İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #41
Alt 02.06.2006, 11:33
 
Üyelik tarihi: 20.04.2006
Mesajlar: 73
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
DOĞU TÜRKİSTAN DA DİNİ BASKILAR_2


1999 yılından buyana Doğu Türkistan'da dini baskılar "Kültür Devrimin"den sonraki en vahim noktaya ulaştı. Doğu Türkistan'da cereyan etmekte olan toplu tutuklama, toplu idam ve işkence dini sahada daha da vahimdir. Şuan Doğu Türkistan'da inançsızlaştırma siyaseti bütün hızıyla devam etmekte. Çin Ana Yasasının 36 Maddesinde "Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşları inanç özgürlüğüne sahiptir" diye belirtmiş olmasına rağmen, Çin Komünist partisi çeşitli genelgeleri çıkarıp bütün gücüyle Uygur Türklerini dinsizleştirme politikasını uygulamakta. Bin yıldan fazla süredir Müslüman olan Uygur Türklerini dinsiz ve dindar diye ikiye ayırmak suretiyle dindar insanlara baskıyı daha da arttırmakta. Çin hükûmeti anayasasında dini inançların serbest olduğunu belirtse bile, uygulamada dini faaliyetleri yasa dışı faaliyet ola-rak algılamaktadır. Dini faaliyetleri "devletin güvenliğini tehdit edici unsur" olarak görmekte.

Özellikle Temmuz 1998'da Çin’in devlet başkanı Jiang Zemin Doğu Türkistan'a geldiğinde Uygurların dini faaliyetlerinin yasaklanması konusunda talimat verdikten sonra (Ekte sunulmuştur), Doğu Türkistan'daki dini baskı daha da artmıştır. Çin hükûmeti bütün Doğu Türkistan'daki camilere casuslar gönderip, normal dini vecibelerini yerine getirmek isteyen, hiçbir suçu olmayan Uygur Türklerini "yasa dışı dini faaliyette bulunmakla" suçlayarak tutuklamakta ve insanlık dışı muamelelere maruz kalmaktalar.

Yasalarda net bir şekilde dini özgürlük olduğu belirtilmiş olmasına rağmen, bugün Doğu Türkistan'da memurların ibadet etmesi yasaklanmıştır. Meselâ: Ürümçi Şehri Kablolu televizyon idaresi tarafından çıkarılan 25 nolu genelgenin 1. Maddesinde "işçi ve memurlar dini ibadet edemez, bunu ihlal edenler cezalandırılır" denmiştir. Bu genelgenin Çin Merkezi hükûmetin 7 nolu genelgesine istinaden çıkarıldığı açıklanmıştır.

Bugün bu tip genelgeler Doğu Türkistan'da sıkı bir şekilde uygulanmaktadır. Böylece Doğu Türkistanlıları dinsizleştirme-ye yönelik çalışma yürütülmektedir. Meselâ: Hoten gazetesinin 30 Ekim 1999 günkü sayısında yayımlanan bir haberinde, Çira nahiyesi Veterinerlik Hastanesinin veterineri Hürnisa Mettursun birkaç arkadaşıyla beraber namaz kıldığı için "yasa dışı dini faaliyette bulunma" suçundan işinden atıldığına yer vermiş ve cezalandırılmıştır .

Son 8 aydır Hoten vilayetinde namaz kıldığı için işinden ve okulundan atılan binlerce kişi vardır. Böylece Çin hükûmeti özellikle gençleri dini faaliyetlerden uzak tutmaya çalışılmakta. Yakından buyana Çin hükûmeti Doğu Türkistan'daki camileri çeşitli sebeplerle çakmakta ve devlet dairesi olarak kullanmaya başlamıştır. Çin hükûmeti 1997 yılından buyana sadece Hoten bölgesinde 1218 cami zorla kapatılmış, 939 cami yerle bir edilmiştir. Bunların dışında bölgede 118 dini okul devlet tarafından kapatılmıştır. Bu okulda eğitim görmekte olan 918 öğrenci ile 108 öğretmen ceza evine konulmuştur. 18 Eylül 1999'da Uygurların evindeki bütün dini kitaplar toplatılmıştır. Ayrıca bir hafta süre tanıyarak bu süre içersinde teslim etmeyenleri cezalandıracağını söylemiştir.

Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin edindiği haberine göre, geçen bir yıl içinde sadece İli'de faaliyet gösteren 510 camiden 148'i mecburi kapatılmıştır.





seyfullah_keskin isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #42
Alt 07.06.2006, 09:18
 
Üyelik tarihi: 20.04.2006
Mesajlar: 73
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
DOĞU TÜRKİSTAN DA DİNİ BASKILAR_3


Gulca vilayetli Parti Komitesi tarafından yayımlanan bir bültenin 1999 yılı 2 sayısındaki habere göre, merkezi hükûmet Gulca'ya ard arda delege göndererek normal dini vecibelerini yerine getirmek isteyen halkı baskı altına alarak onları sindirmeye çalışmakta (Metin Ekte sunulmuştur).

Bunun dışında Çin hükûmeti tarafından yayımlanan Sin Jiang Adliye Gazetesinde 99 yılı Nisan ayında yayımlanan bir habere göre, 1999 yılı Artuş şehrindeki devlet daireleri bir süre tedbir kullanarak 669 cami ve bütün din adamları gözetim altına almıştır. 75 din adamı tutuklanmıştır. Bütün dini yayınlar toplatılmıştır. Gerçi Çin hükûmeti Doğu Türkistan'daki cami sayısını 10 bin olarak verse de, bu camilerin çoğu 100 kişinin namaz kılabildiği küçük mahalle camileridir. Çin Hükümeti yatırım yapıp cami yapmanın yerine, halk para toplayarak yaptıkları camileri kapatmakta ve yıkmakta. Bu cami sayısı 20 milyonluk Müslüman nüfusuna sahip Doğu Türkistan için yeterli değildir. Özellikle Çin Komünist Partisi Merkez hükûmeti 1999 yılı yayınladığı 7 Nolu genelgesi yayınlandıktan sonra, Doğu Türkistan'daki bütün camiler sıkı dene-tim altına alındı. Bütün din görevlilerini kısa süre eğitime tabi tutarak camilerde Komünist Partisi propagandası yapmaya zorlanmakta. 1999 yılı dini baskıların doruk noktasına çıktığı yıl oldu. Meselâ: Hoten Gazetesinin 28 Ekim 1999 sayısında yayımlanan bir haberde, Karakaş nahiyesi 16. Köy Oybag camisinin imamı Memet Aliyi camide Komünist partisinin propagandasını yapmadığı gerekçesiyle görevinden alınmıştır. Daha sonra, tutuklanmıştır.


seyfullah_keskin isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #43
Alt 07.06.2006, 14:26
 
Üyelik tarihi: 20.04.2006
Mesajlar: 73
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
DOĞU TÜRKİSTAN DA DİNİ BASKILAR_4


"Hoten Şehri Diyanet İşleri Başkanlığının" 1999 yılı 1 Nolu genelgesinde, hükûmet daireleri 24 Eylül günü karar çıkarıp, Hoten Şehri Şorbağ kasabası Aydınggöl camisinin imamı Ömer Kariyi, camide hükûmetin propagandasını ret etmek, 30 dakikalık tebliğ süresini aşmak suçundan görevinden alınmış ve daha sonra tutuklanmıştır. Çin hükûmeti dini baskıları o kadar arttırdılar ki, hatta tebliğde imamların ne konuşacağını da yazıp elini vermeye başladı. Bir mahalleden diğer bir mahallenin camisine cuma namazına varmayı yasakladılar. Yukarıdaki gibi insanlık dışı uygulamaların örneklerini daha da çoğaltmak mümkündür. Bu baskıların dışında bütün dünya Müslümanları için kutsal olan hac ferzini yerine getirmesine de izin vermemektedir. 1999 yılı 1200 Uygur hac'a gitmek amacıyla, akraba ziyareti bahanesiyle pasaport aldılar. Bütün işlemleri tamamlayarak yurt dışına çıkmak üzereyken Çin polisi tarafından pasaportlarına el konuldu. Bu yıl ramazan bay-ramında umre gitmek amacıyla 400 Uygur pasaportunu aldıktan sonra, vize işlemlerini tamamlayıp yurt dışına çıkmak üzereyken Çin polisi tarafından kabaca bir şekilde engellendi. Polise karşılık gösteren 122 yaşlı Uygur tutuklanmıştır. Ka-lanlar mecburen havaalanından ayrılıp kalmak üzere otele geldiğinden "Uygurları Otele alınmaz" cevabını aldılar. Çünkü birkaç sene önce Pekin Emniyet Müdürlüğü otellere Uygurların alınmazlığı konusunda genelge dağıtmıştır. Bu kişilerden bir kısmı çok para ödeyerek Çinlilerin evinde kalmaya mecbur kalmışlardır. Çok yaşlı olanları mecburen Havaalanı yakınındaki açık havada kalmaya mecbur kalmışlardır. Açık havada kalanlardan Eminahun Torgay (72 yaşında); Tursun Ahun Yipçi (64 yaşında, Artuşlu); Abdulkerimahun Mezin (68 yaşında, Keriye nahiyesinden); Kamer Nisahan (65 yaşında, Keriye Nahiyesinden) 4 kişi donarak hayatını yitirmiştir. Bütün bu baskılara karşı mücadele bütün şiddetiyle devam etmekte. Özellikle Uygur Türklerinin yoğun olduğu Hoten, Kaşgar, Gulca ve Aksu gibi bölgelerde sıcak çatışmaya dönüşmüş olup, aralıklarla devam etmekte. Fakat Doğu Türkistan'ın dışa kapalı olması nedeniyle dünya kamuoyu bilmemektedir. Müslüman Uygur Türkleri milli kurtuluş hareketini hızlandırmış durumdadır. Son üç yıldır binlerce masum Müslüman haklı davasını savunduğu için şehit olmuşlardır. Fakat dünyada insan hakları bekçiliğini savunan ülkeler hâla sessiz kalmaktadır. Çin hükûmeti bugüne kadar dünyanın gözünü boyamak amacıyla haklı davamızı "kökten dinci hareket, terörizm" olarak tanıtmakta. Böylece Doğu Türkistan halkının bağımsızlık hareketini karalamaya çalışmakta. Aslında Doğu Türkistan'da Çinlilerin yapmakta olduğu devlet terörü ve soy kırımı Çeçenistan, Bosna Hersek’te cereyan eden olaylardan hiçbir farkı yoktur. Bundan dolayı biz Doğu Türkistan halkı adına dünya insan hakları örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin Doğu Türkistan'a heyet göndererek insan hakları ihlalleri konusunda araştırma yapmasını arzu ederiz
seyfullah_keskin isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #44
Alt 07.06.2006, 14:27
 
Üyelik tarihi: 20.04.2006
Mesajlar: 73
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
DOĞU TÜRKİSTAN’DA DİNİ BASKILAR_5

ÇİN HÂKİMİYETİNİN ASIL MAKSADI DOĞU TÜRKİSTAN HALKININ DİNİ VE MİLLİ DUYGULARINI YOK ETMEKTEN İBARETTİR

Ferhat Muhammedi(Doğu Türkistan Enformasyon Tetkikat Bölümü)

Komünist anlayış ve ideoloji sadece İslâm dinînin değil, yeryüzündeki mevcut bütün din ve itikatlarında şiddetli düşmanıydı. Komünizm idealist bakışı ve yeni ruhu kökten inkâr eder.

Aynı zamanda ateizmi dinsizliği teşvik eder, bu nedenle dünyadaki komünist düzende yaşamakta olan halkların durumuna bakacak olursak insanların en temel hak ve hürriyetlerin-den biri sayılan itikat özgürlüğünün ağır derecede çiğnenmekte olduğunu insanların sert diktatörlük baskısı altında kendilerinin dinî itikatlarından peyderpey mahrum bırakılmakta olduğunu ve onlara din ile tümden karşı karşıya olan ve insanlık âleminde en temel hastalıklardan biri sayılan komünist bakışın zorla dayatılmakta olduğunu görebiliriz. Özellikle, kişiyi şiddetli endişeye sevk ettiğini, komünist düzenin, Uygurlar gibi millî örf adetleri ile dinî örf adetlerini kendi aralarında pekiştiren ve kendilerinin millî ayrıcalıklarını şekillendiren milletlerin millî varlığına ağır tehditlerde bulunduklarından ibarettir.

Geçmişteki ve bugün mevcut olan komünist düzen altındaki devletlerin dine yönelttiği pozisyona bakacak olursak hiçbir dinî itikadı ayakaltı etmek ve dine hakaret etmek cihetinden komünist Çin’in eline su dökemezler. Uygurların itikat etmekte olduğu İslâm dinînden bahsedecek olursak, bu mukaddes din Çin komünistlerinin Doğu Türkistan’ı ettiği 50 küsur yıldan bu yana, insanlık tarihinde emsali görülmemiş halde ağır hakaretlere ve ayak altı edilmelere uğradı.

"Ağır Kültür İnkılâbı" diye adlandıran zulüm yıllarında Uygurların evlerindeki mübarek Kur’an-ı Kerimler ve hadis kitapları yakılıp yok edildi. Müslümanların mukaddes ibadet yerleri sayılan mescitler domuz ahırı yapıldı ya da yıkılarak dümdüz edildi. Dinî âlimler ve dinî ibadetle uğraşan itikat sahibi halk ağır zulüm ve horlanmalara duçar oldular. Uzun yıllar devam eden bu tür dayanılmaz baskı ve siyasî darbeler sebebi ile 70’li yılların sonlarına gelindiğinde Doğu Türkistan halkı kendisinin binlerce yıllardan beri devam ettire geldikleri dinî varlığını kaybetme noktasına gelmişlerdi. Özellikle de gençler dinî duygulardan tamamen uzaklaştırılmıştı. 70’li yılların sonlarına geldiğinde komünist Çin hükûmeti bu yapılanların hepsini "dört kişilik güruh" denilenlerin üzenine atıp, sütten çıkmış ak kaşık oluverdiler. 802li yıllardan sonra Uygur halkı Çin merkezi hükûmetinde bir dönem devam eden iç hukuk çekişmesi mücadelesi sebebi ile şekillenen siyasî boşluktan faydalanıp kendilerinin normal dinî faaliyetlerini birer birer aslına çevirmeye başladılar. 80’li yılların başından 90’lı yılların başına kadar Doğu Türkistan bölgesinde normal dinî faaliyetlerde bayağı canlanış mevcut oldu. Dinî itikat cihetindeki bu tür canlanış tabii olarak millî duygu ve millî gurur cihetindeki tekrar canlanış ve kısmen filizlenme meydana gelmişti.

Malum manada ifade edilecek olursa, günden güne güçlenmekte olan mili gurur, Doğu Türkistan halkının millî aşağılama ve zulme karşı mücadelesinde dayandığı en temel silahına dönüşmüştü. Bu hal tabi olarak Çin hâkimiyetini endişeye sevk etmişti. Çünkü Çin hükûmeti Doğu Türkistan halkını asimile edip yok etmenin birinci şartının onları millî duygulardan uzaklaştırmak olduğunu, bu tür duygunun yok edilmesi ile Doğu Türkistan halkının Çin hâkimiyetine karşı olan tepkisi ve karşı duygularının da otomatikman güç kaybedeceğini ve eyerli halkın boynunu bağlayıp dayak çekse o tarafa mutlaka itaatkarlıkla hareket eden uysal kuzulara dönüşeceğini herkes biliyordu. 90’lı yıllardan itibaren Çin’in yukarı derecedeki önderlik seviyesindekilerin hukuk çekişmesi mücadelesi yatışıp biraz dinlendikten sonra dünya kamuoyunun, özellikle de İslâm dünyasını gözünü boyamak için bir dönem takındığı maskesini çıkartıp atıp, Doğu Türkistan halkının dinî ve millî varlığını yok etmek için sistemli olarak harekete geçti. Gerçi Çin’in temel konularında "Bütün tabiiyetimizdekiler dinî özgürlüğe sahiptir." deniliyorsa da, Çin hükûmeti Doğu Türkistan da kendi temel yasalarında yer alan ve yukarıdaki maddesine zıt gelen bir çok yasa ferman ve genelgeler çıkarıp Uygurların dindi itikat ve özgürlüğüne ağır yasaklar koymaya başladı. 96 yılınsa geldiğinde "Sinkiang(!) temel tehlike millî bölücülerden ve yasa dışı dinî hareketlerden gelir." Şeklinde-ki siyasî sloganı ortaya atıp Doğu Türkistan’daki dinî sahaya apaçık şekilde darbe vurmanın belirtisi olarak gösterdi. Buna uygun halde Çin genelinde yürütülmekte olan suç olayları, suçlara sert darba vurmanın işaretini "millî bölücüler ve yasa dışı dinî hareketler" diye adlandırmakla Doğu Türkistan halkının millî ve dinî duygularını yok etmeye yönelik bu asıl maksadını açıkça ortaya koydu. Çin hakimiyetinin bu sert darbe vurma hareketi esnasında normal dindi faaliyetlerle meşgul olan bir çok günahsız dinî zatlar ve itikat sahibi insanlar tutuklandılar.

Sonraki dönemlerden bu tarafa Çin hakimiyetinin dinî sahaya yönelttiği bastırma hareketlerini başka sahalarda genişlettiği ve hatta Uygurların gündelik hayatta çok kullandığı dinî anlam kazanan kelimeleri telaffuz etmeyi de yasaklamaya başladı-ğı, komünist hakimiyetinin Doğu Türkistan halkı dinî ve millî duygularını yok etmek için planlı hareket etmekte olduğunu açıkça göstermektedir.

Mesela, "Doğu Türkistan Haber Merkezi"nin verdiği Kaşgar Yenişehir Nahiyesi Ermidun ve Yamyar köyünde yürütülmekte olan yaz tatili dönemindeki ideoloji sahasındaki bölücülüğe karşı duruş mücadelesinin "ikinci uygulamasında hükûmet görevlileri köydeki halkın gündelik hayatında kullanmaya alıştığı "Allah’a Şükür, Allah Rahmet Etsin, Allah’a Emanet, Elhamdülillah, Esselamunaleykum" gibi dinî terim şeklini almış örf adetle ilgili sözlerin bundan sonra söylenemeyeceğinin, özellikle öğrenciler sınıflarına girdiklerinde "Esselamunaleykum" diyerek giremeyeceklerinin söylendiği, hatta cenaze namazını kılarken dahi Kur’an tilavetinin dahi dinlenemeyeceği açıkça duyurulmuştur. Bu konu herkesi sıkıntıya sokmuş ve diğer bölgelerde yayılmaya başlanılmıştır.





seyfullah_keskin isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #45
Alt 09.06.2006, 13:19
 
Üyelik tarihi: 20.04.2006
Mesajlar: 73
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
DOĞU TÜRKİSTAN’DA DİNİ BASKILAR_6

Komünist Çin hükûmeti Uygurların dini inancını yasaklamak ve baskı yapmakla bitiremeyeceğini gördüğü için, başka bir planı uygulamaya koymaktadır ki, o da; "dine sosyalizm için hizmet ettimek" insan aklı kabul edemeyecek derecede iğrenç bir çağrıyı uydurup çıkararak bir taraftan din adamlarını hükûmetin sözünü dinleyen, sözde "vatansever din adamı" olmaya zorlarsa, bir taraftan da tüm dini faaliyet yerlerini özellikle partiye siyasetini, milletler birliğini, hatta Marksizm’in dinsizlik eğitiminin yürütüldüğü yerler haline getirmektedirler.

Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan direkt olarak aldığı verilere göre şuan Doğu Türkistan’daki camilerde imamlık görevini yürütenler cemaatin seçtiği, dini bilgisi yeterli olan gerçek din adamları değil de, bilakis hükümetin seçtiği ve aylık maaş alan, hükûmetin emirlerini koşulsuz uygulayan okuryazarlığı bile doğru düzgün olmayan sözde" vatanperver din adamları" imiş.

Hükûmet bu "vatanperver din adamları"nı zaman zaman toplayıp, onlara milletler birliği eğitimini, vatanın bütünlüğünü koruma eğitimlerini ve istikrar eğitimi vermekle onların sözde " vatanperverlik ruhu"nu! Güçlendirmektedir. Bir taraftan da onlardan camilere giderek cemaate komünist parti siyasetini, milletlerin birliğini, hatta dinsizliği tebliğ etmeyi istemektedir. Şayet reddedenler varsa ağır bir şekilde ceza verilmektedir.

Örneğin Doğu Türkistan’daki hükûmet gazetelerinden biri olan, "Hotan" gazetesinin 29 Kasım 1999 tarihli sayısındaki bir haberin içeriğine bakıldığında Çin hükûmeti, Hotan İline bağlı "Karakaş" Nahiye merkezi 16. mahalle "Oybağ" cami imamı "Muhammed Ali"yi Çin Komünist Partisinin siyasetlerini camide anlatmaya zorlamış olsa da, bu imam hükûmetin bu talebini reddettiğinden ötürü Çin yetkilileri onun imamlığına son vererek cezalandırmış, üstelik "İllegal dini faaliyetlerle meşgul olmak" ithamıyla tutuklamıştır.

Çin hükûmeti Uygurları dini eğitimden mahrum bırakarak sonuçta dinsizleştirmek amacına ulaşmak için tüm dini okul-medreselerini kapatmıştır. Bu nedenle dini eğitim almayı isteyenler çaresiz kalarak dini eğitimi çok gizli bir şekilde almaya zorlanmaktadırlar. Fakat Çin yetkilileri bunu da engelleyerek, gizli din eğitimi alanları ve verenleri ağır cezalandırmıştır. Hatta küçük çocukları bile hapishaneye koyarak eziyet etmişlerdir.

Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan direkt olarak aldığı bir haberine göre bu yıl 27 temmuz günü Doğu Türkistan’ın "Hotan" iline bağlı "Karakaş" ilçesinin bir köyünde Çin yetkilileri gizlice dini eğitim almakta olan, henüz yaşları 16’dan küçük olan 2 Uygur çocuğu tutuklamış ve onlara feci bir şekilde eziyet etmek suretiyle onlarla birlikte eğitim gören başka 18 çocuğun isimlerini ona söyletmişler, onların içinde henüz 7 yaşında olan küçük çocuklar da olup, polisler bu çocukları da tutuklayıp her biri için 300-500 Yuan para cezası vermişlerdir.

Yine Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin muhabiri "Abdullah Pamir"in vatandan direkt olarak gönderdiği bilgile-re göre "Hoten"li ünlü din adamı "Aziz Somen" bu yıl haziran ayında "Ürümçi"de Çin polisleri tarafından tutuklanmıştır.
seyfullah_keskin isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #46
Alt 10.06.2006, 12:43
 
Üyelik tarihi: 20.04.2006
Mesajlar: 73
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
DOĞU TÜRKİSTAN’DA DİNİ BASKILAR_7

Komünist Çin idarecileri Çin anayasasına ’Vatandaşların dine inanma veya inanmama serbestliği ile inanma ve inanmama konusunda teşvik etme hürriyeti vardır’ ibaresini koymuş olmasına rağmen uygulamada bu tamamen tersidir. Çünkü Komünistlerin açık ideolojisi Dini yok etmektir. Komünist Çin hükûmeti, İslâm Dini’ne büyük bir nefret besler. Yıllardan beri sayısız Camileri tahrip ederek arsalarına el koymuş, hatta bazı Camileri, Müslümanların sevmediği ve haram saydığı domuzların bakıldığı ahır haline getirmiştir. Binlerce din adamını idam ettirmiş, Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’leri yakarak ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Doğu Türkistan Müslümanları mübarek İslâm dinini sarsılmaz imanlarıyla korumaya çalışmış, sayısız kurbanlar vermiştir.

Komünist Çin hükûmeti son 10 yıldan beri İslâm Ülkeleri’nin iktisadi ilgisine erişmek ve demokrasi akımına uymak için yalandan dini özgürlük siyasetini ilan etmiştir.

Doğu Türkistan Müslümanları bu fırsattan yararlanarak tahrip edilen ve amaç dışı kullanılmakta olan Cami’leri ve ibadet yerlerini eski haline getirmeye çalıştılarsa da, Sünnet, Namaz, Kurban, Dini Bayramların yaşanması gibi (vecibeleri yerine getirmek) dini faaliyetler ve serbestlik çok kısa sürmüş, 1989 yılından sonra Çin Komünistleri bu konuda büyük dönüş yapmışlardır.

Yeni bir dini siyaseti uygulamaya koyarak dini faaliyetlere müdahale etmeye başladılar. Camileri doğrudan doğruya yönetmeye, imamları, hatipleri kendileri tayin etmeye başladılar. Medrese ve dini kurslar kapatıldı. Din büyükleri, müderrisler, dini okul ve kursların öğretmen ve öğrencilerini takip ederek, tutuklamaya başladılar.

Çin işgal idaresinin Doğu Türkistan’daki başı Şovenist Kızıl Çinli Diktatör General Vang En Mav 14 mayıs 1988 tarihinde Komünist Partisinin Merkez Komitesi toplantısında söylediği şu sözler, Çinli Komünistlerin bu konudaki gerçek niyetlerini açıkça belli etmektedir. General Vang En Mav şöyle diyordu:

"....... Dine inanmama özgürlüğünü teşvik etme işlemini güçlendirmemiz gerekir. Sosyalizmi himaye edecek dini zatlarla birlik içinde olmamız lazımdır. Camii yapımını durdurmamız, dinin serbestçe gelişmesine yol vermememiz lazımdır. Dini tedrisatı kesin olarak dizginlememiz lazımdır. Hacca gideceklerin sayısı, devletçe belirtilen kontenjanla sınırlanmalıdır........"
seyfullah_keskin isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #47
Alt 17.06.2006, 00:59
 
Üyelik tarihi: 20.04.2006
Mesajlar: 73
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
DOĞU TÜRKİSTAN’DA DİNİ BASKILAR_8

Din âlimleri görevden alınarak, çöllerdeki köylere sürgün edildi; hor işlerde kullanıldı, mesela domuz bakıcılığı yaptırıldı.
Camiler, medreseler, türbeler yıkıldı, harap ve virane bir şekle sokuldu. Yerlerine işletmeler, depolar, at haraları, . . . . yapıldı.
Merhum Ahmet Kabaklı Bey her zamanki gibi Doğu Türkistan’ı anlatırken bir yazısında Dini Zulüm üzerine şunları söylemektedir.
"1949’da Komünist rejimin Doğu Türkistan’a girmesiyle yeni bir terör ve baskı rejimi başlamıştır. Dini vecibelerin yerine getirilmesi yasaklanmış, ibadet yerleri, dini ve milli eğitim yapan okullar, medreseler kapatılmış, kutsal din kitapları yakılmış, ulema ve ileri gelenler tutuklanmış, çoğu da öldürülmüştür.
Genel Vali Burhan Şehidi çoğu din adamlarından oluşan 120.000 kişinin idam edildiğini açıklamıştır.
Mao’nun ölümünden sonra uygulanan "açık yumuşama" politikası Doğu Türkistan Müslümanlarına bir ölçüde dini ve milli hoşgörü içinde yaşama imkanı vermiştir. Bu ortama inanan Müslüman halkı 1980’li yıllarda, yıkılan camileri onarmaya,yakılan İslami eserleri kurtarmaya çalışmıştır. Ancak bu hoşgörü dönemi kısa sürmüş, dini faaliyetler yeniden yasaklanmış, okullar, medreseler kapatılmış, hocalar talebeleri ile birlikte hapsedilmişlerdir.
Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin "Şincag’ın İstikrarının Korunması" hakkındaki çok gizlilik dereceli 19.03.1996 tarihli kararında Din ve Eğitim ile ilgili maddeler şöyledir: "Dini faaliyetler mutlaka devletçe kontrol edilmelidir. Bütün özel dini eğitim kurumları kapatılmalıdır. ÇKP üyelerinin dini faaliyetlerle iştigal etmeleri yasaklanmalıdır. Halk, kesinlikle dini propagandalara karşı korunmalıdır. Bu faaliyetlere katılmayanlar derhal önlenmelidir."
Din kitapları sadece komünist yönetim tarafından yayımlanıyor, bölge hükûmetinin üyelerinin camiye gitmesi kesinlikle yasak ve 50 yaşın altındaki Uygurlar’ın hacca gitmesine izin verilmiyor. Komünist Çin rejimi, iktidara karşı direnenleri acımasızca yargılıyor. Bu yargılamalar da çoğunlukla ’idam’ cezasıyla sonuçlanıyor. Uluslararası Af Örgütü "Amnesty
International", Sincan bölgesinde sözde isyancılara karşı başlatılan son kovuşturma kampanyasıyla, çok sayıda kişinin idam cezasına çarptırıldığına dikkat çekiyor.
Doğu Türkistan halkı ; Çinliler’den sosyal ve kültürel ilişkilerden nefret edercesine kaçınarak pasif mukavemetin en iyi örneklerini vermekte, imkan ve fırsata buldukça da tepkilerini aktif olarak göstermektedirler.
1953,55,57,62,67,69,70 ve 85 ile 1989 yıllarında vuku bulan dini ve milli hareketler dünya basınında yankılar uyandırmıştır... 1990 yılında yüzlerce mücahidin şahadetiyle son bulan "Barın Ayaklanması" ve nihayet 4 Şubat 1997 tarihinde Gulca’da başlayıp , ülkenin birçok kesimleri de sirayet eden milli direniş hareketleri, Doğu Türkistan’da Müslüman Türk’ün asırlardır kökleşen dini ve milli inançlarının sökülüp atılmayacağını gösteren bir cevaptır.
Netice itibariyle, tüm baskılara rağmen insanlık şeref ve haysiyetiyle asla bağdaşmayan ağır bir esaret ve müstemleke zihniyetinin uygulandığı Doğu Türkistan’da 26 milyonu aşkın bir Müslüman Türk toplumu vara olma mücadelesini sürdürmektedir.
Uluslar arası Af Örgütü Mart 2002 Raporunda ise özetle;
Din özgürlüğü üzerine yeni kısıtlamalar getirildi. Genç insanlar üzerinde kötü bir etkisi olduğu söylenen camiler kapatıldı ve imamlar siyasi eğitime tabii tutuldu. Eğitime tabii tutulanlardan partinin diktasına boyun eğilmesi istendiği gibi muhalif olanlardan ispiyonculuk yapmaları da isteniyor.
Farklı düşünenleri ortaya çıkarma kampanyasına 2002 yılında SUOB’de kültürel ve medya çevreleri de dahil edildi. "Bölücülükle mücadele"nin şiir, şarkı, kitap, bildiri, mektup ya da internet vasıtasıyla yayılan düşüncelere karşı da yürütülmesi gerektiği yetkililer tarafından vurgulandı."Dini inançlara özgürlük din için özgürlük değil" (The Xinjiang Daily, 18 Mayıs 96)
Bütün Çin’de olduğu gibi SUOB’de dini faaliyet 1950’den beri ciddi bir biçimde engellenmektedir. Son yıllarda da Çinli yetkililer radikal İslamcı bazı hareketleri Uygur bölücü grupları ve dini liderlerine akıl hocalığı yapmakla suçlamaya başladılar. Bunun doğruluk payı olsa da halkın büyük çoğunluğunu etkileyecek olan din üzerinde olan baskı ve kısıtlamalar için gerekçe oluşturamaz. Bunun dışında bağımsız gözlemci ve uzmanların söylediğine göre Uygurlar için din daha çok etnik kimlik ve kültürel mirasa vurgu yapmak için önem kazanmakta ve Wahhabi okullarında öğretilen İslam ile pek fazla ortak yönleri olmadığı söylenmekte. Uygurlar arasında geniş bir biçimde görülen hoşnutsuzluk ise daha çok hükümetin politikasından kaynaklandığı, çünkü bununla eşitsizlik ve ırk temelinde ayrımcılığın körüklendiği söyleniyor.

seyfullah_keskin isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #48
Alt 22.06.2006, 11:44
 
Üyelik tarihi: 20.04.2006
Mesajlar: 73
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
DOĞU TÜRKİSTAN’DA DİNİ BASKILAR_9

Ekim 2001’den sonra yoğunlaşan siyasi baskı SUOB’de "yasadışı dini faaliyet" ve "aşırı dinci güçleri" dahil ederek yürütüldü. Onlarca hoca ve öğrenci illegal dini faaliyet için gözaltına alınıp tutuklandı. Bu tür operasyonlar Hoten, Kaşgar, Börütala ve başka illerde de yürütüldü. Kaşgar’dan alınan bir rapora göre Kasım 2001’de 13 "illegal din merkezi" kapatılmış ve ayin yapan 50’den fazla insan gözaltına alınmıştı.

Reuters ajansının bir polis yetkilisinin verdiği bilgilere dayanarak verdiği habere göre Aralık 2001’de Bayingolin Moğol Otonom Vilayeti’nde 9 Müslüman "illegal namaz" suçlamasıyla tutuklanmıştır. İddiaya göre bu 9 kişi Kuran’ı yerel dillere çevirip bunu "bölücülük davası" için kullanmışlar.

Resmi olmayan çevrelere göre bölgesinde tanınmış Abduraup adında bir hoca Hoten’de Aralık 2001’de 8 genç kıza Kuran’ı öğretirken gözaltına alındı. Muhabbet adında bir bayan din öğretmeni 10 Aralık 2001 tarihinde aralarında 13 yaşında olan bir kızın da bulunduğu öğrencileri ile birlikte gözaltında alındı. Haberi veren kaynağa göre hepsi para cezası ödedikten sonra serbest bırakılmış. Cezalar ise 300 Yuan’dan başlayıp Abduraup için tespit edilen 7000 Yuan’a kadar yükseliyordu. Kızlardan biri gözaltına alındığı sırada "mukavemet" gösterdiği için ayrıca 3000 Yuan para cezasına mahkum oldu.

Hoten kentinde bulunan Komünist Partisi’nin Komitesi Ocak 2002’de bölgede "din, yasadışı dini faaliyet ile aşırı dinci düşünce"nin etkisinin arttığını belirtti ve buna karşı bir "temizlik harekatı ve okulların yeniden örgütlenmesi"ni önerdi.

Daha 2001 başında anahtar konumunda olan camilerde vaaz veren imamlara "siyasi eğitim" kampanyası başlatılmıştı. Resmi kaynaklara göre yıl sonuna kadar 8 bin kadar imam bu tür eğitimden geçmiş oldu. Kursların süresi genellikle 10 gün idi. Bu 10 gün içerisinde imamlara partinin etnik ve dini politikası anlatılıyordu. Ocak 2002’de yayınlanan bir habere göre bu tür kurslar 2002 yılında devam edecekti.

Alınan diğer önlemler arasında camilerin kapatılması da vardı. Hoten’e yakın olan Karakaş adlı kentten gelen bir rapora göre Deng Camii 9 Ekim 2001 tarihinde okula yakın olduğu için kapatılmıştır. 15 Ekim 2001 tarihli AFP haberine göre, okula yakın olmakla kötü bir etkisi görüldüğü iddia edilmekle cami halı fabrikası yapılmış. Bundan önceki 12 ay zarfında benzer nedenlerle 3 tane mescidin kapatıldığı da gelen haberler arasında idi. ( )

Din üzerinde uygulanan baskılar arasında Ramazan ayında okullar ve resmi dairelerde oruç tutulmasının yasaklanması kararı da vardı. Değişik kaynaklardan elde edilen bilgiye göre bu yasak kararı Kasım 2001’de alındı. Okullarda ve yüksek okullarda Müslüman öğrencilerden oruçlarını bozmaları için teşvik istendi. Hoten Hijenik Okulu’ndan bir öğretmen bu uygulamanın 11 Eylül sonrası başladığına dikkat çekti. AFP bu öğretmenden şöyle bir alıntı yayınladı: "Afganistan’da olup bitenler yüzünden bizden siyasi eğitime ağırlık vermemiz isteniyor."

Dini faaliyetler üzerinde olan baskı ve kısıtlamalar 2002 yılında da devam etti. İli Kazak Otonom Vilayeti’nin valisi 3 Ocak 2002 tarihinde bir genelge yayınlayarak "feodal, batıl ve irticai düşünceler"in silinmesini istedi. Bununla birlikte yerel dini ve halk törelerinin gözetlenmesi, düğünler, cenazeler, sünnetler, ev taşımalar ve küpe takmalar gibi olayların rapor edilmesi isteniyordu. Kaşgar’da Komünist Parti’nin Sekreteri olan Yao Yongfeng Ocak ayında yayınladığı bir çağrıda resmi dairelerin "din maskesi altında fesat"a karşı uyanık olmalarını istedi. Ocak ayı başında Kaşgar Daily’de yayınlanan bir habere göre 2001 yılında 253 dini lidere siyasi eğitim verilmiş ve Kaşgar polisi son yıl ve 2002 yılını başında 21 "irtica grubuna" üye olan 530 kişinin yakaladığını duyurmuştur.



amnesty’nin raporundan...
seyfullah_keskin isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #49
Alt 23.06.2006, 13:24
 
Üyelik tarihi: 20.04.2006
Mesajlar: 73
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
DOĞU TÜRKİSTAN’DA DİNİ BASKILAR_10

Doğu Türkistan’ı kendi toprağı olarak gören ve elinden bırakmak istemeyen Kızıl Çin hükümeti, Müslüman halka karşı acımasız bir soykırıma girişti. İlk savaş Müslümanların inançlarına karşıydı. Dini eğitim veren tüm okullar kapatıldı, din adamları tutuklandı, büyük kısmı da öldürüldü. Camilere Mao’nun resimleri ve Komünist Parti’nin bayrakları asıldı ve Müslümanlara bu resim ve bayraklara saygı gösterilerinde bulunmaları emredildi. Müslümanların bir kısmı Pan-Türkist, bir kısmı da Pan-İslamist oldukları gerekçesi ile gözaltına alınıyor ve idam ediliyordu. Toplu sürgünler ise zulmün bir diğer yüzüydü. Yurtlarından sürülen Müslümanların bir kısmı zorlu iklim şartları nedeni ile yolda hayatlarını kaybetti. 1949-1952 yılları arasında 2.800.000, 1952-1957 yılları arasında 3.509.000, 1958-1960 yılları arasında 6.700.000, 1961-1965 yılları arasında 13.300.000 Doğu Türkistan Müslüman’ı çeşitli yollarla öldürüldü.

Mehmet Emin Buğra’nın Yeğeni Meşhur Dini Alim Abdulahat Barat Mehdum 4. Defa Tutuklandı. Çin hükümeti birkaç yıldan beri “Yasa dışı Dini Unsurlara Darbe Vurma Hareketi” adı altında Doğu Türkistan’da tanınmış din adamlarına ve alimlere karşı zarar verme hareketlerini devam ettiriyor. Abdulahat Barat Mehdum bu yılın başlarında Hoten’de tutuklanan tanınmış din alimlerinden biridir.Alınan haberlere göre Çin Polisi Abdulahat Barat Mehdum’un dini bilgiler öğretmekte olduğu Hoten’deki bir evi basarak 74 yaşındaki Abdulahat Barat Mehdum’u, 7 öğrencisini ve ev sahibini birlikte tutuklayarak hapse attı.Dini eğitim vermekten başka hiçbir şey yapmayan Abdulahat Barat Mehdum’un ağır biçimde Böbrek hastalığına yalandığı, sağlık durumunun son derece ağır olmasına rağmen Çin hükümeti onu çok kötü şartlardaki bir cezaevine hapsederek akrabaları dahil hiç kimsenin ziyaret etmesine izin vermediği öğrenildi. Hayatının büyük bölümü Çin zindanlarında geçen Din alimi Abdulahat Barat Mehdum’un bu tutuklanışı ile birlikte 4. defa tutuklandığı ifade edildi.

Mao’nun, İslâm dinine karşı yürütmüş olduğu siyaset çok şiddetli olmuştur. Doğu Türkistan da mevcut Kurân-ı Kerîm, Hadis ve diğer dinî mevzulardaki kitaplar tamamen imha edilmiş; camiler kapatılarak kışla, parti binası, ahır, mezbaha olarak kullanılmış; din görevlileri tutuklanarak işkenceye tabi tutulmuş, kanalizasyon islerinde çalıştırılmış, hatta domuz eti yemeye, gütmeye ve kesmeye zorlanmışlardır.
seyfullah_keskin isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #50
Alt 23.06.2006, 13:52
 
Üyelik tarihi: 10.02.2004
Mesajlar: 71
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
ESSELAMU ALEYKUM !...

ALLAH zülcelal yardımcıları olsun. İşbirlikçilerde zalimlerle beraber ALLAH cc' nun KAHHAR ismi ile kahrolsunlar.

Selam ve Dua ile
uzgun adam
uzgun adam isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #51
Alt 27.06.2006, 19:40
 
Üyelik tarihi: 20.04.2006
Mesajlar: 73
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Alıntı:
ALLAH zülcelal yardımcıları olsun. İşbirlikçilerde zalimlerle beraber ALLAH cc' nun KAHHAR ismi ile kahrolsunlar.
Amin amin aminn...
seyfullah_keskin isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #52
Alt 29.06.2006, 23:01
ya Hay
 
Bahadır - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.08.2004
Yaş: 35
Mesajlar: 2.298
Teşekkür etti: 25
9 Teşekkür 8 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız seyfullah_keskin
2.Mançur Çin İstilâsı

1876-1911


Yakup Han İngiltere ile Rusya arasındaki nüfuz rekabetinden faydalanamadı. Bir taraftan Rusya diğer taraftan Çinliler bu devleti ortadan kaldırmak için anlaştılar, Çinli general Tse-Tsung-Tng’ın kumandasında gönderilen büyük bir Çin ordusu, Rusya’nın yardımları sayesinde Doğu Türkistan’a gelip Yakup Han’ın Millî orduları karşısında mevki aldı.

Bu ebedî Türk yurdunu istila için gelen düşman ordularının hücum için fırsat kolladığı bir sırada Yakup Han’ın zehirlenerek ansızın ölmesi, oğullan ile kumandanları arasında ihtilaf çıkmasına sebep oldu. Bu durumdan faydalanan (Aslında bu durumu hazırlayan) Çinliler Doğu Türkistan’ı adeta harpsiz kolayca zapt ve işgale muvaffak oldular. Böylelikle Doğu Türkistan tarihte ikinci defa Çinlilerin (Mançu) fiili işgaline uğradı.







....hurgokbayrak....
hainler her zaman ve her yerde ayni
__________________
Ya Rab ! Şu iman topluluğunu helak edersen yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmaz !
Bahadır isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #53
Alt 30.06.2006, 17:11
 
Üyelik tarihi: 20.04.2006
Mesajlar: 73
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
DOĞU TÜRKİSTAN’DA DİNİ BASKILAR_11

Mao’nun İslâm dinine karşı yürütmüş olduğu siyasetinin bu derece şiddetli olmasının başlıca sebebi, İslâmiyet’in, Mao’nun Doğu Türkistan Türk Müslümanların! eritme siyasetine karsı bir kalkan vazifesi görmesidir.

Mao’nun bu imha siyasetine karşı çıkan 360 Bin Doğu Türkistanlı katledilmiş11, 100 binden fazlası "denize düşen yılana sarılır" misali Sovyetler Birliğine sığınmış18, 504.800 kişi de Doğu Türkistan’daki 19 ağır çalışma kampının 10’una konulmuştur.

1933 yılında, silahlı savaşa devam eden Muhammed Emin Buğra, hem savaşarak hem çekilerek Afganistan’a sığındı ve siyasi mücadelesini orda sürdürdü. Doğu Türkistan Hükümeti yıkıldıktan sonra, Uygur ve Kazak Türkleri’nden olarak l .5 milyon din ve bilim adamı katledildi.

Uluslararası Af Örgütünün 2003 Yılında "Çin Halk Cumhuriyeti: Uygurlar Çin’in “terörle savaş” adına uyguladığı baskıdan kaçıyor " Başlıklı raporunda ise;

Aynı dönemde hükümet bölgedeki Müslüman nüfusunun dini haklarına getirdiği kısıtlamaları artırarak kutsal Ramazan ayındaki bazı dini ibadetleri yasakladı, bir çok camiyi ve bağımsız din okulunu kapattı, Müslüman din adamları üzerindeki resmi denetimlerini artırdı ve "yurtsever olmayan" ya da "yıkıcı" olarak gördüğü dini liderleri gözaltına aldı ya da tutukladı. Bölgesel yetkililer Sincan’daki kültür ve medya çevreleri ile bazı devlet dairelerini "istenmeyen unsurlardan kurtarmak için "temizlik" amacıyla siyasi kampanyalar da başlattı.



Aynı dönemde hükümet bölgedeki Müslüman nüfusunun dini haklarına getirdiği kısıtlamaları artırarak kutsal Ramazan ayındaki bazı dini ibadetleri yasakladı, bir çok camiyi ve bağımsız din okulunu kapattı, Müslüman din adamları üzerindeki resmi denetimlerini artırdı ve "yurtsever olmayan" ya da "yıkıcı" olarak gördüğü dini liderleri gözaltına aldı ya da tutukladı. Bölgesel yetkililer Sincan’daki kültür ve medya çevreleri ile bazı devlet dairelerini "istenmeyen unsurlar"dan kurtarmak için "temizlik" amacıyla siyasi kampanyalar da başlattı.



Benzer şekilde Çin’de, ulusal politikanın bir uzantısı olarak dini vecibelerin yerine getirilmesi kısıtlanmakta ve resmi, formel kanalların dışında her tür dini vecibelerin yerine getirilmesi ya da ibadet, uluslararası insan hakları standartlarını ihlal ederek yaptırıma tabi tutulabilmektedir. Her hangi belirli din ya da inanç sistemine getirilen kısıtlamaların şiddeti, tıpkı belirli bir grubun bir siyasi kampanyanın hedefi olup olmaması gibi resmi politikaya göre değişiklik göstermektedir. SUÖB’deki Müslümanlara uygulanan din baskısı, "aşırı dinci" denilen kişilere karşı başlatılan resmi kampanya sırasında daha da arttı. Son yıllarda başlatılan bu kampanya, Uygur Müslümanlarına dayatılan denetimlerin Çin’deki diğer halklar arasındaki İslam’a getirilen kısıtlamalardan daha sert olmasına yol açtı.



Ne var ki, din baskısının boyutları şiddet içeren faaliyetler ile mücadele gereğinin ötesine geçmektedir. Uluslararası Af Örgütü, SUÖB’de uluslararası din ve inanç özgürlüğü standartlarını ihlal ederek, barışcıl şekilde kendi dini ibadetlerini yapmalarından dolayı gözaltına alınan sayısız Uygurun vakalarını belgelemiştir.[18]



Uluslararası Af Örgütü, SUÖB’deki baskının ileri boyutlarda olmasının etnik, kültürel ya da dini Uygur kimliğinin her hangi bir şekilde bağımsız ifadesine yönelik alanı daraltmasından endişe duymaktadır. Bu tür ifadeler, özellikle barışçıl eleştiri, hoşnutsuzluk ya da huzursuzluk biçimini aldıklarında yetkililer tarafından çoğunlukla "ayrılıkçı", "terörist" ya da "yasa dışı dini" faaliyetler oluşturma sayılmakta ve keyfi gözaltı, işkence ve diğer ciddi insan hakları ihlallerine yol açmaktadır. Uluslararası Af Örgütü Çinli yetkililere, şiddet içeren eylemler ile barışçıl hoşnutsuzluğun ya da sosyal, kültürel ya da dini kimliğin ifade edilmesi arasında net bir ayrım yapmaları çağrılarını sürdürmektedir.



Bölgede "ayrılıkçılık, terörizm ve aşırı dincilik" olarak tanımlanan "üç şer güç" üzerindeki resmi siyasi önlemlerin artırıldığı göz önüne alınırsa, bu rakamların o tarihten sonra önemli ölçüde artmış olması muhtemeldir. Eylül 2003’te sürgündeki Uygur kaynakları, Mart 2002 tarihinden itibaren SUÖB’ün çeşitli şehirlerinde bağımsızlığı geliştirdiğine inanılan Uygur kitaplarına ve öteki medya araçlarına el koymayı ya da bunları yakmayı amaçlayan güvenlik operasyonları kapsamında on binlerce kişinin "ayrılıkçı" ya da "terörist" oldukları iddiasıyla gözaltına alındığını bildirdi. Aynı kaynaklar, Nisan ile Ağustos 2002 tarihleri arasında sadece Kaşgar’da, resmi olmayan İslami faaliyetleri hedef alan bir güvenlik operasyonu sırasında tahmini olarak 5.000 kişinin gözaltına alındığını da belirtti. Bildirildiğine göre bu kişilerin yaklaşık 150’sinin ölüm cezaları infaz edildi.



Çin Devlet Konseyi, görüldüğü kadarıyla SUÖB’deki politikalarına yönelik uluslararası eleştirilere karşılık olarak, Mayıs 2003’de Sincan’ın Tarihi ve Gelişimi başlıklı yeni bir Resmi Broşür yayınladı. Bu belge bölgedeki etnik azınlıkların haklarının dini inanç özgürlüğü de dahil olmak üzere tam olarak korunduğunu iddia ediyordu.[33]



2001 sonunda, her ikisi de Kaşgar ilindeki Yerken kasabasinda İslami öğrenci olan iki Uygur, Ahat Memet (21 yaşında) ve Turgan Abbas (27 yaşında) Kazakistan’da kayboldu ve zorla Çin’e iade edildiklerine inanılmaktadır. Ahat Memet ve Turgan Abbas, bildirildiğine göre "yasa dişi dini" ve "ayrılıkçı" faaliyetlere karıştıkları şüphesiyle bir ay boyunca gözaltında tutuldukları ve sorgulandıkları Kaşgar ilindeki Yerken gözaltı merkezinden serbest bırakıldıktan sonra Ağustos 1999’da SUÖB’den kaçmışlardı.

Yine Uluslararası Af Örgütü 164 nolu basın açıklamasındaki, Çin: Kaçan Uygurlar “terörle mücadele” adına işkence ve idama geri dönmeye zorlanmakta" başlıkla devamla;

“ABD’ye yapılan 11 Eylül 2001 saldırılarından bu yana Çin Hükümeti bölgedeki tüm politik ve dini farklılıklara karşı oluşturdukları baskıyı artırmak için ‘terörizm karşıtlığı’nı bahane olarak kullanmaktadır.



Hükümet aynı zamanda; çoğu Müslüman olan Uygurların dini hakları üzerindeki kısıtlamalarını artırarak bazı camileri kapatmış, bazı dini okulları ve uygulamaları da yasaklamıştır. Hem kısıtlamalarını dini, kültürel ve sosyal haklara da uzatarak “ayırımcı, terörist veya dini fanatik” oldukları şüphesi ile kişileri yıllarca adil olmayan yargılamalar ertesinde mahkumiyet veya idam cezaları ile karşı karşıya bırakmış, hem de avukatlar veya aileleri ile görüştürülmeden işkence ve uzun süreli gözaltında tutmuştur.
seyfullah_keskin isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #54
Alt 30.06.2006, 17:14
Her zaman islam ve adalet için varız....
 
Lionheart - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.01.2006
Yaş: 22
Mesajlar: 1.173
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
küfür tek millettir....Bu bir kere daha ortaya çıkmıştır...!!!
Lionheart isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #55
Alt 01.07.2006, 18:31
 
Üyelik tarihi: 20.04.2006
Mesajlar: 73
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
DOĞU TÜRKİSTAN’DA DİNİ BASKILAR_12

Doğu Türkistan ve Çin’deki Müslümanlar üzerine bir uzman olan Profesör Dru C. Gladney, hükümetin "fazla" dindar olduğundan şüphe duyduğu bütün Uygurları, özellikle Sufî ya da Vahabî olarak belirlenen kişileri sürekli olarak topladığını da belirtmiştir.

China’s Minorities: the case of Xinjiang and the Uyghur people (Çin’deki Azınlıklar: Sincan vakası ve Uygur halkı) Birleşmiş Milletler Azınlık Haklarının Korunması ve Geliştirilmesi Alt Komisyonu’na sunulan çalışma, Azınlıklar Çalışma Komisyonu, Dokuzuncu Oturum, 12-16 Mayıs 2003, UN Doc.

Fokus Dergisi Barut Fıçısı başlığı altında yayınladığı yazısında ise; "Bu "bölgeyi Çinlileştirme" politikası giderek eşitsizlik ve şiddet İçeren bir istilaya dönüşüyor. "Çalışma kamplarının sayısı her geçen gün artıyor. Karşı devrimciler ve Uygur kökenli "teröristler" ya Taklamakan Çölü’ndeki yol yapımında ya da Tanrı ve Altay dağlarındaki maden ocaklarında çalıştırılıyorlar. Bu insanlara her gün Parti tezleri çerçevesinde eğitim veriliyor, dinlerini reddetmeye zorlanıyorlar."

Doğu Türkistan’da dindar Müslümanların sık sık gözaltına alınmaları, dinlerini gerektiği gibi yaşamalarına izin verilmemesi ve din adamlarına uygulanan baskı, bu şiddet politikasının çok daha derin bir nedeni olduğunu akıllara getirmektedir. Her şeyden önce bu, Kızıl Çin’in Doğu Türkistan’daki İslami varlıktan büyük endişe duyduğu anlamına gelmektedir. Çin’de İslam dinine ve Müslümanlara yönelik saldırıların kökeni eski dönemlere dayansa da, bunun sistemli bir zulüm ve hatta soykırım politikasına dönüşmesi komünist rejimin kurulmasıyla başladı. 1949’da Mao’nun Çin Halk Cumhuriyeti’ni kurması ile birlikte, öncelikli hedef her türlü İslami unsur oldu. Camilerin, mescitlerin, medreselerin ve dini eğitim veren kurumların kapatılması ile başlayan din düşmanlığı, açık bırakılan ibadethanelere Mao’nun resimlerinin asılması ve Müslümanların bu resme saygı göstermeye zorlanmaları ile iyice doruğa tırmandı. Bu dönemde 29 bin cami kapatıldı.1 Bundan sonraki aşama ise özellikle din adamlarının, mesnetsiz iddialara ve düzmece suçlamalara dayanılarak gözaltına alınmaları oldu. Bu kişilerin bir kısmı hemen idam edilirken, 54 binden fazla din adamı da bir ömür boyu Çin toplama kamplarında, son derece ağır koşullarda zorunlu işçi olarak çalıştırıldı. (www.doguturkistan.com)

Bu dönem boyunca din adamlarına fiziksel işkencelerin yanı sıra, manevi işkenceler de yapıldı. Örneğin din adamları meydanlara toplandı, Mao’nun sözde "ilah" olduğunu kabul ettiklerini ikrara zorlandılar. Halktan ölülerini yakmaları gibi İslam anlayışının dışında uygulamalar yapmaları istendi. Kapatılan camiler ise askeri kışla, depo veya sinema, tiyatro gibi eğlence yerleri olarak kullanıldı. Cuma ve teravih namazları da dahil olmak üzere her türlü toplu ibadet yasaklandı, geride kalan birkaç camide ibadetlerini yerine getirmeye devam eden Müslümanlara ağır vergiler kondu. Bu camilerin onarım ve bakımı için kullanılacak bağışlara ve din adamlarının her türlü mal varlıklarına komünist yönetim tarafından el konuldu. Kuran öğrenmek ve öğretmek tamamen yasaklandı. Dini eserler evlerden toplandı. Arapça metinler, pek çok tarihi el yazması kitap da dahil olmak üzere yakıldı.

Bugün de Değişen Bir şey Yok!

Çin’de 18 yaşından küçüklere dini eğitim gerek evde gerekse okulda kanunen yasaktır. İslam ülkelerinin baskısı neticesinde bazı dini okullar açılmışsa da buralarda İslamiyet’ten çok Marksizm, Leninizm ve Maocu fikirler okutulmaktadır. Bu din okullarında görevli öğretmenlerin hepsi komünist ve ateisttir. Gençler dini bilgiden mahrum olarak büyütülmektedirler. Diğer okullarda ise din sanki unutulması gereken veya Çin halkının alt tabakalarındaki insanlar tarafından benimsenmiş iptidai bir inançmış gibi öğretilmektedir. Bu durum gençleri dini inançtan hızla uzaklaştırmaya başlamıştır.
seyfullah_keskin isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #56
Alt 06.07.2006, 21:37
 
Üyelik tarihi: 20.04.2006
Mesajlar: 73
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
DOĞU TÜRKİSTAN’DA DİNİ BASKILAR_13

Hükümet, Müslümanların faaliyetlerini çok sıkı kontrol etmektedir. Çin’deki İslam cemiyetinde görev yapanların çoğu komünisttir... Komünistler, İslamiyet’i, İslam ülkeleriyle olan ilişkisini geliştirebilmek için bir araç olarak kullanmaktadır. Burada hemen belirtmek gerekir ki, Çin Komünist Partisi’nin kullandığı din aleyhtarı söylem, yeni bir iddia değil, asırlardır inkarcılar tarafından kullanılan klasik bir alay ve iftira üslubudur. Kuran’da Hz. Nuh’a karşı çıkan inkarcıların da, "... Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz..." (Hud Suresi, 27) diyerek, dindarları küçümsemeye çalıştıkları bildirilmiştir. (www.harunyahya.org)

Doğu Türkistan’da sadece dinlerini yaşadıkları ya da yaşamak isteyen insanlara İslam’ı öğrettikleri için binlerce insan tutuklanmış ve işkence görmüştür. Gözaltına alınan din adamlarının suçlandıkları konular ise çok dikkat çekicidir. Örneğin 28 Ekim 1999’da gözaltına alınan ve ağır para cezasına çarptırılıp görevinden alınan Hoten’deki Oybağ Camisi’nin İmamı Mehmet Ali’nin suçu, dini, Komünist Parti’nin dikte ettirdiği şekilde öğretmemektir. İmam Mehmet Ali’nin suç duyurusunda işlediği "suçlar" şu şekilde sıralanmıştır:

Görevi boyunca İmam Mehmet Ali, Komünist Parti’nin kurallarını öğrenmemiş, öğretmemiş ve uygulamamıştır. Din İşleri Başkanlığı’nın talimatlarını görür gibi yapmış, ancak Başkanlığın organize ettiği çalışmalara ve eğitsel faaliyetlere katılmamıştır... Kimliği belirsiz kişilerin camide kalmasına izin vermiştir...

Londra kökenli insan hakları gözeticisi Amnhsty International’m geçen ayki bir raporuna göre: Geçtiğimiz üç yıl içinde Çin teröre karşı mücadele adı altında Müslümanları göz altına almış,camileri kapatıp bazı dini okulları yasaklamıştır. Amerika, Doğu Türkistan İslami Hareketi’ni terörist gruplar listesine dahil etti.

bazı dönemlerde söz konusu siyasal haklar tamamıyla geri alındı. Uygur Türklerinin Çinli topluma entegrasyonunu sağlamak amacıyla, İslam inancı çerçevesinde yerine getirilmesi farz olan ibadetler dahi yasaklandı. Aile içinde bile çocuklara dini eğitim verilmesi güvenlik güçlerinin baskısı ve uzun süreli hapis ya da idam cezaları ile engellenmeye çalışıldı.

Bu kapsamda uygulanan kısıtlamalar, Uygur Türklerinin ulusal ve kültürel kimliğinin asimile