|
ya Hay
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.08.2004 Yaş: 35
Mesajlar: 2.298
Teşekkür etti: 25
9 Teşekkür 8 Mesaja aldı
|
__________________
Ya Rab ! Şu iman topluluğunu helak edersen yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmaz ! |
|||||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||||
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 20.04.2006
Mesajlar: 73
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
DOĞU TÜRKİSTAN’DA DİNİ BASKILAR_11
Mao’nun İslâm dinine karşı yürütmüş olduğu siyasetinin bu derece şiddetli olmasının başlıca sebebi, İslâmiyet’in, Mao’nun Doğu Türkistan Türk Müslümanların! eritme siyasetine karsı bir kalkan vazifesi görmesidir. Mao’nun bu imha siyasetine karşı çıkan 360 Bin Doğu Türkistanlı katledilmiş11, 100 binden fazlası "denize düşen yılana sarılır" misali Sovyetler Birliğine sığınmış18, 504.800 kişi de Doğu Türkistan’daki 19 ağır çalışma kampının 10’una konulmuştur. 1933 yılında, silahlı savaşa devam eden Muhammed Emin Buğra, hem savaşarak hem çekilerek Afganistan’a sığındı ve siyasi mücadelesini orda sürdürdü. Doğu Türkistan Hükümeti yıkıldıktan sonra, Uygur ve Kazak Türkleri’nden olarak l .5 milyon din ve bilim adamı katledildi. Uluslararası Af Örgütünün 2003 Yılında "Çin Halk Cumhuriyeti: Uygurlar Çin’in “terörle savaş” adına uyguladığı baskıdan kaçıyor " Başlıklı raporunda ise; Aynı dönemde hükümet bölgedeki Müslüman nüfusunun dini haklarına getirdiği kısıtlamaları artırarak kutsal Ramazan ayındaki bazı dini ibadetleri yasakladı, bir çok camiyi ve bağımsız din okulunu kapattı, Müslüman din adamları üzerindeki resmi denetimlerini artırdı ve "yurtsever olmayan" ya da "yıkıcı" olarak gördüğü dini liderleri gözaltına aldı ya da tutukladı. Bölgesel yetkililer Sincan’daki kültür ve medya çevreleri ile bazı devlet dairelerini "istenmeyen unsurlardan kurtarmak için "temizlik" amacıyla siyasi kampanyalar da başlattı. … Aynı dönemde hükümet bölgedeki Müslüman nüfusunun dini haklarına getirdiği kısıtlamaları artırarak kutsal Ramazan ayındaki bazı dini ibadetleri yasakladı, bir çok camiyi ve bağımsız din okulunu kapattı, Müslüman din adamları üzerindeki resmi denetimlerini artırdı ve "yurtsever olmayan" ya da "yıkıcı" olarak gördüğü dini liderleri gözaltına aldı ya da tutukladı. Bölgesel yetkililer Sincan’daki kültür ve medya çevreleri ile bazı devlet dairelerini "istenmeyen unsurlar"dan kurtarmak için "temizlik" amacıyla siyasi kampanyalar da başlattı. … Benzer şekilde Çin’de, ulusal politikanın bir uzantısı olarak dini vecibelerin yerine getirilmesi kısıtlanmakta ve resmi, formel kanalların dışında her tür dini vecibelerin yerine getirilmesi ya da ibadet, uluslararası insan hakları standartlarını ihlal ederek yaptırıma tabi tutulabilmektedir. Her hangi belirli din ya da inanç sistemine getirilen kısıtlamaların şiddeti, tıpkı belirli bir grubun bir siyasi kampanyanın hedefi olup olmaması gibi resmi politikaya göre değişiklik göstermektedir. SUÖB’deki Müslümanlara uygulanan din baskısı, "aşırı dinci" denilen kişilere karşı başlatılan resmi kampanya sırasında daha da arttı. Son yıllarda başlatılan bu kampanya, Uygur Müslümanlarına dayatılan denetimlerin Çin’deki diğer halklar arasındaki İslam’a getirilen kısıtlamalardan daha sert olmasına yol açtı. … Ne var ki, din baskısının boyutları şiddet içeren faaliyetler ile mücadele gereğinin ötesine geçmektedir. Uluslararası Af Örgütü, SUÖB’de uluslararası din ve inanç özgürlüğü standartlarını ihlal ederek, barışcıl şekilde kendi dini ibadetlerini yapmalarından dolayı gözaltına alınan sayısız Uygurun vakalarını belgelemiştir.[18] … Uluslararası Af Örgütü, SUÖB’deki baskının ileri boyutlarda olmasının etnik, kültürel ya da dini Uygur kimliğinin her hangi bir şekilde bağımsız ifadesine yönelik alanı daraltmasından endişe duymaktadır. Bu tür ifadeler, özellikle barışçıl eleştiri, hoşnutsuzluk ya da huzursuzluk biçimini aldıklarında yetkililer tarafından çoğunlukla "ayrılıkçı", "terörist" ya da "yasa dışı dini" faaliyetler oluşturma sayılmakta ve keyfi gözaltı, işkence ve diğer ciddi insan hakları ihlallerine yol açmaktadır. Uluslararası Af Örgütü Çinli yetkililere, şiddet içeren eylemler ile barışçıl hoşnutsuzluğun ya da sosyal, kültürel ya da dini kimliğin ifade edilmesi arasında net bir ayrım yapmaları çağrılarını sürdürmektedir. … Bölgede "ayrılıkçılık, terörizm ve aşırı dincilik" olarak tanımlanan "üç şer güç" üzerindeki resmi siyasi önlemlerin artırıldığı göz önüne alınırsa, bu rakamların o tarihten sonra önemli ölçüde artmış olması muhtemeldir. Eylül 2003’te sürgündeki Uygur kaynakları, Mart 2002 tarihinden itibaren SUÖB’ün çeşitli şehirlerinde bağımsızlığı geliştirdiğine inanılan Uygur kitaplarına ve öteki medya araçlarına el koymayı ya da bunları yakmayı amaçlayan güvenlik operasyonları kapsamında on binlerce kişinin "ayrılıkçı" ya da "terörist" oldukları iddiasıyla gözaltına alındığını bildirdi. Aynı kaynaklar, Nisan ile Ağustos 2002 tarihleri arasında sadece Kaşgar’da, resmi olmayan İslami faaliyetleri hedef alan bir güvenlik operasyonu sırasında tahmini olarak 5.000 kişinin gözaltına alındığını da belirtti. Bildirildiğine göre bu kişilerin yaklaşık 150’sinin ölüm cezaları infaz edildi. … Çin Devlet Konseyi, görüldüğü kadarıyla SUÖB’deki politikalarına yönelik uluslararası eleştirilere karşılık olarak, Mayıs 2003’de Sincan’ın Tarihi ve Gelişimi başlıklı yeni bir Resmi Broşür yayınladı. Bu belge bölgedeki etnik azınlıkların haklarının dini inanç özgürlüğü de dahil olmak üzere tam olarak korunduğunu iddia ediyordu.[33] … 2001 sonunda, her ikisi de Kaşgar ilindeki Yerken kasabasinda İslami öğrenci olan iki Uygur, Ahat Memet (21 yaşında) ve Turgan Abbas (27 yaşında) Kazakistan’da kayboldu ve zorla Çin’e iade edildiklerine inanılmaktadır. Ahat Memet ve Turgan Abbas, bildirildiğine göre "yasa dişi dini" ve "ayrılıkçı" faaliyetlere karıştıkları şüphesiyle bir ay boyunca gözaltında tutuldukları ve sorgulandıkları Kaşgar ilindeki Yerken gözaltı merkezinden serbest bırakıldıktan sonra Ağustos 1999’da SUÖB’den kaçmışlardı. Yine Uluslararası Af Örgütü 164 nolu basın açıklamasındaki, Çin: Kaçan Uygurlar “terörle mücadele” adına işkence ve idama geri dönmeye zorlanmakta" başlıkla devamla; “ABD’ye yapılan 11 Eylül 2001 saldırılarından bu yana Çin Hükümeti bölgedeki tüm politik ve dini farklılıklara karşı oluşturdukları baskıyı artırmak için ‘terörizm karşıtlığı’nı bahane olarak kullanmaktadır. … Hükümet aynı zamanda; çoğu Müslüman olan Uygurların dini hakları üzerindeki kısıtlamalarını artırarak bazı camileri kapatmış, bazı dini okulları ve uygulamaları da yasaklamıştır. Hem kısıtlamalarını dini, kültürel ve sosyal haklara da uzatarak “ayırımcı, terörist veya dini fanatik” oldukları şüphesi ile kişileri yıllarca adil olmayan yargılamalar ertesinde mahkumiyet veya idam cezaları ile karşı karşıya bırakmış, hem de avukatlar veya aileleri ile görüştürülmeden işkence ve uzun süreli gözaltında tutmuştur. |
|
|
|
|
Her zaman islam ve adalet için varız....
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 03.01.2006 Yaş: 22
Mesajlar: 1.173
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
küfür tek millettir....Bu bir kere daha ortaya çıkmıştır...!!!
|
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 20.04.2006
Mesajlar: 73
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
DOĞU TÜRKİSTAN’DA DİNİ BASKILAR_12
Doğu Türkistan ve Çin’deki Müslümanlar üzerine bir uzman olan Profesör Dru C. Gladney, hükümetin "fazla" dindar olduğundan şüphe duyduğu bütün Uygurları, özellikle Sufî ya da Vahabî olarak belirlenen kişileri sürekli olarak topladığını da belirtmiştir. China’s Minorities: the case of Xinjiang and the Uyghur people (Çin’deki Azınlıklar: Sincan vakası ve Uygur halkı) Birleşmiş Milletler Azınlık Haklarının Korunması ve Geliştirilmesi Alt Komisyonu’na sunulan çalışma, Azınlıklar Çalışma Komisyonu, Dokuzuncu Oturum, 12-16 Mayıs 2003, UN Doc. Fokus Dergisi Barut Fıçısı başlığı altında yayınladığı yazısında ise; "Bu "bölgeyi Çinlileştirme" politikası giderek eşitsizlik ve şiddet İçeren bir istilaya dönüşüyor. "Çalışma kamplarının sayısı her geçen gün artıyor. Karşı devrimciler ve Uygur kökenli "teröristler" ya Taklamakan Çölü’ndeki yol yapımında ya da Tanrı ve Altay dağlarındaki maden ocaklarında çalıştırılıyorlar. Bu insanlara her gün Parti tezleri çerçevesinde eğitim veriliyor, dinlerini reddetmeye zorlanıyorlar." Doğu Türkistan’da dindar Müslümanların sık sık gözaltına alınmaları, dinlerini gerektiği gibi yaşamalarına izin verilmemesi ve din adamlarına uygulanan baskı, bu şiddet politikasının çok daha derin bir nedeni olduğunu akıllara getirmektedir. Her şeyden önce bu, Kızıl Çin’in Doğu Türkistan’daki İslami varlıktan büyük endişe duyduğu anlamına gelmektedir. Çin’de İslam dinine ve Müslümanlara yönelik saldırıların kökeni eski dönemlere dayansa da, bunun sistemli bir zulüm ve hatta soykırım politikasına dönüşmesi komünist rejimin kurulmasıyla başladı. 1949’da Mao’nun Çin Halk Cumhuriyeti’ni kurması ile birlikte, öncelikli hedef her türlü İslami unsur oldu. Camilerin, mescitlerin, medreselerin ve dini eğitim veren kurumların kapatılması ile başlayan din düşmanlığı, açık bırakılan ibadethanelere Mao’nun resimlerinin asılması ve Müslümanların bu resme saygı göstermeye zorlanmaları ile iyice doruğa tırmandı. Bu dönemde 29 bin cami kapatıldı.1 Bundan sonraki aşama ise özellikle din adamlarının, mesnetsiz iddialara ve düzmece suçlamalara dayanılarak gözaltına alınmaları oldu. Bu kişilerin bir kısmı hemen idam edilirken, 54 binden fazla din adamı da bir ömür boyu Çin toplama kamplarında, son derece ağır koşullarda zorunlu işçi olarak çalıştırıldı. (www.doguturkistan.com) Bu dönem boyunca din adamlarına fiziksel işkencelerin yanı sıra, manevi işkenceler de yapıldı. Örneğin din adamları meydanlara toplandı, Mao’nun sözde "ilah" olduğunu kabul ettiklerini ikrara zorlandılar. Halktan ölülerini yakmaları gibi İslam anlayışının dışında uygulamalar yapmaları istendi. Kapatılan camiler ise askeri kışla, depo veya sinema, tiyatro gibi eğlence yerleri olarak kullanıldı. Cuma ve teravih namazları da dahil olmak üzere her türlü toplu ibadet yasaklandı, geride kalan birkaç camide ibadetlerini yerine getirmeye devam eden Müslümanlara ağır vergiler kondu. Bu camilerin onarım ve bakımı için kullanılacak bağışlara ve din adamlarının her türlü mal varlıklarına komünist yönetim tarafından el konuldu. Kuran öğrenmek ve öğretmek tamamen yasaklandı. Dini eserler evlerden toplandı. Arapça metinler, pek çok tarihi el yazması kitap da dahil olmak üzere yakıldı. Bugün de Değişen Bir şey Yok! Çin’de 18 yaşından küçüklere dini eğitim gerek evde gerekse okulda kanunen yasaktır. İslam ülkelerinin baskısı neticesinde bazı dini okullar açılmışsa da buralarda İslamiyet’ten çok Marksizm, Leninizm ve Maocu fikirler okutulmaktadır. Bu din okullarında görevli öğretmenlerin hepsi komünist ve ateisttir. Gençler dini bilgiden mahrum olarak büyütülmektedirler. Diğer okullarda ise din sanki unutulması gereken veya Çin halkının alt tabakalarındaki insanlar tarafından benimsenmiş iptidai bir inançmış gibi öğretilmektedir. Bu durum gençleri dini inançtan hızla uzaklaştırmaya başlamıştır. |
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 20.04.2006
Mesajlar: 73
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
DOĞU TÜRKİSTAN’DA DİNİ BASKILAR_13 Hükümet, Müslümanların faaliyetlerini çok sıkı kontrol etmektedir. Çin’deki İslam cemiyetinde görev yapanların çoğu komünisttir... Komünistler, İslamiyet’i, İslam ülkeleriyle olan ilişkisini geliştirebilmek için bir araç olarak kullanmaktadır. Burada hemen belirtmek gerekir ki, Çin Komünist Partisi’nin kullandığı din aleyhtarı söylem, yeni bir iddia değil, asırlardır inkarcılar tarafından kullanılan klasik bir alay ve iftira üslubudur. Kuran’da Hz. Nuh’a karşı çıkan inkarcıların da, "... Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz..." (Hud Suresi, 27) diyerek, dindarları küçümsemeye çalıştıkları bildirilmiştir. (www.harunyahya.org) Doğu Türkistan’da sadece dinlerini yaşadıkları ya da yaşamak isteyen insanlara İslam’ı öğrettikleri için binlerce insan tutuklanmış ve işkence görmüştür. Gözaltına alınan din adamlarının suçlandıkları konular ise çok dikkat çekicidir. Örneğin 28 Ekim 1999’da gözaltına alınan ve ağır para cezasına çarptırılıp görevinden alınan Hoten’deki Oybağ Camisi’nin İmamı Mehmet Ali’nin suçu, dini, Komünist Parti’nin dikte ettirdiği şekilde öğretmemektir. İmam Mehmet Ali’nin suç duyurusunda işlediği "suçlar" şu şekilde sıralanmıştır: Görevi boyunca İmam Mehmet Ali, Komünist Parti’nin kurallarını öğrenmemiş, öğretmemiş ve uygulamamıştır. Din İşleri Başkanlığı’nın talimatlarını görür gibi yapmış, ancak Başkanlığın organize ettiği çalışmalara ve eğitsel faaliyetlere katılmamıştır... Kimliği belirsiz kişilerin camide kalmasına izin vermiştir... Londra kökenli insan hakları gözeticisi Amnhsty International’m geçen ayki bir raporuna göre: Geçtiğimiz üç yıl içinde Çin teröre karşı mücadele adı altında Müslümanları göz altına almış,camileri kapatıp bazı dini okulları yasaklamıştır. Amerika, Doğu Türkistan İslami Hareketi’ni terörist gruplar listesine dahil etti. bazı dönemlerde söz konusu siyasal haklar tamamıyla geri alındı. Uygur Türklerinin Çinli topluma entegrasyonunu sağlamak amacıyla, İslam inancı çerçevesinde yerine getirilmesi farz olan ibadetler dahi yasaklandı. Aile içinde bile çocuklara dini eğitim verilmesi güvenlik güçlerinin baskısı ve uzun süreli hapis ya da idam cezaları ile engellenmeye çalışıldı. Bu kapsamda uygulanan kısıtlamalar, Uygur Türklerinin ulusal ve kültürel kimliğinin asimile |