| AB istedi, Lozan deliniyor. Türkiye’nin varlığını tartışmaya açar. AKP’nin vakıflarla ilgili tasarısı birçok tehlikeyi içinde barındırıyor AB istedi, Lozan deliniyor. Türkiye’nin varlığını tartışmaya açar
9. AB Uyum Paketi’ndeki Vakıflar Tasarısı, Türkiye’nin temellerini sarsacak tehlikeler içeriyor. Cemaat vakıflarının hukuki dayanağı Lozan Antlaşması’ndaki “Azınlıkların korunması” başlığı altında düzenlenirken yeni yasada, gayri müslimlere pek çok yeni ayrıcalıklar getiriliyor. Tasarı, bir zümreyi destekleyici nitelikte vakıf kurulmasını öngörürken, kilise ve gayrimüslimlerin arazilerinin üçüncü kişilere satılmasına olanak sağlıyor. Tasarının bu haliyle, Türkiye’nin kuruluş sözleşmesini tartışmaya açacak bir nitelik taşıdığına dikkat çekiliyor. Lozan rafa kalkıyor
Azınlıkların mal edinme haklarını Lozan’da belirlenen dinsel, hayrî, sosyal ve eğitsel ihtiyaçlarını karşılamak şartıyla sınırlandıran Lozan, yeni düzenlemede tamamen devre dışı kalıyor. Vakıflar Yasa Tasarısı’nın 12’nci maddesinde, “Vakıflar; mal edinebilirler, malları üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilirler” deniliyor. Bununla birlikte, cemaat vakıflarındaki mal edinme rejimindeki sınırlamalar kaldırılıyor, azınlık vakıfları Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kurulan vakıflarla eşdeğer statüye kavuşturuluyor. Ayrıntılar:
AKP hükümetinin 9. AB Uyum Paketi içerisinde öncelikleri arasına aldığı Vakıflar Kanunu Tasarısı Türkiye’nin kuruluş sözleşmesini tehlikeye sokacak maddeler içeriyor. Tasarı, gayrimüslim azınlıklar için Lozan Antlaşması ile güvence altına alınan Cemaat Vakıfları’na pek çok ayrıcalıklar getirdiği gibi pek çok da haklar tanıyor. Tasarı bir zümreyi destekleyici nitelikte yani gayri Müslimler için vakıf kurulmasını öngörürken, Anadolu’da isimsiz veya müstear isimle hazineye geçmiş pek çok kilise ve gayri Müslim arazilerinin de tekrar gayri Müslimlere verilmesine imkân sağlıyor. Bu tasarının bu haliyle Türkiye’nin kuruluş sözleşmesini tartışmaya açacak bir nitelik taşıdığı ifade ediliyor.
Uzun süredir Avrupa Birliği’nin her fırsatta dile getirdiği ve her ilerleme raporuna aldığı Vakıflar Yasa Tasarısı cemaat vakıflarının hukuki statüsüne köklü değişiklikler getiriyor. Tasarının pek çok maddesi Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sözleşmesi ve güvenliğiyle, gerek Anayasa’daki yürütme ile ilgili maddelere aykırı oluşu, gerekse de Kanun yapma tekniği açısından önemli sorunlar içeriyor. Pozitif ayrıcalıklar
Cemaat vakıflarının hukuki dayanağı Lozan Barış Antlaşması’nın “Azınlıkların Korunması” başlığı altında düzenleniyor. Bu çerçevede gayri Müslim azınlıkların hakları uluslar arası sözleşme ile teminat altına alınıyor. Bu durum, azınlık sayılmayan diğer vatandaşlar ile mukayese edildiğinde azınlık kabul edilen vatandaşlar açısından pozitif ayrıcalıklar getiriyor.
Anayasa’nın 10. maddesinin üçüncü fıkrasına dayanarak; Türk Medeni kanunun 101. maddesinin üçüncü fıkrasında, Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamayacağı hüküm altına alınıyor. Anayasa’nın 10. maddesinin 3. fıkrasında; “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz” ifadesi yer alırken, tasarı cemaat vakıfları ayrımı yaparak birey yerine cemaati esas alıyor. Mal edinmelerine kolaylık
Cemaat vakfının istisnai olan hukuki statüsü ve vakıf esprisi birlikte dikkate alındığında; cemaat vakıflarının mal edinme haklarının da, azınlıkların Lozan’da belirlenen dinsel, hayri, sosyal ve eğitsel ihtiyaçlarını karşılamak şartı ile sınırlandırılması gerekiyor. Halbuki, son düzenlenen Vakıflar Yasa Tasarısı’nın 12. maddesinde “Vakıflar; mal edinebilirler, malları üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilirler” şeklinde bir değişiklik yapılıyor. Bununla beraber, cemaat vakıflarındaki mal edinme rejimindeki sınırlamalar kaldırılıyor ve Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kurulan vakıflarla eşdeğer statüye kavuşturuluyor. Cemaat vakfını doğuran ve onu istisnai bir hak konumuna getiren, oluşum sırasındaki koşul ve sınırlamalar göz ardı ediliyor. Binlerce dönüm arazi gayri müslimlere
Ayrıca Vakıflar Kanunu tasarısının Geçici 9. maddesinde de ‘şimdiye kadar yasal sınırlamalar nedeniyle tapuda “nam-ı müstear” “nam-ı mevhum” olarak kayıtlı olan taşınmazlar ile evveliyatı vakıf olmakla birlikte yasalara uygun şekilde halen Vakıflar Genel Müdürlüğü yahut Hazineye intikal eden, halen vasiyet eden veya bağışlayan adına kayıtlı taşınmazların da Cemaat Vakıfları adına herhangi bir şart aranmaksızın tescili’ öngörülüyor. Yani tapuda ne kadar müstear isme yahut Hz İsa veya diğer din büyükleri adına kayıtlı taşınmaz varsa cemaat vakıfları adına tescilinin öngörülüyor. Anadolu toprakları üzerinde geçmişte binlerce kilise ve arazisi olduğu dikkate alındığında, bütün bu arazilerin gayri Müslim azınlıklarına verilmesi sözkonusu olacak.
Öte yandan bu taşınmazların ne sayısı ne de boyutu konusunda hiçbir ön çalışma yapılmadığı için ciddi anlamda bu yönde su istimallerin olacağı da daha şimdiden ortaya çıkmış durumda. Bu düzenlemenin hem uygulamada haksız talepleri tetikleyici, hem de hukuk düzenine olan güveni sarsıcı bir nitelik taşıdığına dair görüşler söz konusu. Lozan tehlikede
Bütün bu değişikliklerin bir sonraki adımda, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sözleşmesinin ve temel hukuk sisteminin yeniden tartışmaya açılmasını sağlayacak gelişmelere kapı aralayan bir nitelik taşıdığı, konu ile ilgili uzman kişilerin dile getirdiği bir husus. Düzenleme salt ihtiyaç ve bir hakkın kullanımından öte ülkenin bu gün ve gelecekteki güvenliğini de ilgilendiriyor. Bu nedenle, cemaat vakıfları ile ilgili yasal düzenlemenin yeniden Lozan Antlaşması’na ve halen yürürlükte olan 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’ndaki hükümlere sadık kalınarak yapılması gerektiği vurgulanıyor.
milligazete
__________________ Ey Siyonistler ! Müslümanları namaz kılan köleler yapamayacaksınız ! |