| |||||||
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Arama |
![]() Üyelik tarihi: 07.05.2005
Mesajlar: 6.383
Teşekkür etti: 2
15 Teşekkür 9 Mesaja aldı
| Prof. Numan Kurtulmuş: Ortadoğu'da model değil fotomodel ülke olduk • Ankara kulislerinde "Numan Kurtulmuş Genel Başkan olsa SP'ye geçeriz" sözü dolaşıyor. Üstelik AKP'de böyle söyleyenlerin sayısının 30-40'ı bulduğu iddia ediliyor. Sizce bu doğru mu? Açıkçası AKP'li arkadaşlarla çeşitli vesilelerle bir araya geldiğimizde tarafımıza bir saygı ve sevgi duyulduğunu biz de gördük. Bu çok doğal, çünkü geçmişten gelen bir hukukumuz var. İkinci ve önemli nedeni ise AKP'nin verdiği hiçbir sözü yerine getirememiş olması. • Peki hiç arayıp, "Haydi Numan Bey, kır şu zinciri de genel başkan ol" diyenler var mı? Söz belki bu noktaya kadar gelmiyor ama pek çok AKP'liden derin sükut-u hayâl yaşadıklarını dinliyorum. Adım atamadı... • Neyin hayal kırıklığı bu? Millet daha yeni kurulmuş bir partiye bu kadar oyu verirken üç şeyi göz etti: Birincisi dedi ki, 'Arkadaş, büyük çoğunluğunuz alt ve orta gelir gruplarından geliyor. Oraya gidin, iktidar olun ve ekonomik pastayı istanbul'daki küresel ekonomicilerin değil, halkın lehine dağıtın." Zaten Erdoğan'ın da meydanlarda yaptığı çay-simit hesabı buydu aslında. Bence konuşulmayan mutabakat metninin ilk maddesi buydu, ikinci olarak halkın başörtülü, imam hatipli kesimi dedi ki, "Gidin oraya ve özgürlük alanlarımızı genişletin." Buna düşünce özgürlüğü mağdurları da eklendi, hatta belki liberaller, solcular bile bu açıdan AKP'ye destek verdi. Üçüncü mutabakat maddesinde de dendi ki, "Madem Kasımpaşalısın, halktan birisin, madem partinin kurucuları elitlerden değil, halktan... O zaman gidin, Ankara'daki statükoyu değiştirin." Millet temel olarak bu üç nedenle AKP'ye oy verdi. Ama ne yazık ki hükümet bu alanların hiçbirinde başarılı olamadı. Ya attığı adımı geri aldı ya da hiç atamadı. • Sizce vekiller de mi bu üç madde konusunda kendilerini aldatılmış hissediyorlar? E tabii, çünkü gittikleri her yerden şikayet dinliyorlar. Herkes onlara işsizliği soruyor, YÖK'te niye geri adım attıklarını soruyor, niye halâ türban meselesini çözemediklerini soruyor. Ayrıca parti içinde de huzursuzlukları var. Çünkü AKP'nin 3 Mart'ta kurulurken en büyük iddiası milletvekillerini el kaldırma makineliğinden kurtarmaktı. Ama iş buraya dönünce vekillerde de büyük rahatsızlık oluyor. • Peki sizce bu rahatsızlığı kendi lehinize dönüştürmenin fırsatı doğdu mu? Doğrusu biz prensip itibariyle bir başka partinin zaafları üzerine siyaset yapmak yerine, kendi fikrimizin gücü üzerine siyaset yapmayı tercih ederiz. • Yani ne yapacaksınız; size bir pas vermişler, topu kale yerine ayıp olmasın diye taca mı atacaksınız? Yok, hayır ben her yerde fikrimi açıkça söylüyorum. Ben ta FP bölündüğünde söylemiştim; bu bir süreçtir gelip geçer; ondan sonra arkadaşlarımızla "Nerede kalmıştık" diye yolumuza devam ederiz. • Bundan 14 ay önceki son SP kongresinde Recai Kutan "İstişareler Numan Bey'i göstermiyor" demişti, siz de aday olmamıştınız. Sizce Nisan Kongresi öncesindeki istişareler ne durumda? Aslında tabii Nisan ayı için kesin bir kongre tarihi çıkmadı. Ama sonuçta yakın zamanda bir kongre olacak. O zaman da partimizin teşkilatına fikri sorulacak. Recai Bey de bu ilkeyi söylüyor. Tabii ki hiç kimse istenmediği yerde tutup da aday olmaz. • 14 ay önce istenmiyor muydunuz? Öyle bir şey mevzu bahis değildi. • Zaten "mevzu bahis" olanın ne olduğu malum; peki ya yine aynı şey "mevzu bahis" olursa, aday olmayı tarihe mi bırakacaksınız? Çünkü şu yorum yapılıyor: Bu SP'nin son kongresi. Ya batacak ya çıkacak! Size şunu söylüyorum: Bu istişarelerden sonra ortaya bir sorumluluk çıkarsa, talep çıkarsa ben bu sorumluluktan kaçmam. Ben hırslı bir insan değilim ama iddia sahibi biriyim. İddiama da sonuna kadar sarılırım. • Erbakan'la aranız nasıl? Çok iyi. Zaten benim kendisiyle ilişkim sadece bir siyasi ilişkisi değil, Erbakan Hoca babamın çok eski arkadaşıdır. Sanırım babam birkaç yaş büyüktü. Büyük bir bağımız vardır. • Ama Erbakan'la da birlikte birçok sırra vakıf, bir emaneti alıp götüren, kimseyle de paylaşmayı istemeyen dört-beş kişilik bir ekip var tepede. Onların arasından sıyrılmayı nasıl başaracaksınız? Bu partiyi nasıl daha büyük çekim merkezi haline getiririz diye kafa yoruyorsak, hareketi bugüne kadar getirmiş insanların da kafa yorduğunu düşünmemiz lâzım. Dolayısıyla böyle bir bencilliği yapacakları iddiasını doğru kabul etmem mümkün değil. Buraya kadar getirdikleri hareketi "nasıl olur da daha ileriye taşırız"ı düşüneceklerine yürekten inanıyorum. • Peki Numan Kurtulmuşlu bir SP seçime kadar grup bile kuracak bir noktaya gelebilir mi? Tabii olur, onun olması için yeterli gücü var, biz de bu yönde gayret sarf ediyoruz. Sonuçta Milli Görüş davasına bir saat bile hizmet etmiş herkes arkadaşımızdır. İddiasını hatırlayan herkes başımızın üzerindedir. Ne konuşuldu! • Bir Milli Görüşçü olarak Hamas meselesini dışarıdan izlerken ne düşündünüz? Bir kere daha siyasette en büyük gücün sahici olmak olduğunu düşündüm. Eğer sahiciyseniz ayakta kalıyorsunuz. Siz iddianızı açıkça söylersiniz, sizinle ittifak yapanlar yapar, karşı olanlar karşı olur. Ama başkalarının çizdiği yola göre hareket edemezsiniz. AKP iç siyasette de, uluslararası siyasette de bu yanlışı yaptı. Türkiye'nin gerçekten model olma imkanı var. Ama siz uluslararası arenaya başkasının giydiği elbiseyi giyip çıkarsanız, model değil fotomodel olursunuz. • Size göre tam olarak hata nerede? Bakın Hükümet Hamas Lideri'ni şu ya da bu şekilde davet etmiştir. Ama ne konuştular onu bilmiyoruz. Hükümet Hamas'a ne dedi? Bu lanetli bir misafir ise niye davet ettiniz, eğer görüşülmesi gereken biriyse niye ne görüştüğünüzü açıklamıyorsunuz? • Peki sizce ne görüştüler? Sanki özellikle ABD'nin siz Filistinlilere nasihat edin gibi bir telkini alınmış. Net olarak bilemiyoruz tabii. • Erbakan'ın Libya gezisi de böyle dert olmuştu, değil mi? O zaman RP içinde değildim. Libya gezisini en çok savunan arkadaşlarımız da bu arkadaşlarımızdı. • İsrail'le anlaşma yapan da Erbakan'dı. İsrail anlaşması çok açık bir anlaşmaydı, Türk devletinin bütün kurum ve kuruluşları biliyordu. Zaten RP Hükümeti'nden önce hazırlanmıştı. Ama AKP Hamas'la ne görüştü, bunu kimse bilmiyor. İkisi birbirinden çok farklı. 28 Şubat AKP'ye yaradı • Sizce Erdoğan'ın en büyük zaafı ne? Sözler verip, karşılığında yetki aldığı milleti önemsemek yerine ön plana reel politiği çıkardı. • Reel politik, Ankara mı? Hayır, küresel güçler. • Ankara'ya karşı arkasına küresel güçleri alıyor olabilir mi? Meselâ Ofer ilişkisi böyle bir şey. Çünkü aynı Hamas'ta olduğu gibi Ofer'le ne görüştüğünü de açıklayamıyor. Ofer'in dünyadaki lobi faaliyetleri ise malum. Tabii ki dünya denklemlerini bileceksiniz, Tel Aviv'den, Washington'dan, Brüksel'den esen rüzgarları bileceksiniz ama ayaklarınız mutlaka Türkiye üzerine basacak, çözümleri buradan bulacaksınız. • Acaba zaten AKP iktidarında o rüzgarların bir katkısı yok mu? E tabii, iktidardaki partilerin seçilemeyeceği bile bile 3 Kasım seçimi nereden çıktı, hâlâ soru işaretidir. • Peki bir adını daha geri gidersek, FP'nin bölünme sürecinde bir operasyon yaşanmış olabilir mi? Öyle görünüyor, bir operasyona tabi tutulduğu çok açık görünüyor. • DSP de aynı iddiayı savunuyor? Kuvvetle muhtemeldir ki, DSP de Irak müdahalesine direndiği için bizimkine benzer bir süreçle karşılaştı. • Bu şüpheye ilişkin aklınıza en çok takılanlar ne meselâ? Meselâ FP'nin 99 seçim bildirisine (Günışığında Türkiye Bildirisi) Milli Görüş'le taban tabana zıt bir AB anlayışının konması. Bu nasıl oldu bilmiyorum ama oldu. Bir başka örnek de aldığı yasak nedeniyle mahalle muhtarı bile olamaz denen bir kişi 3 Kasım'dan sonra nasıl Başbakan yapıldı? Ben bunu idrak etmekte zorlanıyorum. Ama zinhar ben bunlar kapalı kapılar ardında planlanıyor, adım adım uygulanıyor demiyorum. Ana proje yapılmış olabilir, süreç içinde de uyarlamalar yapılıyordur. • Meselâ? Meselâ AKP bu kadar büyük oy almasaydı bence parti Abdullah GüPle devam edecekti. Sandıktan çıkan oy planı değiştirdi. • Birbirine bağlamak için sormuyorum ama akla 28 Şubat da geliyor. Aradan dokuz yıl geçti ve şimdi bakınca sizce 28 Şubat'tan en çok kim kârlı çıktı? Önce en ağır tahribatını söyleyeyim: Millet, devlet arasındaki köprüyü kaybedip, AB'den, Amerika'dan medet ummaya başladı. AB de bu süreçte ne istediyse Türkiye'den aldı. Bu konjonktür ise en çok AKP'ye yaradı. AKP böyle bir dalganın gelip üzerine oturdu. • 28 Şubat bitmez denmişti, sizce siyaset üzerindeki etkisi devam ediyor mu? Maalesef tam bir normalleşme sağlanamadı. Size hükümetin aldığı, ama sonra da geri adım attığı en az 10 karar sayarım. Bu bize büyük üzüntü veriyor. 'Hapis pazarlığı' iddası spekülasyon • Kimsenin gönlü 80 yaşındaki birinin hapse girmesine razı olmaz; ama peki ya 11 trilyon? O rakam bir hesaba göre 800 milyar, bir hesaba göre faiziyle 11 trilyon. • SP Genel Başkanı olsanız ilk olarak bunun hesabını vermeniz gerekecek? Yok, hayır. Çünkü bu RP davasıyla ilgili bir meseledir. FP'yle bile ilgili değildir, SP'yle hiç ilgili değildir. • Haklısınız ama o paranın da buhar olup uçmadığı, hatta emanetler arasında onun da bulunduğu söyleniyor. Şimdi size X partisinden bahseder gibi, dışarıdan biri gibi yanıt vereyim: Trilyon davası Erbakan Hoca'nın siyasi olarak kuşatılmasıyla ilgili bir karardır. İstenirse her partinin içinde birtakım şeyler bulunabilir. Anayasa Mahkemesi'nin incelemesi gereken bir karar, o olağanüstü şartlar içinde, dönemin Maliye Bakanı'nın direktifiyle yapılıyor ve birçok incelenmesi gereken evrak da incelenmiyor. Ben hukukçu değilim ama herkes de biliyor ki burada Anayasa'ya göre haksız bir sonuç söz konusu. • Hayır, herkes böyle düşünmüyor. Fakat ben asıl size başka bir iddiayı sormak istiyorum: Erbakan'a ev hapsi jesti karşılığında hükümet sizin genel başkan yapılmamanızı istemiş. Böyle bir pazarlık iddiası sizin de kulağınıza geldi mi? Tamamen bir spekülasyon, benim böyle bir bilgim yok. Böyle bir şeyin yapılabileceğini de zinhar kabul etmem. Devrim Sevimay E-Mail: dsevimay@gazetevatan.com
__________________ Ey İnsan! Kerim olan Rabbine karşı nedir seni aldatan (İnfitar,6) İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 07.05.2005
Mesajlar: 6.383
Teşekkür etti: 2
15 Teşekkür 9 Mesaja aldı
| Eskiler "nâsiyesi temiz" derlerdi ya? Sanki bu söz, karşımda oturan akranım siyasetçi için söylenmiş. Nâsiyesi temiz. Duruşu insana itimat telkin ediyor. Politikacılarda sık rastladığımız o arsızlık ve ukalalıktan eser yok. Aksine, kendisine ve muhatabına olan saygısını hal ve tavırlarında görebiliyorsunuz. Ağırbaşlı, içten ve nazik. Kendinden emin ve dingin bir kişilikle karşı karşıya olduğunuz izlenimini alıyorsunuz. Bir müddet konuşunca, bu izlenimlerinizin giderek doğrulandığına tanık oluyorsunuz. Nûman Kurtulmuş'tan söz ediyorum. İnsanoğlunun bir görüşte tanınamayacak kadar girift ve muamma bir varlık olduğunu biliyorum. Onun için de, öyle bir kez buluşup görüşmeyle insanı tanımanın kâbil olacağı kanaatinde değilim. Bu yüzden birini tanıdığını söyleyenlere karşı ihtiyatlıyımdır. Ayaküstü bir kez gördüğü insanları, "Ha o mu, tanıyorum ben onu canım!" diyenlerden hazzetmem. Böylelerinin tabldotuna garnitür olmamak için, onlara bu fırsatı vermemeye çalışırım. İnsanların tanışmaya yüklediği anlamın, insana verdiği değerle doğru orantılı olduğunu düşünürüm. Buna göre bir görüşte insanın tanınacağını düşünen biri, insanı çok hafife alıyor demektir. Ama ben Numan Kurtulmuş'u siyasete atıldığından beri uzaktan izliyorum. Refah-Yol döneminde, yazan düşünen insanlarla siyasetçileri buluşturma teşebbüsleri olmuştu. Bunlardan birinde ben de bulundum. Orada Numan Bey hakkında edindiğim izlenim, yıllar içerisinde pekişti. Numan Bey gibi kişilik ve kimlik sahibi insanların siyasete atılmaları, sadece içinde bulundukları siyasal yapılar için bir kazanım değil. Bu aynı zamanda git gide yoksullaşan ve irtifa kaybeden Türk siyaseti için de bir kazanım. Türkiye'de siyaset alanının daraltılmasında en büyük pay, siyaset dışı kurumların, yani üniformalı bürokratların zırt-pırt siyasete müdahale etmesidir. Bu doğru. Fakat, bunun bir de siyasetçiye dönük yüzü var. Bu yüze baktığımızda durum hiç de parlak gözükmüyor. 40 yıldır tanıdığımız siyasetçiler yüzünden siyasetin itibarı sıfırın altında bir yerlerde. Öyle ki, "kötü emsal olmaz" dense de, siyasette kötü emsal değil adeta siyasetin standardı oldu. Klasik siyasetçi tipi halkın gözünde aşağı yukarı şöyle şekillendi: Mutlaka kravatlı. Göbeği ve gerdanı sarkanı makbul. Utanmayan, kızarmayan cinsten kösele gibi bir surat şart. Sözünün üçte biri yalan, üçte biri demagoji, üçte biri de palavra olmalı. Yalan söylediğini hatırlatana "dün dündür" gibi inciler saçacak kadar da hazır cevap. Akşama kadar öten bir boru olmalı. Fakat hiçbir şey söylememeyi de başarmalı. Kendisini sorumluk altına sokacak bir soru geldiğinde topu taca atan, hassas konularda işi muzipliğe vurarak savuşturduğunu sanan "Cingöz Recâi" tipi. Ama hiç bilgi vermeyen. Zaten verecek bir bilgiye de sahip olmayan. Fakat hep çok bilmiş bir edayla burnunu havaya diken. Konuşmayı kendisine, dinlemeyi de karşısındaki vacip sayan. Kazara karşısındaki konuşursa onu çenebazlıkla, o da olmazsa hırçınlıkla susturan. Hele sorgulayandan, uyarandan, hatırlatandan besmele duymuş şeytan gibi kaçan... Halkın tasavvuruna kazınmış klasik Türk siyasetçisi portresi, işte böyle bir şey. Peki bunda halkın hiç mi suçu yok? Olmaz mı? Hz. Peygamber boşuna mı söylemiş "Kemâ tekûnû yuvellâ aleykum: Siz nasılsanız, öyle idare olunursunuz" diye? Seyircisi olmayan hiçbir oyun devam edemez. Siyaset adı verilen bu kara mizaha halk iltifat etmeseydi, bunca yıl sürebilir miydi? Üçüncü sınıf bir ortaoyununda kavuklu ve pişekar rolüne soyunan bu siyaset bezirganlarını, ortaoyunu çadırına yollamak yerine meclise yollayanlar çok mu masum? Nûman Kurtulmuş gibi yetkin insanlar siyasette çoğaldıkça, yukarıda portresini çizmeye çalıştığımız siyasetçi tipinin yerini, yeni tür sorumlu siyasetçi tipi alacaktır. Bundan hiç kuşkunuz olmasın. Nûman Bey de "siyasette toplam kalite" sorununun farkında. Fakat ümitsiz de değil. İstanbul'da bir semt toplantısının ardından yaşlı bir amca yanına yaklaşarak "Bize bilgi verdiğiniz için teşekkür ederim" demiş. Buna haklı olarak seviniyor ve ümit verici bir gelişmenin işareti olarak görüyor. Fakat Cem Uzan'ın o berbat diksiyonla yaptığı kof vaatlerin topladığı müşteriye bakınca, ben halkın kalite anlayışından o kadar emin olamadım. Sözün özü, Nûman Kurtulmuş gibi kimlik ve kişilik, bilgi ve sorumluluk sahibi politikacılar mutlaka Meclis'e girmeli. Yoksullaşmış Türk siyasetine katma değer olacak isimler Meclis dışı kalmamalı. Belki bu sayede, siyaset "pratik ahlaksızlık" olmaktan çıkarılıp, Aristo'nun ifadesiyle "pratik ahlak" haline gelir. http://www.mustafaislamoglu.com/makaleler.php?Makale_id=716&Kat_id=8&PHPSESSID=abd a6d27403865644f08ba09c44a72b9
__________________ Ey İnsan! Kerim olan Rabbine karşı nedir seni aldatan (İnfitar,6) İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
![]() |
| Lesezeichen |
| Seçenekler | Arama |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Prof. Dr. Numan Kurtulmuş:1974 ruhunu biz yaşatacağız | yigit58 | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 16 | 16.12.2006 15:16 |
| Prof. Dr. Numan Kurtulmuş : '' Bizim işimiz bölmek değildir '' | refah | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 2 | 10.04.2006 15:17 |
| Prof.Numan Kurtulmuş, Sareyova’da öğrencilere konferans verdi | gençüsküdar | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 0 | 23.12.2005 15:52 |
| Saadet GİK üyesi Prof.Dr. Numan Kurtulmuş:Ekonomik işgal var | gençüsküdar | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 0 | 20.12.2005 14:52 |
| 8Sutun'da Prof. Dr. Numan Kurtulmuş ropörtajı | gençüsküdar | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 1 | 19.11.2005 16:30 |