İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 20.04.2006, 21:32
Kayıt onayı eksik
 
ARMAGAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.09.2005
Mesajlar: 2.137
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
MasonluĞun Saklanan YÜzÜ

MASONLUĞUN SAKLANAN YÜZÜ

Bir kişi, internet sitelerinden veya gazete, dergi ve kitaplarda yapılan açıklamalardan masonları takip ederse, onların insancıl olduklarını ve iyiliğe hizmet ettiklerini zannedebilir. İlkelerini anlattıklarında, masonluğun faydalı ve gerekli bir dernek olduğunu düşünebilir. Ancak masonların kendi gizli kaynaklarını incelediğimizde karşımıza daha başka bir yapı çıkar. Bu kaynaklarda masonluğun, hükümetleri ve devletleri yok sayıp ülkeleri yönetmeyi, devrimler yapmayı hedefleyen, hatta masonik amaçlar uğruna göz kırpmadan savaşlar dahi çıkartabilen bir örgüt olduğu görülecektir. Bununla birlikte vurgulanması gereken önemli bir nokta da, çeşitli vaadlerle masonluğa dahil edilmiş bazı alt düzey masonların, örgütün bu faaliyet sistemine farkında olmadan dahil edildikleridir.
Masonluk aynı zamanda, hakkında en çok soru işareti bulunan ve insanların merakını çeken konulardan biridir. Çünkü bu örgütün çalışmaları gizlidir, gerçek felsefesi ve amaçları hakkında da çok farklı yorumlar yapılmaktadır.
Masonlar kendilerini tanıtırken "insan sevgisi, hoşgörü, evrensel kardeşlik, akıl ve bilim yolu" vs. gibi etkileyici kavramlar kullanırlar. Oysa, masonluk oldukça karanlık bir örgüttür. En temel özellikleri ise dini inançlara saygılı gibi görünmelerine rağmen dinsiz, hatta din ahlakının karşısında olmalarıdır. Ancak bunu doğrudan söylemeyip farklı şekillerde dile getirirler. Asıl amaçları, insanın merkez olarak kabul edilmesi yani insanın ilahlaştırılmasıdır. (Yüce Allah’ı tenzih ederiz.) Türk mason localarının 1923'te yayınladığı "Meşrik-i Azam İçtimai Zabıtları"nda, bu sapkın felsefe şöyle ifade ediliyor:
’’Biz artık Allah'ı hayat gayesi olarak tanımayacağız. Biz bir gaye yarattık. O gaye Allah değil, beşeriyettir.’’ (Rabbimiz’i tenzih ederiz.)
Bir başka masonik kaynakta ise şöyle denmektedir:
’’İptidai (eski-ilkel) cemiyetler, acizdiler, aczleri dolayısıyla etraflarındaki kuvvetleri ve hadiseleri ilahlaştırdılar. Masonizm ise insanı ilahlaştırdı.’’ (Rabbimiz’i tenzih ederiz.)
Masonluğun temelini oluşturan hümanizmin tanımı, bu felsefenin doğrudan din ahlakına karşı bir kimliğe sahip olduğunu göstermektedir. 20. yüzyıldaki hümanist felsefe akımının öncüsü olan Julian Huxley, Darwin'in evrim teorisini rehber kabul ederek "Evrimsel Hümanizm" adı altında yeni bir batıl din kurmuş ve bu sapkın inanışın anlamını da şöyle ifade etmiştir:
’’Ben "hümanist" kelimesini kullanırken, insanın, aynı bir bitki ya da hayvan gibi, doğal bir varlık olduğunu kastediyorum. Yani insanın bedeni, zihni ve ruhu, doğa üstü bir güç tarafından yaratılmamış, aksine evrim süreci sonunda oluşmuştur. Dolayısıyla insan, herhangi bir doğa üstü gücün kontrolü ya da yol göstericiliğine değil, sadece kendi varlığına ve kendi gücüne inanmalıdır.’’ (Yüce Allah’ı tenzih ederiz.)

Masonların amacı, hümanist felsefeye dayalı yeni bir dünya, yani tümüyle din ahlakından uzak bir dünya meydana getirmektir.



Huxley'in yolunu izleyen John Dewey adlı Amerikalı filozof, 1933 yılında bir "Hümanist Manifesto" yayınlamıştır. 1973 yılında yayınlanan II. Hümanist Manifesto'da ise insanlığı tehdit eden sorunlar anlatıldıktan sonra bu felsefenin Allah'ı nasıl inkar ettiği şöyle özetlenmiştir: "Bizi kurtaracak bir Yaratıcı yoktur, kendimizi biz kurtarmalıyız." (Rabbimiz’i tenzih ederiz.)
İşte masonik felsefenin özündeki, insanın temel alınması düşüncesinin özeti budur. Bu sapkın felsefenin öne sürdüğü iddialar aldatıcıdır.
Çünkü Yüce Rabbimiz’in eşsiz gücünü kabul etmeyerek sözde "insanlar arasında sevgi, barış, kardeşlik" gibi kavramların öneminden bahsetmenin tek başına hiçbir kıymeti kalmaz. İnsanoğlunun varoluşunun amacı, Kuran'ı Kerim'in, "Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım" (Zariyat Suresi, 56) ayetinde bildirildiği gibi, Allah'a kulluk etmektir. İnsan bu sorumluluğunu göz ardı edip, Yüce Allah’a iman etmedikten sonra kurtuluşa eremez.

1- Masonluğun Temel İlkeleri Nelerdir? Kimler Mason Olabilir?

Masonlar, haricilere yani mason olmayanlara "Biz Allah inancı olmayanları aramıza almayız, hepimiz Allah'a inanırız" derler, ancak bunun sadece bir kamuflaj olduğu kendi yayınlarındaki bilgilerden açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim masonik kaynaklara bakıldığında Allah inancının, örgütün içinde aşamalı bir şekilde ortadan kaldırıldığı görülebilir. Türk masonlarının bir yayın organında, dinsizliği "bilim" maskesi altında yaymanın masonların en büyük görevi olduğu şöyle ifade edilmektedir:
Hepimize düşen en büyük insancıl ve masonik görev, olumlu bilim ve akıldan ayrılmamak, bunun evrimde en iyi ve tek yol olduğunu benimseyerek bu inancımızı insanlar arasında yaymak, halkı olumlu bilimlerle yetiştirmektir. Ernest Renan'ın şu sözleri çok önemlidir: "Ancak halk olumlu bilim ve akıl ile eğitilirse, aydınlatılırsa, dinlerin boş inançları kendi kendine yıkılır." Lessing'in şu sözleri de bu düşünceyi destekler: "İnsanların olumlu bilim ve akıl ile aydınlatılmasıyla bir gün dine gerek kalmayacaktır.’
Masonların, bilimsel düşünen insanların din ahlakından uzaklaşacağını öne sürmeleri büyük bir yanılgıdır. Din, düşünmeyi, araştırmayı ve incelemeyi teşvik eder. Akılcı ve vicdanlı düşünenler din ahlakını samimi olarak yaşarlar. Başka bir masonik metinde şöyle denir: "Sizler Allah'ı, kader, tabiat, kanun, kuvvet gibi zeka ve ruhunuzun eğilimine, inanç ve idrakinize göre herhangi bir isimle adlandırabilirsiniz." (Yüce Allah’ı tenzih ederiz.)
Kaderi, tabiatı, kanun, kuvvet ve zekayı yaratan Yüce Allah'tır ve Rabbimiz sonsuz kudret sahibidir. Bu en büyük hakikatten gaflet içinde olan masonluk, içinde bulunduğu gafleti topluma da yayma çabası içindedir. Masonlar insanları da ahlaki durumuna göre değil, kendilerince belirledikleri koşullara göre seçerler. Bunlardan bazıları şu şekildedir:
’Umumi vasıflardan sonra bir de bizim Masonik açıdan arayacağımız bazı şartlar lazımdır. Şimdi onları inceleyelim.
1) İdealist olmak;
2) İyi isim ve şöhret sahibi olmak:
3) Maddi ve mali imkanların iyi durumda olması.
4) Haricilerin vaktinin müsait olması (MASON DERGISI - 81/4, s.32)

2- Masonluğun Dünya Görüşü Nasıldır?

"Masonlukta hareketlerin rehberi Akıl ve Hikmettir.
Masonluğa göre Akıl, mevhumelerinden (Dini inançlardan), batıllardan, hurafe ve hayallerden kurtulmak ve mevzuunu (konusunu) hakkiyle (gerektiği gibi) tanımaktır. Akıl ile mevhumelerden (Dini inançlardan) kurtulan kimse mevzuuna (konusuna) hakim olduğu zaman Hikmete ermiştir. Hakiki masonun en önemli vasfı da budur." (Din açısından Mason öğretisi, Akasya Tekamül Mahvili Yayın. Dr. Selami Işındağ s: 11)
"Bugün yavaş da olsa, şuuru tam manasıyla tatmin edebilecek tek ve evrensel bir din teŞekkül etmektedİr (meydana getirmektir)... Bu evrensel dine paralel olarak, bir de dünya görüşü ölçüsünde ahlak kurulacaktır... Böyle bir din insanı kainatla birleştirecektir. İşte bu MASONİZM'dir. Bu din gönülden gönüle kurulacaktır. Kurulan bu dinin mabetleri insanlık mabetleri olacaktır. Bu tapınakta okunan ilahiler, belki de bir insanın ruhundan fışkıran müzik eserlerinin en soylusu olan Beethowen'in 9. Senfonisi olacaktır... (Mason Dergisi, Yıl: 29, Sayı. 40-41, 1981, s.105-107)
Masonluğun din-dışı hümanist ahlak teorisinin gerçek amacı, adı Masonizm olan "ahlaklı bir dünya kurmak" değil, din-dışı bir dünya kurmaktır.
Bir başka deyişle, masonlar, ahlaka çok önem verdikleri için değil, sadece topluma "din ahlakı gerekli değil" mesajını verebilmek için hümanist felsefeye sarılmaktadırlar. Oysa ne hümanist felsefe ne de bir başka batıl düşünce insanlara güzel ahlakı yaşatamaz. Ancak Allah'tan gereği gibi korkan insanlar gerçek anlamda güzel ahlak gösterebilirler.
Açıkça görüldüğü gibi, masonların amacı, Hak dini ortadan kaldırarak Hümanist felsefeye dayalı yeni bir dünya, yani tümüyle din ahlakından uzak bir dünya meydana getirmektir. Ancak bilinmelidir ki, Allah, iman etmeyenlerin planlarını bozulmuş olarak yaratmaktadır. Allah bir ayette şöyle buyurur:
"Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır." (Al-i İmran Suresi, 54)

3- Türkiye’de Masonluk nasıl Kurulmuş, Nasıl Gelişmiştir?

Her ne kadar Türkiye'de Masonluğun ve ilk Masonların 1720'li yıllardan bu yana var olduğu bilinse de, daha ziyade dış güçlere bağlı ve Osmanlı topraklarındaki yabancıların etkinliğinde sürdürülen bu çalışmalar, 18. yüzyılın ortalarından itibaren Türkleri daha da kapsamlı şekilde içine almaya başlamıştır. Bilinen ve kayıtları günümüze ulaşan ilk Türk Masonlar, bu yüzyılın ortalarında topluluğa kabul edilmiş olan İbrahim Müteferrika ve Yirmisekiz Çelebizade Sait Çelebi'dir. Sonrasında hızla gelişmiş ve yaygın hale getirilmiştir.

4- Masonların Yahudilik ve Yahudi Örgütleriyle İlişkileri Var Mıdır?

Masonluğun kökeni Tapınak Şövalyelerine kadar iner. Kudüs’e yerleşen Tapınakçılar, bir müddet sonra gizli ve tehlikeli bir örgüt halini alırlar. Tapınakçıların tarihi incelendiğinde, zaman içinde büyük bir değişim gösterdikleri hemen fark edilir. İlk başta Hıristiyan bir kimlikle ortaya çıkan şövalyeler aradan uzun bir süre geçmeden, sapkın felsefe ve öğretilerle, karanlık bir dünyanın içine girmişlerdir. Bu geçiş birden bire olmamış, birçok olay bu değişimi şekillendirmiştir.
Tapınakçıların bu büyük değişiminde iki unsur belirleyici olmuştur. Bunlardan birincisi, tarikat üyelerinin kutsal topraklarda bulundukları süre boyunca başta Kabala olmak üzere, çeşitli Yahudi mistik öğreti ve inançlarını öğrenmeleridir. Bu öğretilere, Haşhaşilerin sapkın anlayışı da eklenmiş, böylece Tapınakçıların Hıristiyanlık inançları kaybolmuş, yerini okültist (kara büyü ve gizliliğe dayalı) bir inanç almıştır. Yeni inançla birlikte, Tapınakçıların idealleri ve amaçları da değişmiş, tarikat çalışmaları yeni bir hedefe yönelmiştir. Ancak bu yapıya dini çevrelerden tepki gelmiş ve Tapınakçılar her ortamda dışlanarak din dışı tarikat oldukları anlaşılınca kilise tarafından yasaklanmışlardı.
Tapınakçılar engizisyona yakalanmamak için kendilerini gizlemiş bunun için çeşitli tarikatlara ve örgütlere sızmışlardır. Tarikat mensupları bu amaca en uygun yol olarak masonluğa sızmış, ele geçirmiş, kendi felsefe, inanç ve ritüellerini masonluğa kabul ettirmişlerdir.
Masonluk felsefesi üzerinde de Kabala'nın etkisi yoğun olarak görülür. Bu konu masonik dergi ve kitaplarda üstü kapalı olarak anlatılır. Örneğin Amerikan masonluğunun yayın organı New Age dergisi, Kabala ile masonluk arasındaki bağlantıyı şöyle dile getiriyor:
"Kabala, bilinç altının kapılarını açan ve ruhu saran manevi değerlerinin dışarı çıkmasını sağlayan anahtardır. Masonluk, onu insanın yaşamı anlaması için gerekli görür." (New Age, sf.31)
"Masonlar ana düşüncelerini ve belirgin sembollerini Kabala'dan almışlardır. Amblemlerin pek çoğu da Kabala kaynaklıdır. Örneğin; Jakin ve Boaz sütunları Kabalist bir eser olan Chearé Ora'dan alınmıştır. Masonluğun, Kabala'nın felsefesiyle olan çok büyük benzerliği çok yerde belirtilmiştir." (La Kabbala, Henri Seronya)
Türk mason kaynakları da bu bağlantıyı aynı çarpıcılıkta işlerler:
"Görüyoruz ki, Kitab-ı Mukaddes'in haricinde Yahudiliğin gizli bir ananesi, bir geleneği (Tradition Orale-Kabbala) vardır. Ve yalnız buna vakıf olanlar, Kitab-ı Mukaddes'in hakiki manasını anlayabilirler. Biz de bu gelenek (Kabala) etrafında teessüs eden (kurulan), yüksek felsefeyi hülasa etmeye çalışıyoruz." (Selamet Mahfili, 4. Konferans, sf.48)
Masonların kendi izahlarından da anlaşılacağı üzere masonluk, Yahudilik ve hatta onun okültizm kitabı olan Kabala kaynaklıdır. Aslında masonluk din kabul etmediği için Yahudiliğe de karşıdır. Ancak öğreti olarak fanatik siyonist ideolojiyi kullanır.

5- Masonların Gizli Örgütlerle Bağlantısı Var Mıdır?

İngiliz tarihçi Michael Howard, The Occult Conspiracy (Okült Komplosu) adlı kitabında, Tapınakçı gelenekten gelen masonluk, Gül-Haç, İlüminati gibi okült (gizli) derneklerin, Batı medeniyetini Hıristiyanlık öncesindeki putperest kültüre geri döndürmek için yürüttükleri uzun mücadeleyi anlatmaktadır. Kitabın girişinde konu şöyle açıklanır:
Kendisi de gizli bir dernek olan masonluk, pek çok gizli dernek ve örgütlerle iç içe olmuş birçok entrika ve batıl işler yürütmüşlerdir. Örneğin, İtalya’da ortaya çıkan Propaganda Due (P2) locasının skandalı, masonların bu örgütlerle olan ilişkilerini su yüzüne çıkarmıştı.
Masonların Mossad, MI5 ve CIA gibi gizli haberalma teşkilatlarıyla olan ilişkileri artık herkes tarafından biliniyor. Gladio da bunlar gibidir, daha çok İtalya'daki siyasi cinayetleriyle adını duyurmuş bir gizli örgüttür. Gladio’nun görünüşteki amacı herhangi bir komünist saldırı karşısında gerilla savaşını organize etmektir. Ancak Gladio’nun mason yöneticileri, bu örgütü de masonik amaçlar uğruna kullanmışlardır. Gladio’nun masonlarla olan ilişkilerini bağımsız gazete ve yayın organlarında açıklanmıştır.
ARMAGAN isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 20.04.2006, 22:14
 
grunburg - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 11.08.2005
Mesajlar: 2.425
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Masonluğun saklanacak yüzü mü kaldı...

Her şey açık değil mi felsefelerini anlamasam nolur........

Yanımda, gözümün önünde sapıtan, saptırılan dostların,
kardeşlerin intikamı ne vakit olur.. Avazım çıktığı kadar bağırdım da
noldu bir ses aradı o vakit çarpıp yankılanacak.. El uzatan,
güç ikram eden olsa idi, konuşurken aslan kesilenler düşmandan
korkmasa idi evet KORKMASA İDİ, bana Allah deyip ağlayanlar o
gözyaşının fazla değil sadece bir damlasında görse idi hakikati,
görse idi aşkını ve gücünü, fazla değil dostlar yalnızca bir fedai
zamandan ve mekandan, bir fedai bir mücahid halkın içinde Hakkı konuşan,
kendi küçük halkasında değil yalnızca!!!!, olsa idi ölmezdi benim yarlarım,
benim canlarım... Irak filistin çeçenistan vs...şükrolsun yine de imanıyla öldü çoğu, burdaki yangın daha büyük, imansızlık!!!!!!!!!!!!

Beni korkutmaz masonu, en adi yahudisi, şerefsizi...
İsrail gelsin üstüme imanım yeter....İMAN YETER....Öyleyse iman...

Bu sahneler adım başı yaşanıyor, uzağa bakıp ağlamaya, yanmaya hacet
yok. Çok değil şu iki sene içinde bozulan ahlaka, yayılan dinsizliğe, isyana
bakın.. Bunlar abd-ırak savaşında değil, çatımızda yaşanıyor.
Allah bizi helak etmeye.......
grunburg isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 21.04.2006, 19:56
 
ADEM YAKUP - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2005
Yaş: 29
Mesajlar: 80
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Değerli Kardeşlerim... :)

Değerli Kardeşlerim…

Şu an bizler bu satırları cümlelere dökerken, dünyanın dört bir yanında savaşlar devam ediyor, insanlar ölüyor, sakat kalıyor, evinden, yurdundan çıkmak zorunda bırakılıyor. Yağmur, kar altında yüzlerce kilometreyi yürüyerek kateden mülteciler açlıkla, susuzlukla ve salgın hastalıklarla mücadele ediyor, fakat bu zulmü yapan kişiler vicdan rahatlığı içinde hayatlarına devam edebiliyor, yemek yiyor ve sıcak yataklarında huzurlu bir şekilde uyuyabiliyorlar. Şu an dünyadaki bazı ülkelere baktığımızda, adaletin, maddi gücü elinde bulunduran azınlıklar tarafından, eğer canları isterse uygulattırdıkları bir prosedür haline gelmiş olduğunu görüyoruz.
Eğer; amaçları doğrultusunda kendilerine fayda sağlayacaksa ihtiyaç içinde olan bu insanlara bazen yardım eli uzatıyor, yada hiç yardım etmiyorlar. Dünyanın dört bir yanında kendilerini seçilmiş olarak gören bazı insanlar haksız kazançlar elde ediyor, fakirlerin hakkını yiyerek refah içinde yaşıyorlar.
Suçsuz insanlar cezalandırılırken gerçek suçlular itibar ve iltifat görüyorlar.
Kısacası dünyadaki birçok ülkede adaletsizlik hüküm sürüyor. Peki neden? Sizce kardeşlerim; insanlar adaletin gerekliliğine inanmıyorlar mı?
Herkes için genelleştirilecek bir ifade olarak bunu söyleyemeyiz. Fakat şu gerçek mutlaka bilinmelidir ki; Batı medeniyetinin genel adalet anlayışı; menfaat mantığı üzerine şekillenmektedir..Mesela; Uluslararası ilişkilerde yaygın bir öğretiye göre; “uluslararası ilişkilerde menfaat esas alınır” denmektedir. Daha da kötü olan yanı bu olguyu insan ilişkilerinde dahi geçerli saymaktadırlar.Halbuki; İslam medeniyetine göre; Her ilişkide olması gerektiği gibi, (kişiler arası olsun, milletler arası ilişkiler olsun…) ADALET esas alınmalıdır. Bu adaleti tesis edecek olan yegane güç ise; İslamdır.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S.) döneminden itibaren günümüze kadar İslam medeniyetini uzun seneler inceleyen, gayet iyi takip eden ve o dönemden itibaren ardımızda bıraktığımız 14 asır süresince iyi örgütlenmiş, güçlenmiş bulunan bir takım batıl organizasyonlar İslam’ın adalet anlayışını ve uygulamasını çok iyi bilmektedirler. Ve kendi bencil tutkuları için Allah’ın gönderdiği hak kitabı bile değiştirebilen bu topluluk, bu yüzyılda islamı hedef almış, islam’ın temel ilkelerini ve dünya üzerindeki her kavrama ilişkin Allah’ın yüklediği manayı kalplerden ve zihinlerden silmeyi hedeflemektedir. Bu amacını gerçekleştirmek için; Armağan kardeşimizin bahsettiği şekilde fiziksel olarak neredeyse; her ilde teşkilatlandığı gibi aynı zamanda esas büyük manevi yıkımı basın ve yayın yoluyla yapmaktadır.
Tefekkür edecek olursak; Mesela Allah’ın Adalet kavramına yüklediği manayı ele alalım(Adalet denilince kuran’ı Kerim’in, hadislerin ışığında anlaşılması gereken şey) sadece ülkemizde değil, neredeyse tüm dünyada dejenere olmuştur.
Aslında; adalet dendiğinde herkes temelde aynı kavramları anlar ve bu kavramlar çoğu insan tarafından kabul görür. Bu, hiçbir farklılık gözetmeden tüm insanları kapsayan, insanlar arasındaki dil, din, ırk gibi tüm ayrımlara rağmen, imkanları hakka uygun bir biçimde paylaştıran, güçlülerin değil haklıların üstün olduğu bir dünya oluşturmayı hedefleyen bir adalettir.
Değişen ise; İnsanları adaletten uzaklaştıran temel etken, prensipte kabul ettikleri bu adaleti, kendi çıkarları ile çatıştığında reddetmeleridir. Örneğin rüşvetin kötü bir yol olduğunu, rüşvet yiyerek adaletsizlik yapmanın ahlaksızlık olduğunu sözde herkes kabul eder. Ama kendilerince cazip bir rüşvet teklifi ile yüzyüze gelen bazı insanlar, birtakım "gerekçeler" uydurarak, sözde kabul ettikleri bu kıstasları hiç düşünmeden çiğnerler.
Aynı şekilde, mahkemelerde şahitlik yapan insanların mutlaka doğru konuşmaları, gerçeği anlatmaları gerektiğini de herkes bilir ve kabul eder. Oysa bir mahkemede şahit olarak ifade veren bazı insanlar, kendilerinin veya yakınlarının çıkarları söz konusu olunca hemen tavır değiştirir ve kolaylıkla yalan söylerler. Bu kişiler adaleti prensipte kabul etmekte, ama kendi çıkarlarıyla çatıştığı anda tereddütsüz olarak çiğnemektedirler. Kamuya açık malların eşit paylaşılması gerektiğini de yine herkes prensipte kabul eder. Ancak bir "yardım kampanyası" olduğunda, dağıtılan mallardan daha fazla, hem de hakkından fazla alabilmek için birçok insan birbirini ezer. Yine, çıkarlar adalete karşı üstün gelmiştir.
Peki; neden acaba Grunburg kardeşimizin ifade ettiği gibi insanlar inandıklarını çoğu zaman haykırarak, mertçe söyleyebildikleri gibi uygulamaya gelince İslam’ın temel prensiplerinden sapıyorlar? Onlara Adalet denilince, çıkarların kollanması gerektiğini kim öğretti, Bu öğretiyle ne zaman tanıştırıldılar? Zihninize takılan bir çok sorular…. Derin tefekkür devam … J
Oysa; Adaletin yeryüzünde gerçekten uygulanabilmesi için, insanlara, adalet uğruna kendi çıkarlarını bir kenara bıraktırabilecek bir ahlaka ihtiyaç vardır.
Bu ahlak, Allah'ın bizlere öğrettiği ve emrettiği Kuran ahlakıdır. Çünkü Kuran ahlakı insanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden, sadece haktan ve doğrulardan yana, katıksız bir adaleti emretmektedir. Aslında; Allah’ın Adalet kavramına yüklediği mana da budur. Nitekim; Allah Nisa Suresi'nde inananlara, kendi aleyhlerinde de olsa adaletli davranmalarını şöyle emreder:
Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 135)
Ayette de bildirildiği gibi insanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden, sadece Allah rızası gözetilerek, Allah'tan korkarak sağlanan adalet gerçek adalettir. Böyle bir adalet hedeflendiğinde, ne şahsi bir menfaat, ne dostluk, ne düşmanlık, ne de kişinin hayata bakış açısı, dili, ırkı, teninin rengi kararlarında etki edemeyecek, sadece ve sadece haktan yana karar verilecektir. Kuran ahlakının yaşandığı toplumlarda gerçek adaletin, gerçek huzurun ve güvenin de yaşanacağı mutlaktır. Çünkü ancak Allah'tan korkan, hesap gününde tüm yapıp ettikleriyle hesaba çekileceğini bilen bir insan gerçek adaleti sağlayabilir.
Tarih bunun delillendirecek bir çok olayla doludur. Allah'ın"Yarattıklarımızdan, hakka yöneltip-ileten ve onunla adaleti kılan (uygulayan) bir ümmet vardır." (Araf Suresi, 181) şeklinde bildirdiği gibi, tarih boyunca adaletin hakim olduğu dönemler yaşanmıştır. Başta peygamberler ve sonra da onların yolunu izleyen pek çok adil yönetici yaşadıkları dönemlerde toplum içerisinde güven ve barış ortamı oluşturmuşlardır. Örneğin Müslüman Türk milleti, geçmiş yüzyıllarda gerçek adaletin nasıl sağlanabileceği konusunda tüm dünya ülkelerine örnek olmuştur. Gerek Selçuklu döneminde gerekse Osmanlı döneminde, çok farklı dinlere mensup, ayrı dilleri konuşan, farklı toplumlar aynı bayrağın altında, birarada huzur içinde yaşamış ve toplumsal adalet sağlanmıştır. Müslüman Türkler ayak bastıkları her yerde adaletli uygulamalarıyla tanınmışlar, hoşgörülü, barışçıl ve merhametli tavırları nedeniyle fethedilen ülkelerin halkları tarafından dahi sevinçle karşılanmışlardır.
İslam’ın kavramlara yüklediği mana gayet nettir. Allah koyduğu her hükümle insanlığın huzurunu esas almaktadır. Fakat; Bu ve bunun gibi Adalet, cinsellik, aile, arkadaşlık gibi toplumsal olgu ve olaylara yüklenen hak manaları planlı ve düzenli olarak, aşama aşama bozan, çevremizdeki insanları saptıran, nefislerine yönelmelerini teşvik eden bu batıl güce karşı, bir şeyler yapmalıyız. Huzur ve güven dolu bir hayatı yaşamak, gelecek nesillere yaşatmak istiyorsak;

Sizce;
1. Ben (kişi) olarak ne yapmalıyız?
2. Biz Olarak ne yapmalıyız?(Sizce…)
__________________

ADEM YAKUP isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 21.04.2006, 20:18
 
grunburg - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 11.08.2005
Mesajlar: 2.425
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız ADEM YAKUP
Sizce;
1. Ben (kişi) olarak ne yapmalıyız?
2. Biz Olarak ne yapmalıyız?(Sizce…)
1- Öğrenmeli (yaşamıyorsak öğrenmemişiz, bilmişiz sadece)
2- Öğretmeli (bu işi bizzat görev bilmeli)
grunburg isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 21.04.2006, 23:06
Kayıt onayı eksik
 
ARMAGAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.09.2005
Mesajlar: 2.137
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
Netpano Anasayfa > Haber detayı




Kaynak:Milliyet Gazetesi netapno.com - - 14 Nisan 2006 Cuma - 00:00:00



öyle bir şey gerçekten oldu mu?
Aradan kırk yıldan fazla zaman geçmesine rağmen ne Demirel ne de masonlar bu olayın gerçek yüzünü açıklamadı.

Büyük inkâr
O günden bu yana ikisi de büyük bir inkârı yaşıyorlar.
Birçok canlı şahidi olan bu olayın gerçekten olmuş olduğunu ben de bir mason dostumdan dinledim.
Kısa bir süre önce aldığım mektupta da şu ayrıntılar var:
"Olay doğrudur. Süleyman Bey'e böyle bir belge verilmiştir ama yalan bir belge değildir verilen. Süleyman Bey'e istifa etmesi söylenmiş ve istifa ettikten sonra 'Süleyman Demirel derneğimiz üyesi değildir' şeklinde bir belge verilmiştir."
Demirel 1955'ten itibaren masondu. Açıklamak için değil, gizlemek için yazılan bu mektup, gerçeğe uyguladığı estetik ameliyatla yapılan işe ek bir ahlaksızlık boyutu getirdi. Nitekim bunu hazmedemeyen bir grup mason 1965'te kopup ayrı bir loca kurdu.
Masonların bu büyük aldatmacası olmasaydı Demirel cumhurbaşkanı ve yedi defa başbakan olabilecek miydi? Bu konuda spekülasyon yapmak abes.
Abes olmayan, yalanla ne kadar rahat yaşayabildiğimiz. Ve aradan 45 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen ne kadar az şeyin değiştiği.
Pazar günkü Hürriyet masonların ikinci bir bölünmenin eşiğinde olduğunu yazdı. Masonların yeni Başüstadı Asım Ak'in, bir önceki Başüstat Kaya Paşakay ve birkaç üst düzey yöneticiyi yolsuzluk yaptıkları iddiasıyla masonluktan attı.
Eski başüstadın taraftarları yeni başüstadı kıskançlıkla suçluyor. Anlaşılan onları daha fazla kızdıran şey Paşakay'ın ne yaptığı veya ihracı değil olayın basına sızdırılması. Bir mason Hürriyet'e "Asıl kendileri böyle bir rezalete meydan vererek masonik ilkelere aykırı davrandılar" dedi.

'Biz verirdik'
Ve ardından şu akıl almaz cümleler: "Keşke bunu yapmasalardı. Para yediyse dahi biz ne kadar gerekiyorsa cebimizden verirdik."
Yani, parayı verip olayın üzerini kapatmak dururken "yolsuzluk" açıklanıp masonluk rezil edilmemeliydi.

Kötü örnek
Masonluk büyük paraların döndüğü bir yerdir. Masonluğa girilirken, bir üst derceye çıkılırken, merasimlerde, periyodik toplantılardan sonra hep para ödenir. Ama muhasebe ve kontrol ilkeldir.
"Orası Genelkurmay gibidir" dedi bir dostum. "Başüstada ne yaptığı sorulamaz."
Türkiye'de uluslararası muhasebe şirketleri var. Bunlardan herhangi biri hem (varsa) yolsuzluğu ortaya çıkarır hem de ileride tekrarlanmaması için sistem kurar.
Masonlar yalanla yaşamaktan vazgeçsinler. Kötü örnek oluyorlar



Metin MÜNİR

http://www.netpano.com/haber/647/Masonlar/Yalanla/Yaşamaktan/Vazgeçsinler
ARMAGAN isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 23.04.2006, 12:22
 
el-Faruk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.04.2005
Mesajlar: 51
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Slm Arkadaslar

Bu sitede öyle insanlar varki ALLAH onlari islah etsin .

mÜSLÜMANLARA KARSI MUHALEFETTE Birakin En azili MASONLARI

En azili EHLISALIB LERE Tas cikartiyorlar

Baki selamlar
__________________
------------------------------------------------
GÜNES BALCIKLAN SIVANMAZKI
el-Faruk isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 14.04.2007, 10:37
 
mghuseyin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 14.04.2007
Mesajlar: 12
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
ArkadaŞlar İslamin DİyaloĞa İhtİyaci Var.dİnlerarasi DİyaloĞun Bİze HİÇbİr Faydasi Yok Hrİstİyanlar Bİze Yİne Ayni GÖzle Bakiyor Zaten Bakmayacak Olsalardi Osmanlinin Onlara YaptiĞi İyİlİklerle Bakarlardi.
mghuseyin isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ankara'da sır gibi saklanan gelişme jandarma Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 0 09.05.2008 18:52
Saklanan sevdalar Cangül Özgün Yazılarınız 8 17.01.2008 22:50
avcıdan saklanan geyik ecoutez-moi Resim ve Karikatür 12 12.12.2007 20:15
Vehhabiler'in İç Yüzü ibrahimem Dini Bilgi ve Eğitim 74 15.04.2007 05:35
NLP´nin Gerçek Yüzü Mektubat1 Dini Bilgi ve Eğitim 4 06.11.2006 17:49


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:43 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git