etti. Daha sonra Bitlis Cezaevi'ne teslim edildim. Polis Hakan 'yanına uğrarım, sen merak etme' dedikten sonra ayrıldı. İkinci müdür Mahmut Çaçan bana mahkumlardan beni soranlar için, 'Mutfakta aylık temizlik vardı, orada çalışıyordum dersin, hiçkimseye dışarıya çıkarıldığını söyleme, gardiyanlar dahi bilmesin' dedi. Bir gardiyan götürüldüğüm mutfaktan beni tekrar alarak koğuşa bıraktı. 'AMİRLERİME NE DİYECEĞİM?' "Tarihi bir mezarlığın oraya gittik. Polis Hakan daha çok Nurettin'e ne yapacaklarını anlatıyordu. Benim görevim ise Nurettin'e uzak korumalık yapmaktı. Nurettin bir esnafın yanında gördüğümüz şahısın yanına gidip koluna girdi. şahıs direniyordu. Bu sırada karşı yönden koşarak iki-üç silahlı şahıs geliyordu. Diğer taraftan da bir bekçi havaya ateş ederek yaklaşıyordu. Nurettin önce ateş eden bekçiye ateş etti. Daha sonra sağa sola ateş etti, kaçtı. Ben de hiçbirşey yapmadan kaçtım. Gruplar birbirlerine ateş ediyorlardı. Kaçtığım sokağın ucunda polis Hakan araçla beni bekliyordu. Hakan, Nurettin'e çok kızdı, ortalığı karıştırdın, cehenneme çevirdin, ben amirlerime ne cevap vereceğim demeye başladı. Daha sonra cezaevine teslim edildim. Pilot bölge Tatvan'Hizbullah'ın kendi içinde yeni cepheler açmasını fırsat bilen PKK'nın da saldırıya geçeceğini, devletin de baskıları artınca yenilebileceğini, büyük ölçüde zarar göreceğini söyledim. Polis Hakan, olayların nereye sıçramasının uygun olacağını sorduğunda, ben de Bitlis ve Tatvan'ın uygun bulunduğunu söyledim. Burada tanıdıklarım cemaat mensubu olup olmadığını sorduğunda, Tatvan Ulucami de bulunan Molla Gıyasettin Bağlam'ı ve bir cemaat mensubunu daha tanıdığımı söyledim. Molla Gıyasettin'in Tatvan'da cemaat sorumlusu olabileceğini düşündüğümü de söylemiştim. Molla Gıyasettin ziyaretime geliyor, sorunlarımı ona iletiyordum. Polis memuru Hakan, Molla Gıyasettin'e eylem yapılması durumunda benim açıkladığım gelişmenin olup olmayacağını sormuştu.' Cezaevinde seks alemi 15 şubat 1994 tarihinde polis memuru yanında itirafçı olduğunu tahmin ettiğim Nurettin isimli bir şahısla beraber geldi. 23 şubat 1994'te yine polis memuru geldi, yanında Bitlis'li bir bayan vardı. Onunla beraber olabileceğimi söyledi. Cezaevinde kadınlar koğuşunda bu bayanla beraber oldum. Bu kadının cazibesinden etkilenmiştim. Polis Hakan, 'seni eğlenceye götüreceğiz' diyordu. Saat 16:30 civarıydı. Yanında Nurettin ve Ahmet de vardı. Cezaevinden ayrıldık. Nasıl bir eğlence olacak bu diye sordum. Daha sonra Molla Gıyasettin'e yönelik olarak benim konuşmalarım çerçevesinde eylem düşünüldüğünü tahmin ettim. Bana ve Nurettin'e bu polis memuru birer tane 9 mm Astra tabanca verdi. Eylemin nasıl yapılacağı konusunda ayrıntılı bilgi verildi. Nurettin ile eylem konusunda konuştuk. Molla Gıyasettin'in bulunduğu sokağa gittik. Molla Gıyasettin'in karşıdan geldiğini gördüm. 5-6 metre arkasında Nurettin vardı. Silahını çıkartmıştı, bende bu sırada silahımı çıkardım. İki kez Molla Gıyasettin'e ateş ettim, sendeledi. Bu sırada Nurettin de en az üç dört kez ateş etti. Sokakta bazı kapılar açıldı. Sesler geldi. Ancak bizi kimse fark etmedi. Molla Giyasettin'i amcam sanıyorlardı Koğuştakilere iki üç saat mutfakta çalıştığımı söyledim. Sebahattin ve Servet Bey de beni çağırdılar. Kader'den bahsettiler. Daha sonra beni ziyarete gelen Molla Gıyasettin'in PKK'lılar tarafından öldürüldüğünü söyleyerek başsağlığı dilediler. Üzüntülü bir tavır takındım. Herkes Molla Gıyasettin'in amcam olduğunu düşünüyordu. Bu nedenle firar edebilirim diye, yirmi yirmibeş gün süreyle beni koğuştan çıkarmadılar. Daha sonra mutfakta çalışmaya başladım. İlim-Menzil çatışmasını bölgeye yaymaya girişimi başarısız olmuştu. Cemaat bu eylemin PKK'lılar ya da devltele işbirliği yapan itirafçılar tarafından gerçekleştirilmiş olabileceğini düşünüyordu. Bunlarla yasal yolla savaşılamaz 'Polis Hakan, cezaevine ziyarete bir gelişinde Bitlis'in bir köyündeki kişiden bahsetti. Ancak açık bilgi vermedi. 'Daha sonra söyleyeceğim' dedi. Söylediği kadarıyla bu kişi PKK'ya destek sağlıyormuş. Bazı bombalama eylemlerinde parmağı varmış. Polis Hakan, 'bu şahısı kaçıracağız gerekirse öldüreceğiz' dedi. Devletin bu şahsı tutuklamaya gücü olduğunu hatırlattığımda polis Hakan, yakalandıklarını, ancak yasaların bu kişileri koruduğunu, serbest bırakıldıklarını, bu kişilerle yasal yollarla savaşılamayacağını söyledi. Bana hazırlıklı olmamı söyledi. 'Ne yapacağımızı sonra açıklayacağım' dedi. Polis Hakan, Polis Ahmet, itirafçı Nurettin birlikte cezaevine geldiler. Müdür yardımcısı Mahmut Çaçan'ın odasında görüştük. Mahmut Çaçan dışarıya çıkabilmem için sevk almam gerektiğini söyledi. Devlet Hastanesi'ne diş rahatsızlığım bahanesiyle sevk edildim. Diş doktoru olmadığından özel diş doktoruna sevkim yapıldı. Bu şekilde dışarıya çıktım.
__________________ Milliyetçiler en çok millete zarar verir. Çünkü karşı milliyetçiliği tetikler. |
| | |
| Bize Ölüm Yok ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.07.2005
Mesajlar: 678
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| bu da devamı DİYARBAKIR 3 Nolu DGM Hakimi Ali Haydar Yücesoy, Hizbullah davası avukatlarından Mustafa Nacak, Mehmet Anul, Diyadin Özislam, Mirhan Özbekli, Hüseyin Yılmaz ve bilirkişi polis memuru Bayram Dirlik'in birlikte izleyerek 15 Mayıs 2002 tarihinde kayda geçirdikleri, 1992-98 yılları arasında 6 yıl boyunca Hizbullah içinde yer almış, bir çok cinayete katılmış 1968 Mardin-Derik doğumlu kontrgerilla tetikçisi Murat Kurtboğa'nın itiraflarının devamı: BATMAN'DA ASKERİ KANAT FAALİYETLERİ "Kızkardeşimle görüştüm. Daha sonra Diyarbakır'a, oradan da Batman'a gittim. Kaynanamı ziyaret ederken tesadüfen aranan 1991 yılında Türkiye gündemine oturan bir eylemi* gerçekleştiren cemaat mensubu bir arkadaşla karşılaştım. Aynı zamanda çocukluk arkadaşım olduğundan kendisini tanıyordum. Cemaat bu türden görüşmeleri yasaklamıştı. Bu arkadaş silahlı kanattan olan iki üç arkadaşla beni görüştürebileceğini ve ayrıca şehit mezarlığını birlikte ziyaret edebileceğimizi söyledi. Batman Emniyet Müdürlüğü'ne giderek, bu gelişmeleri anlattım, bilgi verdim. Burada bana operasyon yapıldığında durumu belli etmememi, kaçmamamı, durmam söylendiğinde ise durup teslim olmamı söylediler. Ertesi gün bu arkadaşla buluştum, Batman'daki şehit mezarlığını ziyarete gittik. Dönüşte bu arkadaş kullandığı otoyu polisleri görünce başka bir sokağa çevirdi. Sağlık mahallesine doğru gittik. Aynı mahallede iki ayrı evde askeri kanattan cemaat mensuplarıyla görüşmemi sağlamasını istedim. Kendisi bir binaya girdi. Döndüğünde bu evdeki arkadaşın başka bir ile muhacir olarak gönderildiğini söyledi" HİZBUL-KONTRA HÜCRE EVLERİ İkinci arkadaşın evine gitmeyi teklif ettim. Bu sefer bu ikinci arkadaşın adresini taşınan birinci arkadaşın bildiğini söyledi. Kendisi ile nasıl irtibat kurabileceğimi sordum. O da, bu türden ilişkilerin cemaatin maslahatına ters olduğunu söyledi. Ayrıca kaldığı evinin birçok cemaat mensubu tarafından kullanıldığını, ciddi şekilde aranan bazı cemaat mensuplarının gelerek bu evde kaldığını söyledi. Bu evlerin Mehtap sineması civarındaki mahallede olduğunu öğrendim. Bütün bu edindiğim bilgileri rapor halinde Batman Emniyet Müdürlüğü'ne verdim. Burada bana 'sana ne zaman görev verecekler' diye sordular. Ben de bu konuyu onlara soramayacağımı, olayları akışına bırakmanın daha doğru olacağını söyledim. Emniyetten ayrıca bana 'buraya sık sık gelme, seni görürlerse iyi olmaz' dediler. Benimle görüşen bu arkadaşı bir daha görmedim. İzmir'e muhacir olarak gitmiş olabilir. Eve döndüm, uzun süre bu evde kaldım. Benimle ilgilenen cemaat mensubu arkadaş bana yeni kitaplar getiriyordu. Cemaatin benimle ilgilendiğini, bana değer verdiğini söylüyordu. Ayrıca bu arkadaş bana bilgisayar, daktilo kullanıp kullanmadığımı ve ayrıca hatırlayamadığım başka yeteneklerimin olup olmadığını sordu. Daha sonra cemaatin beni muhacir olarak göndereceğini söyledi. Bende, 'mesleğim, işim param yok, gideceğim yerde nasıl yaşayabilirim' dedim." İTİRAFÇI-TETİKÇİ-POLİS EKİBİ 1996 yılının 8. ayında polis İzzet, 'bir dahaki izninde bana tam gününü ayır' dedi. Polis evinde İzzet ile görüştük. Ertuğrul isimli bir kişiyle tanıştırdı. Bu kişinin itirafçı olduğunu tahmin ediyorum. Bu şekilde bir ekip oluşturarak, çalışacağımız söylendi. İzzet benden bir iki günsonra iş yerimden izin almamı istedi. İki üç gün sonra buluştuk. Polis evinde akşama kadar bekledik. Yanımızda Ertuğrul da vardı. İzzet bize Adana'da PKK'nın bombalı eylemleri olduğunu, masum insanların öldüğünü, bu kişilere karşı tedbir almak gerektiğini, mahkemelerin bu kişileri serbest bıraktığını anlatıyordu. İNFAZA ONAY Ben ve Ertuğrul ise bu gibi kişilere karşı kamuoyunda söylenen şekilde yargısız infaz yapılması gerektiği, imha edilmeleri gerektiklerini söylüyorduk. Ertuğrul bu konuşmaları olağan karşılıyordu. Ben de İzzet'in bu konuşmalarına karşı olumlu tepki geliştiriyordum. Akşam saat 21:00 sıralarında ben, Ertuğrul, polis İzzet ve ikinci bir polis memuru olduğu halde, Mersin Halk Kent Semti'ne geldik. Eylemin burada gerçekleştirileceğini söyledi. Her birimize Astra marka 9 mm tabanca verildi. Polis İzzet bizim yakalanmamız halinde olaya adi vaka vermemizi, başkaları olaya karıştığı taktirde duruma göre hareket etmemizi, gerekirse bu kişilere de ateş edebileceğimizi, her ihtimale göre nasıl hareket etmemiz gerektiğini anlattı. POLİS EVİNDE ALINAN KARARLAR Bu Halk Kent denen yer, o sırada yüzde 20-30 civarında dolu şekilde kullanılıyordu. Çevre düzenlemesi pek yapılmamıştı, aydınlatması yoktu. Bu da bizim işimize geliyordu. Araba içinde beklemeye başladık. Saat 22:30 civarında bir bayan ve bir erkek geçmeye başladı. Polis İzzet eylemi bu şahıslara karşı gerçekleştireceğimizi söyledi. Aramızdaki anlaşmaya göre, Ertuğrul bayana, bense erkeğe ateş edecektim. Ertuğrul ve ben iki arkadaş gibi yürümeye başladık. şahıslara on onbeş metre yaklaşınca koşmaya başladık ve ateş ettik. Erkek şahıs arkasına bakmadan korku, bende arkasından ateş ettim. Öldüklerinden emin olunca polislerin yanına gittik. Polis evine döndük. "EYLEM RAPORUNU POLİSE VERDİK" Durumu değerlendirdik. Bizden bu olayla ilgili rapor yazmamızı istediler. Beni evimin yakınında bir yerde bıraktılar. 1996 yılının onuncu ayında İzzet ile polis evinde görüştük. Mustafa isimli bir şahsın PKK'lı olduğunu defalarca hakkında işlem yapıldığını, dellilendirilmediğinden serbest bırakıldığını, bu gibi şahısların cezalandırılması gerektiğini söyledi. Ben, İzzet, Ertuğrul ve başka bir polis memuru olduğu halde, saat 21:30 sıralarında çıktık. Alt Kent Yeşilevler'deki birinci katta bulunan Mustafa isimli şahsın evinin oraya gittik. Burada polis İzzet bize bu evi gösterdi. şahsın fiziki tarifini yaptı. 'Yapmanız gerekeni biliyorsunuz' dedi. Yolda Ertuğrul ile eylemi nasıl yapacağımızı konuştuk, anlaştık. Evin karşısında, eve on onbeş metre mesafede karanlıkta kalan bir arsada onar metre arayla Ertuğrul ve ben mevzi aldık. İçki masası kurulmuştu, bir süre bekledik. "POLİS ARACIYLA KAÇTIK" Şahıs masaya geldi, bu sırada ateş etmeye başladık. Şahsın omuz ve göğsünden yaralandığını müşahade ettim. Yeterince yara aldığını düşündükten sonra hızla olay yerinden uzaklaştık. Arkamızdan bir-iki el ateş edildiğini duyduk. Dönüp karşılık vermedik. Bizi bekleyen polis aracıyla polis evine gittik. Polis İzzetle olayı konuştuk. Daha sonra beni evime bıraktı. Daha sonra da Mustafa isimli şahsın yaralı olarak kurtulduğunu öğrendik. O tarihlerde inşaat işiyle uğraşan Eşref Kan, Mardin Derik'ten olup Mersin'de matbaacılık işiyle uğraşan Abdurahman Duran isimli nurcuların Med-Zehra grubundan kişilerle diyalogumu geliştirdim. DİNİ GRUPLARA SIZMA İki - üç kişinin Batman'dan Abdurahman Duran'ın evine geldiklerini, burada buluştuklarını öğrendim. Gelen şahıslar içinde Fatih Kısa, Hayri Usta, Mehmet Usta isimli Fatih kesiminden olan kimseler vardı. Bunlar Eşref Kan tarafından buluşturuluyordu. İlim dediğimiz Hizbullahi kesime yönelik işbirliği şüphesi taşıyordum. Eşref'ten ve Abdurahman'dan onları sıkıştırarak, laf almaya çalıştım. Ancak birşey öğrenemedim. Eşref Kan, sık sık şanlıurfa'ya gidiyordu. Emniyette görüştüğüm kişilere bu gelişmeleri de anlattım. Bana, 'Fatih kesimi ile diyaloga gir' dediler. Fecir ve Fatih gruplarının İlim grubuna yönelik ittifak içerisinde olmadıklarını öğrendim. Eşref Kan'a, cemaatten kurtulmak için Mersin'e geldiğimi söyledim. Bana güvendi. Beni önemli kişilerle tanıştırdı. Onlara cemaatteki konumumla ilgili bilgiler verdim. Askeri kanatta görev yaptığımı anlattım. Sohpetlerine etkinliklerine katılıyordum. Bu faaliyetleri ile irtibat kurduğum bu kişiler hakkında bilgiler edindim. Bunları polise bildirdim. 1997 yılının Ocak ayında polis İzzet, Özer ve Nejdet isimli polislerle beni tanıştırdı. İzzet ayrıca bana yaptığım yardım ve eylemler nedeniyle değişik zamanlarda 45 milyon lira Türk lirası 35 milyon ve 10 milyon verdi. İzzet, 'bundan sonra, Özer ve Nejdet ile birlikte çalışacaksın' dedi. 1997 yılının Ocak ayından, 1998 yılının Kasım ayına kadar Özer ve Nejdet ile çalıştım. Özer daha değişik biriydi. İzzet devletin bölünmez birliğinden, devletin öneminden söz ederken, Özer ise fuhuştan, paradan ve rahat yaşamdan bahsediyordu. Özer beni Halk Kent'te Faruk isimli bir şahsın işlettiği fuhuş evine götürdü. Para vermiyordum. Bu işlerle Özer ilgileniyordu. Bir seferde bir bayana kolye vermiştim. Faruk'un oğlu Hasan ve eşi şükran da fuhuş içindeydi. Bu şahıslar aynı yerde ikamet etmektedirler. Mersin Flamingo yolundaki iki bara Özer ile birlikte içki içmeye gitmiştik. Özer'in bol para harcadığı hayatına kendimi kaptırmıştım. Eşime eve geç gitmem nedeniyle değişik mazeretler uyduruyordum. Benden şüphelenmediler. Özer'in "Teşkilat" diye nitelendirdiği şeyin mafya ile emniyetten bazı kişilerin oluşturduğu çete olduğunu anladım. Özer bana, teşkilatta bir hainin olduğunu söyledi. Ben de, "hainler cezalandırılmalı" dedim. * 1991 yılında Türkiye gündemine giren olay, HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın'ın evinden kaçırılarak 7 Temmuz'da cesedinin Diyarbakır-Maden yolunda bulunması olayı olabilir. Polisten sahte kimlik "Yazdıklarım o gün bitmedi, bir sonraki gün buluşmamızda yazdıklarımı tamamladım. Ayrıca istediği üç adet fotoğrafımı da verdim. Benden daha sonra Halit Kahraman kod adını kullanmamı istedi. Ocak 1998 tarihine kadar beraber çalıştık. Yanımda kalan iki cemaat mensubu hakkında polis İzzet'e bilgi verdim. Benden, bana cemaatin ne zaman görev vereceği konusunda sıkıştırmamı istedi. Bende bunun cemaatin prensiplerine aykırı olduğunu, sakıncalı olduğunu anlattım. Cemaat mensuplarıyla irtibat kurmamı istedi. Polis İzzet siyasi düşüncelerimi merak ediyordu. Ben de emniyete olan bağlılığımı anlattım. Ve verilecek etkin görevlerde rol alabileceğimi söyledim." Cinayetler Mersin'e sıçrıyor 10 Ocak 1995 tarihinde Mersin'e gittim. Mersin'de benimle görüsüen cemaat mensubu benden bir ev tutmamı istedi. Bu ayın sonuna dogùru ev tutacağımı söyledim. Mersin Osmaniye mahallesinde İlim ve İrfan vakfında aşçılık yapmaya başladım. Bu vakfın merkezi İstanbul Fatih'te idi. Maaş, avans ve önceki mevcut paradan yararlanarak Mersin Halk Konutları B/12 dairede bir yer tuttum. Eşyalarımı almak üzere Batman'a gittim. Burada Emniyete uğradım, son gelişmeleri anlattım. Telefon numarası verdim. Benimle nasıl irtibat kurabileceklerini açıkladım. Cemaat mensubu Yahya'ya ev adresi verdim. Eşyamı Mersin'e götürdüm. Babam bana 'seni 5-6 kez İzzet diye biri aradı' dedi. Sık sık babamı aramaya başladım. Babama beni arayan bu kişinin telefon numarası bırakmasını söyledim. Bu şahıs babama telefon numarası bırakmış, aradım, Aradığım telefona önce sarntral çıktı. Sonra İzzet denilen şahısla görüştüm. Bu şahsın polis olduğunu anladım. Buluştuk, konuştuk. 15 gün sonrası için randevulaştık. Bu görüşmemizde, polis İzzet beni polisevine götürdü. Bir kağıda özgeçmiş ve aile bilgilerimi ilettim. Cemaatteki konumumu, çalışmalarım hakkında tüm bilgileri yazmamı söyledi." istenen suikast nasıl önlendi...
__________________ Milliyetçiler en çok millete zarar verir. Çünkü karşı milliyetçiliği tetikler. |
| | |
| Bize Ölüm Yok ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.07.2005
Mesajlar: 678
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| buda devamı "TEŞKİLATAN"tan ayrılan Fahrettin Kaya nasıl öldürüldü? "Teşkilat"ı yöneten 'Abi''nin emriyle polis memurunun öldürülmesi... Mersin'de kaçırılan ve villaların tapusu karşılığında bırakılan iş adamları... Haraç vermeyen Tömük Belediye Başkanı ve Mersin Liman-İş Sendikası Başkanı'na yapılması düşünülen suikast... Fidye için kaçırılan ve haftalarca hapsedilen iş adamları... Mersin-Diyarbakır hattında Mercedes ve Renault marka araçlarla 'anahtar teslimi' şeklinde yapılan uyuşturucu sevkiyatı... Kontrgerilla çetesinin Diyarbakır Bağlar beldesindeki uyuşturucu teslimatı... Diyarbakır 3 No'lu DGM Hakimi Ali Haydar Yücesoy, Hizbullah davası avukatlarından Mustafa Nacak, Mehmet Anul, Diyadin Özislam, Mirhan Özbekli, Hüseyin Yılmaz ve bilirkişi polis memuru Bayram Dirlik'in birlikte izleyerek 15 Mayıs 2002 tarihinde kayda geçirdikleri, 1992-98 yılları arasında 6 yıl boyunca Hizbullah içinde yer almış, bir çok cinayete katılmış 1968 Mardin-Derik doğumlu kontrgerilla tetikçisi Murat Kurtboğa'nın itiraflarının devamı: FAHRETTİN KAYA'NIN ÖLDÜRÜLMESİ "...Polis memuru Özer de, 'onunla önce konuşacağız, olmazsa cezalandıracağız' dedi. Aynı akşam böyle bir kişiye karşı operasyon yapılacağını söyledi. Özer bize, "Siz arabadan çıkacaksınız, arabaya gelmenizi söylersem, birşey yapmayacaksınız. Bu şahısla birlikte arabadan çıkarsak, bu şahsı öldüreceksiniz" dedi. Polis evinden ben, Ertuğrul, Özer ve ikinci bir polis memuru daha birlikte çıktık. Halk Kent'teki Santralin yanında belediyeye ait hurdalık veya şantiye olan yere geldik. Burada 1.75 boylarında, esmer, hafif bıyıklı, 28-30 yaşlarında Fahrettin Kaya isimli bir şahıs bekliyordu. Bu şahsı arabaya aldık. Yeni çevre yoluna doğru hareket ettik. Bir yere geldiğimizde Özer, ben ve Ertuğrul'un arabadan çıkmamızı söyledi. 25-30 metre kadar ileride bekledik. 15-20 dakika kadar Özer bu şahısla konuştu. Daha sonra bizi çağırdı. Gözlü yoluna gittik. Orman İşletmesine ait dinlenme tesisi gibi bir yerden yukarıya çıktık. FİDYE İÇİN REHİN TUTULAN İŞADAMLARI Tahminen 1997 yılının 7. ayında Mersin Devlet Hastanesi karşısında benzin istasyonu işleten Ali şahin isimli şahsın kaçırılması olayında da bulundum. Polis Özer ile birlikte 'Gözle' denilen yere gittik. Burada Ali şahin isimli şahısın tutuklu gibi tutulduğunu gördüm. Özer'in konuşmalarından bu şahsın maddi menfaat karşılığında kaçırıldığını öğrendim. Mobil ve Polu isimli barlarda Özer ile sohpet ederken, bu şahsın 45-50 milyarlık Aynı Nettun Sitesi'ndeki bir daireyi Emniyet Müdürlüğü'ne verdiğini, başka menfaatler de sağladığını, büyükbaşların işin kaymağını yediklerini, kendileri gibi olanların ise parmaklarını yaladıklarını bana anlattı. 'İŞ ADAMININ OĞLUNU KAÇIRDIK' Daha sonra Ali şahin isimli bu şahsın menfaat temin edildikten sonra Özer ve ekibi tarafından serbest bırakıldığını anladım. Bu şahıs Özer ve ekibi tarafından 10 gün kadar tutulmuştu. Mersin'de İmam Özdiker'in oğlu şehmus Özdiker'in kaçırılması olayında da bulundum. Mersin'de Sami Zerrakioğlu isimli bir şahısla polis memuru marifetiyle tanıştırıldım. Sami isimli şahıs, faiz, uyuşturucu işiyle uğraşıyordu. Özer bana bu ekiple iyi geçinmemi söyledi. Sami isimli şahsın yanına Necip, ismini bilmediğim genç biri, Ertuğrul ve şeyhmus ile birlikte Mezitli'deki inşaata gittik. Burada şehmus Özdiker, 56 dairelik 2 blok halindeki inşaatın satış işlerini yürütüyordu. şehmus ile Necip Muhatap oldu, daire satın almak istediğini söyledi. Yakındaki bir daireiy gezdirdi. Necip, burayı beğenmediğini söyleyerek başka daire olup olmadığını sordu. 15-20 dakika mesafede başka bir daireyi göstereceğini söyledi. Bu da bizim aradığmız fırsattı. Araca bindik, yolda yanındaki arkadaş şehmus'a silah dayadı. korkmamasını söyledi. şeymus önce itiraz etmiş gibi oldu, sonra sustu. Gözde'deki eve bu şahsı götürdük. Polis Özer'e gerekli bilgileri verdik. Ondan öğrendiğime göre bu şahsın kaçırılması karşılığınında babasından iki daire alınmış. 4.5 milyar lira paradan da bahsedliyordu. Başka menfaat sağlandı mı bilmiyorum. PORNO KASET TİCARETİ 1997 yılının Ocak ayında bit pazarında ikinci el eşya işiyle uğraşan Uprak ailesiyle tanıştım. Bu aileden Mehmet, Bayram, şerif ve Sinan Uprak ile tanışıp, en çok Sinan ile samimi oldum. Sinan bana, 'dükkanda kal, ihtiyaçların da karşılanır' dedi. Bunlardan Şerif Uprak, çek-senet-faiz-tefecilik-hırsızlık malı satın alma işiyle uğraşıyordu. Bu işe Bayram Uprak da dahildi. Ayrıca bu şahısların porno kaset piyasasını da ellerinde tuttuklarını öğrendim. Adana İncirlik'ten temin ettikleri kasetleri çoğaltıp satıyorlardı. 1997 yılında Sinan'ın üniversiteyi kazanıp okula gitmesi sonrasında porno izleme alışkanlığımı gideremedim. 5-6 kez porno film gösteren sinemalara gittim. Burada bir şahısla tanıştım. Bu şahıs vasıtasıyla Zuhal isimli, Mersin Devlet Hastanesi'nde Hemodializ bölümünde memur olan bir bayanla tanıştım. Bu bayan da, Serpil isimli bir bayanla tanıştırdı beni. DİYARBAKIR-MERSİN HATTINDA UYUŞTURUCU SEVKİYATI 1997 yılının 12. aylarında eşimin kardeşi Abdülkadir Kan'ın düğünü olduğu sırada ben, Necip, Ertuğrul, ismini Rasim Öztürk olduğunu öğrendiğim şahıs ve bir başka şahıs olduğu halde, Sami Zerrakioğlu'na ait, üstü açılan mavi renkli bir mercedesle Mersin'den Diyarbakır'a gittik. Diyarbakır Bağlar Fatih Mahallesi, Fatih Camii yukarısı bir yerde birahane işleten Mehmet Karahan adlı şahsın işyerine uğradık. Burada Necip, Mehmet Karahan ve bir başka şahıs oturup konuştular. Biz uzakta durduk. Ne konuştuklarını duymadık. Necip, Mehmet Karahan'a mercedesin anahtarlarını verdi. Mehmet Karahan'da Renault marka bir aracın anahtarlarını verdi. Akşam Akgül otele yerleştik. Ertesi günün akşamı Mehmet Karahan Mercedes'in anahtarını teslim etti. Necip de Renault'un anahtarını verdi. Mersin'e döndük. ANAHTAR TESLİMİYLE UYUŞTURUCU SEVKİ Sami Zerrakioğlu bize, 'artık sizinle işimiz kalmadı, teşekkür ederiz' dedi. Ben de gelişmeleri Özer'e rapor ettim. Aynı şekilde iki kez daha Diyarbakır'a gidildi. Otomobillerin anahtarları yine değiştirildi. Tekrar geri alındı. Tahminime göre Sami Zerrakioğlu ekibi bu şekilde mercedes aracılığıyla uyuşturucu işi yapıyordu. Bu şahıslarla, tutuklandığım tarihe kadar bir ilişkim olmadı. BELEDİYE BAŞKANLARINDAN ÇEK TAHSİLİ Cemal Zerrakioğlu, Tömük Belediye Başkanı'ndan çek-tahsil işine girdi. Yanında Necip, Çukurova Kartonpiyer'in sahibi olan şahıs ve birkaç kişi olduğu halde, bu belediye başkanının yanına çek tahsili için gitmişler. Ancak belediye başkanı konuşmaları tele-sekretere kaydetmiş. Bunun üzerine şahıslar tutuklandılar. Fakat, şahıslar bir süre sonra bırakıldılar. Bunun arkasında emniyet güçleri olduğunu tahmin ediyorum. Tömük Belediye Başkanı'nı öldürerek, ya da ağır şekilde yaralayarak cezalandırmayı düşündüler. Bunu aralarında çok konuştular, Ancak böyle bir eylemin gerçekleştiğini duymadım... Eşim Cemile Kan'dan boşanmam nedeni, eşimin tesettürlü olduğunu bilen, beraber olduğum, isimlerini söylediğim şahısların benim yaşamımla eşimin tesettürlü olmasının karşılaştırıp hatırlatıp alay etmeleri sonunda bir aşşağılık kompleksine kapılmamdır. Bu nedenle eşimle arama soğukluk girmişti. Aileler barıştırmaya çalıştı. Eşim ve iki çocuğum babamın yanına yerleştiler. Ancak eşimden boşanmayı kafama koymuştum. Batman'dan Salih Daldal'ın bir iki şahısla birlikte Mersin'e babamın yanına geldikleri..." İstanbul Beykoz'da Ocak 2000 yılında yapılan ve Hizbullah Hüseyin Velioğlu'nun ölü olarak ele geçirildiği operasyon sırasında Villada yapılan aramada bulunan yüzlerce video kasetin içinde yer alan kontrgerilla tetikçisi Murat Kurtboğa'nın kameraya kaydedilen video kasetinde söyledikleri burada bitiyor. Kasetler, Hizbullah ana davasının görüldüğü Diyarbakır DGM tarafından ilk olarak 19 Mart 2002 tarihinde izlenmeye başlanmış ve 15 Mayıs 2002 tarihinde izleme işlemi bitmiş. "Bozuk" olan ya da izlenemeyen yüzlerce kaset izlenmemiş ve bunlar tutanak tutularak mühürlenerek davaya bakacak mahkemeye gönderilmiş. Davaya bakacak mahkemeye gönderilen tutanak yazısında, izlenemeyen kasetlerin, mahkeme başkanının uygun bulması halinde başka teknik imkanlarla izlenebileceği notu düşülmüş.Teşkilatın şefi: Abi Issız bir yere geldik, burada ben ve Ertuğrul, arabanın 15-20 metre uzağında beklemeye başladık. Özer Fahrettin ile yeniden konuşmaya başladı. Daha sonra Özer Fahrettin ile birlikte araçtan çıktı. Bize doğru gelmeye başladılar. Fahrettin çok korkmuştu. 'Abi' ile görüşüp kendisini affettireceğini söylüyordu. Özer, Ertuğrul'a dönerek bagajdan ip ve göz bağı getirmesini istedi. Ertuğrul bunları getirdi. Fahrettin, 'ellerimi niye bağlıyorsunuz' diye itiraz etti. Gözleri bağlıyken Özer bize ellerini boğazına götürerek, şahsı öldürmemiz anlamında işaret verdi. şahsı arabanın ters istikametine yirmi yirmibeş metre kadar götürdük. Ertuğrul eliyle omuzuma dokunarak beni uzaklaştırdı ve daha sonra şahsın başına iki kez ateş etti. şahıs daha ölmeden üzerini aradık. Üzerinden cüzdan ve anahtarlık çıktı. Polis evine döndük. Cüzdandan çıkan dövizleri Özer bize paylaştırdı. Bu paranın da günün karı olduğu şeklinde espri yaptı. Ben ve Ertuğrul'a cüzdandan çıkan yüzer markı verdi. Özer daha sonra beni evmin yakınındaki bir yere bıraktı. Liman-İş sendikası başkanına suikast girişimi Tahminen 98 yılının 8. aylarında Liman-İş Sendikası Başkanı olan Mehmet isimli bir şahısa karşı Özer'in isteği üzerine eylem yapacaktık. Mersin Gazeteciler Cemiyeti Lokali'ne gittik. Özer'in söylemesine göre, lokalden çıktıktan sonra, sonradan söylenecek ıssız bir yere götürülecek, şahsa eylem yapılacaktı. Ancak, o gece bu şahıs yanında 6-7 kişiyle birlikte lokalden çıkınca bu eylem gerçekleştirilmedi. Daha sonra başka bir eylem de düşünülmedi. 98 yılının 5-6. aylarında Sami Zerrakioğlu, tartıştığı bir şahsı ağır bir şekilde yaraladı. Ancak üç ay kadar sonra Sami beraat etti. Bunun arkasında emniyet güçlerinin olduğunu tahmin ediyorum. Sami olmadığı zaman işlerini kardeşi Cemal Zerrakioğlu görüyordu.
__________________ Milliyetçiler en çok millete zarar verir. Çünkü karşı milliyetçiliği tetikler. |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 01.09.2005
Mesajlar: 30
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| KUZGUN BEY sana satılmışlar hakkında ne bilgi vereyim sana ancak akibetleri hakkında bilgi verebilirim.Bu kasetleri videoaya alanlar kimler hizbullahi cemeat bunları konuşturan ki? hizbullahi cemeat..... Bu satılmışların gerçek yüzleri ortaya çıkınca cemeat bunları kaçırır sorgular ve bahsettiğin kasetlere kaydeder.Beykoz operasyonundan sonra bunları öğrendiniz size öğreten kim ? hizbullahi cemeat Bu eylemleri itirafçılara düzenleyen devletin miti iti polisi.......... Bu itirafçılar nerde diye sorarsan şu an yerin dibinde kemikleri çürüyor. HÜSEYNİ KIYAM KERBELADAN GEÇER. |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 01.09.2005
Mesajlar: 30
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Örgütsel mücadelede normal olan sızmalar tarafınızdan anlaşılmalıdır.Halkın ve hakkın teveccühünü kazanan bir cemeatı devlet nasıl kötüleyecektir. ya içine adam sokacak yada içerden adam bulacak içerden adam adam buldu bu çirkin eylemleri gerçekleştirdi.Bu eylemleri de müslümanların üzerine yıkmaya çalıştı ama bölgede bu oyun tutmadı.sadece bölgenin dışındaki bazı safdiller inandı allaha şükür bu da yıkılıyor.YAZDIKLARINIZI İYİ OKUYUN BU İŞLERİ KİM YAPMIŞ YAPTIRMIŞ ORADA YAZIYOR.............. HÜSEYNİ KIYAM KERBELADAN GEÇER. |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 03.08.2005
Mesajlar: 776
Teşekkür etti: 2
11 Teşekkür 11 Mesaja aldı
| FETTULAH hoca gurubunun dersane ve okul açarken PKK'ye haraç verdiğini idda ediyorsunuz eğer bu doğruysa çok ciddi bir idda............. ....................ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM............... |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 01.09.2005
Mesajlar: 30
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Hizbulahi cemeati kullanmak kimsenin haddine değildir. Biz şevki efendinin ne olup ne olmadığını çok iyi biliyoruz merak etme.Bilmiyorsan sor anlatsınlar maval okuma.BEYKOZDA CEMEATIN TUTTUĞU ARŞİVLER YAKALANMIŞTIR.Tutuklanmalar bu yüzden meydana gelmiştir. Sen rahat yatağında yatarken bu yiğitler sinelerini kurana siper ediyorlardı.Şevki efendi ve senin gibi düşünenler neredeydiniz.Yoksa iftar sofranıza bir çeşit daha nasıl katarımının hesabını mı yapıyordunuz. ......................HÜSEYNİ KIYAM KERBELADAN GEÇER.......... |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 01.09.2005
Mesajlar: 30
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Biz devam edeceğiz siz gelsenizde gelmesenizde, tek istegim hassas konularda konuşmalarınıza dikkat etmeniz.hepimiz allaha hesap vereceğiz....... HÜSEYNİ KIYAM KERBELADAN GEÇER. |
| | |