| İttihad-ı İslam ![]() ![]() Üyelik tarihi: 26.04.2005 Yaş: 42
Mesajlar: 1.816
Teşekkür etti: 141
83 Teşekkür 56 Mesaja aldı
| İslamîlik yeniden! Peki ya şarlatanlar? Ve yeni bir dönemin arifesindeyiz. 28 Şubat 1997 tarihli fırtınanın akabinde dört bir yana savrulan bir topluluğun, en azından bir kısmının, başını ellerinin arasına alıp düşünmeye başladığının alametleri belirdi. Düşünmekten kastım tabiidir ki, konunun muhataplarının, yaşanan savrulmayı nefis muhasebesi vesilesiyle ayrıntılı bir biçimde değerlendirdiği kanaatidir. Yeni diye nitelendirebileceğimizin bu sürecin; ‘Vira Bismillah!’ noktasına gelmesinde kuşkusuz ki, bulunduğu yeri terk etmeyip ‘Sabır’ yani direnç gösteren ‘dava adamları’nın emeği bir hayli fazla. Eminim ki, bu satırları okuyan birçok kimse ‘bu da nereden çıktı?’ diye soracaktır! Efendim, bu bir öngörü. Elbette ki yanılıyor da olabilirim. Lakin ‘iddialı’ diye nitelendirilebilecek böyle bir tahminde bulunmamı, yaşanan hadiseleri halkın içinde durarak gözlemleyen birisi olmaklığımla izah edebilirim. Eğer izlenimlerim beni yanıltmıyorsa, önümüzdeki 4-5 yıl içerisinde ‘İslâmîliğin’ yeniden gündemin birinci maddesi olacağını söylemek mümkün. Kanaatimce, ikinci dönem AKP iktidarının (ikinci dönem diyorum, zira bence halk, AKP ye bir kez daha şans verecektir) kredisini tüketip ümit olmaktan çıkmasıyla, bu süreç ciddi bir ivme kazanacaktır. Fakat bahsini ettiğimiz bu muhtemel gelişmenin çok önemli iki handikabı bulunmaktadır. Birincisi; ‘İslâmcılık’ diye formüle edilen bu toplumsal olgunun, ‘İslâmcılığın’ içerdiği ideolojik yanılgılara tekrar duçar olacağı endişesidir. Bu önemli marazın bertaraf edilmesinin yegâne yolu, ideolojik formasyon yerine ‘nispet’ yaklaşımıyla bir ‘referanslar sistemi’ oluşturmaktır diye düşünüyorum. Yani İslâmîlik! İleriye sürülecek olan tezlerin ve projelerin İslâm’a nispeti anlamına gelen bu yaklaşım, hem şahısların muhtemel yanılgılarının, kendi kişilikleriyle sınırlı kalmasına neden olacak, hem de birtakım şarlatanların sızmalarına engel olacaktır. İşte ikinci sorun tam bu noktada uç vermektedir. Yani şarlatanların duruma vaziyet etmesi… Ne demek istediğimi bundan 6 yıl önce spesifik com.da yazdığım bir yazıdan alıntılar yaparak anlatmaya gayret edeceğim. “Müslüman aydın” tanımlaması, oldum olası zihnimde hep iğreti durdu. Bir kompleks, bir özenti ve bir aldanmışlık olduğu her halinden belliydi aslında... İşte o, sözüm ona “aydın”lar, hep “güçlü bir mıknatısın çekim alanındaki pusula” gibiydiler. Bütün söylemleri, ileriye sürdükleri neredeyse tüm iddialar, konjonktür hazretlerinin(!) işaret buyurduğu hususlar olageldi. Tıpkı bugünkü konjonktürün “Demokrasi” yi işaret ettiği gibi. Sağıma soluma bakıyorum, aman Allah’ım, İslamcılardan daha demokratı yokmuş meğer! Geçmişteki iddialarıyla, bir sürü insanın zihinlerini iğfal ve işgal eden zevat (!) bu gün “Ben demedim, o dedi” şaşkınlığının özgün örneklerini sunmakla meşgul... Her biri kendini inkârda adeta yarış halinde. Bazıları bununla yetinmeyip bir nevi “jurnalciliğe” bile “eyvallah” eder durumda ne yazık ki... Mezkûr “aydın” taifesini, yaşanılan utanç verici olayları, tarihin, eline kalemi kâğıdı alıp not düştüğü bu günleri, o notların teati edileceği günlerde değerlendirmek üzere geçiyorum bir kalem.” Evet, o notların teati edileceği günler, meğerse bu günlermiş. Eminim ki, bunların kimler olduğunu hemen hatırladınız. İsim isim, şahıs şahıs hem de. “Demokrasi şirk rejimidir” iddialarından, “demokrasi fazilet rejimidir” çizgisine gelen insanların, yeniden İslâmî camiada söz sahibi olmaları, açık söylemek gerekirse büyük bir ayıp olur bu topluluk için. Burnunun ucunu bile göremeyen basiretsiz insanların yeniden sahne almasına göz yummak, en az onların yaptıkları fahiş hatalar kadar vahim bir netice doğurur. Alıntıya kaldığımız yerden devam ediyoruz. “Çözülme başlamıştı... İlk çözülme; sistemle kavga etmektense onunla aynı argümanları paylaşmayı daha pragmatik bulan insanların, pragmatizmi de aşan ve oportünizmin zirvesine tırmanan, diğer bir tabirle “arka kapıdan sıvışmayı” daha akıllıca bulan yönetici ve elit(!) kesimde oldu. En temel kabullerin, şeytanın bile aklına gelmeyecek şekilde tevil edilerek içi boşaltılmaya, budanmış haliyle bakıldığında bir müsteşrikin bile “hadi canım sende” diyeceği bir “İslam” anlayışı oluşturulmaya bilâ tereddüt tevessül edildi...” (…) “Farklı kesimlerde farklı yansımalar birbiri ardına geldi. Kimisi sakalını sıyırdı, kimisi başörtüsünü çıkarıp attı, kimisi parklarda, çarşıda, pazarda tıpkı diğerleri gibi el ele göz göze çağdaş(!) görünüme büründü, kimisi daha önceleri “hülle” yoluyla alıp verdiği faizi artık alenen kullanmağa başladı...” (…) “Son söz: Gidenler gitsin, dönenler dönsün. Ama lütfen, artık yakamızdan düşsünler... Ben inanıyorum ki, bundan sonrası daha kolay olacak. Şarlatanların terk ettiği bir iklim, refere ettiğimiz değerlerin daha iyi anlaşılmasını ve özümsenmesini sağlayacak...” Altı yıl önceki değerlendirmelerimizi bu satırlarla noktalamıştık. Şarlatanların olmadığı bir iklimde refere ettiğimiz değerleri hangi ölçüde özümsedik, doğrusu çok net şeyler söylemek durumunda değilim, ama yaptığım öngörü bunun ümitvar olunacak bir düzeyde seyrettiğini de açıkça gösteriyor. Daha da ümitvar olmamızı sağlayacak gelişmeleri ise, kerameti kendinden menkul aydın müsveddelerine itibar etmeyip kadim olanı keşfetmemiz belirleyecektir. Bediüzzman’la tanışmak, Elmalılıyla müşerref olmak, Malcolm X’in asil duruşuna nazar etmek ve bütün bunların yanında, mesela Sezai Karakoç’un tüm külliyatıyla birlikte yeniden keşfi, İsmet Özel okumaları, Teoman Duralı’ya kulak vermek gibi fonksiyonel ve sonuç verici entelektüel çabalar; ‘tamam, bu iş olacak!’ dememizi sağlayacak karineler olacaktır hiç şüphesiz. Bu hamur çok su kaldıracak, biliyorum. Dolayısıyla daha sonra tekrar tartışmak üzere şimdilik noktalıyorum ama şunu söylemeden de geçemeyeceğim. Biz, ‘Gidenler gitsin, dönenler dönsün’ derken dönenlerin kürkçü dükkânına avdetinden söz etmemiştik. Kastımız, gittikleri yerde, dönebilecekleri kadar dönmeleriydi. Zira yakamızdan düşmelerini istemiştik, yakamıza yapışmalarını değil. Onlarsız çok daha mutluyuz açıkçası. Nihat NASIR nihatnasir@yahoo.com www.8sutun.com
__________________ |
| | |
![]() |
| Lesezeichen |
| Seçenekler | Arama |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| (u)yandık mı peki şimdi anne ? | pembe_PAPATYA | Günlük | 4 | 11.07.2008 15:51 |
| Peki siz kim oluyorsunuz? | itimat | Bir oku bin düşün | 0 | 30.08.2007 11:40 |
| Peki, demesini öğrenmek lazımdır. | Alp | Dini Bilgi ve Eğitim | 7 | 03.04.2007 17:09 |
| Bayram için ne yaptık peki? | acohsny | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 0 | 23.10.2006 13:38 |
| savaş ay'ın programındaki şarlatanlar - kader | Enzar | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 0 | 20.06.2005 14:38 |