| NEDEN HEPKAYBEDEN BİZ OLUYORUZ burhan bozgeyik Son zamanlarda ülkemizde çok tuhaf işler oluyor. Ülkenin en mühim tesisleri ve kuruluşları sanki “şirazesinden çıkmış kitap yaprakları gibi” elimizden kayıp gidiyor. Ülke toprakları yabancılara satılıyor. Telekom, TÜPRAŞ gibi dev kuruluşların satışından elde edilen miktar “faiz canavarı”nın dişinin kovuğunu doldurmuyor. Bir elin gördüğünü diğer el görmüyor. Bir fâsit dairede dönüp duruyoruz. Ülkenin can damarları, varı-yoğu haraç mezat satılıyor ama yine de devamlı kaybeden taraf biz oluyoruz.
Olup bitenlere –bir anlık dayak yemekten kurtularak- şöyle geriden bakıldığında manzara şudur: Bir şebeke, bir garibanı araya almış habire dövüyor. O vuruyor öbürüne düşürüyor, öbürü vuruyor diğerine... Derken biri çıkıyor, sözde o garibanı kurtarıyor ama sokağı dönünce bu defa da o dövüyor, üstelik üzerinde kalan varını, yoğunu da soyuyor. ABD, AB, IMF, İsrail, vs. ile Türkiye’nin münasebetlerini göz önüne getiriniz...
Bakınız, dünyada faiz müessesesinin başındakiler bütünüyle Yahudilerdir. Bir ara enflasyona “canavar” demek modaydı. Gerçekte ise asıl canavar, hatta yedi başlı canavar faizdir. Enflasyon bu canavarın yanında sivrisinek gibi kalır. Bu ülkenin de en büyük baş belası faizdir. Türkiye’nin şu anda iç ve dış borcu yaklaşık 350 milyar dolar civarındadır. Bunun da çok büyük kısmı faiz borcudur. Hatırlarsınız bir ara sayın Süleyman Demirel muhalefette iken iktidarı borçlanma politikası yüzünden tenkit etmiş ve dış borcun 50 milyara yaklaştığını bunun çok ürkütücü bir durum olduğunu söylemiş ve bunun neticesinin “taviz vermek” olduğunu, toprak vermenin de buna dahil olduğunu belirtmişti.
Muhterem Prof. Dr. Necmeddin Erbakan’ın şu çok çarpıcı tesbitlerine bakıldığında oynanan oyunun mühim bir kısmını keşfedebiliriz: Merkez Bankası’nın 46 milyar dolarlık döviz rezervi nerede yatıyor? ABD’deki Yahudi Rockefeller’in bankasında. Yahudilerin kontrolünde olan IMF ve Dünya Bankası’ndan “borç” istendiğinde adamlar çıkarıp bizim paramızı bize borç olarak veriyor ve yüklü faiz alıyorlar. Biz ise kendi paramızın yüzünü göremiyoruz. (Muhterem Erbakan bir toplantıda, Başbakanlığı zamanında bize ait paranın çok cüz’î bir kısmının yabancı bankalardan transfer edilmesi için nasıl mücadele verdiklerini anlatmıştı.)
Yahudiler bu işlerin kurdu. Taze bir misal verelim: Yahudi İşadamı Sami Ofer, evvela iktidardaki bazı mühim adamlarla yurtdışında gizli görüşmeler yapmış, sonra bir şirket aracılığıyla TÜPRAŞ ihalesine katılmış ve ihaleyi almış, bu alışverişten bir yılda yaklaşık 800 milyon dolar kâr etmişti. Aynı isim, İstanbul Boğazının en stratejik yerindeki Salıpazarı-Karaköy Kruvaziyer Liman kompleksi (Galataport) ihalesini kazanmıştı. Burası için de yine şu ana kadar cebinden tek kuruş çıkmamış, oturduğu yerden kazandığı 800 milyon dolar ve daha şu ana kadar bilemediğimiz tatlı kazançlarla o hayatî ehemmiyetteki yerleri kapatmıştı.
Türkiye’nin stratejik yerleri ve kuruluşları satılıyor. Satıştan elde edilen para daha hazinenin kasasına girmeden borca ve faize gidiyor. Bizim verdiğimiz paralar da hep Yahudi kuruluşların kasasına giriyor.
De gel de sorma; Neden devamlı biz kaybediyoruz ve neden devamlı onlar kazanıyor? |