![]() Üyelik tarihi: 09.03.2005
Mesajlar: 112
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Dini kimden almalı? Hz. Peygamber (sas)’den sonra Müslümanlar, zaman zaman din algısına yönelik büyük krizler yaşadılar. Bunlardan bazıları Hz. Osman’ın şehâdetiyle başlayan “fitne dönemi”nde olduğu gibi iç çalkantılar sebebiyle iken, bazıları da “Moğol” ve “Haçlı Seferleri”nde olduğu gibi hârici saldırılar nedeniyleydi. Bu zor dönemlerde din telakkisi büyük bâdireler atlatmış, Müslümanlar varlık ve yokluk arasında gidip gelmişlerdi. “Fitne çağı”nda cereyan eden “hadis uydurma harekatı” buna güzel bir misal teşkil eder. Farklı kanallardan farklı hedeflerle Hz. Muhammed (sas)’e ait olmayan sözler, ona nisbet edilerek halk arasında tedâvüle sokuldu. Berrak İslâm algısı bulanıklaşmaya başladı. Akideden helal-haram hükümlerine, ibâdetlerden fezâili amele kadar, hatta dinle alakası olmayan “soğan ve patlıcanın faziletleri”ne varana kadar Efendimiz’e (sas) saçma sapan iftiralar atıldı. Maalesef bu uydurma rivâyetlerden bazıları etkisini günümüze kadar sürdüren bidat fırkaların teşekkül etmesine de yol açtı. Son asırlarda Müslüman coğrafya; bir taraftan hârici düşmanlar tarafından işgal edilip yağmalanmaya maruz kalırken, bir taraftan da öz kimliğine dönüp kurtuluş mücadelesi veren direniş hareketleri çıkardı. Bir koldan Osmanlı çökerken, diğer koldan “uyanış” hareketleri ayağa kalktı. Zaman, şartlar ve kişiler değişse de mücadele özünde değişmeden devam etti. Yeni bin yılın eşiğinde bulunan Müslümanlar, dünden aldıkları mücadele bayrağını yarınlara taşımak azmindeler, ancak büyük imtihanlar onları bekliyor. Bunlardan en tehlikelisi “İslâm dinini sulandırma” girişimidir. Bu tehlikeli saldırı kesinlikle hafife alınamaz, alınmamalı. Uluslararası dini eğitim veren üniversitelerden lokal düzeyde eğitim veren medreselere kadar İslâm eğitim merkezleri gözetim altında tutulmaktadır. Bu kurumların eğitim müfredatlarına el uzatanlar, hangi Kur’an âyetlerinin okutulması, hangilerinin okutulmaması gerektiğine kadar müdahale ediyorlar. Cuma hutbelerinde okunacak hutbelere varana kadar arsız talepte bulunuyor, bütün dini söylemlerin dünya sistemine endeksli olmasını dayatıyorlar. Ülkemizde yaşanan bir olay bunu bütün çıplaklığıyla ortaya sermeye kâfidir: Geçen aylarda Diyanet İşleri’nce hazırlanmış bir hutbe bütün camilerde okunmuştu: “Allah katında din yalnızca İslâm’dır” âyetini eksen alan bu hutbe, anında Avrupa Birliği çevrelerinin müdahalesine maruz kalmıştı. Dediler ki; “Bunu söyleyemezsiniz!” Güya bu söylem şiddet taraftarlarını beslermiş! Devletin kontrolündeki bu kurumun kontrollü din öğretisini dahi itici bulup, görevlileri hizaya davet edecek kadar ileriye gidebildiler! Modern Batı, İslâm’dan hiç hazzetmiyor. Bunu gizleme gereği bile hissetmiyor. Danimarka’da İslâm’ın aziz Peygamberi’ne yapılan çirkin saldırı “ifade hürriyeti” iken; ‘Hitler’in gaz odalarında can veren Yahudilerin sayısına yönelik mucerred soru sorulmasına bile tahammül edemiyor, bunu en üst perdeden mahkum edebiliyor. Müslümanlara kendi dinlerini nasıl anlamaları gerektiğini öğretme hayasızlığını gösterenler, aksi olduğunda kıyâmeti koparmada bir sakınca görmezler. Dine karşı din projesi bağlamında, Müslümanların İslâm’ına karşı Batı, kendi islâmını farklı isimlerle piyasaya sürüyor; “modern İslâm”, “ılımlı İslâm”, “hoşgörülü İslâm”, “light İslâm”, “uzlaşmacı İslâm” ve daha nice etiketi farklı, özü aynı; dönüştürülmüş, direnç noktaları budanmış, teslimiyetçi bir din... Çağımız Müslümanları için “light İslâm” ve türevleri İslâm’ın saf inanç ve ibâdet sistemine yönelik bir tehdittir. Diyebilirsiniz ki, İslâm’ın kutsal nassları “Kur’an ve Sünnet” korunmuştur, tedirgin olmaya gerek yok. Kutsal metinler bağlamında bir sorunumuz olduğu kanaatinde değiliz zaten. Ancak, Müslüman birey ve toplumların kalplerindeki din telakkisi de tahriften korunmuş mudur? Böyle olsaydı bidat fırkaların ortaya çıkması mümkün müydü? Günümüzde, “Kur’an’ul Hak”(!) isimli uydurma Kur’an girişimlerinin varlığına rağmen, İslâm’ın kutsal metinlerinin tahrifinden söz edemeyiz, elhamdulillah. Lâkin, gönüllerdeki ve zihinlerdeki din algısının pekâlâ korunmadığını bilelim. Yaşadığımız çağ bunun mebzûl örnekleriyle dolu. Yapılacak ilk iş, Müslümanların dinini ciddiye almalarıdır. Allah (cc) dinini ciddiye almayanları niçin ciddiye alıp yardım etsin ki? Dinini önemseyenlere de Tâbiîn ulemâsından İbn Sirin (ra)’ın altın öğüdünü hatırlatalım: “Bu dindir. Dini kimden aldığımıza dikkat ediniz.” (Müslim: 1/14) İslâm’a kurulan bunca tuzağa rağmen bu nasihatın bir zaruret olduğunu hatırlatmak zâittir. Bu dinin sâhibi, dinine iman ettiğini iddia edenleri, dini ne kadar ciddiye aldıkları hususunda imtihan etmektedir. İman ettim demek kolay. İmanı ciddiye almak zor. Serdar Demirel. alıntı http://84.51.21.138//index.php?sayfa=yazi&yazi=54 |
| | |
![]() |
| Lesezeichen |
| Seçenekler | Arama |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Çalışan anneler çocuklarını çok sık kucağına almalı | itimat | Aile | 2 | 04.10.2008 17:31 |
| Söyleyin Kimden Yanasiniz...??? | -DesTinA- | Günlük | 2 | 16.05.2008 19:16 |
| Bu fetvayı kimden aldın Müslüman ? (şiir) | tevhidci | Özgün Yazılarınız | 3 | 12.02.2008 16:39 |
| türkiye kimden taraf olacak | NHAND | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 5 | 26.12.2006 13:01 |
| bu cocuk kimden | Kemal_58 | Resim ve Karikatür | 4 | 16.05.2006 11:28 |