İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 20.10.2005, 15:28

 
Üyelik tarihi: 26.10.2004
Mesajlar: 1.073
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Bayan Gökkuşağı Çarşaf ve Tesettür

SAÇLARINI deve hörgücü gibi yapmış, üzerine pembe değil PESPEMBE bir örtü örtmüş. Yırtmaçlı ve çok dar koyu kırmızı bir eteklik giymiş. Bluzu yeşil. En üzerine de tünik denilen dar bir dış elbisesi giymiş. Onun rengi de pembe ama başka bir pembe. Uzun topuklu ayakkabılar. Makyaj yapmış, sonra biraz silmiş, sözde makyajsız olmuş. Bu hatunun yürüyüşü de bir âlem, kırıta kırıta, salına salına yürüyor. İnanmayacaksınız, sakız mı ciklet mi öyle bir şey çiğniyordu ve arada bir balon yapıp paaat diye patlatıyordu.
Ben bu gibi hanımlara “Bayan Gökkuşağı” diyorum. Üzerlerinde o kadar parlak renkler var ki, onlar bu ismi tam manasıyla hakkediyorlar.
Bu sözde tesettürlü bayanların giyim kuşamları, hal ve hareketleri İslâmî ölçülere uygun mudur?
Bir kere, kadınların saçlarını topuz gibi yapmalarını Peygamberimiz kötülemiştir. Hadîs-i Şerifte böyleleri için “Onlar Cennet’in kokusunu alamayacaklardır” buyurulmaktadır. (Daha önce bu hadîsi yazmış, kaynağını göstermiştim.)
İkinci olarak, tesettür demek sadece başına alaca bulaca bir bez parçası bağlamak demek değildir. Tesettür örtünmek, kapanmak, şehvetli bakışlardan korunmak demektir. Zamanımızda öyle tesettürlüler var ki, kıyafetleri açık ve çıplak kadınlardan daha fazla dikkat ve ilgi çekiyor. Böyle bir şey tesettürün ruhuna ve hikmetine aykırıdır.
Üçüncü olarak, işin bir de sanat, güzellik, estetik tarafı vardır. Bir İslâm kadınının gökkuşağı gibi rengarenk bir kıyafetle sokaklara çıkıp salına salına dolaşması zevksizlik ve sanatsızlıktır, daha açık ifade ile çirkinliktir. Yüce İslâm dini çirkinliği istemez, Müslümanların güzel olmasını ister.
Biraz sanat, estetik kültürü olan bir kimsenin Bayan Gökkuşağının giyimini sanatlı bulması ve takdir etmesi mümkün değildir.
Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) 1915’te kaleme aldığı “Çarşafa ve Peçeye Dair” başlıklı bir yazıda bakınız neler diyor:
“Bu çirkin asrın ve bu çirkin muhîtin (ortamın) yegâne (tek) süsü, yegâne güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. Yalnız bunlardır ki, gözlere hâlâ bakmak tahammülünü, bakmak arzusunu veriyor.
Niçin onlardan müşteki (şikayetçi) gibisiniz? O mazrufa (zarfın içindekine) bu zarftan daha muvafık ne olabilir? Sizi böyle gördükçe (yani çarşaflı ve peçeli gördükçe) bir kadının başka türlü nasıl giyinebileceğini düşünüyorum ve çarşafsız, peçesiz bir kadın tahayyül (hayal) edemiyorum.”
Yakup Kadri’nin bu yazısını her vatandaş okumalıdır. Bu zat bu satırları dindar bir kimse olarak kaleme almamıştır. O dindar değildi ama edibdi, sanattan ve güzellikten anlardı. Bu satırları bir estet olarak yazmıştır.
Yazının sonunda şöyle diyor:
“Sakın onları (çarşafı peçeyi) çıkarmayınız, sakın onları atmayınız. Bu çirkin asrın, bu çirkin muhîtin ortasında, asalet (soyluluk) ve zerafete yegâne dâl (delil, alâmet) olarak, bunlar, sadece bunlar kaldı. İnsanlar senelerden beri, insanlığı terzil (rezil etmek) için ve cemiyetlere (toplumlara) manzaraların en fenasını vermek için sevinsiz bir cinnetle her şeyi devirdiler. Bu güruha (beyinsiz topluluk) peyrev olmak (ardından gitmek, onlara uymak) size (İslâm kadınlarına) yakışır mı? Ben sizi zamanların ve insanların fevkinde (üzerinde), onların haricinde (dışında) biliyorum. Siz mestûr (örtülü) ruhlardan değil misiniz? Dünya yüzünde tek başına kalan ulvî bir dinin İlâhı, sizi bu sıfatla sâir (öteki) mahlukat (yaratıklar) arasında mümtaz (seçkin, üstün) kılmamış mıdır.”
Yakup Kadri’nin edebiyat, fikir ve sanat bakımından gerçekten kıymetli olan bu yazısını Bedir Yayınevi’nin çıkarttığı “HİCAB” (örtü) adlı küçük kitaba koymuştum. Tamamını oradan okuyabilirsiniz.
Şimdi maalesef bazı Müslümanların bile geri buldukları çarşaf ve peçeyi bakınız büyük bir edibimiz, sanat ve fikir boyutu yüksek bir şahsiyetimiz nasıl öğüyor.
Ancak şu hususu da belirtmek gerek: Eski çarşaflar ile bugünkü çarşaflar arasında büyük farklar vardır. Yukarıda zikr ettiğim Hicab kitabında eski çarşaflara dair bir araştırma bulunmaktadır. Arzu buyurursanız o yazıyı da okursunuz.
Diyanet İşleri Başkanlığı 3 Şubat 1993 tarihinde Tesettür konusunda uzun bir fetva yayınlamış, tesettürün dinimizde farz olduğunu, bütün İslâm kadınlarının bu farza uymaları gerektiğini, tesettürün mahiyetini delilleriyle açıklamıştır. Kitap sayfasıyla altı sayfa tutan bu fetva-kararda bakınız ne deniliyor:
“Dinimizin emrettiği örtünmeden maksat, kadının zînetini ve zînet yerlerini eşi ve mahremi olmayan erkeklere göstermemesi ve yabancı erkekler tarafından görülmesine meydan vermemesidir. Bu itibarla örtünün; saçın, ten renginin veya zînetlerin görülmesine engel olacak kalınlıkta, vücut hatlarını göstermeyecek nitelikte olması gerekir. (Serahsî, İbn Abidin)”
Diyanetin bu kararının tamamı aziz dostumuz ve sevgili kardeşimiz Ertuğrul Düzdağ beyin “BAŞÖRTÜLÜ MELEKLER” adlı 312 sayfalık değerli kitabında yer almaktadır. Adını verdiğim bu kitap tesettür konusunda gerçekten bir hazinedir. Her Müslümanın elinde ve evinde bulunmalıdır. Böyle değerli kitaplar niçin yüz binlerce, hatta milyonlarca basılmaz ve satılmaz, bunu anlamakta zorlanıyorum. (İz Yayıncılık, Tel: 0212 211 32 88)
Avrupa Birliği diyorlar, fikir ve görüş hürriyeti diyorlar, temel hak ve hürriyetler diyorlar ama din, vicdan, inanç, inandığı gibi yaşamak konusunda Müslümanların haklarını tanımak istemiyorlar. Onlar gerçekten büyük çelişki, büyük bir hoşgörüsüzlük sergiliyorlar.
Müslüman kesim hem kendi haklarını arayamıyor, hem de özeleştiri (kendi kendini tenkit) yapamıyor.
Tesettür, başörtüsü diye bağırıp çağırıyoruz, hayli yaygara kopartıyoruz, öte taraftan tesettür adına, yukarıda zikr ettiğim BAYAN GÖKKUŞAĞI gibi gülünçlükler sergiliyoruz.
Bunca hacının hocanın içinde birkaç tanesi çıkıp “Ey hanımlar, ey kızlar!.. Böyle tesettür olmaz. Sizin yaptığınız bizim din, fıkıh, şeriat kitaplarımızın anlattığı gerçek tesettürün tamamen tersidir...” mealinde, delil ve gerekçelerini göstererek bir broşür yayınlamıyor.
Biz zamane Müslümanları ne acayip Müslümanlarız...
Ülkenin her yerini kubbeli, uzun ve bol şerefeli minareli camilerle doldurduk. Bu mâbetlerin içini ve dışını yüksek ses çıkartan hoparlörlerle donattık. Günde beş kez kutsal ezanlar okunur ve bizler işimize, gücümüze, ticaretimize on-yirmi dakika ara vererek camilere gitmeyiz.
İslâm dini lüksü, israfı, gösterişi, gururu, kibri yasaklamıştır. Bizim elimize para geçince lüks ve israfta eski Firavunlara taş çıkartacak masraflar yaparız.
Elli sene boyunca İmam-Hatip mekteplerine büyük yatırım yaptık. Bu okullar baltalandığı zaman gereken şekilde koruyamadık.
“Müslümana her şeyin en iyisi layıktır” şeytanî fetvası ile hareket ederek meskenin, otomobilin, yazlığın, mobilyanın, giyim kuşamın en âlâsını, en lüksünü, en gösterişlisini edinenlerimiz, iş hizmete gelince “EN İYİ HİZMETİ” yapmıyorlar.
Müslümanın bütün hizmetleri ve faaliyetleri en iyi şekilde yapması, bu hususda başkalarını geride bırakması gerekmez mi?
En lüks meskenlerde oturanlar, en lüks otomobillere binenler, en şaşaalı yazlıklarda keyf sürenler niçin gazetelerin, dergilerin en iyisine sahip değiller?
Sapıklık ve şaşkınlık o dereceye vardı ki, birtakım Müslümanlar “Yahudilik de, Hıristiyanlık da ibrahimî dinlerdir, onlar da haktır, onların da mensupları cennete girecektir...” şeklinde hezeyanlar sarf etmeye başladı.
Yahudiler ve Hıristiyanlar biz Müslümanlar için ne diyor?
Müslümanlar ehl-i necat değildir... Kur’ân hak kitap değildir... Onların Peygamberi hak peygamber değildir... İslâm hak din değildir... demiyorlar mı?
Hiç bir şeye yanmam da, bunca hacı ve hocanın bu gibi hezeyanları ve sapıklıkları gereken şekilde red ve cerh etmemesine, bu konuda milyonlarca broşür yayınlayıp halkın uyarılmamasına yanarım.
(Yakup Kadri’nin ve çarşafla ilgili araştırmanın yer aldığı HİCAB kitabını BEDİR Yayınevinden temin edebilirsiniz. Tel: 0212/519 36 18. Bu adresi kitap satmak için vermiyorum. Kitabı zaten 1,5 liraya veriyoruz. Ticaretinden ne olur...)Mehmet Şevket Eygi
NHAND isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 20.10.2005, 15:39

 
Üyelik tarihi: 26.10.2004
Mesajlar: 1.073
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Kur'an-ı Kerim'de

ÇARŞAF GEÇİYOR MU?



KADININ ÖRTÜSÜ
NASIL OLMALI?
Kur'an–ı Kerim'de örtünme ile ilgili âyetler iki sûrede yer almıştır. Bunlardan bir tanesi Nur sûresindeki:
"Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, namuslarını korusunlar. Kendiliğinden görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini açmasınlar. Başörtülerini, yakalarının üzerine vursunlar…" âyet–i kerimesidir. Bir diğer âyet–i kerime ise, Ahzab sûresi 59 âyettir ki;
"Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin hanımlarına söyle: (Evden çıkarlarken) üstlerine vücutlarını iyice örten cilbablarını (dış elbiselerini) giysinler. Bu, onların tanınıp eziyet edilmemelerine en elverişli olandır" buyrulmaktadır.
İslâm âlimleri, yukarıda mealleri yazılı âyetlere ve bu konuyla ilgili hadislere dayanarak, kadınların tesettürünün nasıl olması gerektiği konusunda pek çok beyanlarda bulunmuşlardır. Biz de âcizane, ulemânın bu beyanları ışığında "Kadının örtüsü nasıl olmalı?" konusunu şöyle bir gözden geçirelim. Malûmunuz geçen sayımızdaki tesettürle alâkalı yazımızda, Nur sûresi 31. âyet–i kerimeyi izaha çalışmıştık. Yazımızın sonunda da, yine kadının örtünmesi ile alâkalı Ahzab sûresi 59 âyet–i kerimeye kısaca değinmiş, âyet–i kerimede zikredilen "cilbab"dan muradın ne olduğunu bir dahaki yazımızda detaylı olarak izah ederiz demiştik. İnşallah bu yazımızda bu konuyu izah etmeye gayret edelim.

CİLBAB
Allahu Teâlâ bu âyet–i kerimede mümin kadınlara, evlerinden çıkarken yabancı erkekler karşısında vücutlarını iyice örten cilbablarını, dış elbiselerini üzerlerine örtünmelerini emretmiştir. Bu hicab âyeti, geçen yazımızda da ifade ettiğimiz gibi, kadınların avret mahallerini örtmeleri istikrar kazandıktan sonra nazil olmuştur. Demek ki, bu âyette emrolunan tesettür, daha önce farz kılınan setr–i avretten başka fazla bir örtünmedir. Dolayısıyla âyet–i kerimede geçen "Cilbab" kıyafeti hakkında, müfessirler değişik yorumlarda bulunsalar da, mefhumda birleşmişler ve "cilbab"dan maksadın; kadının elbiseleri üzerine giyilen ve vücut hatlarını belli etmeyecek şekilde bütün vücudu örten bir elbise olduğunda ittifak etmişlerdir.
Allahu Teâlâ burada kadının örtünmesiyle alâkalı olarak pek çok elbise şekli emir buyurabilecekken, acaba neden özellikle "cilbab" giyilmesini önermektedir?.. Elbette bunun pek çok hikmetleri vardır. En önemli hikmeti ise, kadınların tesettüründe en ideal örtünme kıyafeti olmasındandır. Çünkü cilbab, kadını baştan ayağı kapatmakta ve fitneye sebebiyet verecek hiçbir açık kapı bırakmamaktadır. Böylece kadın ile, art niyetli, kötü düşünceli ve kalplerinde maraz olan kişiler arasına bir perde çekilmiş, bu tür ahlâksız kişilerin sataşmasına fırsat verilmemiş olacaktır. Nitekim bu maksat âyet–i kerimede de:
"Bu cilbabı giydiğiniz zaman ki durumunuz tanınıp eziyet edilmemenize daha uygundur." şeklinde zikredilmiştir. Gerçi bu konuda eziyet etmeyi, kadınlara sataşıp tacizde bulunmayı bir huy edinmiş olan, alçak karakterli bazı kanı bozukları, örtü engelleyecek değildir. Fakat imanlı, temiz kadınların, bu tür şehevânî ve kirli bakışlardan yuvalarında gizli inciler gibi korunmuş kalmalarına en uygun olan şekil de budur. Hâl böyle olunca, kadın bu konuda son derece suçsuz ve masum, onlara eziyet ve tacizde bulunacak olan nefsinin zebûnu kimselerin ise, çok açık bir vebal yüklenmiş oldukları ortaya çıkar.
Peki, kadının dış örtü örtmesi gerektiğinden söz eden bu ayet–i kerimede, örtünme için belli bir şekil ve model var mıdır? Yani kadının dış örtüsü nasıl ve ne şekilde olmalıdır?..

KUR'AN–I KERİM'DE
ÇARŞAF GEÇİYOR
Efendim, tesettür emri ile alâkalı olarak Nur sûre'si 31. âyette geçen "başörtüsü" (hımar–humur) ve Ahzab sûresi 59. âyette geçen "Dış giysi" (cilbab–celâbîb) ifadeleri birlikte mütalaa edilince, kadın için iki parçalı bir giysi şekli ortaya çıkıyor. Birincisi; saç, boyun ve göğüsleri örten ve omuzlara doğru yakaların üstüne serbest bırakılan "başörtüsü"dür. İkincisi ise: "Dış giysi" olup, bunun şekli de iki türlü tarif edilmiştir. Başörtüsünün üstünden, bedeni aşağıya kadar örten büyük parça bir giysi veya başörtüsünün altında, boyundan aşağı topuklara kadar örten dış giysi… Peki, ulemâ bu konuda ne diyor ve hangisini tercih ediyor?
Ulemânın bu konudaki beyanlarına geçmeden önce, hazır yeri gelmişken bazı Müslüman kardeşlerimizin sıkça sorduğu "Kur'an–ı Kerim'de çarşaf geçiyor mu?!" sorusuna açıklık getirelim.
Evet, Kur'an–ı Kerim'de çarşaf geçiyor!
Çarşafın adresi ise, Ahzab sûresinin 59. âyet–i kerimesidir. Şayet, "Bu âyet–i kerime çarşaftan değil, cilbabdan bahsetmektedir." derseniz, şöyle açıklayayım. Evet, âyette "cilbab" kelimesi geçmekte ve "celâbîb" diye zikrolunmaktadır. "Celâbîb" kelimesi "cilbab"ın çoğuludur. Cilbab ise, Türkçe'de çarşaf mânasına gelir. Bu arada, "Kur'an'da çarşaf geçmiyor." diyenler, şayet birebir "çarşaf" kelimesinin geçmesini kastediyorlarsa, o zaman doğru söylüyorlar, Kur'an'da "çarşaf" kelimesi geçmez! Çünkü "çarşaf" Farsça bir kelimedir. Ama Türkçemizde de kullanılmaktadır. Oysa Kur'an–ı Kerim Arapça indirilmiştir. Yani bu mantığa göre, yanlış anlaşılmasın ama, Kur'an'da "namaz" kelimesi de geçmez, "oruç" kelimesi de… Ya nasıl geçer? "Salât ve savm" şeklinde geçer.

TEFSİR ÂLİMLERİ
ÇARŞAF İÇİN NE DİYOR?
Bazı tefsirler ise "cilbab" kelimesini "milhafe" diye tefsir ederler ki, "milhafe" lügatta çar ve çarşaf mânasına gelir. Şimdi ulemânın bu âyetle alâkalı yaptıkları tefsirleri zikrettiğimizde, tariflere en uygun kıyafetin çarşaf olduğu görülecektir.
Ulemâ âyet–i kerimede "cilbab" diye geçen, bu tesettürün nasıl olacağı hususunda birkaç görüşe ayrılmışlardır. İnşallah şimdi bizler kenara çekilip onların görüşlerine yer verelim.
Son devrin âlimlerinden Elmalılı, bu âyeti tefsir ederken "cilbab"ı şöyle tarif etmiştir:
"Baştan aşağı örten çarşaf, ferace, câr gibi dış elbisenin adıdır."
"Tepeden tırnağa örten giysidir."
"Çarşaf ve peçedir."
Âyet–i kerimede geçen "İDNÂ" kelimesi: Yaklaştırmak demek ise de, âyette "Alâ" harf–i cerri ile kullanılması, kapsamak sûretiyle sarkıtmak mânasını da ifade ettiğinden, üzerinden sıkıca örtmek demek olur. "Cilbab örtmek" tabirinde de iki şekil vardır. Bunlardan birincisi; cilbablarından birisiyle bütün bedenini örtmek; diğeri ise, cilbabın bir tarafıyla başından yüzünü örtmek demek olur.
Elmalılı, âyet–i kerimede geçen "cilbab idnâsını", bu şekilde tarif ettikten sonra şöyle devam ediyor: "Bu beyanda da iki sûret vardır. Birisi kaşlarına kadar başını örttükten sonra büküp, yüzünü de örtmek ve yalnız tek bir gözünü açık bırakmak." Elmalılı bunu söyledikten sonra, "Bizler yetiştiğimiz zaman memleketimizde validelerimizin tesettür tarzı bu idi." der. İkincisi de alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra, burnunun üzerinden dolayıp gözlerin ikisi de açık kalsa bile, yüzün büyük bir kısmını ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. Bu açıklamadan sonra da, "Hicri 1310'da İstanbul'a geldiğim zaman İstanbul hanımlarının bir peçe ilave edilmek ve elde açık bir şemsiye bulunmak şartıyla tesettür tarzları bu idi." demektedir.(1)
Evet, Elmalılı merhum "cilbab"ı böyle tarif ediyor.
Yine bu konuda Konyalı Mehmet Vehbi Efendi "Hulasatü'l–Beyan" isimli tefsirinde: "Kadınların ziynetlerini örtmeleri için çarşafa bürünmelerinin lazım ve vacip olduğunu zikretmektedir."(2)
Ömer Nasuhi Bilmen Efendi de kendi tefsirinde "Cilbab"ı çarşaf olarak tefsir etmişlerdir.
Gördüğümüz gibi son devrin âlimlerinden, herkesçe tanınan ve kabul gören üç tane tefsir âliminin "cilbab" hakkındaki görüş ve yorumları bu şekildedir… Şimdi de diğer ulemâ bu âyeti nasıl tefsir ediyor ona bakalım:
Taberî, İbn Sîrîn'den şöyle rivayet eder:
"Abide es–Selmani'ye, "…Dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle…" âyetinin mânasını sordum. O hemen büyük bir çarşaf alarak onunla bütün vücudunu örttü. Başını da kaşlarına kadar kapattı. Yüzünü de tamamen kapattı. Yalnız sol gözünü açık bıraktı. Böylece âyeti fiili olarak tefsir etti."(3)
Taberî ve Ebû Hayan, İbn Abbas'tan şöyle rivayet etmişlerdir:
"Kadın cilbabını alnının üzerine indirir ve oradan sıkar. Alttan da burnunun üzerine kadar kapatır. Yalnız gözleri dışarıda kalmalıdır. Yüzünün kalan kısmı ile göğsünü tamamen kapamalıdır."(4)
Ebu's–Suûd Efendi: "Cibab"tan maksat, çok geniş ve uzun bir örtüdür. Kadın bununla başını örttüğü gibi yüzünü ve göğsünü de örterek ayaklarına kadar salar. Buna göre âyetin mânası, 'Kadınlar dışarıya veya yabancı bir erkeğin karşısına çıkacakları zaman, bu örtüyle yüzlerini ve bütün vücutlarını örtsünler.' olur." demiştir.
Cevherî de "Cilbab"ı çarşaf diye tefsir etti. Ve "Cilbab çarşaftır." denildi. (5)
Ümmü Seleme annemiz şöyle demiştir:
"Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler' âyetinin nüzulünden sonra ensar kadınları siyah çarşaflara büründüler. Öyle bir ağırbaşlılık ile çıkmışlardı ki, sanki hepsinin başına birer karga konmuştu."

ÖRTÜNMEK KADININ
OLMAZSA OLMAZIDIR
Verilen kaynaklardan da anlaşıldığı üzere İslâm âlimlerinin çoğunluğu çarşaf üzerinde durmakta ve tesettürün çarşafla daha güzel olacağını belirtmektedirler. Açıkça "çarşaf" demeyen müfessirler ise, âyet–i kerimede geçen "cilbab" ile, kesintisiz bütün bedeni baştan aşağı örten geniş bir elbiseyi tarif etmektedirler ki, bu tarife en uygun olan kıyafet çarşaf, ferace ve cardır. Bu kıyafetler, Türkiye'nin çeşitli yörelerinde, "ehram, peştamal–dolama, şalvar–atkı" gibi farklı isimlerle de zikredilmektedir. Tabi-î bu kıyafetlerin kumaşının kalitesi, ince veya kalın oluşu örfe, beldelere ve mevsimlere göre değişiklik gösterebilir. Ancak dikkat edilecek husus, kadının boynu, omuzu, göğüs, kol, koltuk altı, bel gibi, kısaca vücut hatlarının belli olmaması gerekmektedir. İçini gösterecek kadar şeffaf, vücut hatlarını belli edecek kadar ince ve dar olmamalıdır. Çünkü kadınların örtünmesinden maksat bütün şüpheli yolları kesmek, erkek ve kadınların kalplerinde dolaşan vesveseyi bertaraf etmektir.
Bu arada, âyet–i kerimede örtünmenin, "iffet ve namusu koruması, tanınıp eziyet edilmemesine daha uygun olması" gibi bazı hikmetlerinin açıklanması, bu gayenin bulunmadığı veya başka şekilde elde edildiği durumlarda, örtünmek gerekmez gibi yanlış bir düşünce hatıra getirmemelidir. Çünkü esas itibariyle örtünmek, Allah'ın emri ve dinin gereğidir.
Evli kadınların örtünmesinden kocaları sorumlu olduğu gibi, kız çocuklarının evleninceye kadar örtünme ile ilgili problemlerinden birinci derecede babası sorumludur. Çocukla uzun süre birlikte olan, onun eğitim ve terbiyesi ile yakından ilgisi bulunan anne de ikinci derecede sorumlu olur. Âyet–i kerimede Allahu Teâlâ bizleri şöyle uyarmaktadır:
"Ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden kendinizi ve ailenizi koruyun"(6)

Not: Kıymetli Beyan okurları; sizlerden, geçen ay hakkın rahmetine kavuşan babam Veyis ÖZŞİMSEKLER'in ruhu için bir Fatiha, üç ihlâs okumanızı rica ediyorum. Allahu Teâlâ hepinizin anne ve babalarınıza, hayırlı bereketli uzun ömürler ihsan eylesin. Şayet âhirete irtihal etmişlerse, onların ve tüm geçmişlerinizin ruhu için, hâssaten babamın ruhu için elfâtiha mea'l–ihlâs–ı şerif…
Fî Emanillah!



Dipnotlar:
1– "Hak Dini Kur'an Dili", c. 6, s. 337, 338
2– "Hulasatü'l–Beyan", c. 9, s. 3719
3– "Taberî Tefsiri", c. 22
4– "Bahru'l–Muhit", c. 5, s. 250
5– "Tacü'l–Aras", c. 1/186
6– Tahrim, 6
NHAND isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 20.10.2005, 18:14
Müslümanlar el ele ,Filistin icin!

 
Salah ad-Din - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 22.08.2003
Yaş: 35
Mesajlar: 3.660
Teşekkür etti: 26
62 Teşekkür 36 Mesaja aldı
Bu zamanda yürek ister Carsaf giymek icin! Giyen Annelerimizden ve bacilarimizdan Allah razi olsun! Tesettür bu cagda Mümin kadinin cihadi oldu!
__________________
Particilik, Müslümanlari Parti Parti bölmekdedir!


Hepiniz birden Allah'ın ipine (İslâm'a) sarılın, asla ayrılmayın, (Âli İmrân, 3/103)
Salah ad-Din isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
hepimiz çarşaf giyelim minti53 Tanışma ve Deneme Mesajlarınız 148 13.08.2008 00:23
Gökkuşağı Damlar Dizlerime grunburg Özgün Yazılarınız 8 09.06.2007 10:10
çarşaf giymek serhendi Dini Bilgi ve Eğitim 28 13.02.2007 20:23
Başörtü Var Çarşaf Yok Cihad74 Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 8 08.10.2004 15:11


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:12 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50