| Londra saldırısı neyi değiştirecek? Başbakan Blair’in sözlerini kullanacak olursak, “barbarca” terörist saldırının hemen ardından yazı yazarken eski bir filmi yeniden izliyormuş gibi hissediyorum. Bunu hepimiz daha önce -New York’ta, Madrid’de, Bali’de- gördük ve daha önce olduğu gibi başaktörlerin kimler olduğunu hepimiz biliyoruz. Bununla birlikte hadisenin şoku oldukça büyük ve hepimiz bizim, yani gelişmiş dünyanın gelişmekte olan dünyanın bazı bölgeleri ile arasındaki ilişkide neyin ters gittiğini merak ediyoruz. Son terörist saldırı büyük ölçüde beklenmekteydi. Londra insanların sürekli hareket halinde oldukları büyük bir şehir. Sahip olduğu geniş ulaşım ağı, şehri kritik noktalara yapılacak bir dizi saldırının bütün sistemi felç etmesine imkan tanıyacak derecede hassas kılıyor. Dahası, Londra’ya yapılan saldırı doğrudan Saddam Hüseyin’in Irak’ına karşı yapılan askeri harekâtta ABD’yi destekleyen en önemli müttefikin merkezini vurmaktadır. Bu nedenle olayın etkisi çarpıcıdır. 2004’te -genel seçimler arefesinde- Madrid’de olduğu gibi -ki o zaman İspanya da Irak’ta ABD’nin müttefiki idi- teröristler Gleaneagles’te toplanan G-8 zirvesinin açılış gününde Londra’ya saldırı düzenlediler. Hadisenin Londra’nın 2012’deki Olimpiyat Oyunları için ev sahibi olarak seçilmesinin hemen ertesi günü gerçekleşmesi ise olayı daha da ironik hale getirmektedir.
Tony Blair’in olaya nasıl tepki vermesi beklenir? Muhtemelen yara almamış gibi davranacaktır. Madrid’deki bombalamanın parlak politik kariyerini alçaltıcı bir şekilde sona erdirdiği İspanyol Başbakanı Jose Maria Aznar’dan farklı olarak, genel seçimleri yeni yapmış olan Bay Blair, iktidarının üçüncü ve son dönemini yaşamaktadır. Son olarak bu yılın mayıs ayında, özellikle İngiltere’nin Irak’taki harekatta yer alması nedeniyle kendisine karşı hayli düşmanca bir kamuoyu oluşmasına rağmen yeniden başbakan olmayı başardı. Yeniden seçilmesi Bay Blair’in popülaritesini artırdı ve son iki ay gerçekten de yedi yıllık başbakanlığının en başarılı dönemiydi. Saldırıların hemen akabinde Tony Blair’in terörizme verdiği cevap hepimizi hayran bıraktı. Bay Aznar’dan farklı olarak, suyu bulandırmaya çalışmadı ve basın toplantısı esnasında üstü örtülü bir şekilde patlamalar arasındaki ilişkiye ve İngiltere’nin Irak’taki durumuna vurgu yaparak saldırıların el-Kaide’den gelmiş olabileceğine işaret etti. Londra saldırısı, gerçekten de Irak’ı yeniden gündemin en önemli maddesi haline getirdi. Geçen ay boyunca, İngiltere masası üzerinde yer alan G-8’in önemli gündem maddeleri olan Afrika’daki fakirlikle mücadele ile iklim değişikliği konusunda ABD ile yeniden savaşa tutuşma gibi konularla meşgul oldu. Blair’in Avrupa Parlamentosu’ndaki konuşması Avrupa Birliği’nde İngiltere’nin dönem başkanlığında Başbakan’ın gündeminde yer alan yeni bir konuya da dikkat çekilmesine sebep oldu: Avrupa’daki piyasanın yapısal reformlara olan ihtiyacı. Bir bütün olarak düşünüldüğünde, Blair, Irak savaşı ve güvenlik konusundaki tehditler nedeni ile gölgelenen itibarını başarılı şekilde yeniden elde ederek gerçek bir devlet adamının gündemine doğru hareket etmiş oldu. Olimpiyat çekişmesini kazanması ise, turtanın üzerindeki vişne gibi oldu. Fakat, şimdi yeniden ilk dönemeçteyiz, Irak meselesi yeniden masanın üzerinde ve bütün dikkatler de onun üzerinde.
Burada Londra’daki terörist saldırıların uluslararası ilişkilere etki edip etmeyeceği veya nasıl etki edeceği meselesine dönelim. İngiltere, Birleşik Devletler’in yakın bir müttefikidir ve bu durumun değişmesi beklenemez. Bununla birlikte, Londra’da patlayan bombalar bu tür bir ittifakın sadece Tony Blair’in başbakanlığı için değil, aynı zamanda İngiliz halkı için taşıdığı riskler açısından da bir hatırlatmadır. Acaba bu gibi riskler, G-8 gündeminde yer alan temel konularda, Afrika ve iklim değişikliği gibi hususlarda Amerikan karşıtlığının yumuşatılması için bir politik baskı unsuru oluşturabilecek midir? Bu muhtemeldir. Öte yandan, Başkan Bush, Tony Blair’in ‘geri vitesi’ bulunmadığını, dolayısıyla İngiltere’nin Irak’ta desteğini çekmesinin beklenemeyeceğinin tamamıyla farkındadır. Daha problemli olan husus ise, Başkan Bush ile ABD’nin diğer bazı Avrupalı müttefikleri, özellikle de İtalya arasındaki ilişkilerdir. İtalyanların çoğunluğu Irak’a müdahale edilmesine karşı çıkmakta ve İtalya’nın ABD’nin operasyonlarına verdiği desteğini çekmesi konusunda baskı yapmaktadır. Hükümet ise, bir yandan ABD’yi memnun ederken öte yandan da kendi kamuoyunu rahatsız etmemek için karmaşık sonuçları olan zor bir denge politikası gütmektedir. Fakat, İtalya’da gerçekleşecek bir terörist saldırı ve 2006’nın başlarında yapılması planlanmış olan genel seçimler ABD-İtalya ilişkilerini ciddi anlamda baltalayabilir. Her halükarda, şimdiden görünür bir şekilde, genel seçimlerin bir merkez sol koalisyon tarafından kazanılması halinde böyle bir ilişkinin radikal anlamda değişmesi muhtemeldir. Avrupa hakkında neler söylenebilir? Irak’taki savaş esnasında Avrupa konu üzerinde ikiye bölünmüştü, ancak varlığı yine de nispeten güçlü bir şekilde hissedilmişti. Şimdi ise, Avrupa ortalıkta, hiçbir yerde gözükmüyor. *internetten haber
__________________ bugun bunu okuyabilirsin ama belki yarina okuyamazsin :razi: |