![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 26.10.2005
Mesajlar: 717
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| MÜslÜman Olan Rahİbİn Dedİklerİ.... Müslüman aleyhtarı, bağnaz Hıristiyan bir vaiz iken, daha sonra Müslüman olan ve İslâma hizmet için koşturan Yusuf Estes'in ibretli hidayet hikâyesinin 2.bölümünü yayınlıyoruz.. Yusuf Estes kendisine gelen sorular üzerine hazırladığı internet sitesinde neden İslâma girdiğini, kendisi gibi bir çok rahip ve vaizin de İslâmiyete nasıl dahil olduğunu hatıralarıyla anlatıyor. İşte Estes'in kendi dilinden ibretli hikâyesi. Tercüme: Umut Yavuz yavuz@yeniasya.com.tr Rahip ve vaizler neden İslâm'a giriyor? Bir çok insan şunu merak ediyor: Nasıl oluyor da, özellikle hergün İslâm ve Müslümanlık hakkında duyduğumuz negatif şeylere rağmen, bir rahip veya vaiz İslâmiyete dahil olabiliyor? Bazı insanlar, bu konuda gerçekten çok meraklı, bir kısmı da benim İslâmı seçmemi bir istisna olarak görüyorlar. Bazıları nasıl İsa'ya sırt çevirebildiğimi sorguluyor, ya da Kutsal Ruh'u gerçekten anlayıp anlamadığımdan şüphe ediyorlar, bir kısmı da kendimi "yeniden doğmuş" gibi mi, yoksa "tamamen kurtulmuş" olarak mı gördüğümü soruyor. Bunlar, bence, çok güzel sorular ve bu yazımda hepsine cevap vermeye çalışacağım. Herkese yoğun ilgileri ve hikâyem konusundaki merakları için teşekkür etmek istiyorum. Bir gün, yine çok kibar bir Hıristiyan beyefendi, bana e-posta ile Hıristiyanlıktan İslâmiyete neden ve nasıl geçtiğimi sordu. İşte kendisine cevaben gönderdiğim mektubun tamamı: Skip’ten Yusuf’a Benim şu anda adım, Yusuf Estes, fakat geçmişte yıllarca arkadaşlarım bana Skip diye hitap ettiler. 1950'den bugüne dek, dinî müzik sektöründe çalıştım. Bir yandan da Hristiyanlıkla ilgili vaazlar verdim. Dinî cd ve video yayınlarının izin ve ruhsat hakları resmî sorumluluğunu yürüttüm. Sonra babam ve ben müzik şirketi kurduk, TV ve radyo programları ile eğlence programları hazırladık. TV'de çocuklar için öğretici programlar yaptım. Bir ara ise, Birleşmiş Milletler Dinî Liderler Barış Konferansı'nda delegelik yaptım. Şimdi ise, Washington D.C. Birleşik Devletler Cezaevi Bürosu Müslüman Vaizliğinden emekliyim. Birçok Amerikalı Müslüman ile irtibatım var, Müslüman öğrenci ve gençlik teşekkülleri ile beraber organizasyonlar düzenliyoruz. Ayrıca dünyanın neredeyse tamamını Kur'ân'daki İsa'nın mesajını yaymak için dolaşıyorum. Gittiğimiz yerlerde bir çok inanç ve fikir grubundan din adamı, vaiz, temsilci ile diyaloglara giriyor, fikir alışverişinde bulunuyoruz. Bizim çalışma alanlarımız daha çok askeriye, üniversiteler ve cezaevleridir. Öncelikli amacımız ise, gerçek İslâm ve gerçek Müslümanların mesajını dünyaya ulaştırmaktır. İslâmiyet, öyle hızlı yayılıyor ki, İslâm bugün Hıristiyanlıktan dünyanın en büyük ikinci dinî konumunda. Ancak İslâmın "Barış, Allah'a teslimiyet ve itaat" anlamına gelen gerçek mesajı, ne tam olarak anlaşılmakta, ne de gereği gibi sunulmaktadır. Nasıl Müslüman oldum? Bu oldukça tuhaf gelebilir belki, Allah, İsa, peygamberlik, günah ve kurtuluş konularında sizinle biraz farklı bir perspektife sahip olabilirim. Fakat göreceksiniz ki, ben de aslında bir sürü insanla aynı gemide bulunuyordum. Açıklamama izin veriniz. Sıkı bir Hıristiyan olarak doğdum Midwest'te, çok sıkı bir Hıristiyan ailesinde dünyaya geldim. Ailem ve onların ataları, burdaki kilise ve okulları yapan kişilerdi ve buraya ilk gelenler arasındaydılar. Ben daha ilkokulda iken, 1949 yılında (epey yaşlıyım) Houston Texas'a taşındık. Kiliseye hizmet ediyorduk ve ben 12 yaşımda Texas Pasadena'da vaftiz oldum. Daha bir delikanlı iken, dinim ile ilgili daha fazla bilgi edinmek için diğer kiliseleri ziyaret etmek istedim. Baptistler, Metodistler, Episkopalyanlar, Nazarinler, Christ Kilisesi, Allah Kilisesi, Katolikler, Presbiteryanlar ve daha bir çoğunu gezdim. Kendimi İncil konusunda çok geliştirdim. Dinler hakkında araştırmalarım, sadece Hıristiyanlıkla sınırlı kalmadı. Hinduizm, Judaizm, Budizm, metafizik, yerel Amerikan dinleri de araştırmalarım dahilindeydi. Ciddi bir şekilde araştırmadığım tek din ise, İslâm'dı herhalde. Neden mi? Güzel bir soru. Müzik Şirketi Her neyse, bu araştırmalarım sırasında, farklı tarzda müziklere ilgim epey arttı. Özellikle, Gospel ve Klasik Kilise müziği. Benim bütün ailem dindardı ve ben de çalışmalarımı bu iki şey üzerine yoğunlaştırdım; dinler ve müzik. Bütün bunlar, beni, bir çok kilisenin müzik sorumlusu haline getirdi. 1960'larda klavye dersleri vermeye başladım. 1963'te de Maryland'de kendime ait ilk stüdyomu kurdum. Adı Estes Müzik Stüdyoları'ydı. Texas, Oklahoma ve Florida'da İş Projeleri Bundan sonraki 30 yıl süresince, babam ve ben bir çok projede beraber çalıştık. Eğlence programları, şovlar ve etkinlikler düzenliyorduk. Texas, Oklahoma ve Florida'da piyano ve org dükkanları açtık. Bu yıllar süresince milyonlarca dolar kazandık, fakat, ancak ve ancak gerçekleri bilerek ve kurtuluşun gerçek yolunu bularak elde edilebilen iç huzuru bulamamıştım bir türlü. Eminim, siz de kendinîze şu soruları sormuşsunuzdur: "Allah beni neden yarattı?" ya da "Allah benden ne yapmamı istiyor?" ya da "Gerçekten Allah kimdir?" ya da "Doğuştan günahlı olmak kavramına neden inanırız?" ya da "Neden Adem'in oğulları olarak bizler onun günahlarını kabul ediyor ve sonsuza dek o sebeple cennetten kovulmuş oluyoruz?"... Fakat bu sorulardan herhangi birini yönelttiğiniz zaman, insanlar, muhtemelen, "Bunlara sorgulamadan inanmak lâzım", ya da "Bunlar bilinemez ve sormamalısın, sadece inan kardeşim" diyeceklerdir. Teslis İnancı Çok tuhaftır, "teslis" kelimesi İncil'de yer almaz. Ve İsa'dan, yaklaşık 200 yıl sonra, din adamları tarafından üretilmiştir. Ben, Hıristiyan din alimlerine soruyorum, bir tek olan Allah, nasıl üç kişiliğe bürünmüş olarak kabul edilir, ya da neden "her istediğini yapmaya güç yetiren" Allah, insanların günahlarını affetmek için insan kılığına girip, dünyaya inip, günahlar için kendini feda etmeye ihtiyaç duysun. Allah'ın tüm kâinatı kuşattığını, her an, her yerde hazır olduğunu bile bile, dünyaya insan kılığında inmeye ihtiyaç duyduğuna nasıl inanabiliriz? Bütün bunlar, zanlardan, ya da tuhaf düşüncelerden öte birşeye benzemiyor. Babam Babam, kiliseleri desteklemek ve yardım etmekte çok aktifti. Özellikle kilise okulu programlarını... 1970'lerde, o ve üvey annem, kilisede gönüllü hizmetkârlık yaptılar. Kiliseye gönülden bağlıydı. Hatta Pat Robertson gibi, en azılı İslâm karşıtlarını da gönülden desteklerdi. Mısırlı adam 1991'lerin başlarıydı. Babam, Mısırlı biriyle iş yapmaya başlamış ve benim de onunla tanışmamı istemişti. Bu fikir bana, hayatıma uluslararası bir boyut kazandırma adına güzel gelmişti. Mısırlı bir insanı ilk kez tanıyacaktım, bilirsiniz piramitler, sfenks, Nil nehri ve daha bir çok egzotik şey.. O bir "Müslüman" Korsan, eşkiya, bombacı, terörist ve daha kimbilir neler, neler.. Babam, bana, bu adamın Müslüman olduğunu söyledi. Önceleri "inançsız, putperest, korsan, eşkiya, bombacı, terörist" biriyle tanışacak olma fikri hoşuma gitmedi. Her normal insan, böyle biriyle tanışmaktan hoşlanmaz. Duyunca kulaklarıma inanmamıştım. Bir Müslüman... Asla... Babama Müslümanlarla ilgili duyduğumuz bir çok şeyi hatırlattım. İslâm ve Müslümanlar aleyhindeki yalanlar.. Onlar bize Müslümanların: *Allah'a inanmadıklarını, *Çölün ortasındaki kapkara kutu şeklinde bir yapıya taptıklarını, *Günde beş kez yeri öptüklerini söylemişlerdi... Asla! Bu insanla tanışmak istemiyordum! Bu Müslümanı görmek istemiyordum. Babam ise, tanışmam için ısrar etti ve onun düşündüğümün aksine, çok iyi ve hoş bir insan olduğunu söylüyordu. Bu benim için oldukça fazlaydı. "Onu Hıristiyan yapmalıyım" Sonra aklıma bir fikir geldi. "Bu adamı Hıristiyan yapabiliriz". Bu fikirden sonra, adamla tanışmayı kabul ettim. Fakat şartlarım vardı. Onunla bir Pazar günü kilise ayininden sonra görüşecektim, böylece onu Hıristiyan yapmam için içimde manevî güç bulacaktım. Kolumun altında, her zamanki gibi, İncil'im mevcuttu. Boynumda pasparlak sallanan haçımla ve üzerinde "İsa Rab'tır" yazan kepimi giyerek görüşmeye gittim. Yanımda eşim ve iki genç kızım da vardı ve bir Müslüman ile ilk randevumuza hazırdık. Nerede? Görüşeceğimiz yere geldiğimizde, babama, ortağının nerede olduğunu sordum. Babam da: "İşte orada görmüyor musun?" diyerek işaret etti.. Kafam bulanmıştı. Bu o Müslüman olamazdı. İmkânsız! Ben kara bir çarşafa sarılı, kafasında türbanı ve upuzun kirli bir sakalı olan ve elbisenin altında bir bomba saklayan, kaba bir adam hayâl etmiştim. Bu adamın sakalı yoktu. Kafasında saç bile yoktu neredeyse. Yani, keldi. Herşeyden iyisi, çok sıcak bir selâmlama ile yanıma yaklaştı ve elimi sıktı. Bu saçmalıktı. Ben onların terörist olduğunu hayâl ediyordum. Bu güleryüz de ne anlama geliyordu. İsa'ya muhtaç Her neyse, ne olursa olsun, bu adamla işim bitmemişti. "İsa adına" bu adamın "kurtarılması" gerekiyordu. Ben ve Allah bu işi bugün yapacaktık. Tanışma faslı Hızlı bir tanışma faslından sonra adama sordum: "Allah'a inanıyor musunuz?" Dedi ki: "Evet." - (Bu iyi!) Sonra dedim ki: "Adem ile Havva'ya inanır mısınız?" Dedi ki: "Evet." - (Çok iyi!) Dedim ki: "Peki ya İbrahim Peygamber? Ona ve oğlunu Allah'a kurban etmek istediğine inanır mısınız? Dedi ki: "Evet." - (Oldukça iyi!) Sonra şunu sordum: "Peki ya Musa" "On emir?" "Kızıl Denizi yararak geçmesi?" Tekrar dedi ki: "Evet." - (Harika!) Sonra: "Peki diğer peygamberler, Davud, Süleyman v.s.?" Dedi ki: "Evet." - (Müthiş!) Şöyle sordum: "İncil'e inanır mısınız?" Şöyle cevapladı: "Evet." - (Tamamdır!) Öyleyse şimdi sıra büyük sorudaydı: "İsa'ya inanır mısınız, onun Mesih olduğuna iman eder misiniz?" Tekrar kafasını salladı ve cevapladı: "Evet." - (İnanılmaz!) Herşey çok iyi gidiyordu. Beklediğimden kolay olmuştu. Adam, neredeyse, vaftiz edilmeye hazırdı. Ve oracıkta, onu da yapmayı planlamaya başlamıştım. Şok edici bir haber - Meğer Müslümanlar, zaten İncil'e inanıyorlarmış... O gün, 1991'in baharında, Müslümanların İncil'e inandığını öğrenmiştim. Şok oldum. Bu nasıl olabilirdi? Fakat bununla da kalmıyordu: Onlar İsa'ya da inanıyordu.. Müslümanlara göre de: * Allah'ın sadık bir elçisi; * Allah'ın peygamberi; * Babasız bir şekilde mucizevî olarak doğdu; * O Mesih'ti; * O şimdi Allah'la beraber ve çok önemli bir yeri var; * Kıyamet yaklaştığında geri dönecek ve inananların yanında imansızlara karşı duracak... Ruhumu İsa'ya adadığım günden sonra, bir Müslüman'ı Hıristiyan yapmak, benim için olağanüstü bir gelişim olacaktı. Bir bardak çay eşliğinde inanç tartışması Adama çay içmeyi sevip sevmediğini sordum, sevdiğini söyledi. Oradan kalkıp, hep beraber, benim favori sohbet konum hakkında konuşmak üzere bir kafeteryaya gittik. Konu tabiî ki inançlardı. Saatlerce sohbet ettiğimiz kafeteryada şunun farkına vardım: Bu adam sessiz, sakin, hoş ve biraz da utangaç bir insandı. Benim söylediğim şeylerin her kelimesini dinledi ve bir kere olsun sözümü kesmeye yeltenmedi bile. Bu adamı sevmiştim ve iyi bir Hıristiyan olma potansiyeli sezmiştim. Ve bu işin olacağına, kesin gözüyle bakmaya başlamıştım. Halbuki, başıma gelecekler hususunda, ufacık bir bilgim dahi yoktu. Herşeyden evvel, babama, bu adamla iş yapmaya, mutlaka, devam etmesi gerektiğini söyledim. Ve Texas'a yaptıkları iş seyahatlerinde, bu adama bazen eşlik etmek istediğimi de söyledim. Gün be gün, beraber bolca vakit geçirmeye ve bir çok konuda konuşmaya başladık. Sohbet aralarında radyolarda ve seminerlerde verdiğim vaazlardan, konuşmalardan örnekler sunuyordum. Bu zavallı adamı "kurtarmaya" iyice niyetliydim. Allah hakkında konuştuk, hayatın anlamı, yaratılışın gayesi, peygamberler ve görevleri, Allah'nın buyruklarını insanlara nasıl vahyettiği konularından bahsediyorduk. Ayrıca bir çok şahsî deneyimlerimizi ve hatıralarımızı da paylaşıyorduk. Bir gün, artık arkadaşım olan Muhammed'in, şimdiye kadar kaldığı evden taşınmak zorunda kaldığını ve geçici bir süre için camide ikamet edeceğini duydum. Babama gittim ve Muhammed'i şehirdeki büyük evimizde ağırlamak istediğimi söyledim. Ne de olsa güvenilir bir insandı ve gönül rahatlığı ile evimizde onu misafir edebilirdik. Israrlarımız netice verdi ve Muhammed evimize taşındı. Vaazlara devam Tabiî ki, ben hâlâ Texas civarındaki kiliseleri ve oradaki pederleri ziyarete zaman buluyordum. Bunlardan biri Texas'ın Oklahoma bölgesinde, bir diğeri ise, Mexico bölgesinde yaşıyordu. Bunlardan biri, arabadan daha büyük olan bir haçı, tıpkı İsa'nın çarmıha gerilmeye götürülürken yaptığı gibi, omzunun üstüne almış ve cadde ve sokaklarda bu şekilde dolaşıyordu. Bunu yapmayı seviyordu, zira yoldan geçen arabalar duruyor ve bu adama ne yaptığını soruyordu. O da onlara Hıristiyanlık ile ilgili nasihatler veriyor, vaaz ediyordu. Pederin kalp krizi Bir gün, haçı omzunda taşıyan peder arkadaşım kalp krizi geçirdi. Yakınlardaki bir hastaneye sevkedildi. Sık sık kendisini hastanede ziyaret ediyordum. Çoğu zaman bu ziyaretlere Muhammed'i de götürüyordum. Orada peder arkadaşımla birlikte, inancımız hakkında güzel bilgiler paylaşmayı umuyordum. Peder arkadaşım bu ziyaretlerden pek haz almıyordu. Anlaşılan, İslâm hakkında şeyler duymak hoşuna gitmemişti. Bir gün, yine böyle bir ziyaret esnasında, peder ile aynı odayı paylaşan bir hasta tekerlekli sandalye üzerinde odaya girdi. Yanına gittim ve adını sordum. Adam adının önemli olmadığını ve kendisinin Jüpiter gezegeninden geldiğini söyleyiverdi. Bir an, "kardiyoloji servisinde miyim, yoksa ruhsal hastalıklar servisinde miyim" diye içimden geçirdim. Tekerlekli sandalyedeki adam Bu adamın kimsesiz bir depresif olduğunu ve birilerine ihtiyaç duyduğunu hissettim. Bunun üzerine ona Allah'tan bahsetmeye başladım. Eski Ahitten pasajlar okudum. Ona Nuh'un hikâyesini anlattım. İnsanlarını ve şehrini bir gemi üzerinde terk etmek zorunda kalışını ve sonra tufanın gelip heryeri yerle bir edişini anlattım. Daha sonra Ninova'ya dönüşünü hatırlattım. Anlatmak istediğim, problemlerimizden kaçamayacağımız ve onlarla yüzleşeceğimizdi. Katolik rahip Bu hikâyeyi anlattıktan sonra, adam bana baktı ve özür diledi. Kaba davranışından dolayı üzgün olduğunu, ancak son günlerde çok büyük sorunlar yaşadığını söyledi. Daha sonra ise, bana itiraflarda bulunmak istediğini söyledi. Ben de ona, "Ben Katolik bir rahip değilim. Benimle günah çıkartamazsın" dedim. Bunun farkında olduğunu söyledi ve şu cevabı verdi: "Aslında ben bir Katolik rahibim." Şok olmuştum. Ben, bir papaza, Hıristiyanlığı anlatmaya çalışıyormuşum meğer. Dünyada neler oluyor böyle. Latin Amerika'daki rahip Rahip, bana, hikâyesini anlatmaya başladı. 12 yıldan fazla kilise için Orta Amerika, Mexico ve New York'ta misyonerlik yaptığını anlattı. Hastaneden çıktıktan sonra kalacak yeri olmadığını, kimsesi olmadığını söyledi. Bunun üzerine babama büyük evimizde Muhammed ile birlikte bir misafire daha yerimiz olup olmadığını sordum. Babam kabul etti. Rahip de razı oldu. Ve evimize taşındı. Rahipler İslâmı öğrenmeli mi? Evet! Evimize doğru giderken, rahip ile İslâm hakkında yanlış bildiğimiz şeyleri paylaştım. Benim için sürpriz oldu, ama rahip de bunları bildiğini söyledi. Ve bu konuda daha çok şeyler söyledi. Rahip, bana, Katolik papazların, İslâm üzerine eğitim aldıklarını ve bazılarının bu hususta doktora bile yaptıklarını söyleyince, adeta şok geçirdim. Bu beni oldukça aydınlattı, fakat sürprizler daha bitmemişti. İncil'in farklı versiyonları Rahip evimize taşındıktan sonra, her akşam yemeğinin ardından dinler hakkında sohbetler etmeye başladık. Birgün babam, İncil'in Kral James versiyonunu getirmişti, ben ise revize edilmiş standart İncil versiyonunu getirmiştim, eşimde ise, daha farklı bir İncil versiyonu vardı (Sanırım Jimmy Swaggart'ın "Modern insana iyi haber"i gibi birşeydi). Rahipte ise, tabiî ki İncil'in Katolik versiyonu vardı. Bizler hangi İncil'in doğru olduğu konusunda, Muhammed'i Hıristiyan yapmak için uğraştığımızdan daha fazla vakit kaybediyorduk. Kur'ân'ın sadece bir versiyonu var - Arapça - Ve hâlâ aynen duruyor Tartışmamız sırasında, bizi dinleyen Muhammed'e dönüp, 1400 yıl içinde Kur'ân'ın kaç versiyonunun ortaya çıktığını sordum. O bana dünyada sadece bir adet Kur'ân olduğunu söyledi. Bunun asla değiştirilmediğini ve asla değiştirilemeyeceğini de ekledi. Bununla birlikte, Muhammed sayesinde, Kur'ân'ın farklı ırklardan yüzbinlerce insan tarafından, aynı şekilde ezberlendiğini de öğrendim. Asırlar boyunca Kur'ân milyonlarca insan tarafından ezberlenmiş, nüshadan nüshaya, âyet âyet, sûre sûre geçirilmiş, eksiksiz ve hatasız bir şekilde günümüze aktarılmış. Bugün 9 milyonun üzerinde insan, Kur'ân'ın her âyetini, kelimesi kelimesine ezberlemiş durumdaymış. Bu nasıl olabilir? Bu, bana imkansız gibi geldi. Herşey bir yana, İncil'in orijinal dili günümüzde kullanılmayan ölü bir dil ve orijinal İncil nüshaları da asırlar içinde kaybolmuştu. Öyleyse, bir kutsal kitabı, asırlar boyu, âyet âyet aynen muhafaza etmek, nasıl bu kadar kolay olabilmişti. Rahip camiye gidiyor Her neyse, bir gün bizim rahip, Muhammed'e, kendisini camiye götürüp götüremeyeceğini sordu. Gittiler. Daha sonra, orada yaşadıkları hakkında konuşa konuşa geri geldiler. Biz de, bizim rahibe orada neler olduğunu, neler gördüğünü, ibadetlerinin neye benzediğini merakla sorduk. Rahip, "Pek fazla birşey yapmıyorlar. Geliyor, namaz kılıyor ve dağılıyorlar" dedi. "Dağılıyorlar mı? Herhangi bir vaaz olmadan, ya da ilahi söylemeden mi?" diye hayretle sordum, o da "evet öyle" dedi. Rahip Müslüman oluyor! Bir kaç gün geçmişti ki, rahip, Muhammed'e kendisine tekrar camide eşlik etmek istediğini söylemişti. Fakat bu sefer daha farklıydı. Uzun bir süre geri dönmediler. Hava kararmış ve başlarına birşey geldiğini düşünerek endişeye kapılmıştık. Sonunda çıkageldiler. Karşıdan gelirlerken, kapının önünde Muhammed'i hemen farketmiştim, ancak bu yanındaki de kimdi? Muhammed'in yanında, beyaz bir kaftan ve beyaz bir başlık giymiş bir adam duruyordu. Dur bir dakika! Bu bizim rahipti. Ona döndüm ve: "Pete, Müslüman mı oldun sen?" diye bağırdım. O bana yumuşak bir sesle, o gün İslâm'a girdiğini söyledi. Bir rahip Müslüman olmuştu!!! Yok daha neler? Sırada ne vardı Allah'ım? (Göreceksiniz.) Karım... Bunun üzerine üst kata çıktım. Eşime, aşağıda olanları, bütün ayrıntısı ile anlattım. Eşim, bana aslında kendisinin de İslâmiyete girmek istediğini söyledi, çünkü bunun gerçek din olduğuna inanıyormuş... Yıkıldım! Bu sefer gerçekten şok olmuş, yıkılmıştım. Hemen alt kata indim, Muhammed'i yattığı yerden uyandırdım ve benimle dışarı, birşey konuşmak için gelip gelmeyeceğini sordum. Dışarı çıktık, bütün gece bu konuda konuştuk. Gerçek geldi! Saatler sonra Muhammed, fecr namazını kılacağını söyledi (Müslümanların sabah namazı). Gerçeğin gelip beni bulduğunu biliyordum. Yapmam gerekeni, yapmam lâzımdı. Babamın evine gittim. Yere temiz bir hasır serdim ve başımı yere koyarak Müslümanların namaz kılarken döndükleri yöne doğru döndüm. Yönlendir beni Allahm! Yönlendir beni! Tam o pozisyonda iken, vücudum yere paralel ve başım yerde iken, yakardım: "Allah'ım, eğer orada isen, lütfen yönlendir beni, yönlendir beni!" İçimdeki imza Bir süre sonra kafamı yerden kaldırdım ve birşeyin farkına vardım. Hayır, uçan kuşlar, ya da melekler görmedim. Ya da gayptan sesler duymadım, ışıklar, nurlar da görmedim.. Farkına vardığım şey, içimde birşeylerin değiştiğiydi. Sanki şimdi, yalan söylememek ve hileli şeyler yapmamak konusunda daha duyarlı hale gelmiştim. Şimdi daha dürüst ve güvenilir bir insan olmak zamanıydı benim için. Şimdi ne yapmam gerektiğini tam anlamıştım. "Geçmişi" sildim Hemen üst kattaki duşa çıktım. Aklıma dahice bir fikir geldi. Hemen duşun altına girdim. Güya yılların eskittiği, o eski günahkâr adamı yıkıyordum. Şimdi ise, yeni ve taptaze bir hayata 'merhaba' diyordum. Gerçekler ve deliller üzerine kurulu bir hayat. Ve yenilendim! Saat sabah 11 gibiydi. İki Müslüman şahidin önünde duruyordum. Biri Peder Peter Jacob diye bilinen eski bir rahip, diğeri de bizim Muhammed Abdurrahman'dı. Bana şehadeti söylettiler: "Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed (a.s.m.) Onun kulu ve elçisidir." Sıradaki eşimdi.. Bir kaç dakika sonra ise, sıra eşimdeydi ve benim gibi o da şehadet getirdi. Fakat o, artık 3 şahit önündeydi, çünkü oradaki üçüncü Müslüman artık bendim. Sonra babam Babam, bu konu hakkında biraz daha tedirgindi ve birkaç ay, olanı biteni kendi içinde tahlil etti. Fakat sonunda o da İslâmiyete girdi. Artık benimle beraber, bölgemizde bulunan mescide gelip, tam yanımda namaz kılıyordu. Çocuklarım da! Çocuklarımı gönderdiğim Hıristiyan okulundan kayıtlarını sildirdim ve onları İslâmî bir okula kaydettim. Şimdi (aradan on yıl geçti), onlar Kur'ân'ın büyük bir kısmını hıfzetmiş durumdalar. Ve İslâmın bütün kurallarını biliyorlar. Sıradaki babamın eşi (üvey annem) Babamın eşi, ölmeden aylar önce, tam 86 yaşında iken, İsa'nın Allah'ın oğlu olmayacağı gerçeğini kavramış ve çok şükür ölmeden önce şehadet getirme şerefine kavuşmuştu. Allah ona merhamet etsin. Müslüman olarak vefat etti. Sırada ne vardı acaba? Şimdi durun ve düşünün. Bir çatı altında yaşayan farklı inanç ve etnik kökenden bir grup insan, aynı inanç etrafında birleşiyor. Ve kâinatı yaratan ve yöneten Allah'a nasıl ibadet edileceğini öğreniyorlar. Düşünün: Bir Katolik rahip, bir İncil okuyucusu ve vaizi, zamanında Hıristiyan okulları kurulmasına önayak olan yaşlı bir adam, çocuklar, hatta büyükanne bile-hepsi İslâma girdiler. Onun rahmeti ve hidayeti Ancak, Onun rahmeti ile bizler İslâm'daki gerçeği görme imkânına kavuştuk. Kulağımızı tıkayan ve gözlerimizi körleştiren mühürleri Allah kaldırdı ve şimdi bizi o yönlendirmekteydi. İnanılmaz bir hikâye Eğer hikâyeyi anlatmaya burada son versem, eminim bütün bu anlattıklarıma vereceğiniz tepki: "Bu inanılmaz bir hikâye" şeklinde olacaktır. Değil mi? Herşey bir yana, 3 din adamı tamamen inançlarına zıt bir dinî kabul ediyorlar ve bunun ardından bütün ev ahalisi de buna katılıyor. Daha fazlası var mı? - Evet! Baptist Seminer Öğrencileri Kur'ân okuyor Herşey bunlardan ibaret değil. Fazlası var. Aynı yıl, Texas'ın yakınlarında, Dallas'ta, Büyük Ayin zamanında, Joe adında Tennesseeli Baptist bir kilise öğrencisi ile tanıştım. Joe, Baptist Kilisesi öğrencisi iken, Kur'ân okuduktan sonra İslâmı kabul etmiş. Fazlası? Evet. Katolik rahip İslâmı istiyor, fakat işini bırakamıyor Bundan başkaları da var tabiî ki. İslâm hakkında çok güzel şeyler düşünen Katolik bir rahip vardı. Ben de ona, "Öyleyse neden İslâma girmiyorsun?" diye sormuştum. O da şöyle cevap verdi: "Ne...? Olmaz, işimi kaybederim..." O rahibin adı Peder John'du. Biz hâlâ hidayete ermesi için Allah'a duâ ediyoruz. Başka bir Katolik rahip şehadet getirdi Geçen sene, eski bir Katolik rahip ile tanıştım. Kendisi Afrika'da, 8 yıl boyunca gönüllü misyonerlik yapmış. Afrika'da iken, İslâm hakkında çok şeyler öğrenmiş ve Müslüman olmuş. Daha sonra ismini Ömer olarak değiştirip, Dallas'a taşınmış. Ortodoks Baş Rahip İslâm için kiliseyi terk etti İki yıl önceydi, San Antonio'dayken, Rusya Ortodoks Kilisesi'nde çalışan eski bir Ortodoks Baş Rahip ile tanıştım. Kendisi İslâmiyet ile tanışmış ve kilisedeki önemli görevini Müslüman olmak için terketmişti. Hindu rahibin kızı İslâma hizmet ediyor New York'ta bir kadınla tanışmıştım. Bize gelip "İslâm nedir?" konulu CD'ler yaptırmak istediğini söyleyerek izin istemişti. İzin verdikten sonra, duydum ki, o CD'lerden 600 bin tane bastırarak Amerika'daki gayr-ı müslimlere dağıtmış. Allah ondan razı olsun. İşin enteresan tarafı ise, bu kadının babası Hindu rahibi imiş ve kadın sonradan Müslümanlığı seçerek, insanlara İslâmı tanıtmaya kendinî ve servetini adamış. Yüzlercesi, binlercesi bu yola koşuyor Ben İslâma girdikten ve Amerika'yı ve dünyayı dolaştıktan sonra, İslâma giren bir çok dinî lider, öğretmen, bilim adamı ile tanıştım. Bunlar Hindu, Yahudi, Katolik, Protestan, Yehova Şahidi, Yunan ya da Rus Ortodoksu, Mısırlı Kıptî Hıristiyanlar, bağımsız kiliselere bağlı olanlar, ya da ateist bilim adamlarıydılar.. Hidayeti veren Rabbimize binlerce şükürler olsun. Amin. Gönüllü Vaiz Yusuf Estes Müslüman olan Amerikalı rahip Yusuf Estes anlattığı hidayet hikâyesinde, ABD'de özellikle Katolik rahip ve vaizlerin İslâmiyet'e büyük ilgi duyduklarını anlatıyor.. Müslüman olan Amerikalı rahip Yusuf Estes anlattığı hidayet hikâyesinde ABD'de özellikle Katolik rahip ve vaizlerin İslâmiyet'e büyük ilgi duyduğunu ve hatta birçok rahibin İslâm üzerine doktora yapmakta olduğunu ifade ediyor. Estes'e göre önyargısız rahiplerin İslâm hakkında genel kanaati olumlu yönde. Şok edici bir haber - Meğer Müslümanlar, zaten İncil’e inanıyorlarmış... O gün, 1991’in baharında, Müslümanların İncil’e inandığını öğrenmiştim. Şok oldum. Bu nasıl olabilirdi? Fakat bununla da kalmıyordu: Onlar İsa’ya da inanıyordu.. Müslümanlara göre de: l Allah’ın sadık bir elçisi; l Allah’ın peygamberi; l Babasız bir şekilde mucizevî olarak doğdu; l O Mesih’ti; l O şimdi Allah’la beraber ve çok önemli bir yeri var; l Kıyamet yaklaştığında geri dönecek ve inananların yanında imansızlara karşı duracak... Ruhumu İsa’ya adadığım günden sonra, bir Müslümanı Hıristiyan yapmak, benim için olağanüstü bir gelişim olacaktı. BİR BARDAK ÇAY EŞLİĞİNDE İNANÇ TARTIŞMASI Adama çay içmeyi sevip sevmediğini sordum, sevdiğini söyledi. Oradan kalkıp, hep beraber, benim favori sohbet konum hakkında konuşmak üzere bir kafeteryaya gittik. Konu tabiî ki inançlardı. Saatlerce sohbet ettiğimiz kafeteryada şunun farkına vardım: Bu adam sessiz, sakin, hoş ve biraz da utangaç bir insandı. Benim söylediğim şeylerin her kelimesini dinledi ve bir kere olsun sözümü kesmeye yeltenmedi bile. Bu adamı sevmiştim ve iyi bir Hıristiyan olma potansiyeli sezmiştim. Ve bu işin olacağına, kesin gözüyle bakmaya başlamıştım. Halbuki, başıma gelecekler hususunda, ufacık bir bilgim dahi yoktu. MUHAMMED EVİMİZE TAŞINIYOR Herşeyden evvel, babama, bu adamla iş yapmaya, mutlaka, devam etmesi gerektiğini söyledim. Ve Texas’a yaptıkları iş seyahatlerinde, bu adama bazen eşlik etmek istediğimi de söyledim. Gün be gün, beraber bolca vakit geçirmeye ve bir çok konuda konuşmaya başladık. Sohbet aralarında radyolarda ve seminerlerde verdiğim vaazlardan, konuşmalardan örnekler sunuyordum. Bu zavallı adamı “kurtarmaya” iyice niyetliydim. Allah hakkında konuştuk, hayatın anlamı, yaratılışın gayesi, peygamberler ve görevleri, Allah’ın buyruklarını insanlara nasıl vahyettiği konularından bahsediyorduk. Ayrıca bir çok şahsî deneyimlerimizi ve hatıralarımızı da paylaşıyorduk. Bir gün, artık arkadaşım olan Muhammed’in, şimdiye kadar kaldığı evden taşınmak zorunda kaldığını ve geçici bir süre için camide ikamet edeceğini duydum. Babama gittim ve Muhammed’i şehirdeki büyük evimizde ağırlamak istediğimi söyledim. Ne de olsa güvenilir bir insandı ve gönül rahatlığı ile evimizde onu misafir edebilirdik. Israrlarımız netice verdi ve Muhammed evimize taşındı. VAAZLARA DEVAM Tabiî ki, ben hâlâ Texas civarındaki kiliseleri ve oradaki pederleri ziyarete zaman buluyordum. Bunlar Texas’ın Oklahoma bölgesinde ve Mexico bölgesinde yaşıyordu. Bunlardan biri, arabadan daha büyük olan bir haçı, tıpkı İsa’nın çarmıha gerilmeye götürülürken yaptığı gibi, omuzunun üstüne almış ve cadde ve sokaklarda bu şekilde dolaşıyordu. Bunu yapmayı seviyordu, zira yoldan geçen arabalar duruyor ve bu adama ne yaptığını soruyordu. O da onlara Hıristiyanlık ile ilgili nasihatler veriyor, vaaz ediyordu. PEDERİN KALP KRİZİ Bir gün, haçı omuzunda taşıyan peder arkadaşım kalp krizi geçirdi. Yakınlardaki bir hastaneye sevkedildi. Sık sık kendisini hastanede ziyaret ediyordum. Çoğu zaman bu ziyaretlere Muhammed’i de götürüyordum. Orada peder arkadaşımla birlikte, inancımız hakkında güzel bilgiler paylaşmayı umuyordum. Peder arkadaşım bu ziyaretlerden pek haz almıyordu. Anlaşılan, İslâm hakkında şeyler duymak hoşuna gitmemişti. Bir gün, yine böyle bir ziyaret esnasında, peder ile aynı odayı paylaşan bir hasta tekerlekli sandalye üzerinde odaya girdi. Yanına gittim ve adını sordum. Adam adının önemli olmadığını ve kendisinin Jüpiter gezegeninden geldiğini söyleyiverdi. Bir an, “kardiyoloji servisinde miyim, yoksa ruhsal hastalıklar servisinde miyim” diye içimden geçirdim. TEKERLEKLİ SANDALYEDEKİ ADAM Bu adamın kimsesiz bir depresif olduğunu ve birilerine ihtiyaç duyduğunu hissettim. Bunun üzerine ona Allah’tan bahsetmeye başladım. Eski Ahitten pasajlar okudum. Ona Nuh’un hikâyesini anlattım. İnsanlarını ve şehrini bir gemi üzerinde terk etmek zorunda kalışını ve sonra tufanın gelip heryeri yerle bir edişini anlattım. Daha sonra Ninova’ya dönüşünü hatırlattım. Anlatmak istediğim, problemlerimizden kaçamayacağımız ve onlarla yüzleşeceğimizdi. KATOLİK RAHİP Bu hikâyeyi anlattıktan sonra, adam bana baktı ve özür diledi. Kaba davranışından dolayı üzgün olduğunu, ancak son günlerde çok büyük sorunlar yaşadığını söyledi. Daha sonra ise, bana itiraflarda bulunmak istediğini söyledi. Ben de ona, “Ben Katolik bir rahip değilim. Benimle günah çıkartamazsın” dedim. Bunun farkında olduğunu söyledi ve şu cevabı verdi: “Aslında ben bir Katolik rahibim.” Şok olmuştum. Ben, bir papaza, Hıristiyanlığı anlatmaya çalışıyormuşum meğer. Dünyada neler oluyor böyle. LATİN AMERİKA’DAKİ RAHİP Rahip, bana, hikâyesini anlatmaya başladı. 12 yıldan fazla kilise için Orta Amerika, Mexico ve New York’ta misyonerlik yaptığını anlattı. Hastahaneden çıktıktan sonra kalacak yeri olmadığını, kimsesi olmadığını söyledi. Bunun üzerine babama büyük evimizde Muhammed ile birlikte bir misafire daha yerimiz olup olmadığını sordum. Babam kabul etti. Rahip de razı oldu. Ve evimize taşındı. RAHİPLER İSLÂMI ÖĞRENMELİ Mİ? EVET! Evimize doğru giderken, rahip ile İslâm hakkında yanlış bildiğimiz şeyleri paylaştım. Benim için sürpriz oldu, ama rahip de bunları bildiğini söyledi. Ve bu konuda daha çok şeyler söyledi. Rahip, bana, Katolik papazların, İslâm üzerine eğitim aldıklarını ve bazılarının bu hususta doktora bile yaptıklarını söyleyince, adeta şok geçirdim. Bu beni oldukça aydınlattı, fakat sürprizler daha bitmemişti. İNCİL’İN FARKLI VERSİYONLARI Rahip evimize taşındıktan sonra, her akşam yemeğinin ardından dinler hakkında sohbetler etmeye başladık. Birgün babam, İncil’in Kral James versiyonunu getirmişti, ben ise revize edilmiş standart İncil versiyonunu getirmiştim, eşimde ise, daha farklı bir İncil versiyonu vardı (Sanırım Jimmy Swaggart’ın “Modern insana iyi haber”i gibi birşeydi). Rahipte ise, tabiî ki İncil’in Katolik versiyonu vardı. Bizler hangi İncil’in doğru olduğu konusunda, Muhammed’i Hıristiyan yapmak için uğraştığımızdan daha fazla vakit kaybediyorduk. KUR’ÂN’IN SADECE BİR VERSİYONU VAR VE HÂLÂ AYNEN DURUYOR Tartışmamız sırasında, bizi dinleyen Muhammed’e dönüp, 1400 yıl içinde Kur’ân’ın kaç versiyonunun ortaya çıktığını sordum. O bana dünyada sadece bir adet Kur’ân olduğunu söyledi. Bunun asla değiştirilmediğini ve asla değiştirilemeyeceğini de ekledi. Bununla birlikte, Muhammed sayesinde, Kur’ân’ın farklı ırklardan yüzbinlerce insan tarafından, aynı şekilde ezberlendiğini de öğrendim. Asırlar boyunca Kur’ân milyonlarca insan tarafından ezberlenmiş, nüshadan nüshaya, âyet âyet, sûre sûre geçirilmiş, eksiksiz ve hatasız bir şekilde günümüze aktarılmış. Bugün 9 milyonun üzerinde insan, Kur’ân’ın her âyetini, kelimesi kelimesine ezberlemiş durumdaymış. BU NASIL OLABİLİR? Bu, bana imkânsız gibi geldi. Her şey bir yana, İncil’in orijinal dili günümüzde kullanılmayan ölü bir dil ve orijinal İncil nüshaları da asırlar içinde kaybolmuştu. Öyleyse, bir kutsal kitabı, asırlar boyu, âyet âyet aynen muhafaza etmek, nasıl bu kadar kolay olabilmişti. Şimdi buna nediyeceksiniz? Bu Diyalogun değil Tebliğin sonucu mu? MuHaBBeTT'ler.. |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 26.10.2005
Mesajlar: 717
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| http://www.delikanforum.net/showthre...d=1#post354001 Bu linkte yazılanlar ve... Amerika' da Kiliselerde İslam Hizmetleri-1 İsmail Yakup 11 Eylül Hadisesi’nden sonra Amerika’da özel kuruluşlardan tutun, liseler, üniversiteler ve kiliselere kadar binlerce kurum ve topluluklar; varsa İslâmî Organizasyonlar ile yoksa çevrelerinde bulabildikleri Müslümanlarla temasa geçerek kendilerini İslâm hakkında bilgilendirme talebinde bulundular. 11 Eylül’ü takip eden bir ay içinde tam 4 bin resmi konferansla İslâm anlatıldı. Kayıtlara girmeyen toplantıların sayısı ise belli değil. İbrahim Abi bu dönemde burada ziyaretçi profesor olarak bulunurken birçok toplantıya konuşmacı olarak katılarak büyük hizmetlere vesile oldu. Hatta bir keresinde aynı gün ve aynı saatte farklı iki yerden gelen sohbet taleplerini reddetmemiş olmak için birisine bizim katılmamızı rica etti ve katıldık. Kasım 2002. Her yılın Kasım Ayı sonlarında Şükran Günü kutlamaları yapılır. Amerika’ya ilk gelen Avrupalılar’ı buradaki yerliler hindiler keserek doyurmuş ve ağırlamışlar. Bu günün hatırasına Amerikalılar Allah’a şükür manasında kutlamalarda bulunurlar. Aileler toplanır ve hindiler pişirilir sonra hep birlikte şükredilir. İbrahim Abi’ye vekâleten gittiğimiz yer, bir kilise. Kilise Papazı Şükran Günü’nde farklı bir program düzenlemiş. Her dinden temsilciler çağırarak kendi kilisesinde cemaatine başka dinlerdeki şükür kavramı ile ilgili bir konuşma yapmalarını istemiş. Bizden program başında Kur’an’dan bir aşır okumamızı rica etmişti. Bu yüzden Haşir Sûresi’nin son ayetlerinin meâlini fotokopi yaptırarak yanımda götürdüm. ‘‘Kâfirler Allah’ı inkâr etmiyorlar, sıfatlarında hata ediyorlar.’’ diyordu Bediuzzaman. Kur’an’ın Allah’ı bize nasıl tarif ettiğine dair güzel bir misal olur diye düşündüm. Her konuşmacıya tanınan süre onbeş dakika. Kilise Papaz’ının kendisi Protestan ve adı da Kreg. Katolik bir Papaz, bir Yahudi Haham, Bahailerden bir hanım ve Müslüman konuşmacı olarak da biz varız. Kreg açılış yaparken ‘‘Ben hep Kur’an’ın güzel okunduğunu duymuşumdur. Ama hiç dinlemedim. Bugün aramızda bir Müslüman var ve izninizle kendisinden bize biraz Kur’an okumasını isteyerek programı başlatmak istiyorum.’’ dedi. Kürsüye çıktım. Okuyacağım aşırın meâlini ellerinde tutan bir Hıristiyan cemaat karşımda bekliyor. Gözlerimi kapadım ve okudum. Bir kilisede Kur’an okumak…neler hissettiğimi anlatmam mümkün değil. Dereli Hafız Ahmed Efendi’nin Barla Lahikası’nda rüyasını anlattığı fıkra geçti satır satır gözümün önünden… Konuşmacılar günün anlam ve önemi ile ilgili konuşmalarını yaptılar: Allah’a şükretmeliyiz, şükretmeliyiz, şükretmeliyiz…Sıra bize geldi. Sözlerime ‘‘Bizde öyle Şükran Günü falan yok.’’ diye başladım. ‘‘Şükür bizde yıllık değil, aylık değil, günlük değil, anlıktır.’’ Zamanın müsaadesizliği sebebiyle Birinci Söz’ün ahirindeki ‘‘Asıl mal sahibi bizden ne istiyor?’’ bahsini özetledim. Zikir, şükür ve tefekkür misallerinin hayatımızı nasıl işgal ettiğini dinleyenler ziyadesi ile memnun olmuşlardı ki cemaat içinden ‘‘Bundan sonra yerken içerken bunları hiç unutmayacağım.’’ diyenler oldu. Kilise’den dostça ayrıldık. Fakat bu toplantının beni asıl mesrur eden neticesi bil’ahare zuhur etti. Bir kaç gün sonraydı ki Papaz Kreg bir e-mail gönderdi: ‘‘İsmail, şehrimizdeki tüm kiliselerin papazları bir araya gelerek cemaatlerini İslâm aleyhinde bilgilendirmek için bir panel düzenliyorlar. Tüm şehirde bu panele katılmayan tek papaz benim ve tek kilise benim kilisem. İslâm’ın şükür kavramındaki zenginliğini öğrendikten sonra bu panele katılmak bana çok utanç verici geldi.’’ Böyle bir panelin düzenlenmesi oldukça üzücü idi. Yalnız onbeş dakikalık bir sohbetle Kreg’in geri durması bir o kadar da sevindirici ve teşvik edici idi. Geçen süre içinde Kreg iki kez mescitlerdeki aktivitelere katıldı ve bir kez de evimize yemeğe geldi. Dostluğumuz ilerledi. Şükran Günü programından neredeyse iki sene geçmişti ki 2004 Haziran’ında başka bir program için yine davetiye gönderiyordu. İki yıl önce İslâm aleyhine panel düzenleyen şehir papazları şimdi Kreg’ten kendilerine İslâm hakkında konuşabilecek biri var mı diye soruyorlarmış. ‘‘Gelebilir misin?’’ dedi. 13 Haziran Pazar günü iki kilisede konuşma yapmak üzere anlaştık. 13 Haziran 2004, Pazar, sabah 9:00 Kreg’in kilisesinde, Şükran Günü için gittiğim o kilisede en arka sırada oturuyorum. Ayinlerini izliyorum. Bitince beni kürsüye çağırdı. Anne-babalarının kiliseye getirdikleri 5-6 yaşındaki bir kaç çocuğa kısaca İslâm’ı anlatmamı istedi. Tabi bu zor işte kendisi çocuklara sordurduğu sorularla bana yardımcı oldu. -‘‘Hadi soralım çocuklar Müslümanlar bizimle aynı Allah’a mı inanıyorlar?’’ -‘‘Evet biz sizlerle aynı Allah’a inanıyoruz. Müslümanlar ilk insan ve peygamber Adem’i (a.s.) yaratan, sonra da Nuh, İbrahim, Musa ve İsa (a.s.)’ı gönderen Allah’a inanıyoruz.’’ Bu yaştaki Hıristiyan çocukların din namına en çok duyabilecekleri büyük ihtimalle bu isimler olabilirdi. Kreg devam etti. -‘‘Şimdi başka bir soru soralım. Biz ibadet için haftada bir kere kiliseye geliyoruz. Sorun bakalım Müslümanlar haftada kaç defa ibadet ediyorlarmış.’’ Sonra çocuklar hep bir ağızdan ‘‘Kaç defa ibadet ediyorsunuz.’’ diye bağırdılar. -‘‘Biz günde beş vakit namaz kılıyoruz. Bu da haftada otuzbeş kez ibadet ettiğimiz anlamına gelir.’’ Kreg araya girdi ve, -‘‘Otuzbeş defa?!! Otuzbeş defa?!! Bizim haftada bir defa ibadetimize karşılık Müslümanlar günde beş defa ibadet ediyorlar. Beş defa! Beş defa! Papaz Kreg tekrar tekrar söyledi bu ‘‘Beş defa günde, otuzbeş defa haftada.’’ sözünü. Aslında kendisi bizim günde beş vakit namaz kıldığımızı biliyordu. Bu kadar vurgulamasının hikmeti biraz sonra yapacağı konuşma ile ortaya çıktı. Beni arkadaki yerime uğurladı ve muhteşem bir konuşma yaptı: -Amerika dindar bir ülkedir! Amerikalılar dindardır! Biz Allah’ı severiz. Allah’ı çok severiz. Bugün burada toplanmamızın gayesi de bu. Dindarlığımızın gereği Allah’a ibadet için bir Pazar sabahı erkenden biraraya gelmiş bulunuyoruz. Haftada bir kere. Gerçek ise şu ki din Amerika’da ölüyor. Bunun en büyük delili bugün burada oturan şu cemaattir. Sizlersiniz. Bizleriz. Hani nerede gençlerimiz? Siz üç-beş yaşlı müdavimimiz de vefat ettikten sonra bu kilisenin kapısını kim çalacak, kim açacak? Biz ayin için toplanmışken gençlerimizin haftada bir kez ve bir saat bile aramızda bulunmaya tahammülleri yok. Ve biz dindar bir halkız, öyle mi? Ben millî bir günde bir anma törenine katıldım. Tek bir kez bile Allah ismi anılmadı. Dindar bir memleket ve dindar bir milletin kutlama törenlerinde bir kez bile Allah lafzı zikredilmedi. Ve biz Amerikalılar dindarlığımızla gurur duyuyoruz. Biz kendimizi kandırıyoruz. Din Amerika’da ölmüştür muhteremler. Kendimizi kandırmakla yetinmedik. Saygımızı da yitirdik. Dindar olduğumuza kendimizi o kadar inandırdık ki bir başkasının bizden daha iyi olacağına ihtimal bile vermedik. Sevmediğimiz, nefret ettiğimiz Müslümanlar bizim haftada bir taptığımız ilaha günde beş kez secde ediyorlar. Biz cennete gidiyoruz, onları da cehenneme gönderiyoruz. Kim daha dindar? Biz mi yoksa her hafta bizden otuzbeş kat fazla ibadet eden Müslümanlar mı? Kim ölü? Son üç-beş yaşlısı ile ayakta durmaya çalışan Hıristiyanlık mı? Yoksa İslâm mı? İki kez camileri ziyarete gittim. Gençlerle dop-doluydu. Kim diri? İslâm değil mi? Kim dindar? Dindarlığı ile övünüp de bir anma gününde bile Allah’ın adını ağzına almayan bizler mi yoksa yatarken-kalkarken, konuşurken-susarken, yerken-içerken, yürürken-dururken…ağzından Allah’ı düşürmeyen Müslümanlar mı? Artık kendimizi kandırmaya bir son vermenin zamanı gelmedi mi? Ne vakte kadar sevdiğimiz Allah’ı bizden çok seven, taptığımız Allah’a bizden çok ibadet eden bu insanlardan nefret edeceğiz? Dostumuz kim, düşmanımız kim, bunu ayırdetmenin zamanı değil mi? Toplumumuzu mahveden alkol, her türlü ahlaksızlık, kumar, uyuşturucu mu olmalıdır düşmanımız? Yoksa tüm bu bağımlılıklardan kendini alıkoymayı başarmış Müslümanlar mı? Kendimizi korumak adına bile olsa bu insanlarla dostça ittifak içinde olmalı değil miyiz?! Kim dost, kim düşman? İsmail Türkiyeli bir Müslüman. Türkleri Hıristiyan Dünyası’nın doğudaki son kalesi olan Konstantinopol’ü düşüren Müslümanlar olarak bilir ve öyle de sevmeyiz. Halbuki kimse bilmez; Türkler Konstantinopol’ü kuşattıklarında Bizans imparatoru Avrupa Hıristiyanları’ndan yardım istemişti. Katolik Avrupa da mezhep farklılığından dolayı Ortodoks Hıristiyan olan Bizans’a çok geç ve gönülsüz yardımıyla ihanet etmekte hiç tereddüt etmedi. Fetihten en kârlı çıkan ise adil Türk kumandanı ile Bizans imparatorunun zulmünden kurtulan Hıristiyanlar oldu. Şimdi söyleyin kim dosttur kim düşman? Bir tarafta sırf farklı bir Hıristiyan mezhebinden olduğu için Bizans’a yardım etmeyen biz diğer Hıristiyanlar, öte yanda kendi topraklarında zulüm altında yaşayan ve kendilerine yardım etmediğimiz dindaşlarımıza din hürriyetini sağlayan Müslümanlar. Kim gerçek, kim yalan? Yardıma muhtaç olanlara kapısını kapatanlar mı, fethettiği yerlere adalet ve hürriyet götürenler mi sevmeye layıktır? Artık dost ve düşmanı ayırmak ve tarihte bir kez olsun doğru saflarda yer almanın zamanı gelmedi mi? Ben İsmail’le ilk tanışmamızdan sonra onunla tekrar görüşmem uygun olur mu diye çok tereddüt ettim. Günlerce Allah’a yakardım: ‘‘Allah’ım bir Müslümanla dost olmak doğru mudur?’’ diye sancı çektim. Acılar içinde kıvranırken bana doğru yolu göstermesi için Allah’tan bir işaret beklediğim gün İsmail beni ve eşimi yemeğe davet etti. ‘‘Evet, işte bu dedim.’’ ve benden çok daha katı bir mezhepten olan karımı ikna ederek birlikte gittik. Onlar da bizim gibi insanlar. Onların da evi var, ailesi var. Onlar da sevgi var, saygı var. Yediğimiz Türk Yemeği’nin tadını hâlâ unutmuş değiliz. Size de söylüyorum. Çevrenizde Müslüman aileler varsa lütfen gidin tanışın ve lütfen şeytanı dinleyip tereddüte düşmeyin. Sizi temin ediyorum hayatınıza tat gelecektir! Kreg’in ruhları galeyana getiren on dakikalık bu hararetli konuşmasını en arkada dinlerken göz yaşlarıma hakim olamadım. Odasına geçtiğimizde kendisine sarıldım ve defaatle teşekkürlerimi ifade ile kendisini ve cemaatini bir Türk Yemeği’ne daha davet ettim. Fazlası ile hakketmişti. Kreg Protestan bir Hıristiyan ve üniversitede tarih bölümünden mezun olmuş. İlahiyatta’da yüksek lisans yaparak papaz olmuş. Saat 1’de diğer kilisedeki sohbetimize gecikmemek için buradan çabucak ayrıldık. http://www.nurpenceresi.com/moduller...ale&op=1&id=23 MuHaBBeTT'ler... |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 19.10.2005
Mesajlar: 89
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() kesinlikle katılıyorum....Muhabbet usatadım, yukarıda yazılanlarla benim itirazım arasında bir alaka bulamadım. yani yazılanların dinler arası diyalog mevzuu ile alakası nerede. Velevki dinler arası diyalog mevzuu vesilesiyle bir kimse islamı tanıma fırsatı olsun. Bu dinler arası diyalog mevzuunun doğruluğunu göstermez. Bu konuda bende ATTAr gibi düşünüyorum... Ben hristiyanlarla konuşulmasın demiyorum, konuşulsun,anlatılsın,tebliğ edilsin ... bu kadar ötesi yok Allah'a emanet olun!
__________________ | |||||||||||||||
| | | |||||||||||||||
![]() |
| Lesezeichen |
| Seçenekler | |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Müslüman icin Haram olan E-Numaralari | Dervisan_Esma | Dini Bilgi ve Eğitim | 14 | 18.02.2007 17:44 |
| Suya bakarken Müslüman olan profesör | asitane | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 3 | 28.01.2006 15:13 |
| Yabancıların müslüman olmalarına sebep olan şeyler | stiwiy | Dini Bilgi ve Eğitim | 8 | 23.04.2005 21:22 |
| Müslüman olan bir ortodoksun hikayesi | jandarma | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 1 | 07.04.2005 21:22 |