İslamiyetin hızla yayıldığı –belki hapishanelerden daha da hızlı bir şekilde yayıldığı- bir merkez de üniversiteler. Üniversite gençliği, İslamiyete çok ilgi duyuyor. Fakat bunun öncesi var, -özellikle 16 yaş grubu diyorum- bu anlamda çok muhatap olduğumuz gençler oldu.
Biliyorsunuz hristiyanlığın temelinde teslis akidesi vardır; baba, oğul, ruh-ül kudüs gibi bir inanç. Zaten bunu dışarıya çıkardığınız zaman geride hiçbir şey kalmıyor. Bugün hristiyanlık, gerek itikad olarak gerek ahlaki olarak tamamen çökmüştür, sadece mevcudu muhafaza edebilmek için din adamları yeni yeni şeyler, bir takım yollar üretmeye çalışıyorlar yani. Gençlerin ve tebaanın... hatta insanlar sırf hristiyanlıktan çıkmasın diye hristiyanlığı insanların genel eğilimlerine uydurmaya çalışıyorlar, ki bunlardan bir tanesi –en çarpıcı olanını söyleyeyim- Amerika’da, mesela, homoseksüellik çok yaygındır. 25 milyon erkeğin homoseksüel olduğu söyleniyor. Tabii bu hristiyanlığın da kabul etmediği bir şey, semavi olan hiçbir din...
Ama bu yasaktır, uygun değildir, haramdır demekle insanlara ulaşamayacaklarını bildikleri için bugün homoseksüelliği destekleyen kiliseler çıktı ortaya, mezhepler çıktı. Yani onları kendilerine uyduramıyorlar, kendileri onlara uyuyorlar. Böyle muhatap olmaya çalışıyorlar, tabii nasıl olurlar onu da bilmiyorum... Kiliselerdeki veyahut da hristiyanlıktaki son durum bu. İflas etmiş, kimseye birşey veremiyor; dolayısıyla insanlar başka bir alternatif arıyor ve bu alternatifin en başında da İslam geliyor. Ki, medya, her gün her saat İslam’ı terörizm olarak tanıtmasına rağmen... Kiliselerin artık bir gücü kalmadığı için, gerek itikadi gerek ahlaki noktada, genç fıtratlar, genç nesil artık kilisenin anlayışını ve inanışını satın almıyor.
İnsanlarda, bu gençlik arasında, özellikle bir tevhid inancı oluşmaya başladı; yani kimse Allah’ın bir oğlu olduğunu veya bir ruh-ül kudüs ile bağlantısı olduğu gibi bir inanca saplanmak istemiyor, bunu saçma buluyor. Dolayısıyla anne babasıyla artık bu gençler artık kiliselere gitmiyorlar. Ve kendi başlarına, kendi dünyalarında bir tevhid inancı oluşturuyorlar.
Yani, hristiyanlığı veya dini terkediyorlar, dinsiz oluyorlar, ama Allah’sız oluyorlar. Tevhid inancına yaklaşıyorlar; fakat İslamiyete kimse şans tanımıyor, çünkü terörizm olarak biliniyor. Ama ne zamanki bu insanlara bizler ulaştığımızda ve İslam’ın doğru mesajını onlara anlattığımız ölçüde
İslam’dan haberdar olunca kendi iç dünyalarında oluşturdukları o “tek ilah inancı”yla İslam %100 örtüştüğü için tereddüdsüz müslüman oluyorlar.
Bu anlamda bizim tabi şu tecrübemiz de oldu. Bunu farkedince,
liselerle özellikle, temasa geçtik. Çünkü liselerde her yılın Kasım ayında, sosyal bilgiler dersinde “Dünya Dinleri” işlenir. İslam da bunun içerisinde... Bizim yaptığımız tek şey, bir lise öğretmeninden gidip izin istedik. Yani,
“Madem bunu yapıyorsunuz, biz müslümanız, bırakın gelip bu saatte İslam’ı biz anlatalım.” Memnuniyetle karşılandı. Ve gidip 1 saat içerisinde anlattık; anlatırken özellikle dokunduğumuz konular, İslamiyette Allah’ın bir olduğu, Hz. İsâ aleyhisselam’ın bir İslam Peygamberi olduğu gibi iki önemli konu... Bunlar çok önemli, çünkü
İslamiyeti bir din olarak bile bilmeyenler var. Yani bir çete düşünüyor, bir örgüt düşünüyor, bir terör örgütü, elinde silahlı insanlar, bir amaçları var, şurayı burayı vurup kan döküyorlar. Bir de İslamı din olarak bilseler bile, semavî din olarak kabul etmiyorlar. Yanlış bir mukayese ile bir İslam tablosu çiziyorlar kafalarında, o da şu:
“Biz Hristiyanız, İsa’nın Allah’ın oğlu olduğuna inanıyoruz, Hristiyan olmayanlar –mesela müslümanlar- madem hristiyan değiller, o zaman onlar da Muhammed (s.a.v.) Allah’ın oğlu diyorlar.” Yani böyle yanlış bir mukayese ile kafalarında İslam oluşuyor. Bunları bildiğimiz için İslam’ın tevhid dini olduğu, Allah’ın tek... İhlas suresi çerçevesinde tevhidi işlemeye çalışıyoruz, çok basit ifadelerle. Sonra İslam’ın İsa’yı (a.s.) Allah’ın oğlu olarak kabul etmediği, ama bunun karşılığında Muhammed’i (s.a.v.) de öyle bir kabul içerisinde olmadığı, İsa a.s.’ın İslamın son peygamberi olan Muhammed (s.a.v.) den bir önceki peygamber olduğu gibi yaklaşımlar çok dikkatleri çekiyor, çok. Çünkü bunlar bizler açısından çok basit şeyler fakat müslüman olmayan insanları şok edecek kadar önemli bilgiler. Bunları öğrendikten sonra insanlarda çok önemli derecede İslamiyeti daha fazla öğrenmek ihtiyaç ve ilgisi oluşuyor.
Kiliselere ben çok gittim mesela... Oralarda İslamiyeti, dilimiz döndüğü kadar, yarım saat içerisinde anlatıyoruz. Ama ayrıldıktan sonra, ertesi gün bakıyorsunuz, email üstüne email geliyor, telefon üstüne telefon geliyor. Yani orda basitçe anlattığımız birşey o kadar dikkat çekiyor ki
“daha fazla sorularım var, görüşebilir miyiz” diyor. Eve geliyor veya başka yerde diyelim bizim camimizde bunları bir araya getirip sorularına cevap veriyoruz. Ve bunlar, özellikle bu
ilgi gösteren insanlar, kısa bir süre içerisinde, kimisi 2 gün, kimisi 2 hafta, kimisi 2 ay, kimisi var 2 sene sonra müslüman oluyorlar. Tamam... Ama bunlara bizim anlattıklarımızın etkisinde kalmalarından dolayı değil,
bunlar İslamiyeti kabul edecek, benimseyecek bir noktaya çoğusu gelmiş insanlar. Yani hristiyanlığın bunlara hiçbir şey veremediğinden dolayı kendi iç dünyalarında belirledikleri ahlak prensipleri, veya inanç, Allah’ı tanıma, bilme keyfiyeti... Böyle bir birikim oluşuyor ve bu birikim tamamen İslam’da karşılığını bulunca, görünce tereddüdsüz müslüman oluyor bu insanlar.
Bunlar dışında, bizim işte özellikle Internet’te insanların İslamiyete ilgi duymalarından yola çıkarak,
islami siteleri ziyaret edip, mesaj tahtalarına bırakılan soruları cevaplandırma şeklinde bir tecrübemiz oldu ve bu tecrübe benim özellikle bu son 2 senede olan tecrübem. Diğerleri, yüz yüze daha önce görüştüğümüz insanlar.
Ve bu yüzyüze benim bizzat yani kendim görüştüğüm insanlar 1000’in üzerinde, hepsinin bende dosyaları var isim isim. Ve bu insanların 100’den fazlası müslüman oldular. Değişik sürelerde... Ama bir diğeri yüzyüze değil de Internet üzerinden görüştüğümüz insanlar var yine. Bunların da çok büyük bir kısmı müslüman oldu. Fakat şunu farkettim ki yani bu kişi bazında yapılabilecek bir hizmet değil. Bir site oluşturulmalı, bir ekip halinde bu insanlara ulaşılmalı. Çünkü islamiyete ilgi duyan insanların ilk başvurdukları kaynak Internet. Ve biz, yani İslam dünyası, bu insanlara İslami hizmeti götürecek altyapıya, maalesef henüz sahip değiliz, hazır da değiliz. Yani adeta herşey başıbozuk ve gelişigüzel şekilde biçimleniyor, artıyor. Bu çok büyük bir zaruret ama Türkiye’ye daha geleli 20 gün oldu, bazı arkadaşlarımızla birlikte hemen bir İngilizce site de oluşturmaya başladık. İnşaAllah sizlerin de katkılarınızı, yardımlarınızı bekleriz bu anlamda. Çok büyük hizmetlere vesile olacağına inanıyorum.
İslam dünyasının batıyı nasıl ihmal ettiğine bir ölçü olsun diye şunu söyleyeyim. Yani dış dünyada İslamiyete karşı çok büyük bir ilgi var; fakat aradan 14 asır geçmiş ve biz müslümanlar
ilk defa 1905 yılında yani bundan tam 100 sene önce 1 tane İngilizce meal yazmışız. 13 asır geçmiş, bunlara kendimizi anlatmamışız. 1905’te yapılmış bu; güzel bir teşebbüs, fakat ne kadar içler acısı bir durum ki 1905’ten bugüne kadar geçen süre içerisinde 2. bir tanesi çıkmamış yani. Halen daha o tek mealle dünya çapında en yaygın kullanılan meal budur. Son 15-20 yıl içerisinde birkaç teşebbüs oldu, fakat ben bunları ciddi çalışmalar olarak görmüyorum. Bahsini ettiğim 1905’te yapılan meal, ya Pakistanlı ya Hindistanlı tam hatırlayamıyorum, Abdullah Yusuf Ali’nindir, 2000 sayfalık... Hem meal, hem kısa tefsir altında; çok ideal, çok kullanışlı bir kitap. Son 20 senede mesela bazı teşebbüsler var, yaklaşık 30 civarında. Ama meal bunlar. İngilizce mealler maaalesef yeterli olmuyor, mesajı tam anlatmakta. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de bazı ayetler var, özellikle başka dile çevirdiğiniz zaman tüm esprisini yitiriyor. Fakat o ince noktalar bu Yusuf Ali’nin tefsirinde korunmuş, ama ne yazık ki sahasında bir tane.
Müthiş bir talep var, o talebe cevap vermiyoruz. Çok açıklarımız var, çok eksikliklerimiz var bu eksikliklerimiz yüzünden çok puan kaybediyoruz, çok insan kaybediyoruz Amerika’da. Bunlar benim şahsi tecrübelerim. Mutlaka diğer yerlerde de böyledir.
MuHaBBeTT'ler...
Elbette bütün
bunlar Diyaogun Meyveleridir... Bu meyveyi yiyenler tadını bilir...
Allah herkese nasip etsin...