Merve KavakçıErbakan ve AKP
Tarih : 20.01.2006
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın?ın tutukluluğu, başta YÖK olmak üzere bütün laikçi çevreleri huzursuz etti. Sanki Aşkın tarihi eser kacakçılığından yargılanmıyordu? Hazırladığı fişler bir bir ifşa ediledursun, onu milli kahraman ilan edenler bile oldu. Aşkın ?kurulu? düzeni temsil ediyordu, arkası sağlamdı, böyle gelmiş böyle gidercilerin onu sembolleştirerek meseleyi sahtekârlıktan rejim savunmasına dönüştürmeleri de statükoyu kutsayışlarındandı. Sonunda da tutuksuz yargılanma kararıyla pişkin pişkin fişlediği öğretim üyelerinin arasına, görevine dönebiliyordu. Benzer bir pişkinliği son olarak Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Bernay, bu sefer Meclis Araştırma Komisyonu üyesi milletvekilleri karşısında sergiledi. Üniversitesindeki yolsuzluk iddialarını cevaplandırırken, vekillere laiklik dersi vermekten de çekinmedi. Bir de ötekiler var. Bu ülkede statükoyu zorlayan, onu sorgulayan, değişim taraftarı, böyle gelmiş böyle giderciliğe dur deme cesareti gösterenlerdir ötekiler. Onlar istisnasız her seferinde, önlerine set çeken rejim şakşakçılarıyla yüz yüze gelirler. Sayın Erbakan da böylelerinin karşısındaki duruşunun bedelini oldum olası ödeyen bir siyasetçi. Erbakan?ın siyaset anlayışıyla, özel hayatında seçtiği yaşam tarzıyla belki uyuşmayabilirsiniz. Geldiği geleneği, siyasette kullandığı yöntemi benimsemeyebilirsiniz.
Ancak, onun bu milletin insanına hizmet aşkından, ender rastlanan dâhî zekâsından, statükoya karşı halktan, haktan yana verdiği mücadelesindeki samimiyetinden şüphe edemezsiniz. Sözünü ettiğim ?halktan yana mücadele? son onyılların mücadelesi değil. Yani Refah?ın, arkasından Fazilet?in ve onun ikiye parçalanması ve sonrasında değil. Söz ettiğim duruş, dik duruş, daha çok benim neslim doğmadan önceki, bu ülkenin başbakanını da içeren jenerasyonun kısa pantolonla oynadığı günlerdeki duruş, ondan da öncesinde hayat bulan bir duruş? Milli şef döneminden sonra bir başbakanın ibret-i âlem yargılı infaz ve fakat insafsız yargılanışından sonra, sindirilmiş bir halkın şahlanışına ciddi bir katkı sağlayan duruş?Ve belki de onu asıl önemli kılan ?yalnız? duruş?Yığınlar insana cesaret verir, gücünü kamçılar, pekiştirir; oysa marifet yalnızlıkta sergilenebilen cesarettedir. İşte onunki öyle bir cesaretti. Onun için de kıymetliydi. O duruşta gizlenen cesaretti bugünün lider kadrosunu da yeşerten, büyüten, önce İstanbul?u, sonra da Türkiye?yi fethettiren?Evet, ister beğenin ister beğenmeyin, bu bir fetihti. Hadi sözü biraz yumuşatalım, politik doğruluğa uyduralım ve ?İstanbul?u, sonra da Türkiye?yi kazandıran? cesaretten söz edelim? Sevsek de sevmesek de, statükoya karşı dün Er-bakan?lı, bugün Er-doğan?lı gösterilen halktan taraf gayretten bahsedelim?Tabii, bu son süreçte, dünden bugüne geçişte köprünün altından sular aktı, fikir ayrılıkları doğdu. Bunu da yadırgamamak, tabii karşılamak gerekir. Sonuçta yollar ayrıldı. Ama emekler, haklar yerinde kaldı. Bugün bir Erdoğan?ın, Arınç?ın, Gül?ün üzerinde Erbakan?ın açtığı yolun, ilk tohumlarını attığı dik duruşun eserinden söz etmemek mümkün mü? Hayır, değil. Tıpkı AKP?li her vekilin bugün Meclis?e taşınışında bir ?Erdoğan? hakkından, emeğinden ve en önemlisi çilesinden söz etmemenin mümkün olmadığı gibi? Şimdi AK Parti, Erbakan sınavında... Şayet bir eski başbakanın katkıları görmezlikten gelinir ve cezaevine yollanırsa hakka, hukuka dair bütün sınavlar kaybedilmiş olur. Unutmayalım: Oyun bitince, piyon da, şah da aynı kutuya girer... Kaçınılmaz günün hesabından korkalım.