Gazetede yarışma ilanını okuduğum ilk gün biraz heyecanlanmıştım. Piyasada Hocayı tanıtan bir kaç kitap var. Hemen hepsi aynı tarzda yazılmış. Şimdiye kadar onun hakkında yazılanların dışında, acaba Milli Görüşçüler Erbakan’ı nasıl yazacaklar; onun hayatlarındaki yerini nasıl tarif edecekler diye neredeyse bir aydır ciddi ciddi meraklanıyordum. Jürinin önüne binlerce yazı geleceğine eminim.
Zirvedeki insanları yazmak her zaman çok zor olmuştur. Bu yarışmaya katılma noktasında bir kaç dosttan teşvik aldım. Yazı taslağı çıkarmak için üzerinde düşünmeye başladığımda ise kalemin ucuna hiçbir şey gelmedi. O anda anladım ki bir Milli Görüşçü için yazı yazabilecek en zor konuyu seçmiş Ankaralı Hanımlar. Çünkü hangi cümleyi yazsam, birkaç saniye sonra üstünü karalıyorum. İçim o kadar dolu ki, bu kadar çok malzeme olmasına, yazmayı o kadar çok istememe rağmen yazıya anahtar olabilecek konu başlıkları bir türlü dökülmüyor. Nereden başlamalı, nerden devam etmeli? Sürüyle hatıra var. Bir o kadar da duyup gördüklerimiz. Ama bir türlü kağıt üstüne bir şey dökülmüyor. Hiçbir cümleyi beğenmiyor insan. Hiçbir benzetme, hiçbir sıfat iktifa etmiyor. Neden her söz yarım kalıyor?
Erbakan gerçekten yazılabilir mi? Efsane Başbakan’ı bir A-4 kağıdının boyutlarında nasıl anlatabiliriz ki? Hangi dil onu tarif etmeye yeter? Onu anlatmak için hal ehli olmak lazım, onu anlatmak için susmak lazım, göz yaşı lazım, bu yolda akıtılmış alın teri lazım. Onu anlatmak için aşk lazım. "Erbakan kimdir?" sorusunu bizim gibi ehli kalem değil, bilakis, adı anılınca, resmi görülünce, kürsüye çıkıp "Esselamu Aleyküm, çok aziz ve muhterem kardeşlerim!" iltifatına mahzar olunca gözlerden düşen damlalar daha iyi anlatır, onunla ‘kardeş’ olmanın ne denli güzel olduğunu. Titreyen dudaklar, rakikleşen kalpler, o konuşurken mahcubiyetten eğilen başlar anlatır her şeyi size. O, mükemmellik; o, zirve; o, imrenme; o, hayranlık bizim için. O, yaşarken gördüğümüz rüya. Rüyadan uyanmadan rüyanızı anlatabilir misiniz? Kim böyle bir rüyadan uyanmak ister ki zaten? Hayran hayran onu yaşarken, hangi lügatten kelimeler bulup ta onu size anlatacağız?
Bana en güzel Abdurrahman anlatmıştı onu. Kuala Lumpur’da bir süre aynı odada kalmıştık onunla. Mali’den gelmişti. Bir gün bana "Fatih, do you know Necmu? (Necmu’yu tanıyor musun?)" diye bir soru sordu. "Kim O?" diye cevapladım. Şaşırdı. "Sen Türkiyeli değil miydin?" dedi tekrar. "Evet, ama niye sordun?" deyince, "Nasıl tanımazsın? Tüm dünya biliyor onu. Çok büyük bir adam. Ümmetin beklediği bir lider. Mümtaz bir şahsiyet. Herkes onu çok sever!" diye çıkıştı. "Kardeş, herhalde yanlışın var. Türkiye’yi iyi tanırım. Necmu diye birisini hiç duymadım. Aksine, bizim dilimizde Necmu diye bir isim yok!" "Hayır!" diye kükredi. "Necmuddin Erbakan’ı kastediyorum ben. Biz ona Necmu (Yıldız) diyoruz. Sen nasıl tanımazsın?" der demez bir an donakaldım. Yatağımın başucunda asılı resimleri göstererek "İşte O, Necmu" deyince hiç başka cevap vermeden şaşırarak yatağıma oturdu. Dakikalarca ses çıkarmadan seyretti. Necmu’yu daha önce hiç görmemiş. Sesini hiç duymamıştı. Ben ağladım, o seyretti.
Abdurrahman, liseyi Sudan’da okumuş. "Kaldığımız yurtta günün belli saatlerinde radyodan haberler verilirdi. Sudan Devlet Başkanının haberlerinden hemen sonra “Şimdi, İslam Ümmetinin Lideri Mücahit Necmuddin Erbakan’ın haberlerini veriyoruz” diye ondan bahsetmeye başlarlardı. Biz Afrikalı Müslümanlar onu çok iyi biliriz." Daha sonra Abdurrahman’ı Hocanın resimlerini izlerken birçok defa yakaladım. Sevgili Ankaralı Hanımlar, siz bir de Abdurrahman’a sorun. Bakın nasıl anlatıyor Necmu’yu. Hem de hiç konuşmadan. Sadece nemli gözleriyle.
Yıl 1997. Refahyol hükümetinin başına örülen çorapları internette yeni yayınlanmaya başlamış bir kaç gazeteden takip ediyorduk. Kuala Lumpur’a Milli Gazete geliyordu ama 15–20 günlükleri toptan yolluyorlardı. Yine de hepsini okurduk teker teker. Hükümetin yıkıldığını okuduğumuz gün şok olmuştuk. Moralimiz bozuldu, suratımız asıldı. Afganistanlı Muhammet Nebi bizi öyle görünce "Kardeş, niye üzülüyorsun? Sen Erbakan’ı tanımıyor musun? Erbakan kolay vazgeçer mi? O bırakıp gittiyse, daha güçlü gelmek için gitmiştir. Mutlaka bir planı vardır. Sen gönlünü ferah tut. Pakistan’da mülteci kampında annem ve bacılarımın duası sürekli onunla.
Allah onunla beraber" dedi. İçimizi ferahlattı. İşte siz de orada olmalıydınız. En güzel o anlattı Erbakan’ı. Hele bir uçak yolculuğunda yanımıza oturan Yemenli bir Müslüman’ın "Neden Erbakan’ın resmini üzerinde taşımıyorsun?" diye fırça çekişini hiç unutmadım.
Diyeceğim odur ki, kimse boşuna kendini zorlamasın. Kelimelere, sayfalara sığdıramayız onu. Çünkü milyonlarca Erbakan var Müslümanların kalbinde. Herkesin kendi Erbakan’ı var. Erbakan anlatılmaz; yaşanır. Fatih Sertyüz