![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 18.07.2005 Yaş: 36
Mesajlar: 419
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Papazlarınızı ve hahamlarınızı da yanlarınıza alarak geliniz! Bu mübarek Cuma gününde, Müslümanlardan ziyade Hıristiyan Yahudi, Budist ve Zerdüştlere muhabbet ve hoşgörü kanatlarını gererek Papa’nın ve papazların ellerini ve bilmem nerelerini öpen “diyalogcu aymaz”ların, Hz. Muhammed’e sevdalı Müslüman’a karşı “mülaane ve mübahale istismarları”na karşılık, aynen Necran Hıristiyanlarının karşısına Hamse–i Âl–i Aba olarak çıkan Alemlere Rahmet Hz. Muhammed’in ve Ehl–i Beyti’nin vahiyle müeyyed edaları ve ruhaniyetiyle “hodri meydan” diyorum. Gözünü ve gönlünü dört açıp dinle ey diyalogcu aymaz! “ABD’de Yahudi mafyası: ADL” diye başlık atıp “ADL (Anti–Defamation League) adeta, Amerikan mafyasının halkla ilişkiler bürosu gibidir… Kurdukları ‘Denizaşırı Yatırımcılar Servisi’ adlı şirketle milletlerarası silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, kirli parayı aklama gibi işleri yürütmektedir… ADL, tam mesai ile çalışan gizli istihbarat memurlarının bir kısmını Amerikan Hükümeti Adalet Bakanlığı’na bağlı Özel Soruşturmalar Ofisi’nde (OSI), bir kısmını da İsrail otoriteleriyle Tel Aviv’de çalıştırmaktadır… İsrail Devleti kurulduğundan beri ADL, İsrail Gizli Servisi MOSSAD ile hususi ilişkilerini daima sürdürmüş, İsrail mafyasıyla da yakın bağlantılar kurmuştur…” diye siz yazdınız (Zaman gazetesi, 20 Kasım 1992, Yunus Altınöz). Bu ve buna benzer daha çok şeyler yazdınız ADL ile ilgili; bizim tek kelime ilavemiz yok ey aymaz! İşte bu ma’lum–meçhul ADL’nin Gülen Efendi’ye “hoşgörü ve diyalogla ilgili bir kitap” yazdırdığını da kendi mevkutenizde aynen aşağıdaki gibi siz aktardınız kamuoyuna… “3 gündür Türkiye’de bulunan Yahudi Liderler Heyeti, Başbakan Yılmaz, Orgeneral Çevik Bir, TBMM Başkanı Çetin ve Dışişleri Bakanı Cem’den sonra Fethullah Gülen ile görüştü… 55 Yahudi örgütünü temsilen Türkiye’de bulunan 59 kişilik (AYÖBK) Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanları Konferansı Heyeti, Fethullah Gülen’in Türkiye’deki ve yurtdışındaki çabalarını önümüzdeki yüzyılın ‘barış’ asrı olması açısından önemsediklerini ve sözkonusu projeye büyük ilgi duyduklarını belirttiler… Görüşmede; Gülen’in, ABD’nin en etkili Yahudi Lobisi olan ‘ADL’nin (Anti–Defamation League) teklifi’yle hazırladığı ‘hoşgörü ve diyalogla ilgili kitap’ da gündeme geldi. Gülen, İngilizce olarak hazırlanan kitap üzerindeki çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu, bittiğinde insanların hizmetine sunacağını söyledi. Kitap, ADL tarafından basılarak dünyanın dört bir yanında dağıtılacak…” (Zaman gazetesi, 10 Mart 1998, Selçuk Gültaşlı). Bizden bir ilave yok, yalan yok, iftira yok; yaptığınız iş ve kimin teklifiyle olduğu ortada. Tamam mı ey diyalogcu aymaz, bu bir. “Papa VI. Paul tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog için papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz… Rabbin aciz kulu Fethullah Gülen– 9 Şubat 1998” diye başlayan mektubu Papa II. Paul’un elini öperek siz takdim ettiniz ve birgün sonra mevkutenizde yayınladınız (Zaman gazetesi,10 Şubat 1998). Bu işte de bizden bir ilave yok, uydurma yok, iftira yok; tamam mı ey diyalogcu aymaz, bu iki. “Bu bir devrim… Hz. İbrahim Sempozyumu ilginç bir evliliğe de vesile oldu. Diyalogdan düğüne. Sosyoloji profesörü Hıristiyan Lester Kurtz ile gazeteci Müslüman Meryem Kurtz’un nikahları, Urfa’da İbrahim Camii’nde müftü, haham ve papazın huzurunda kıyıldı. Hem Hıristiyan hem Müslüman… aynen çifte vatandaşlıkta olduğu gibi çifte dinli…” diye siz manşet yaptınız (Zaman gazetesi, 14 Nisan 2000) Bunda bizden bir ekleme yok, ilave yok, iftira yok, tamam mı ey diyalogcu aymaz, bu üç. “Ehl–i kitapla amentüde ittifakımız var… Garip olan şudur ki ittifak ettiğimiz amentüyü öne geçirmiyor da ihtilaf ettiğimiz teferruatı ileri sürüp mutlak küfre karşı dayanışmamıza engel olarak görüyoruz. Halbuki temelde ittifak varken teferruattaki ihtilaflara takılıp kalmak makul değildir…” diye yazı döşenerek “ehli kitapla amentüdeki ittifakınız”ı siz ilan ettiniz (Zaman gazetesi, Ahmet Şahin, 17 Nisan 2000). Bunda bizden bir ekleme yok, ilave yok, iftira yok, tamam mı ey diyalogcu aymaz, bu dört. Papa ile görüşmesinin akabinde Gülen Efendi “Herkes kelime–i tevhid–i esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta kelime–i tevhidin ikinci bölümünü, yani ‘Muhammed Allah’ın Rasulüdür’ kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır” diyor (Bkz. Küresel Barışa Doğru, s. 131). Bunda bizden bir ekleme yok, ilave yok, iftira yok, tamam mı ey diyalogcu aymaz, bu beş. Aynı Gülen Efendi, “Yahudi ve Hıristiyanları kınayan ve azarlayan ayetler, ya Hazret–i Muhammed (A.S.M) döneminde yaşayan ya da kendi peygamberleri döneminde yaşayan bazı Yahudi ve Hristiyanlar hakkındadır” (Bkz. Küresel Barışa Doğru, s. 45) diyor. Bunda bizden bir ekleme yok, ilave yok, iftira yok, tamam mı ey diyalogcu aymaz, bu altı. Diyalog çalışmalarınızın demirbaşı olarak STV’deki Pazar Sohbeti’nizde de arz–ı endam eden felsefeci–teolog “İslam bilginleri Hıristiyanların, Yahudilerin, Zerdüştilerin, hatta Budist gibi herhangi bir şekilde bir tanrıya inananların cennete gireceklerini kabul ederler” diye beyanat veriyor Hürriyet’in Gülen Efendi’nin röportajını temize çıkarma operasyonunda (Hürriyet gazetesi, 17 Nisan 2004). Bunda bizden bir ekleme yok, bir çamur, bir iftira yok, tamam mı ey diyalogcu aymaz, bu yedi. “Tercan Ali Baştürk gibi arkadaşlarınızın yönetiminde öğrenciler, 21 Nisan 2000 Cuma sabahı yurtdışındaki okullardan İstanbul’a getiriliyor; Patrik Bartholomeos, papaz Marotvich, Zaman’dan Abdullah Aymaz ve Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ndan Harun Tokak ziyaret ettiriliyor, sonunda da Hıristiyan, Yahudi ve Müslüman öğrenciler ‘belli zamanlarda birlikte ortak ibadet etme kararı’ alınıyor” (Çağlayan dergisi, Nisan 2000, Tabuları Yıkan Seyahat, Tercan Ali Baştürk) Bunda da bizden bir ekleme yok, bir fazlalık, bir iftira yok, tamam mı ey diyalogcu aymaz, bu sekiz. “Türkiye’de Hıristiyan misyonerlerin başlattığı çalışmalar sonucunda dağıtılan İncil sayısının miktarı milyonlara, açılan Kilise Evlerin sayısı 25 bine ulaştı” haberini de mevkutenizde siz yazıyorsunuz (Zaman gazetesi, Serkan Talan, 2 Mart 2005). Sonra da tünediğiniz ekranlardan veya gazete köşelerinden “Yalan; yok canım nerede o kadar kilise ev…” diye siz konuşuyorsunuz. Bunda da bizden bir ekleme yok, bir fazlalık, bir iftira yok, tamam mı ey diyalogcu aymaz, bu dokuz. Hıristiyanlaştırılan binlerce gencimizin haberlerinden öte mevkuteler, artık “Eski Nurcu papaz’ın öyküsü”, “Nurcu papaz” ve “Ateistti, Nurcu oldu şimdi Başpapaz” (Bkz. Star, Milliyet gazeteleri 15 Aralık 2001; Tempo dergisi 28 Mart 2005) haberleriyle dolup taşıyor. “Türk Dünyası Ankara Presbiteryen Kilisesi Başpastörü Yavuz Kapusuz’un hikâyesi ise artık son yıllarda dindar Müslümanların bile Hıristiyanlık dinini seçebildiğini ortaya koyuyor. Gençlik yıllarında ateist olan Yavuz Kapusuz, üniversiteye başlamasıyla birlikte Fethullah Gülen Cemaati’yle tanıştı… Başpapaz Kapusuz, ‘Onların yurdunda kalmak istediğimde ‘Buyurun, kapımız herkese açık’ dediler ve aldılar” (Tempo dergisi, 28 Mart 2005) haberlerini okuyorsunuz. Bütün bunlarda bizden bir ekleme yok, bir abartı yok, bir iftira yok, tamam mı ey diyalogcu aymaz, bu on… Ve dahası var ama bu olsun son. Ey diyalogcu aymaz ve zamane aymazlar, milli ve dini bütünlüğümüz bakımından vahim olan bütün bu yanlışları icra etmenize rağmen “mülaane ve mübahale”yi dahi istismar eden cüretiniz karşısında, aynen Necran Hıristiyanlarının karşısına Hamse–i Âl–i Aba olarak çıkan Alemlere Rahmet Hz. Muhammed’in ve Ehl–i Beyti’nin vahiyle müeyyed edaları ve ruhaniyetiyle “hodri meydan” diyorum… Her zaman ve her yerde, dilediğiniz ekranda veya dilediğiniz meydanda, Beytullah’ta veya Arafat’ta, aynen Alemlere Rahmet Hz. Muhammed’in Hz. Fatıma’sını, Hz. Ali’yi, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i abasının altına alarak Necranlıların karşısına çıkışı gibi, kızım Fatıma Betül’ü, oğullarım Recep Haydar ve Ali’yi abamın altına alarak tüm diyalogcu aymazların karşısına çıkıyor; haksız, yalancı, müfteri olanın ve nâhak yere Müslüman’ın harîm–i ismetine dil uzatanın soyunun ve sopunun kuruyup kesilmesi üstüne “mülaane ve mübahale”ye davet ediyorum. Ellerini öpüp yapıştığınız papazlarınızı ve hahamlarınızı da yanlarınıza alarak geliniz… Buyurunuz, hodri meydan! “Gerçek Rabb’inden gelendir. Öyleyse şüphecilerden olma. Artık sana bu ilim geldikten sonra, kim seninle (İsa’nın durumu) hususunda çekişirse de ki: ‘Haydi gelin, sizler ve bizler bizzat dahil olmak üzere, oğullarımızı ve oğullarınızı, hanımlarımızı ve hanımlarınızı çağırıp gönülden Allah’a yalvaralım; bu konuda kim yalancı ise Allah’ın lânetinin onların üzerine inmesini dileyelim” (Âl–i İmran Sûresi, 60–61) Her zaman ve her yerde, dilediğiniz ekranda veya dilediğiniz meydanda, Beytullah’ta, Arafat’ta veya Ravza–i Mutahhara’da… M. Emin Koç 01.04.2005 http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?sayfa=yazarlar&haberno=7792&tarih=2005-04-01 Not: Bu Makaleyi M. Emin KOÇ Abdullah AYMAZ'ın Zaman gazetesi'ndeki yazısındaki teklifene cevaben Yeni Mesaj Gazetisinde yazmıştır... Abdullah AYMAZ'ın teklifine karşı nazikçe cevab veren Müslüm KARABACAK'ın "Siz Necran Hristiyanlarının yanında olduğunuzu açıklayın gerisi kolay" yazısını da okumanızda fayda vardır...
__________________ Selat ve Selam Allah Resulü (sav)'nün üzerine olsun.... İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. Konu gazibaba tarafından (14.01.2006 Saat 16:14 ) değiştirilmiştir.. |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 18.07.2005 Yaş: 36
Mesajlar: 419
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| "Mübahele/lanetleşme" nasıl "diyalog" oldu? "Sana bu ilim (yani, Hıristiyanların inanıp, iddia ettiğinin aksine, Hz. İsa’nın (as) sadece Allah’ın kulu ve resulü olduğu, babasız doğmuş diye asla Allah ya da tanrının oğlu olamayacağı ilmi) geldikten sonra seninle çekişenlere de ki: Geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı, biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı biz de kendi kadınlarımızı çağıralım, sonra da dua edelim de Allah’tan yalancıların üzerine lanet dileyelim." (Al-i İmran, 3/61) Ayetin iniş sebebi şöyle: Necranlılardan iki Rahip, Hazret-i Resûl’e (as) geldiler. Konuşurlarken Allah’ın Resulü bunlara: "İslam’a giriniz!" buyurdu. Onlar: "Biz sizden çok önce İslam’a girmişiz" dediler. Hazret-i Resûl: "Yalan söylüyorsunuz; Şu üç şey sizde oldukça siz İslam değilsiniz: 1-Allah’ın çocuğu var sözünüz. 2-Domuz eti yemeniz. 3-Ve haça tapmanız." Onlar: "Öyle ise İsa’nın babası kimdir?" dediler. Cenabı Resul, onların bu sorularına verecek cevabı bilmiyordu. Sukût etti. Bunun üzerine Allah-u Teala bu ayet-i celileyi indirdi. Allah’ın Resulü ayetleri okudu. Onları lanetleşmeye davet etti. Onlar, bundan imtina ettiler. Cizye vermek üzere bir anlaşma yaparak yurtlarına döndüler. Ayetin açık manası şöyledir: Ya Muhammed! Tevhidden ayrılmış, Allah yolundan sapmış olan Nasranilerden/Hıristiyanlar, İsa’nın Allah’ın kulu ve peygamberi olduğuna dair ayet ve açık deliller sana ilahî vahiy yoluyla geldikten sonra, bu ayetleri duyarlar da iddia ve düşmanlığa devam ederlerse, onlara deki: Ey Necranlılar! Azim ve sebat ile gelin! Biz her birimiz oğullarımızı ve sizden her biriniz oğullarınızı çağırsın ve bizden her birimiz kadınlarımızı ve sizden her biriniz kadınlarınızı; bizden her birimiz nefislerimizi ve sizden her biriniz de nefislerinizi çağıralım! Sonra sıdkı sadakatla tezarrû ve niyaz ile, içten ve ruhtan gelen bir ceht ile lanet duası yapalım da; Allah’ın lanetini, İsa hakkında yalancı olanların üzerine bindirelim ve boyunlarına geçirelim." Ayetin açık manası böyle. Allah’ın Resûlü ile Necranlılar arasında yapılacak olan bu lanetleşme öyle tehlikeli idi ki. İki taraf toplanacaklar, sıdk ve azimle "sizden ve bizden hangimiz yalancı ise Allah’ın laneti onun üzerine olsun!" diyecekler ve yalancının mahvına dua edeceklerdi. Böyle bir dua ise, yalancı olan tarafın helakine ve yeryüzünde neslinin kesilmesine sebep olacaktı. Böyle bir duaya ancak hak üzerinde olanlar iştirak edebilirlerdi. Bu lanetleşmenin neticesinin ne olacağını Ahir zaman Peygamberi bildiği gibi, Necranlılar da bilirlerdi ki; Herhangi bir kavim bir peygamberle lanetleşmişse helak olmuş, yeryüzünde nam-u nişanı kalmamıştı. Mukaddes kitaplar ve din tarihleri bu hakikati açık olarak yazmışlardı. Ehl-i kitap bunu çok iyi bilirdi. Bunun içindir ki: Peygamberlerin bu teklifi Necranlılara ağır gelmiş ve onları düşündürmüştür. Lanetleşmeye davet etmezden önce iki taraf arasında uzun mücadele ve münakaşalar olmuş ve her defasında da Hıristiyanlar mağlup olmuşlardı. Yukarıda da geçtiği üzere Hazret-i Resul, İsa’nın Allah’ın oğlu olmadığını, kulu ve Resulü olduğunu gayet açık delillerle ispat ettiği halde, onlar yine küfürlerinde ısrar ettiler de hakkı kabul etmediler. Bunun üzerine Peygamber (as) onlara: -Hakkı kabul etmeyecek olursanız, Rabbim bana sizi lanetleşmeye çağırmayı emretti, dedi. Onlar: -Yâ Eb-el Kasım/Ey Kâsım’ın babası!: Bize müsaade et, gidelim sonra gelir, dediğini yaparız, dediler ve çıkıp gittiler. Necranlılar yurtlarına vardıklarında içlerindeki bilginlere, bu lanetleşme işi hakkında düşüncelerini sordular. Onlar da şu cevabı verdiler: "Bilirsiniz ki, Muhammet gerçekten Allah tarafından gönderilmiş bir Nebidir. Yemin olsun İsa (as) hakkında söylediklerinin hepsi doğrudur. Herhangi bir kavim bir Nebi ile lanetleşmişse o kavim tamamen yok olmuştur. Eğer Muhammet (as) ile lanetleşirseniz yeryüzündeki kökünüz tamamen kazınır, yok olur. Dininizde kalmak istiyorsanız bu zata veda edin ve yurdunuza dönün." Hıristiyan Necranlılar kendi aralarında konuşurlarken Resûlullah (as) üzerinde siyah kıldan yapılmış bir aba olduğu halde evden çıktı. Önce yanına Hasan geldi, onu siyah abasının içine aldı, sonra Hüseyin geldi. Onu da abasının altına aldı. Sonra Fatıma, sonra Ali (r.anhüm) de geldiler, onları da abanın altına aldı ve: "Allah sizden azabı kaldırmak ve sizi tamamen temizlemek istiyor, Ey ehli beyt!" (Ahzab, 33/33) ayetini okudu. Bundan dolayı ehli sünnet arasında bu zevata "Ehl-i âbâ" denilir oldu. Bundan sonra hepsi beraber hareket ettiler. Hüseyin elleri boynunda koşuyor, Resûlullah (as) Hasan’ın elinden tutmuş, Hazreti Fatıma babasının ardında. Hazreti Ali de Fatıma’nın (Allah hepsinden razı olsun) arkasında olduğu halde mescide doğru yürüyorlardı. Hem gidiyorlar, hem de Allah’ın Rasûl’u (as) onlara: "Ben dua ettiğim zaman siz "amin" deyiniz!" diye telkinde bulunuyordu. Necranlılar Ehl-i Beyt’in gelmekte olduğunu görünce diğerlerine; - Ey Nasara/Hıristiyanlar! Ben öyle yüzler görüyorum ki: Onlar, Allah’tan bir dağın yerinden kaybolmasını istemiş olsalar, Allah o dağı yerinden kaldırır. Siz, bunlarla "lanetleşmeyiniz. Yemin olsun hepiniz helak olursunuz. Yeryüzünde Nasranî/Hıristiyan kalmaz" dedi. Allah’ın Rasulü yanlarına geldiğinde onlar: - "Ya Ebel’Kâsım! Biz seninle mübahele etmemeye (lanetleşmemeye) ve seni dininde bırakıp memleketimize dönmeye karar verdik" dediler. Bunun üzerine Allah’ın Rasulü: -"Mübaheleden/Lânetleşmekten vazgeçmiş iseniz İslam’a giriniz. Müslümanların lehine olan sizin lehinize ve Müslümanların aleyhine olan sizin de aleyhinize olsun" buyurdu. Onların, İslam dinini kabul etmemeleri üzerine Allah’ın Rasulü: - "Sizi savaşmaya davet ederim" dedi. Savaş teklifini duyan Necranlılar: - Bizim Arap kavmi ile savaşmaya takatimiz yok. Lakin bizimle savaş yapmamanız, bizi dinimizden döndürmemeniz karşılığında biz de sana; bini Sefer ve bini de Recep ayında teslim edilmek üzere, her yıl iki bin adet kıymetli elbise, otuz adet demir gömlek vermek suretiyle seninle sulh yapıyoruz, dediler. Diğer bir rivayette, antlaşmada otuz üç deve, kırk dört savaş atı da vardır. Bu esaslar dahilinde Allah’ın Resulü onlarla barış yaptı. Surenin başında geçtiği üzere Ebu Ubeyde Bin Cerrah’ı da hakem olarak onlarla beraber Necrana gönderdi. Onlar dışarı çıktıktan sonra Resulullah (as) ashabına: - "Nefsim yedi kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, "helak", Necran ehline çok yaklaşmıştı. Onlar bizimle lanetleşme yapmış olsalardı, maymun ve hınzır suretlerine çevrilecekler, vadi üzerlerine ateşle dolacak, Allah (cc) Hazretleri, Necran’ı ve Necran ehlini, ağaçlar üzerindeki kuşlarına varıncaya kadar helak edecek ve bir sene geçinceye kadar hepsi yok olup gideceklerdi." Daha sonra da buyurdu ki: "Ne büyük tehlike, ne korkunç azap? Keşke Hıristiyan alemi bunu idrak etselerdi! " İmdiii. Biz, Hz. Muhammed’e ve O’nun getirdiklerine iman etmeden kurtuluşun mümkün olmadığını açıkça söylüyor ve savunuyoruz. Bizimle lanetleşmeyi düşünenler önce Necran taraftarı olduklarını ilan etsinler, sonrası kolay. Müslim Karabacak 01.04.2005 http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?sayfa=yazarlar&haberno=7798&tarih=2005-04-01 Yeni Mesaj Gazetesini hemde Mehmet Emin KOÇ ve Müslim KARABACAK'ın köşeyazılarını satır satık inceleyen Neslicedid nasıl olduki bu yazıları okumadı... Nasıl olduki davete icabet edeceğimizi söylememize rağmen Abdullah AYMAZ abisi sessiz kaldı.
__________________ Selat ve Selam Allah Resulü (sav)'nün üzerine olsun.... İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 18.07.2005 Yaş: 36
Mesajlar: 419
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| kemal bilici yukarıda değindiğim gibi, objektif ol ondan sonrası kolay. Sen yazılanları okumuyorsun anlaşılan okumuyorsan neden yazı yazma ihtiyacı hissediyorsun. Yoksa Birilerinin gazmanımısın? Burada gazmancılık oynayarak bana nasihat etme. Ben uzun süredir yazı yazmıyorum Neslicedid bize meydan okuyor yalan söylüyor sen onun yazdıklarını yapmış olduğun edepsizliğe cevap yazmıyorsun ne hikmetse bize nasihat vermeye kalkıyorsun. http://www.delikanforum.net/showthread.php?t=42418 (Oku bakalım neslicedid ne yazmış) ne hikmetse sen oraya nasihatlarını yazmamışsın. Yoksa sende işine gelenimi görüyorsun? Kimsenin bize bravo demesine gerek yok öyle bir niyetimizde yok, ve beni bir daha böyle edepsizce itham etme. İnsanların bravo demesi için yazı yazmak demek riya için yazıyorsun demektir. Bunu aynıyla iade ediyorum. Kalpleri en iyi bilen Cenab-ı Hakk'tır. Kardeşim Diyalogcuysan açık açık söyle perde arkasından oynamana gerek yok. Bizim kişilerle işimiz yok Ben alıntı yapmış olduğum yazımın altına gerekli notu düşerek izahatımı yapmıştım. Köre ne görene ne diyorsan lütfen bir daha bana nasihat edici yazılar yazma.
__________________ Selat ve Selam Allah Resulü (sav)'nün üzerine olsun.... İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 18.07.2005 Yaş: 36
Mesajlar: 419
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Neslicedid yazmış Diyalog eleştirileri üzerine... Muhterem kardeşler , Sahabeyi Kiram içinde bile Ebu Zer Gifari (RA) ile Ebubekir Sıddık (RA) , Hz.Osman (RA) ile Hz.Ömer (RA) in bazı konularda farklı yaklaşımları olmuştur vede olacaktır. Çünkü bu Fıtratın gereğidir. Diyalog konusunuda bu zaviyeden değerlendirmek lazım. Diyalog Hizmetlerinde bulunanlar , bu işe İslamı temsil noktasında sevdirmeye matuf yaptıklarını izah ederlerken , Diyalog karşıtları ise Diyaloğun müslümanları Hıristiyanlaştırma amacı güttüğünü anlatmaya çalışıyorlar. Diyalog karşıtları , nehy-i anil münker yapıyoruz diyerek , mümin kardeşlerini tekfir edecek kadar eleştiriyor ve kendi imanlarını riske atıyorlar. Şayet nehyi anil münker yapmışlarsa ve bunarağmen hala Diyalog Faaliyetleri büyüyerek devam ediyorsa , o zaman bunu hala eleştirmenin bir faydası yok ! Nehyi anil münker yapanlar , kendilerince vazifelerini yapotıklarındandolayı Allah katında mesuliyetten kurtulurlar , fakat gördüğümüz kadarı ile amaç nehy-i anil münker olmuş olsaydı 2-3 kez uyarır sonra Allah'a havale ederlerdi. Ama durum öyle değil , iftiranın adı nehy-i anil münker olunca olayın maksadı belli oluyor. Sözüm DF üyeleri dışına , özellikle Y.Mesaj'ın Diyalog karşıtı silahşörlerine...Ne hikmetse Diyalog tarafının temsilcilerinden Abdullah Aymaz Hocanın şu teklifine bir türlü yanaşmıyorlar . Neden acaba ? İlgili siteye bir bakalım : http://www.gencadam.net/content/view/266/57/ Diyalog karşıtlarının cevablamaktan kaçındıkları bir konu... Editör ::Genc::Adam Neden cevablayamıyorlar ? Kalan süre : 10 gün Eleştiride uslub ve edeb çizgisini korumadan, Fethullah Gülen Hocaefendiyi ve bu camiayı, tekfir edecek kadar , kendi İslami Hayatlarını riske atan, hasedleri imanlarının önünde olan kardeşlerimize, bizde Abdullah Aymaz Hoca'nın 13.03.2005 tarihli Zaman Gazetesinde dile getirdiği Daveti yerine getirmelerini istiyoruz : Saldırıp iftira ettikleri şahsiyet (M.Fethullah Gülen Hocaefendi) kaç defa " Eğer biz zararlı şeyler yapıyorsak Allah bizi silip süpürüp götürsün." mealindeki sözler söyledi ve bunları yazdı. Eğer kendilerinin yalancı ve iftiracı olmadıklarını iddia ediyorlarsa, aynı şekilde kendileri "Eğer biz yalan söyleyip iftira atıyorsak, Allah bizi silip süpürüp götürsün." veya Allah'ın lâneti üzerlerine olacak şekilde, şart cümlesinin sonunu samimi olarak tamamlasınlar. Bunu yazı ile de söz ile de herkese ilân etsinler. Aynen mağdur, mazlum ve iftiraya uğrayan zatın yaptığı gibi... Aradan 10 ay geçmesine rağmen , ne hikmetse bu Davete bir tane bile Diyalog karşıtı Yazar köşesinde icabet edememiştir. Bu bile kendi iddialarındaki samimiyetsizliklerinin bariz bir göstergesidir. GençAdam olarak , bütün Diyalog Karşıtı Köşe Yazarlarını , şayet iddialarında samimiler ise vede yaptıkları işde Allah'ın Rızası olduğuna inanıyorlarsa ,önümüzdeki 10 gün içinde, Abdullah Aymaz Hocanın bu teklifine "varız" desinler.... Köşe Yazarlarından bize gönderilecek hertürlü Cevabi yazıyı virgülüne dokunmadan yayınlıyacağımıza taahhüt ederiz... ::Genc::Adam Yazmış
__________________ Selat ve Selam Allah Resulü (sav)'nün üzerine olsun.... İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 18.07.2005 Yaş: 36
Mesajlar: 419
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Mübahele/lanetleşmeye davet eden Zaman Gazetesinin aymaz yazarı Abdullah AYMAZ'a Mübahele/Lanetleşmenin ne anlama geldiğini kimlerle yapılması gerektiğini özet bir şekilde açıklayan Yeni Mesaj Gazetisinden Müslüm KARABACAK nazikçi bir uyarı üslubu kullanarak muhataplarını kendilerine gelmeye davet etmiştir!.. "Sana bu ilim (yani, Hıristiyanların inanıp, iddia ettiğinin aksine, Hz. İsa’nın (as) sadece Allah’ın kulu ve resulü olduğu, babasız doğmuş diye asla Allah ya da tanrının oğlu olamayacağı ilmi) geldikten sonra seninle çekişenlere de ki: Geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı, biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı biz de kendi kadınlarımızı çağıralım, sonra da dua edelim de Allah’tan yalancıların üzerine lanet dileyelim." (Al-i İmran, 3/61) Ayetin iniş sebebi şöyle: Necranlılardan iki Rahip, Hazret-i Resûl’e (as) geldiler. Konuşurlarken Allah’ın Resulü bunlara: "İslam’a giriniz!" buyurdu. Onlar: "Biz sizden çok önce İslam’a girmişiz" dediler. Hazret-i Resûl: "Yalan söylüyorsunuz; Şu üç şey sizde oldukça siz İslam değilsiniz: 1-Allah’ın çocuğu var sözünüz. 2-Domuz eti yemeniz. 3-Ve haça tapmanız." Onlar: "Öyle ise İsa’nın babası kimdir?" dediler. Cenabı Resul, onların bu sorularına verecek cevabı bilmiyordu. Sukût etti. Bunun üzerine Allah-u Teala bu ayet-i celileyi indirdi. Allah’ın Resulü ayetleri okudu. Onları lanetleşmeye davet etti. Onlar, bundan imtina ettiler. Cizye vermek üzere bir anlaşma yaparak yurtlarına döndüler. Ayetin açık manası şöyledir: Ya Muhammed! Tevhidden ayrılmış, Allah yolundan sapmış olan Nasranilerden/Hıristiyanlar, İsa’nın Allah’ın kulu ve peygamberi olduğuna dair ayet ve açık deliller sana ilahî vahiy yoluyla geldikten sonra, bu ayetleri duyarlar da iddia ve düşmanlığa devam ederlerse, onlara deki: Ey Necranlılar! Azim ve sebat ile gelin! Biz her birimiz oğullarımızı ve sizden her biriniz oğullarınızı çağırsın ve bizden her birimiz kadınlarımızı ve sizden her biriniz kadınlarınızı; bizden her birimiz nefislerimizi ve sizden her biriniz de nefislerinizi çağıralım! Sonra sıdkı sadakatla tezarrû ve niyaz ile, içten ve ruhtan gelen bir ceht ile lanet duası yapalım da; Allah’ın lanetini, İsa hakkında yalancı olanların üzerine bindirelim ve boyunlarına geçirelim." Ayetin açık manası böyle. Allah’ın Resûlü ile Necranlılar arasında yapılacak olan bu lanetleşme öyle tehlikeli idi ki. İki taraf toplanacaklar, sıdk ve azimle "sizden ve bizden hangimiz yalancı ise Allah’ın laneti onun üzerine olsun!" diyecekler ve yalancının mahvına dua edeceklerdi. Böyle bir dua ise, yalancı olan tarafın helakine ve yeryüzünde neslinin kesilmesine sebep olacaktı. Böyle bir duaya ancak hak üzerinde olanlar iştirak edebilirlerdi. Bu lanetleşmenin neticesinin ne olacağını Ahir zaman Peygamberi bildiği gibi, Necranlılar da bilirlerdi ki; Herhangi bir kavim bir peygamberle lanetleşmişse helak olmuş, yeryüzünde nam-u nişanı kalmamıştı. Mukaddes kitaplar ve din tarihleri bu hakikati açık olarak yazmışlardı. Ehl-i kitap bunu çok iyi bilirdi. Bunun içindir ki: Peygamberlerin bu teklifi Necranlılara ağır gelmiş ve onları düşündürmüştür. Lanetleşmeye davet etmezden önce iki taraf arasında uzun mücadele ve münakaşalar olmuş ve her defasında da Hıristiyanlar mağlup olmuşlardı. Yukarıda da geçtiği üzere Hazret-i Resul, İsa’nın Allah’ın oğlu olmadığını, kulu ve Resulü olduğunu gayet açık delillerle ispat ettiği halde, onlar yine küfürlerinde ısrar ettiler de hakkı kabul etmediler. Bunun üzerine Peygamber (as) onlara: -Hakkı kabul etmeyecek olursanız, Rabbim bana sizi lanetleşmeye çağırmayı emretti, dedi. Onlar: -Yâ Eb-el Kasım/Ey Kâsım’ın babası!: Bize müsaade et, gidelim sonra gelir, dediğini yaparız, dediler ve çıkıp gittiler. Necranlılar yurtlarına vardıklarında içlerindeki bilginlere, bu lanetleşme işi hakkında düşüncelerini sordular. Onlar da şu cevabı verdiler: "Bilirsiniz ki, Muhammet gerçekten Allah tarafından gönderilmiş bir Nebidir. Yemin olsun İsa (as) hakkında söylediklerinin hepsi doğrudur. Herhangi bir kavim bir Nebi ile lanetleşmişse o kavim tamamen yok olmuştur. Eğer Muhammet (as) ile lanetleşirseniz yeryüzündeki kökünüz tamamen kazınır, yok olur. Dininizde kalmak istiyorsanız bu zata veda edin ve yurdunuza dönün." Hıristiyan Necranlılar kendi aralarında konuşurlarken Resûlullah (as) üzerinde siyah kıldan yapılmış bir aba olduğu halde evden çıktı. Önce yanına Hasan geldi, onu siyah abasının içine aldı, sonra Hüseyin geldi. Onu da abasının altına aldı. Sonra Fatıma, sonra Ali (r.anhüm) de geldiler, onları da abanın altına aldı ve: "Allah sizden azabı kaldırmak ve sizi tamamen temizlemek istiyor, Ey ehli beyt!" (Ahzab, 33/33) ayetini okudu. Bundan dolayı ehli sünnet arasında bu zevata "Ehl-i âbâ" denilir oldu. Bundan sonra hepsi beraber hareket ettiler. Hüseyin elleri boynunda koşuyor, Resûlullah (as) Hasan’ın elinden tutmuş, Hazreti Fatıma babasının ardında. Hazreti Ali de Fatıma’nın (Allah hepsinden razı olsun) arkasında olduğu halde mescide doğru yürüyorlardı. Hem gidiyorlar, hem de Allah’ın Rasûl’u (as) onlara: "Ben dua ettiğim zaman siz "amin" deyiniz!" diye telkinde bulunuyordu. Necranlılar Ehl-i Beyt’in gelmekte olduğunu görünce diğerlerine; - Ey Nasara/Hıristiyanlar! Ben öyle yüzler görüyorum ki: Onlar, Allah’tan bir dağın yerinden kaybolmasını istemiş olsalar, Allah o dağı yerinden kaldırır. Siz, bunlarla "lanetleşmeyiniz. Yemin olsun hepiniz helak olursunuz. Yeryüzünde Nasranî/Hıristiyan kalmaz" dedi. Allah’ın Rasulü yanlarına geldiğinde onlar: - "Ya Ebel’Kâsım! Biz seninle mübahele etmemeye (lanetleşmemeye) ve seni dininde bırakıp memleketimize dönmeye karar verdik" dediler. Bunun üzerine Allah’ın Rasulü: -"Mübaheleden/Lânetleşmekten vazgeçmiş iseniz İslam’a giriniz. Müslümanların lehine olan sizin lehinize ve Müslümanların aleyhine olan sizin de aleyhinize olsun" buyurdu. Onların, İslam dinini kabul etmemeleri üzerine Allah’ın Rasulü: - "Sizi savaşmaya davet ederim" dedi. Savaş teklifini duyan Necranlılar: - Bizim Arap kavmi ile savaşmaya takatimiz yok. Lakin bizimle savaş yapmamanız, bizi dinimizden döndürmemeniz karşılığında biz de sana; bini Sefer ve bini de Recep ayında teslim edilmek üzere, her yıl iki bin adet kıymetli elbise, otuz adet demir gömlek vermek suretiyle seninle sulh yapıyoruz, dediler. Diğer bir rivayette, antlaşmada otuz üç deve, kırk dört savaş atı da vardır. Bu esaslar dahilinde Allah’ın Resulü onlarla barış yaptı. Surenin başında geçtiği üzere Ebu Ubeyde Bin Cerrah’ı da hakem olarak onlarla beraber Necrana gönderdi. Onlar dışarı çıktıktan sonra Resulullah (as) ashabına: - "Nefsim yedi kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, "helak", Necran ehline ok yaklaşmıştı. Onlar bizimle lanetleşme yapmış olsalardı, maymun ve hınzır suretlerine çevrilecekler, vadi üzerlerine ateşle dolacak, Allah (cc) Hazretleri, Necran’ı ve Necran ehlini, ağaçlar üzerindeki kuşlarına varıncaya kadar helak edecek ve bir sene geçinceye kadar hepsi yok olup gideceklerdi." Daha sonra da buyurdu ki: "Ne büyük tehlike, ne korkunç azap? Keşke Hıristiyan alemi bunu idrak etselerdi! " İmdiii. Biz, Hz. Muhammed’e ve O’nun getirdiklerine iman etmeden kurtuluşun mümkün olmadığını açıkça söylüyor ve savunuyoruz. Bizimle lanetleşmeyi düşünenler önce Necran taraftarı olduklarını ilan etsinler, sonrası kolay. Müslim Karabacak 01.04.2005 http://www.yenimesaj.com.tr/index.p...arih=2005-04-01 Not: Abdullah Aymaz 13.03.2005 tarihli Zaman Gazetesinde dile getirdiği Davete belki tevbe ederler yaptığı yanlıştan dönerler diye bekleyen bizlerin umutları boşa çıkınca; cevabı Müslim KARABACAK Yeni Mesaj Gazetesinde 01.04.2005 tarihinde uyarıda bulunmuş ama diyalogcu taife ve aymaz yazar hiç oralı olmamıştır.
__________________ Selat ve Selam Allah Resulü (sav)'nün üzerine olsun.... İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 18.07.2005 Yaş: 36
Mesajlar: 419
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Abdullah Aymaz 13.03.2005 tarihli Zaman Gazetesinde dile getirdiği Mübahele/lanetleşme davetine; belki tevbe ederler yaptığı hatadan dönerler diye 10 günlük bir zaman diliminde cevap verilmemiştir. Fakat bu 10 günlük sür zarfında gerek nette gerekse reel hayatta bunun istismarını yapan Diyalogcu taife; bizim sessizce beklememize nisbet yaparak sağda solda "bizden korktular, Abdullah AYMAZ hocamızın davetine cevap veremediler" türü laflar söyleyerek ve imalı yazılar yazarak bizi tahrik etmeye kalkmışlardır. Lanetleşme yazısına ilk cevabi yazıyı önceki yazımda aktardığım Müslim KARABACAK Yeni Mesaj gazetisinde yazmıştır. Bu yazısında Mübahele'nin ne olduğunu kimlerle yapıldığını, kimlerle yapılabileceğini yazarak, Müslümanlar arasında Mübahele yapılamayacağını, teklifin doğru olmadığını belirtmiş ve son parağrafında da "Biz, Hz. Muhammed’e ve O’nun getirdiklerine iman etmeden kurtuluşun mümkün olmadığını açıkça söylüyor ve savunuyoruz. Bizimle lanetleşmeyi düşünenler önce Necran taraftarı olduklarını ilan etsinler, sonrası kolay. Cümlesini kullanarak muhataplarına kendilerine gelmesi uyarısında bulunmuştur. Diyalogcu taife bu yazıyla ayıkması gerekirken; Aymazca cevaplar vermeye devam etmesi üzerine: 01.04.2005 tarihinde Mehmet Emin KOÇ Yeni Mesaj Gazetesinde "Papazlarınızı ve Hahamlarınızıda alarak geliniz" başlıklı bir cevapla Abdullah Aymaz'ın aymazca davetine net bir şekilde cevap vermiştir. Ben Gazibaba olarak gazibaba1 email adresinden 10.05.2005 tarihinde Zaman gazetesinin aymaz yazarları Abdullah AYMAZ'a, Ahmet ŞAHİN'e, Ekrem DUMANLI'ya, Ali BULAÇ'a mesaj atarak Yeni Mesaj Gazetisinden Müslim KARABACAK ve Mehmet Emin KOÇ'un yazılarını gönderdim hala cevap alabilmiş değilim. Şu ana kadar'da bu konu hakkında reklam yazıda yazmadım... Neslicedid yalan söyleyerekve gerçekleri gizleyerek diyaloga karşı çıkanlara meydan okuması enteresan bir gelişme.Yoksa ABD'den "gündem olmanız için diyalog karşıtlarına saldırın onları tahrik edin emrimi aldı? Delikanforumda böyle bir konu yokken ve ben uzun süredir yazamıyorken bize göndermeler yapması manidardır. Nurcuların avukatlığını yapmaya çalışan Misyonerlere pembe gözlükle bakan kişiler önce neslicedide bunu bir sorsunlar... Neslicedid'in: Aradan 10 ay geçmesine rağmen , ne hikmetse bu Davete bir tane bile Diyalog karşıtı Yazar köşesinde icabet edememiştir. Bu bile kendi iddialarındaki samimiyetsizliklerinin bariz bir göstergesidir. GençAdam olarak , bütün Diyalog Karşıtı Köşe Yazarlarını , şayet iddialarında samimiler ise vede yaptıkları işde Allah'ın Rızası olduğuna inanıyorlarsa ,önümüzdeki 10 gün içinde, Abdullah Aymaz Hocanın bu teklifine "varız" desinler.... Köşe Yazarlarından bize gönderilecek hertürlü Cevabi yazıyı virgülüne dokunmadan yayınlıyacağımıza taahhüt ederiz... ::Genc::Adam TEKLİFİNİ YERİNE GETİRMESİNİ BEKLİYORUZ Ebu Bekir SİFİL'in 19 MART 2005 / MİLLİ GAZETE Müslim KARABACAK'ın 01 NİSAN 2005 YENİ MESAJ GAZETESİ Mehmet Emin KOÇ'un 01 NİSAN 2005 YENİ MESAJ GAZETESİ Yazılarını yayınlamalarını bekliyoruz
__________________ Selat ve Selam Allah Resulü (sav)'nün üzerine olsun.... İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |