İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 09.11.2005, 12:21

 
gençüsküdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07.05.2005
Mesajlar: 6.440
Teşekkür etti: 2
15 Teşekkür 9 Mesaja aldı
Bu ne Cür'et

Bu ne cüret!


Avrupa Birliği’nin Türkiye İlerleme Raporu yarın açıklanıyor. Belirginleşen taslağa göre en geç bir yıl içerisinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne hava ve deniz limanlarının açılması şartı konulurken, Ek Protokolün de bir an önce yürürlüğe sokulması isteniyor. Azınlıkların hakları bağlamında insan hakları, demokrasi ve özgürlükler konusuna da büyük oranda yer veren AB’nin başörtüsü yasağı konusunda tek bir kelime etmemesi ise AB’nin esas niyetini ortaya koymaya yetti.
Geçen bir yıl içerisinde Türkiye’nin AB yolunda kat ettiği mesafeyi değerlendiren İlerleme Raporu son halini aldı. Demokrasi ve yasaların üstünlüğü başlığından insan hakları ve azınlıkların korunması, azınlık hakları ve azınlıkların korunması, ifade özgürlüğü gibi başlıkların yer aldığı raporda Türkiye’nin yerine getirmediği ödevlere vurgu yapılıyor.
Türkiye’nin Gümrük Birliği çerçevesinde bütün AB üye ülkeleri ile iyi ilişkiler içerisinde olması gerektiğine vurgu yapılan raporda, üyelik müzakereleri için uygulanacak yol haritası da ortaya konuluyor. İki yıl içerisinde yapılması gereken ödevleri ortaya koyan raporda en geç Kasım 2006’ya kadar Türkiye’nin Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile ilgili ilişkilerini düzeltmesi, hava ve deniz limanlarının da bu tarihe kadar Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne açılması gerektiği vurgulanıyor.
Belgenin içerisinde en çok vurgu yapılan bir diğer konu ise azınlıklar ve azınlıkların korunmasına yönelik düzenlemeler. Bu konulara yönelik çalışmaların da en geç bir yıl içerisinde tamamlanması isteniyor. Bu çerçevede, Ekümenik Patrikliğin Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması, Ortodoks din adamlarının eğitilmesi, Hıristiyan kurumların korunması ve Gökçeada ve Bozcaada Elenlerini de kapsayan azınlıkların eğitim ve mülkiyet haklarının korunmasına ilişkin yasal düzenlemeler de bulunuyor.
Türkiye’nin, AB’dekilere benzer şekilde bir hukuk devleti olabilmesine yönelik çabaların sürdürülmesi gibi Türkiye’nin “içişleri” ile ilgili konular da bu ana başlıkların altındaki satırlarda yer alırken, demokrasi ve insan hakları çerçevesinde başörtüsü konusuna yer verilmemesi ise dikkat çekti. Yıllardır Türkiye’nin en büyük kanayan yaralarından biri olan başörtüsü konusunda AB’nin tek bir kelime etmemesi AB’nin insan hak ve özgürlükleri konusunda ikiyüzlü tavır sergilediğini de ispatlamış oldu.

Avustralya, Çanakkale’de hak talebinde bulundu
Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez’in, dün manşetten duyurduğumuz Gelibolu Yarımadası üzerinde oynanan oyunlarla ilgili açıklamaların yankısı sürerken, Avustralya’nın Ankara Büyükelçiliği’nin Türk Dışişleri’ne 6 maddelik nota vererek yarımada üzerinde hak talebinde bulunduğu ortaya çıktı. Yeni Zelanda’nın da haddini aşarak seslendirdiği talepler ile yüzbinlerce şehid verilerek vatan toprağı yapılan bölgenin yönetiminin dönüşümlü olarak 7 ülkeye verilmesi isteniyor.


Kırmızıçizgi Dergisi’nin bu ayki sayısında yer alan bir habere göre, Ankara Avustralya Büyükelçiliği, 8 Eylül 2005’te, Türkiye Dışişleri Bakanlığı’na Gelibolu Yarımadası ile ilgili bir nota vererek, Gelibolu üzerinde hak talebinde bulundu.
6 maddelik talepleri içeren bu nota ile Ankara Avustralya Büyükelçiliği, Çanakkale’de kaybettikleri askerlerinin hatıralarını bahane ederek, adeta Türk dışişlerine Çanakkale ile ilgili olarak emirler yağdırdı. Avustralya kendi medya ve kamuoyunun talep ve gerginliklerini bahane ederek ileri sürdüğü bu 6 maddelik notada, Türk kamuoyunun talep ve hassasiyetlerini ise tamamen görmezden geliyor.
Kırmızıçizgi Dergisi’nde yayınlanan habere göre, önce Gelibolu Yarımadası’nı “Avustralya’nın Kültür Mirası” yapmak için resmen başvurdular. Türkiye bu başvuruya önce sıcak baktı, ancak daha sonra olumsuz karşıladı. Bunun üzerine talep, yeni Zelanda Başbakanı’nın ağzıyla iletildi. 25 Nisan 2005 Anzak Törenleri Günü, yeni Zelanda Başbakanı şöyle dedi: “Gelibolu Yarımadası’nı ilgili ülkelerle dönüşümlü olarak yönetelim.”
Son olarak Avustralya Büyükelçiliği’nin Türk dışişlerine verdiği notayla, Avustralya ve yeni Zelanda’nın dönemsel olarak seslendirdikleri taleplerine bir yenisi eklendi.

Dışişleri Bakanlığı Avustralya’ya koz verdi
Konu ile ilgili olarak değerlendirmelerde bulunan Araştırmacı Osman Arslan, Avustralya ile Gelibolu Yarımadası konusunda gelinen bu süreci tarihsel olarak ele alarak, “Dışişleri Bakanlığı bölgedeki çalışmaların durdurulmasını istedi. Nedir o çalışmalar? İşte buraya dikkat! Sadece ve sadece Türk şehitlikleri. Kahraman ama öz yurdunda garip Müslüman evlatlarına gerçek şehitlikleri mi çok görülüyor? Durdurulan çalışmalar, Türk şehitliklerine yönelik çalışmalardır” dedi.
Avustralyalıların, hükümetin kendilerine verdiği bu kozu çok iyi değerlendirdiklerine dikkat çeken Arslan, “Türkiye’ye nota verdiler. Önceden teşekkür ettikleri çalışmalar için şimdi hesap soruyorlar. Üstelik cesarete bakın! Çalışmaların, özel gayretleriyle dikkat çeken Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan alınıp, Kültür ve Turizm Bakanlığına verilmesini istiyorlar. Niçin? Şehit adası yarımada, 4533 sayılı yasa ile Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlanmıştır. Yasaya rağmen bunu isteme cüreti hangi dış güce verilebilir?” şeklinde konuştu.

Lozan iyi okunmalı
Arslan, Avustralya Büyükelçiliği’nin verdiği son notanın, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Gelibolu Tarihi Milli Parkı’yla ilgili talimatlarının acı bir meyvesi olduğunu söyleyerek, Lozan’ın iyi okunması gerektiğini hatırlattı: “Çünkü Lozan’da 330 bin dönümlük yarımada değil, yalnızca 100 dönüm tutacak mezarlıklar üzerine ilgili ülkelere söz hakkı verilmiştir. Gelibolu Yarımadası Türkiye Cumhuriyeti’nin ortaksız, tartışmasız toprağıdır, vatanıdır.”
Bu sürece gelinmesine bazı hatalar zincirinin neden olduğunu kaydeden Arslan, olayların konusunda şunları söyledi: “Önce Gelibolu Yarımadası’nı Avustralya’nın Kültür Mirası yapmak için resmen başvurdular. İnsani duygulara saygı duyan Türkiye bunu kabul etmeye meyletti. Fakat sonra vazgeçildi. Neden mi? Öğrenildi ki bir tuzak var: Avustralya, kültürel miras olan yerlerin 5 km etrafındaki vakalara kendi mahkemelerinde bakıyor. Hatıralarına duyduğumuz saygı kullanılarak topraklarımızda kendi egemenliklerini tanıtacaklar bize. Daha sonra Gelibolu’yu resmen istediler. 25 Nisan 2005 Anzak Törenleri Günü, o duygusal atmosferde, Yeni Zelanda Başbakanı, ‘Gelibolu Yarımadası’nı ilgili ülkelerle dönüşümlü olarak yönetelim’ dedi. İlgili ülkeler İngiltere, Fransa, İtalya, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Türkiye. Türkiye’ye kendi toprağını yönetmek için 7 yılda bir sıra gelecekti.”

AB, Gökçeada ve Bozcaada konusunda bastırıyor
AB’nin Türkiye ile ilgili ilerleme raporu yarın açıklanıyor. Belirginleşen taslağa göre; raporda Türkiye’nin yerine getirmediği konulara dikkat çekilirken en geç bir yıl içerisinde hava ve deniz limanlarının Rum’lara açılması ve ek protokolün biran önce yürürlüğe sokulması isteniyor. Belgede Ruhban okulunun açılması, Hıristiyan kurumların korunması, Gökçeada ve Bozcaada Elenlerini de kapsayan azınlıkların eğitim ve mülkiyet haklarının korunmasına ilişkin istekler yer alıyor.

Amerika’nın hedefi Kıbrıs’ta üs kurmak
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın ABD gezisinin perde arkası aralanıyor. Gezide, ABD’nin, Kıbrıs’ta askeri üs kurma talebinde bulunarak Ortadoğu ve üçüncü dünyaya hakim olma planını bizzat dile getirdiği ifade ediliyor. ABD’nin, Kıbrıs’a kuracağı üsle İsrail’i yakın korumaya almak istediği yorumları yapılırken, eski Başbakan Bülent Ecevit de, Talat’ın milli bir geleneği bozarak bayram kutlamalarını ayırmasını “densizlik” olarak niteledi.
__________________
Ey İnsan! Kerim olan Rabbine karşı nedir seni aldatan (İnfitar,6)


İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.

gençüsküdar isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 10.11.2005, 21:54

 
gazibaba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.07.2005
Yaş: 36
Mesajlar: 419
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
AB ve ABD ile olan güya ’diplomatik’ veya ’stratejik’ patentli ilişkilerin "vatana ihanet" olması için daha ne olması, daha nasıl olması lazımdır?" sorusu, bugün Türkiye’nin acil cevap bulması gereken "en ciddi problem"dir.
AB diyor ki; 36 etnik parçaya bölüneceksiniz; 70 milyonun kardeş olduğu, Müslüman olan her vatan evladının "Türk Milleti’nin ta kendisi" olduğu görüşünüzden vazgeçeceksiniz… İmdi, AB hayalinin "vatana ihanet" olması için daha ne olması lazım?
Veto hakkına sahip Yunanistan ve Rum kesimi başta olmak üzere AB üyeleri diyor ki; KKTC’yi Rumların yönetimine devredecek, "işgalci" konumundaki askerinizi çekeceksiniz… AB hayalinin "vatana ihanet" olması için daha ne olması lazım?
Adamlar yazılı olarak diyor ki; Dicle–Fırat havzasının yönetimini "uluslararası bir heyet"e devredeceksiniz… AB hayalinin "vatana ihanet" olması için daha neyi istemeleri lazım?
AB ve ABD diyor ki; Ermeni soykırımını kabul edecek; gerekirse tazminat ve toprak taleplerini karşılayacaksınız... AB hayalinin "vatana ihanet" olması için daha ne demeleri lazım?
Çerçeve belgesi, İlerleme raporları ve Katılım Ortaklığı evrakları diyor ki; Ege kıta sahanlığı meselesini Yunanistan’ın istediği istikamette halledeceksiniz; aksi halde Lahey Adalet Divanı’nda yargılanma başta olmak üzere her türlü yöntem ile bu iş çözüme kavuşturulacaktır… AB hayalinin "vatana ihanet" olması için daha neyi dayatmaları lazım?
Veto hakkına sahip AB üyesi Yunanistan diyor ki; adalardaki azınlıklar başta olmak üzere Türkiye’deki tüm azınlıkların Lozan Anlaşması çerçevesinde Hazine’ye intikal etmiş tüm emlak ve gayr–ı menkul varlıkları ya iade edecek, ya da tazminatını ödeyeceksiniz… AB hayalinin "vatana ihanet" olması için daha neler yumurtlamaları lazım?
Az buçuk iman ve iz’anı olan, çeyrek de olsa vicdana ve akl–ı selime sahip olan, az buçuk vatanperver olan insanın bile asla kabul edemeyeceği, asla hazmedemeyeceği "Suriçi İstanbul’da ekümenik patriklik" talebinden "ezanların susturulması"na kadar daha nice dayatmalar söz konusu.
Bir Allah kulu ortaya çıkıp "Bu saydığınız talepler yok, siz uyduruyorsunuz… AB şefleri bizden bu saydığınız şeyleri istemiyorlar" diyebilir mi?
Demez, hiç kimse diyemez... AB’nin taleplerini sağır sultanlar bile duydu, duyuyor, kör–kötürümler bile görüyor.
Bütün bu talepler ve tavizler, neyin karşılığında?
Hiçbir şeyin...
Türk vatandaşlarının AB ülkelerinde serbest dolaşımı asla mümkün olamayacak, Türk tarım ürünleri kesinlikle Avrupa’ya sokulmayacak. Müzakerelerin ucu açık olacak. 2015’in ötesinde bir zamanda Avrupa ülkelerinin "hazmetme kapasitesi"ne uyarsa Türkiye’ye don biçilecek.
AB ham hayalinin "gerçekten vatana ihanet" olması için daha ne olması lazımdır; bilen biri bana anlatsın Allah aşkına!..
İhaneti görmek ve "AB hayalinin ihanet olduğu"nu anlamak için "Mukaddes Vatan"ımıza ecnebi postallarının basması mı lazım? İhaneti fark etmek ve "AB ham hayalinin gerçekten ihanet olduğu"nu algılamak için, dün Kurtuluş Mücadelesi yıllarında Anadolu’muzda, bugün ise gözümüzün önündeki Irak’ta olduğu Batılı yamyamların vahşi hayvanlar gibi namuslarımıza musallat olması mı lazım? İş işten geçmiş mi olması lazım?
Ya ABD ile olan "güya stratejik ilişkiler"imizin gelip dayandığı noktaya ne demeli? Bu ilişkinin adını ne koymalı?
Türklüğün şanına ve asaletine, "Mübarek Vatan"a, Musul’a, Kerkük’e, Türkmenlere, Müslüman analara, bacılara, yavrulara ve Iraklılara ihanet olması için daha ne olması lazımdı Irak’ta? ABD ile stratejik ortaklığımız muvacehesinde daha nelerin yaşanması lazım Irak’ta?
Bugün Irak’ta yaşananlardan daha vahşice, daha alçakça, daha soysuzca bir vaziyet yaşanamaz ki… Daha beteri yok ki. En beteri şu yaşananlar.
Böylesi bir vahşetin stratejik ortağı olmak şayet ihanet değil ise, hangi tür bir vahşetin stratejik ortağı olmaktır ihanet? Bir bilen bana da anlatsın ki, kanayan yüreğimin yaraları dursun, acılarım dinsin… Biri bana izah etsin Allah aşkına.
ABD’nin vahşi işgalinin "kendi kendine stratejik ortakçısı" olarak emme basma tulumba gibi kafa sallamadığımız, sindirmediğimiz, hazmetmediğimiz, yutmadığımız ne kaldı ortalıkta?
Kucağımıza Yahudi hüviyetli bir Barzani Kürdistanı bıraktılar. Yıllardan beri Güneydoğumuzu PKK eliyle kan ve gözyaşına boğanlar, son dönemde oralarımızı ısrarla AB çomağıyla kaşıyanlar, şimdi de "son kullanım tarihi belli karton bir devletçik"in kuyruğuna taktılar koskocaman Türkiye’yi… Yanlış mı?
Bir Allah kulu desin ki yanlış…
Bütün bu vahim gidişatın "gerçekten vatana ihanet" olmadığını birileri bana ve tüm Türk Milletine anlatmalıdır. Veya bütün bu yaşananların, bütün bu tavizlerin, asalet ve milli onurumuza dokunan bütün bu gelişmelerin, "vatana ihanet" olması için "şöyle şöyle olması lazımdır; dolayısıyla şöyle şöyle olmadığı için ihanet sayılmaz" diye birileri izahat getirmeli…
Zira Türk Milleti, topyekün boğuluyor.
Kim mi getirmeli? Etkili ve yetkili kimler ise, onlar...
__________________
Selat ve Selam Allah Resulü (sav)'nün üzerine olsun....


İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
gazibaba isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:02 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50