İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 26.04.2006, 23:13
HamaL

 
MeRCaNDeDe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.03.2003
Mesajlar: 121
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
İşte O Tarihi Konuşma

TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın TBMM'nın açılışının 86. yıldönümü nedeniyle özel gündemle toplanan Genel Kurul'da yaptığı konuşmanın tam metni!



Saygıdeğer Milletvekilleri,


23 Nisan 1920 yılında açılan TBMM nin 86. yıldönümünü kutluyoruz. Millet iradesinin temsil makamı olan Meclisimiz, daha nice 86 yıl halkımızı onurla temsil etmeye devam edecektir.

Açıldığı yıldan itibaren ülkenin kaderine el koyan, Kurtuluş Savaşını yöneten, Cumhuriyeti ilan eden, devrimler gerçekleştiren Meclisimiz, bu özellikleri nedeniyle dünya parlamentoları arasında müstesna bir yere sahiptir.

Bu müstesna Meclisi bize kazandıran, bağımsızlık savaşımızın komutanı, ilk Meclis Başkanı, Cumhuriyetimizin Kurucusu, Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını, sözlerimin hemen başında minnetle anıyor, onların emanetini ilelebet koruyacağımızı ifade etmek istiyorum.

Savaşı yöneten bu Meclis hemen ardından büyük bir kalkınma hareketi başlatmış ve devrim niteliğinde kanunlar çıkarmıştır. Böylece her yanı işgal edilmiş topraklardan, yeni bir ülkenin inşasını gerçekleştirmiştir.
Bu yönüyle Meclisimiz, o dönem için fonksiyonu ve gücü bakımından son derece etkin ve dinamikti.

1961 Anayasası ile Meclisimizin kullandığı yetki, görev ve fonksiyonlarının bir kısmı diğer erklere devredilmiştir. Yasama, yürütme ve yargı arasında kuvvetler ayrımı yapılmış; eşitlik, güç paylaşımı ve denge sağlanmaya çalışılmıştır.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Türkiyenin geçirdiği bir takım olağanüstü şartlarla kuvvetler ayrımında bir denge sorununun oluştuğunu kabul etmek gerekir.
Bugün tüm dünyada geçerli olan parlamenter sistemin genel kuralları ülkemizde uygulansa da, Meclisimizin fonksiyonu, gücü ve yetkileri kısmen erozyona uğramıştır.

Yine de Meclisimiz, kendi uhdesinde tuttuğu yasama ve denetim faaliyetlerini bugüne kadar başarıyla sürdürmüş ve diğer erklerin görev alanlarına müdahil olmaktan titizlikle kaçınmıştır.

Ancak bugün Meclisimiz, asıl görevi olan yasama ve denetim faaliyetlerini yaparken, diğer erklerden bir takım eleştiriler geldiğini görmekteyiz.

Meclisimizde kurulan araştırma komisyonları görevlerini, Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104. ve 105. maddelerine dayanarak gerçekleştirmektedir.

Araştırma komisyonlarının çalışmaları, milletimiz adına kullanılan bir denetim ve bilgi edinme hakkıdır. Komisyonlarımızın çalışmaları yargılama anlamına gelmediği gibi, yargının çalışma alanlarıyla da çakışmayan bir bilgi edinme faaliyetidir ve Anayasanın 138. maddesine aykırı değildir.
Bu nedenle, komisyon çalışmalarının yargı erkine bir müdahale olduğu iddiası, hukuk temelli bir eleştiri değildir.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Türkiyede darbeler döneminin başlangıcı kabul edilen ve bürokratik iktidarın güçlendiği 1960 yılından itibaren Meclisimizin gücü, yetkisi ve fonksiyonu, bu tür hukuki temellere dayanmayan eleştirilerle daraltılmaya çalışılmaktadır.


Anayasayı ve tüm kanunları yapan, Cumhurbaşkanını seçen, hükümeti içinden çıkartan ve aynı zamanda denetleyen, savaş kararını alan ve ülkenin geleceğine yön veren bir kurumun, bugün sahip olduğu gücü ve yetkiyi tam olarak kullandığı tartışmalıdır. Kimi zaman çok önemli mekanizmaların dışında bırakılan Meclisin fonksiyonları daraltılmıştır.

Örneğin, ülkenin iç ve dış siyasetine çok büyük etkisi olan ve gizli anayasa diye kabul edilemez bir tanımlamayla anılan Milli Güvenlik Siyaset Belgesinin hazırlanılmasında, Meclisimiz ve ilgili komisyonlarımız tamamen devre dışıdır.

Açıklanması ve yayınlanması tamamen yasak olan bu belgenin, son haline karar verildiği günün hemen ertesinde gazete manşetlerinde yer alması son derece dikkat çekicidir. Yine bu belgeden yola çıkılarak hazırlanan İç Güvenlik Strateji Belgesinin çete kurmaktan yargılanan kişilerin arşivinden çıkması ne yazık ki, devlet ciddiyetiyle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır.

Bu belgenin, Meclisimizin bilgisi ve denetimi haricinde hazırlanması, parlamentomuzun fonksiyonunun ve millet iradesine verilen değerin ne durumda olduğunu göstermektedir.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Demokratik bir ülkede gizli anayasa, kırmızı kitap, derin anayasa gibi tabirler asla kabul edilemez kavramlardır. Bu kavramlar, gizli antidemokratik bir yönetimin iktidarda olduğunu ima eder.
Türkiye Cumhuriyetinin tek bir Anayasası vardır ve yürürlüktedir.

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi için kullanılan gizli anayasa gibi bir tanımın bazı çevreler tarafından üretildiğini ve resmi bir tanım olmadığını biliyoruz. Ancak böylesine bir tanım eğer kamuoyu tarafından kullanılıyorsa ve buna ciddi itirazlar gelmiyorsa bu, bazı kişilerin bilinç altında ülkemiz için nasıl bir yönetim biçimi olduğunu göstermektedir.

Bu algının aslında sadece kamuoyunda değil, bazı siyasetçilerin bilinç alıntında olduğunu da üzülerek görmekteyiz.

Maalesef her dönemde ülkemizin en önemli konusu olan Cumhurbaşkanlığı seçimi için yaşanan tartışmalarda, bazı kamuoyu önderleri ve siyasetçilerin ifadeleri, bilinç altında gizli bir anayasa olduğunu ve buna göre hareket ettiklerini açıkça ortaya koymaktadır.

Yeri gelmişken, Sayın Cumhurbaşkanımızın görev süresinin bitmesine uzun bir zaman varken, yeni Cumhurbaşkanının kim olacağını ve nasıl seçileceğini yoğun bir şekilde tartışmanın, Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı bir nezaketsizlik olduğunu belirtmek isterim.

Bundan üzüntü duymama ve bu tartışmalara girmekten imtina etmeme rağmen, yine de tartışmalarda bazı kişilerin Meclisimizle ilgili beyanlarındaki yanlışlığa burada değinmeyi, Meclis Başkanı olarak bir görev sayıyorum.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Ülkemiz, Meclisimizin çıkarttığı bir Anayasa ile yönetiliyor. Tüm kanunlarımız bu Anayasaya uygun çıkartıldığı gibi, yargı ve yürütme de yine mevcut Anayasamıza göre görevlerini sürdürmektedir.

Bu durumda mevcut Anayasamıza göre yeni Cumhurbaşkanının hangi özeliklerde olması gerektiği, Meclisimiz tarafından nasıl ve ne zaman seçileceği açıkça ifade edilmiştir ve bu herkesçe malumdur.

Buna rağmen mevcut Anayasamız açısından hiçbir sorun yokken, yeni Cumhurbaşkanını bu Meclisin seçip, seçemeyeceğini tartışmak, Meclisimizin meşruluk sorununu gündeme getirir ki, bu asla kabul edilemez bir durumdur.

Ülkemizin yönetilme biçimi, erkler arasındaki gücün kullanımı, meşruiyetlerin dayanak noktaları tartışma götürmez bir şekilde nettir.

Bu konu Anayasamızın başlangıç bölümünde; Kuvvetler ayrımının, devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu açıkça ifade edilmiştir.

Bu net açıklamaya rağmen bazı kurumlar, kendilerinin öncelikli olduğunu, hatta daha üstün olduğunu vehmetmektedir.
Hatta bazı kurumlar, reform çalışmalarına karşı direnmişlerdir.

Ne ilginçtir ki; artık işlevini yitirmiş, yıllardır sorun üreten bir kurumun kaldırılması, bu kurumdan ve elitist, anti-reformculardan gelen tepkiler nedeniyle gerçekleştirilememiştir. Halkın büyük çoğunluğunun istediği bu değişikliğe karşın, yürütmenin azınlık anti-reformcuların talebini öncelemesi ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.

Yüce Meclisimiz 84 yıl önce saltanat kurumunu kaldırmıştır. Ancak bugün ülkede bu kez kurumların saltanatı hüküm sürmektedir.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Özgürlüklerin genişletilmesinde, yasakların kaldırılmasında ve demokratikleşmede temel iki zorunluluk vardır:

Birincisi, Anayasaya uygun olarak Meclisin karar alması. İkincisi ise, milletin mutabakatıdır. Yeni bir düzenleme yapılmasında, Anayasa değişikliğinde kurumların görüşünü almak başka bir şeydir, kurumların mutabakat şartını aramak başka bir konudur.

Dünya üzerinde daha çok demokrasi için, sadece kurumların mutabakatını arayan demokratik başka bir ülke yoktur.

Türkiyede doğal bir durummuş gibi gösterilen bu tutumun, demokrasi anlayışımızı, özgürlüklere yaklaşımımızı ve hukuka olan inancımızın nasıl olduğunu açıkça gösterdiği inancındayım.

Büyük Önder Atatürkün Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir sözünü hayata geçirmek için bu Meclis, saltanat kurumunu kaldırmış, düşmana karşı savaş vermiştir. Bundan sonra da bu ulvi ilke doğrultusunda Meclisimiz görevini kimseye bırakmadan sürdürmeye kararlıdır.

Anlaşılmaz bir şekilde özgürlüklerin genişletilmesi, yasakların kaldırılması için yıllarca bu kurumların mutabakatı beklenir olmuştur. Ancak bazı kurumlar katılımcı demokrasinin gereği olan ortak akılda buluşmak bir yana, görüş alışıverişi için oluşturulan zeminleri bile reddetmektedir.
Bu durumda bazı kurumların, katılımcı demokrasi yerine, kurumsal saltanatı Türkiye için uygun gördüklerini iddia etmek çok da dayanaksız olmayacaktır.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Bugün özgürlüklerin genişletilmesi için güçlü bir Anayasa değişikliği artık zorunlu hale gelmiştir. Tartışılan tüm konuları içine alan, daha özgür, daha demokrat, daha güçlü, daha mutlu bir Türkiyenin inşasında gereken Anayasa değişikliği için ortak bir akıl oluşturmak gerekir. Tüm kurum, kişi ve kuruluşlar bu değişiklik için görüşlerini özgürce ifade etmelidir.

Ancak bir mutabakat aranacaksa sadece Yüce Meclis çatısı altında halkı temsil eden Milletvekillerinin mutabakatının aranması gerekir. Eğer burada bir mutabakat sağlanamazsa gidilecek bir tek merci vardır, o da yüce milletimizin iradesidir.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Yüce Meclisimiz çatısı altında çıkartılan kanunlar tartışılırken her meselenin rejim tartışmasına çekilmesi her geçen gün artmaktadır.

Tarım alanında yapılacak bir düzenleme, Belediyeler Kanununda yapılacak bir değişiklik, hayvancılık, turizm ve benzeri onlarca konu tartışılırken konu aniden birileri tarafından rejim tartışmalarına getirilmiştir.

Son olarak önemli konumdaki bir siyasetçinin, İstanbulda bir eğlence merkezinin insanların ölümüne neden olan kaçak yapılarının yıkılmasını, rejimden ideolojik intikam almak olarak değerlendirmesi durumun trajikomik yanını en çarpıcı şekilde ortaya koymaktadır.
Türkiyenin bir rejim sorunu yoktur.

Türkiye, rejiminin Cumhuriyet olacağına, demokrasi olacağına bundan 83 yıl önce karar vermiştir. Bugün de Meclisiyle, hükümetiyle ve tüm organlarıyla aynı kararlılıkla yoluna devam etmektedir.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Ülkenin rejimine karşı bu kadar güvensiz olunamaz. Türkiyenin rejimi her konu tartışıldığında sarsılacak, etkilenecek kadar zayıf değildir.

Hiç kimse Cumhuriyetten, demokrasiden, temel özgülüklerden vazgeçme niyetinde değildir.
Dolayısıyla ülkede bir rejim sorunu değil, rejimin sahibi olma tartışması vardır. Ülke yönetiminde inisiyatif alanlarını genişletme ya da sahip oldukları gücü kaybetmeme tartışmaları vardır.

Laikliğin, Yüce Önder Atatürkün, Cumhuriyetin, bayrağın, rejimin sahibi milletin kendisidir. Milletin temsilcileri olan bizler tüm bu değerlere bağlı kalacağımıza, sahip çıkacağımıza milletvekili olduğumuzda yemin ettik. Bugüne kadar bu yeminimize muhalif bir tek davranış dahi bu Yüce Meclisimiz içinde vuku bulmamıştır.

Dolayısıyla milli değerlerimizin sahibi bir kesim, bir grup değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir.

Milletimiz ulusal ortak değerlerin sahibidir ve kendi içinde büyük bir hoşgörüyle yaşamaktadır. Toplumumuz etnik kimliğine, inancına, kültürüne göre kimseyi dışlamamakta ve bir arada barış içinde yaşamaktadır.

Ayrıca AB müzakerelerini sürdürdüğümüz bugünlerde hala rejimin tehlikede olduğundan bahsetmek, hele bu tehlikenin AB ye üye olmak için bütün dönemlerden daha çok gayret sarf eden, bunda da başarılı olan kişilerin eliyle geleceğini iddia etmek her açıdan dayanaktan yoksundur

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Tartışmaların odağında yer alan ve nerdeyse tüm fikir ayrılıklarının gelip dayandığı bir başka konu da laiklik ilkesidir.

Açıkça belirtmeliyim ki, Anayasa’mızın değiştirilemez maddesi olan laiklik ilkesine, Türkiye’de karşı çıkan kimse yoktur.

Bütün tartışmalar laiklik ilkesinin farklı yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Bu yorum farkı nedeniyle kamusal alanda her dönemde farklı uygulamalar yapılmış ve tartışma yaşanmıştır.

Kamusal alan, yurttaşların ortak meselelerini eşit ve özgürce tartıştığı alandır. Dolayısıyla her bireyin ayrım yapılmadan haklarının korunduğu, haklardan yararlandığı ve kendilerini özgür hissettiği bir alandır.

Bu alanı güvence altına almak ve tüm yurttaşlarına eşitçe kullanım hakkı sağlamak devletin görevidir. Kamu yararı devletin değil, halkın yararına doğru genişletilmelidir. Devlet kamusal alanın sahibi değil, koruyucusudur. Bu koruyuculuk; oradaki eşitliğin, adil paylaşımın ve hizmetlerin her birey tarafından kullanılmasını sağlamaktır.

Kamusal alandaki özgürlüklerin ve hakların bir gruba, bir kesime kayması anında devlet koruyuculuğu devreye girer ve haksızlığı önler. Devlet kamusal alanda herkes için geçerli olan hakları bir kesime yasaklayamaz ya da sınırlayamaz.
Buradan hareketle laiklik ilkesinin yorum farklılığını gündeme getirmek gerekir. Anayasamızın değiştirilemez maddesi olan laiklik maddesi, ilelebet var olacaktır. Ancak günün şartlarına, toplum yapımıza uygun olarak yorum farklılıklarını ortadan kaldırmak gerekir. Bu, laikliğin özünü değiştirmeyecek, bilakis toplumun bir arada daha uyum içinde yaşamasına katkı sağlayacaktır.

Dünyada bir çok örneği olan laiklik uygulamasının, Türkiye’dekine benzer tek örneği sadece Fransa vardır. Orada bile laiklikten yola çıkarak hak ve özgürlükler bizdeki kadar kısıtlanmamıştır.

Laikliği bir toplumsal barış ve uzlaşı mekanizması olarak algılamak gerekir. Laiklik, devletin inançlar karşısında tarafsızlığını zorunlu kılar. Bütün inançların kendisini ifade etmesine imkan vermek, bireylerin ibadet hürriyetini sağlamak laiklik ilkesinin temel işlevidir. Devlet, bu işlevi uygulayan ve tüm inançlara eşit mesafede davranan aygıttır.

Sorun işte burada başlamaktadır. Devlet, dini inançların yaşamasını teminat altına alması gerekirken, tam tersine kamusal alanda bazı inançların yaşam hakkını, ifade hürriyetini kısıtlamaktadır. Bunu da laiklik adına yapmaktadır ki, siyaset bilimi açısından büyük bir çelişkidir. Bu çelişki yıllardır Türkiye’nin iç huzurunu zedelemekte ve bitmez tükenmez sorunları beraberinde getirmektedir. Aydınların, siyasetçilerin ve akademisyenlerin hep birlikte çözmesi gereken yorum farkından kaynaklanan işte bu çelişkidir.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Dünya büyük bir değişim içindedir. Küreselleşme hızla ilerleyip dünyayı adeta küçük bir köye çevirmiştir.

Artık dünya siyaset oyununun kuralları değişti. Şimdi değişimi anlamayan, hayata geçiremeyen ülkeler, dünyada sadece kaderleri başkaları tarafından belirlenen figüranlar haline geliyor.

Türkiye, dünya siyasetinin aktif bir üyesi, dengeleri değiştirecek bir ülkesi olmak zorundadır. Hiçbir dönemde pasif, edilgen ve boyun eğen bir devlet olmayı kabul etmeyen Türkiye, küresel siyaset aktörü olmak için hızla değişime ayak uydurmak zorundadır.

Türkiye’nin bu gücünü ve potansiyelini gören çevreler bugün aktif durumdadır. Batı ülkelerinde sözde Ermeni soykırımını bahane eden çevreler, Türkiye aleyhine bir süredir kampanya yürütüyorlar. 24 Nisan’ı sözde soykırımın yıl dönümü sayanlar, yarın yeniden bu karalama kampanyasını gündeme taşıyacaklardır.

Üzülerek görmekteyiz ki, bazı dost ülkelerin parlamentoları ve hükümetleri bu karalama kampanyasına alet olmaktalar. Bu ülke parlamentolarının başkanlarına birer mektup göndererek Türkiye’ye karşı haksızlık yapılmamasını istedik.

Yine de burada bir kez daha açıkça ifade etmek istiyoruz ki; Türkiye’nin tarihinde utanılacak bir şey yoktur. Bizi işlemediğimiz bir suçtan dolayı mahkum etmeye niyetli olan ülkeler, bu Yüce Meclisin gereken cevabı anında vereceğini unutmasınlar.

Değerli Milletvekilleri,

Terör olayları da son günlerde tırmanışa geçti. Terörizm ülkemizin bir çok bölgesinde askerlerimizi, polisimizi, sivil vatandaşlarımızı hedef alıyor. Amaçları kargaşa yaratmak, huzursuzluk çıkarmak ve nifak tohumları ekmektir.

Ülkemizin bütünlüğünü hedef alan bu terörist faaliyetlerinin tam da bu günlerde ortaya çıkması düşündürücüdür. Türkiye ne zaman güçlense, ne zaman bölgesinde etkin olmaya çalışsa, birilerinin maşası olan teröristler sahneye çıkıyor ve ülkenin gücünü zayıflatmaya çalışıyorlar.

Ancak bu konuda başarılı olmaları mümkün değildir. Ordumuz, güvenlik kuvvetlerimiz ve devletimizin tüm unsurları, terörizme karşı büyük bir kararlılıkla görevlerinin başındadır.

Tüm bu nedenlerden dolayı, artık iç politik çekişmelerden kurtulmak gerekir. Artık enerjimizi tüketen ve yıllardır ülkenin ilerlemesini engelleyen prangalardan kurtulmak gerekir.

Teröre, uluslararası karalama kampanyalarına karşı, yani gücümüzü zayıflatmak isteyenlere karşı birlikte hareket etmek zorundayız.

Ortak bir akla ihtiyacımız var. Ortak hayallere ve hedeflere ihtiyacımız var. Yıllardır kendi içimizdeki çekişmeler, kavgalar yüzünden kaybettiğimiz enerji ülkeye yeterince zarar verdi.

Buna dur demenin zamanı gelmiştir.

Türkiye, tarihinin en önemli fırsatlarını yakaladığı bir dönemden geçmektedir. Ülkenin en önemli değişim projelerinden bir olan AB üyeliğimiz yolunda artık çok kritik bir noktaya geldik. Türkiye’nin AB üyeliği tüm dünyada büyük bir açılımın işareti olacaktır. Müslüman bir ülke tarihte ilk defa AB üyesi haline gelecektir ki, bu medeniyetler arası çatışma yaşanacağını iddia edenlere en güçlü cevap olacaktır.
Öte yandan, krizlerle boğuşan bölgemiz açısından da Türkiye’nin konumu hayati önem taşımaktadır. Güçlü bir Türkiye, sadece kendi halkına değil, bölgesindeki tüm halklara huzur ve barış getirecektir. Türkiye’nin tarihi geçmişi, Balkanlardan, Kafkaslara kadar tüm ülkelerde derin izler bırakmıştır. Bu ülkeler geçmişin en güçlü ülkesi ve geleceğin parlayan yıldızı olan Türkiye’ye hala umutla bakmaktadır.
Bunun son örneğini geçtiğimiz haftalarda, Meclisimizin ev sahipliğinde yaptığımız İKÖPAB toplantısında gördük. 47 ülkenin parlamento temsilcileri İstanbul’da yapılan toplantıda Türkiye’nin öncü gücünün önemini bir kez daha bize iletmiştir. Meclisimiz de iki ayrı deklarasyonun hazırlanmasına öncülük ederek, dünya barışı için tüm ülkelere önemli çağrılarda bulunmuştur.
Bu nedenle bölge ve dünya barışı için Türkiye artık bir misyon üstlenmek zorundadır. Tarihin akışını barışa doğru değiştirecek bir güce sahipken, bunu kullanamayan bir ülkeden tarih de, gelecek kuşaklar da hesap soracaktır.
Bu yüzden üzerimizdeki ölü toprağını atıp önce kenetlenmeliyiz. Geleneksel korkulardan kurtulmalıyız. Bu Meclisin açıldığı günlerde olduğu gibi kucaklaşmalıyız, kol kola girmeliyiz ve büyük Türkiye hayali için yola çıkmalıyız.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

23 Nisan’ın hediye edildiği çocuklarımız, gençlerimiz ve gelecek kuşaklarımız için yeni Türkiye’yi inşa etmeliyiz. Bireysel çıkarlarından vazgeçen vatanperverler olarak kendimizi ülkemize feda etmeliyiz.
Türkiye’nin bir milada ihtiyacı vardır. Yeni bir başlangıca, yeni bir hamleye, yeni hedeflere ihtiyacı vardır. Geçen yüzyılın sorunlarını geçmişte bırakmanın vakti gelmiştir. Artık yeni yüzyılda, yeni bir Türkiye inşa etmek için ayağa kalkmalıyız.
Artık Milletimiz, devletin en önemli organları arasındaki kavgalardan yorulmuştur. Yaptığımız her şey tarihin sayfalarına kaydediliyor.
Gelecekte hayırla, gururla, takdirle anılmak istiyorsak bu fırsatı kaçırmamalıyız.

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Sözlerimi tamamlarken Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın hepimize, özellikle bugünün armağan edildiği çocuklarımıza hayırlı olmasını diliyorum.
Bu Meclisi kuran, yaşatan ve bugünlere kadar gelmesini sağlayan başta gerçek reformcu, uzak görüşlü Cumhuriyetimizin kurucusu ve ilk Meclis Başkanımız Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm milletvekillerimizi minnetle anıyorum.

Tüm halkımızın Milli Egemenlik Bayramını kutlar, hepinize saygılar sunarım.


Habervakti
__________________
Din nasihattir,din hemen nasihattir.Din Allah için,kitâbi için,Resûlü için,tüm müslümanlar için nasihattir.SAV
MeRCaNDeDe isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 27.04.2006, 00:27

 
M. Ali Saral - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 31.08.2002
Mesajlar: 5.569
Teşekkür etti: 17
112 Teşekkür 56 Mesaja aldı
Bu üslupla konuşmak isteyen, bu ideale sahip olan SP'de kalacaktı.
__________________
" M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . "
M. Ali Saral isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 27.04.2006, 10:03

 
gençüsküdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07.05.2005
Mesajlar: 6.439
Teşekkür etti: 2
15 Teşekkür 9 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız M. Ali Saral
Bu üslupla konuşmak isteyen, bu ideale sahip olan SP'de kalacaktı.
Malum Bülent bey arkasındaki 20 kadar milletvekiliyle Hocadan genel başkanlığı istemiştide, alamayınca AK Partiye geçmişti...
__________________
Ey İnsan! Kerim olan Rabbine karşı nedir seni aldatan (İnfitar,6)


İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.

gençüsküdar isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 27.04.2006, 15:56

 
Üyelik tarihi: 19.11.2005
Mesajlar: 528
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
B.Arınç'ın konuşması zamanlama olarak tam yerindeydi...

Bunu dar politika ve particilik gözüyle değerlendirmemek gerekiyor...

Önceki hafta devletin 1 numarası A.Necdet Sezer'de yankı bulan bir konuşma yapmıştı...

Sezer "Bireysel hakların sınırlanması" talebini irtica gerekçesiyle kamuoyuna açıklamıştı...

Yani bu ülkede ikinci bir 28 şubat denemesi yapılması isteniyor ve ilk elden açıklanıyor...

Buna millet adına 2 numaralı koltuktan itiraz geldi....
Arınç milletin hislerine tercüman oldu...

Bundan dolayıdır ki Hürriyet şu an onu hedef seçmiş durumda....

Bu günkü manşetinde yine Arınç vardı
ve belden aşağı vurarak ona bedel ödetmeye,
konunun saptırılmasına çalışıyorlardı...

Tüm bu yaşananların farkında olmayanlara ,
Allah basiret versin demekten başka şey yok...
charade isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 27.04.2006, 16:04

 
gençüsküdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07.05.2005
Mesajlar: 6.439
Teşekkür etti: 2
15 Teşekkür 9 Mesaja aldı
Rice'nin Ankara ziyaretinden ne haber ?
__________________
Ey İnsan! Kerim olan Rabbine karşı nedir seni aldatan (İnfitar,6)


İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.

gençüsküdar isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 27.04.2006, 16:25

 
Üyelik tarihi: 19.11.2005
Mesajlar: 528
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız gençüsküdar
Rice'nin Ankara ziyaretinden ne haber ?
bence Rice 'ın gelişi siyaseten Akp için iyi oldu....

Çünkü darbe yapmak isteyen bir kesim hükümetin Amerika ile ilişkilerinin kopma noktasına geldiğini habire işlemeye çalışıyordu...
C.Zapsu nun Amerika ziyareti hakkında yazılanları hatırlayalım...

Bu açıdan ABD dışişleri bakanının bu ziyareti
bence Akp için siyasi destek anlamına geliyor.....

Bu arada bahsetiğimiz ülke yani Amerika istesekde istemesekde dünyanın patronu...
Ve hem ülkemizde hemde dünyada Amerika istemezse darbe bile yapılamıyor...
Bkz.: 28 şubat süreci...

Daha bu kadar basit bir siyasi gerçeği idrak edemeyenler,
Amerika'nın Türkiye siyasetinde ve asker üzerinde varolan önemli gücünü anlayamayanlar bence Türkiye'de hiç boşuna siyaset yapmasınlar!...

Bu arada Amerika'nın bir yahudi devleti olmadığını bilmek gerekiyor...
Bunu bilen yahudi
Amerika'yı yanına çekmek için lobileriyle her türlü aracı kullanıyor...

Nasılki Türkiye bir yahudi devleti değil, ve sabataycılar ve bilumum güç odakları dengeyi her fırsatta lehine çevirmeye çalışıyorlar....
Aynı şey Amerika'nın yapısı içinde geçerli...
Orada yahudilerin her istediğini yaptırdığını zannetmeyelim...

şu an yahudiler Amerika'da uzun yıllardır yaptıkları lobi, propagandalar ve yapılanmanın semeresini topluyorlar sadece...

Türkiye'de olduğu gibi...
charade isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 27.04.2006, 16:32

 
gençüsküdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07.05.2005
Mesajlar: 6.439
Teşekkür etti: 2
15 Teşekkür 9 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız charade
bence Rice 'ın gelişi siyaseten Akp için iyi oldu....

Çünkü darbe yapmak isteyen bir kesim hükümetin Amerika ile ilişkilerinin kopma noktasına geldiğini habire işlemeye çalışıyordu...
C.Zapsu nun Amerika ziyareti hakkında yazılanları hatırlayalım...

Bu açıdan ABD dışişleri bakanının bu ziyareti
bence Akp için siyasi destek anlamına geliyor.....

Bu arada bahsetiğimiz ülke yani Amerika istesekde istemesekde dünyanın patronu...
Ve hem ülkemizde hemde dünyada Amerika istemezse darbe bile yapılamıyor...
Bkz.: 28 şubat süreci...

Daha bu kadar basit bir siyasi gerçeği idrak edemeyenler,
Amerika'nın Türkiye siyasetinde ve asker üzerinde varolan önemli gücünü anlayamayanlar bence Türkiye'de hiç boşuna siyaset yapmasınlar!...

Bu arada Amerika'nın bir yahudi devleti olmadığını bilmek gerekiyor...
Bunu bilen yahudi
Amerika'yı yanına çekmek için lobileriyle her türlü aracı kullanıyor...

Nasılki Türkiye bir yahudi devleti değil, ve sabataycılar ve bilumum güç odakları dengeyi her fırsatta lehine çevirmeye çalışıyorlar....
Aynı şey Amerika'nın yapısı içinde geçerli...
Orada yahudilerin her istediğini yaptırdığını zannetmeyelim...

şu an yahudiler Amerika'da uzun yıllardır yaptıkları lobi, propagandalar ve yapılanmanın semeresini topluyorlar sadece...

Türkiye'de olduğu gibi...

Türkiye-ABD ilişkilerini olumluyor olmanız ilginç...

Bence bu tartışmalar Rice'nin görüşmesi ve İran konusundaki taleplerini gölgelemek için olmuıştur... Keza zina diye ortalığı inletip 6 liman 7 üssü abd ye bir kararname ile vermişlerdi..

abd dünyanın hakimidir sözünüzede hakan albayraktan cevap veriyorum :

Ne zaman dünyayı değiştirebileceğimizi, yeni bir dünya kurabileceğimizi anlatsak, şöyle bir çekinceyle karşılaşıyoruz: Amerika izin vermez!

Amerika, Fidel Castro’nun Küba’ya hükümdar olmasına izin verdi mi?

Amerika, Kuzey Kore’de ve Vietnam’da komünist bir rejimin kurulmasına izin verdi mi?

Amerika, İran İslam Devrimi’ne izin verdi mi?

Amerika, Hizbullah’ın İsrail’i Güney Lübnan’dan def etmesine izin verdi mi?

Amerika, Hugo Chavez’in Güney Amerika’da fırtına gibi esmesine izin verdi mi?

Amerika, HAMAS’ın Filistin seçimlerini kazanmasına izin verdi mi?
Amerika, İran’ın nükleer güç olmasına izin verdi mi?
Hayır, vermedi. Bütün bunlar Amerika’nın izni olmadan, Amerika’ya rağmen gerçekleşti.

Deccal, kocaman bir blöftür. Bir kandırmacadır. Bir aldatmacadır. Bir yanılsamadır. Amerika da öyledir. Bunu fark edenler, Amerika’yı alt edebiliyorlar. Amerika’nın büyüsüne kapılanlar, büyülendikleri için Amerika’nın mütemadiyen yerden yere vurulduğunu göremeyenler ise, “Amerika’nın izni olmadan hiçbir şey yapamayız” deyip duruyorlar.
Böyle deyip duranlara tavsiyemdir:
Kendilerini beşinci kattan aşağı atsınlar. Ölmezlerse bir de altıncı katı denesinler.
*
Amentü’nün ikinci maddesi meleklere imandır. Allah’a imandan hemen sonra meleklere iman gelir. Matematik ve fizik kurallarına istinaden ‘Amerika bizden çok daha güçlü, öyleyse Amerika’ya karşı hiç şansımız yok’ diyenler, Kadir-i Mutlak Allahu Teala’ya ve O’nun meleklerine imanlarını gözden geçirsinler.
Bedir bir masal değildir.

*
Bugün “Amerika izin vermez” diyerek şevkimizi kırmaya çalışanlar Hazret-i Musa aleyhisselam döneminde yaşasalardı, “Ey Musa! Boşuna uğraşma, koskoca Firavun’la baş edemezsin” mi diyeceklerdi? Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed aleyhisselam döneminde yaşasalardı “Ey Muhammed! Sen yoksul bir yetimsin, Mekke oligarşisine gücün yetmez” mi diyeceklerdi?
“Siyasi gözlemciler”e, “stratejik analizciler”e göre Hz. Musa’nın da Hz. Muhammed’in de hiç şansı yoktu!
*

Kur’an-ı Kerim’de Peygamberlerin hayatı, ibret alınsın, ders alınsın, örnek alınsın diye anlatılır. Peygamberlerin yolu o yoldan gidilsin diye gösterilir. “Yolumuz Hazret-i Muhammed’in yoludur” diyenler, “Amerika’nın izni olmadan hiçbir şey yapamayız” diyemezler. Lailaheillallah.

*

“Amerikan Rüyası” tabiri çok yerinde bir tabirdir. Amerika gerçekten bir rüyadan ibaret. Korkunç bir rüya, bir kâbus, ama rüya işte. Uyandığımız zaman biter
__________________
Ey İnsan! Kerim olan Rabbine karşı nedir seni aldatan (İnfitar,6)


İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.

gençüsküdar isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #8
Alt 27.04.2006, 16:42

 
Üyelik tarihi: 19.11.2005
Mesajlar: 528
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız gençüsküdar
abd dünyanın hakimidir sözünüzede hakan albayraktan cevap veriyorum :

Ne zaman dünyayı değiştirebileceğimizi, yeni bir dünya kurabileceğimizi anlatsak, şöyle bir çekinceyle karşılaşıyoruz: Amerika izin vermez!

Amerika, Fidel Castro’nun Küba’ya hükümdar olmasına izin verdi mi?

Amerika, Kuzey Kore’de ve Vietnam’da komünist bir rejimin kurulmasına izin verdi mi?

Amerika, İran İslam Devrimi’ne izin verdi mi?

Amerika, Hizbullah’ın İsrail’i Güney Lübnan’dan def etmesine izin verdi mi?

Amerika, Hugo Chavez’in Güney Amerika’da fırtına gibi esmesine izin verdi mi?

Amerika, HAMAS’ın Filistin seçimlerini kazanmasına izin verdi mi?
Amerika, İran’ın nükleer güç olmasına izin verdi mi?
Hayır, vermedi. Bütün bunlar Amerika’nın izni olmadan, Amerika’ya rağmen gerçekleşti.

Deccal, kocaman bir blöftür. Bir kandırmacadır. Bir aldatmacadır. Bir yanılsamadır. Amerika da öyledir. Bunu fark edenler, Amerika’yı alt edebiliyorlar. Amerika’nın büyüsüne kapılanlar, büyülendikleri için Amerika’nın mütemadiyen yerden yere vurulduğunu göremeyenler ise, “Amerika’nın izni olmadan hiçbir şey yapamayız” deyip duruyorlar.
Böyle deyip duranlara tavsiyemdir:
Kendilerini beşinci kattan aşağı atsınlar. Ölmezlerse bir de altıncı katı denesinler.
*
Amentü’nün ikinci maddesi meleklere imandır. Allah’a imandan hemen sonra meleklere iman gelir. Matematik ve fizik kurallarına istinaden ‘Amerika bizden çok daha güçlü, öyleyse Amerika’ya karşı hiç şansımız yok’ diyenler, Kadir-i Mutlak Allahu Teala’ya ve O’nun meleklerine imanlarını gözden geçirsinler.
Bedir bir masal değildir.

*
Bugün “Amerika izin vermez” diyerek şevkimizi kırmaya çalışanlar Hazret-i Musa aleyhisselam döneminde yaşasalardı, “Ey Musa! Boşuna uğraşma, koskoca Firavun’la baş edemezsin” mi diyeceklerdi? Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed aleyhisselam döneminde yaşasalardı “Ey Muhammed! Sen yoksul bir yetimsin, Mekke oligarşisine gücün yetmez” mi diyeceklerdi?
“Siyasi gözlemciler”e, “stratejik analizciler”e göre Hz. Musa’nın da Hz. Muhammed’in de hiç şansı yoktu!
*

Kur’an-ı Kerim’de Peygamberlerin hayatı, ibret alınsın, ders alınsın, örnek alınsın diye anlatılır. Peygamberlerin yolu o yoldan gidilsin diye gösterilir. “Yolumuz Hazret-i Muhammed’in yoludur” diyenler, “Amerika’nın izni olmadan hiçbir şey yapamayız” diyemezler. Lailaheillallah.

*

“Amerikan Rüyası” tabiri çok yerinde bir tabirdir. Amerika gerçekten bir rüyadan ibaret. Korkunç bir rüya, bir kâbus, ama rüya işte. Uyandığımız zaman biter

Hakan Albayrak'ın yazısı realiteden uzak romantik bir yazıydı o kadar....
Tamamen saf müslümanı uyutmak ve bir dünya gerçeğini gizlemek amacıyla tabana yönelik yazılmış bir yazıydı...

Ben burada açık bir realiteden,yaşanmış olaylardan bahsediyorum...

Daha bir kaç yıl önce 28 şubat süreci bu ülkede yaşandı...

Bu süreçte
Sivillerin, siyasilerin,medyanın,hakimlerin,savcıların,tüm bürokratların...
nasıl esas duruşta durduğunu görmedk mi?...
Hatta devrin başbakanına bir general tv'lerde açıkça küfür bile etmedi mi?...
O lider bu hakareti sadece yutmuştu...

Ki daha geçen hafta asker emrettiği için bir savcı(F.S) görevden alınmadı mı?...

Neyse...
Ve bu malum sürecin sonunda bir darbe yapılacaktı..
Ülkede bu kadar kudretli bir güç yoktu...

Onu durduran dikkatli oku
sadece ve sadece Amerika oldu....

Hakan Albayrak gibiler bunu bildikleri ve yaşadıkları halde,
sırf okurların hoşuna gitsin diye insanları aldatıyorlar!...
charade isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #9
Alt 27.04.2006, 17:02

 
gençüsküdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07.05.2005
Mesajlar: 6.439
Teşekkür etti: 2
15 Teşekkür 9 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız charade
Hakan Albayrak'ın yazısı realiteden uzak romantik bir yazıydı o kadar....
Tamamen saf müslümanı uyutmak ve bir dünya gerçeğini gizlemek amacıyla tabana yönelik yazılmış bir yazıydı...

Ben burada açık bir realiteden,yaşanmış olaylardan bahsediyorum...

Daha bir kaç yıl önce 28 şubat süreci bu ülkede yaşandı...

Bu süreçte
Sivillerin, siyasilerin,medyanın,hakimlerin,savcıların,tüm bürokratların...
nasıl esas duruşta durduğunu görmedk mi?...
Hatta devrin başbakanına bir general tv'lerde açıkça küfür bile etmedi mi?...
O lider bu hakareti sadece yutmuştu...

Ki daha geçen hafta asker emrettiği için bir savcı(F.S) görevden alınmadı mı?...

Neyse...
Ve bu malum sürecin sonunda bir darbe yapılacaktı..
Ülkede bu kadar kudretli bir güç yoktu...

Onu durduran dikkatli oku
sadece ve sadece Amerika oldu....

Hakan Albayrak gibiler bunu bildikleri ve yaşadıkları halde,
sırf okurların hoşuna gitsin diye insanları aldatıyorlar!...
Hakan Albayrak'a yönelttiğiniz iddialara cevap vermeyeceğim... Bence öyle değil... Yaşanmış olayları örnek veriyor malum...

Fakat Erbakan Hoca ile alakalı olanla konu şu şekilde gelişti... Hoca dönemin adalet bakanı Kazan'a gerekli talimatı verdi fakat askerleri ancak askeri mahkemeler yargılayacağı için herhangi birşey yapılamadı... Bahsedildiği gibi ''yutma'' olayı yoktur...
__________________
Ey İnsan! Kerim olan Rabbine karşı nedir seni aldatan (İnfitar,6)


İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.

gençüsküdar isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #10
Alt 27.04.2006, 17:13

 
Üyelik tarihi: 19.11.2005
Mesajlar: 528
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız gençüsküdar
Fakat Erbakan Hoca ile alakalı olanla konu şu şekilde gelişti... Hoca dönemin adalet bakanı Kazan'a gerekli talimatı verdi fakat askerleri ancak askeri mahkemeler yargılayacağı için herhangi birşey yapılamadı... Bahsedildiği gibi ''yutma'' olayı yoktur...
Bu konu hakkında muteber bir kaynakta şunlar deniliyor...

....


Hükümetin tavrı...


BAŞBAKANLIK Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM), Türkiye ve dünya gündemindeki olayları Ayın Tarihi adıyla her ay kitaplaştırmaktadır. 24 Nisan 1997 gününe ilişkin sayfada şu satırlar göze çarpar: Başbakan Erbakan, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile Çankaya Köşkü’nde görüştü. Görüşme sonrası bir basın toplantısı düzenleyen Başbakan Erbakan, Tuğgeneral Özbek’in açıklamaları konusunda dosya hazırlandığını ve Cumhurbaşkanı’na iletildiğini belirterek, “TSK İç Hizmet Kanunu, ordu mensuplarının siyasi demeç vermesini yasaklıyor. Türkiye’de hepimiz yasalara uygun hareket etmek zorundayız. Böyle bir olay karşısında sessiz kalınamaz” der.

Bunun üzerine basın mensupları, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir’e; hükümet kanadından kendilerine Özbek Paşa hakkında herhangi bir dosya ulaşıp ulaşmadığını sorarlar. Çevik Bir tebessümlü bir yüz ifadesiyle; “Hayır ulaşmadı” der.

Batı Çalışma Grubu’nu bir basın toplantısıyla deşifre ettiği için o günlerde her açıklaması kamuoyunun ilgisini çeken Hasan Celal Güzel, gelişmeler üzerine Abdullah Gül’ü bir kez daha arar: “Eğer gereken yapılmazsa, konuya ilişkin tepkisini bir basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaşacağını” söyler.

Abdullah Gül; “Söz, gerekeni yapacağım” der. Nitekim ertesi günü Hasan Celal Güzel’i arayarak, Özbek Paşa hakkında gerekenin yapılmasıyla ilgili Genelkurmay Başkanlığı’na gönderilecek evrakı Başbakan’a imzalattığını söyler.


Gönderememiş...


SONRA ne mi olur? Paşa’nın konuşması 17 Nisan’da, Erbakan Hükümeti’nin istifası 18 Haziran’dadır. Hükümetin istifasından sonra Başbakanlık makamındaki eşya ve evrakları toplamak üzere Başbakan’ın makam odasına giden Gül, Erbakan’a imzalattığı o evrakı Başbakan’ın sumeninin altında bulur. Başbakan evrakı Genelkurmay’a gönderememiş, 2 ay el altında bekletmiştir.

Bu ülkenin siyasi aktörleri hiçbir zaman olması gerektiği kadar cesur olmamıştır. Türkiye’de demokrasinin rayına oturmamasının başta gelen nedeni budur. Onun içindir ki; gerektiğinde sisteme müdahale etmek ve Anayasa’yı toptan değiştirmek gibi tüm radikal adımlar askerler tarafından atılmıştır.
....

Osman Özsoy
charade isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #11
Alt 27.04.2006, 17:17

 
gençüsküdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07.05.2005
Mesajlar: 6.439
Teşekkür etti: 2
15 Teşekkür 9 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız charade
Bu konu hakkında muteber bir kaynakta şunlar deniliyor...

....


Hükümetin tavrı...


BAŞBAKANLIK Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM), Türkiye ve dünya gündemindeki olayları Ayın Tarihi adıyla her ay kitaplaştırmaktadır. 24 Nisan 1997 gününe ilişkin sayfada şu satırlar göze çarpar: Başbakan Erbakan, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile Çankaya Köşkü’nde görüştü. Görüşme sonrası bir basın toplantısı düzenleyen Başbakan Erbakan, Tuğgeneral Özbek’in açıklamaları konusunda dosya hazırlandığını ve Cumhurbaşkanı’na iletildiğini belirterek, “TSK İç Hizmet Kanunu, ordu mensuplarının siyasi demeç vermesini yasaklıyor. Türkiye’de hepimiz yasalara uygun hareket etmek zorundayız. Böyle bir olay karşısında sessiz kalınamaz” der.

Bunun üzerine basın mensupları, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir’e; hükümet kanadından kendilerine Özbek Paşa hakkında herhangi bir dosya ulaşıp ulaşmadığını sorarlar. Çevik Bir tebessümlü bir yüz ifadesiyle; “Hayır ulaşmadı” der.

Batı Çalışma Grubu’nu bir basın toplantısıyla deşifre ettiği için o günlerde her açıklaması kamuoyunun ilgisini çeken Hasan Celal Güzel, gelişmeler üzerine Abdullah Gül’ü bir kez daha arar: “Eğer gereken yapılmazsa, konuya ilişkin tepkisini bir basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaşacağını” söyler.

Abdullah Gül; “Söz, gerekeni yapacağım” der. Nitekim ertesi günü Hasan Celal Güzel’i arayarak, Özbek Paşa hakkında gerekenin yapılmasıyla ilgili Genelkurmay Başkanlığı’na gönderilecek evrakı Başbakan’a imzalattığını söyler.


Gönderememiş...


SONRA ne mi olur? Paşa’nın konuşması 17 Nisan’da, Erbakan Hükümeti’nin istifası 18 Haziran’dadır. Hükümetin istifasından sonra Başbakanlık makamındaki eşya ve evrakları toplamak üzere Başbakan’ın makam odasına giden Gül, Erbakan’a imzalattığı o evrakı Başbakan’ın sumeninin altında bulur. Başbakan evrakı Genelkurmay’a gönderememiş, 2 ay el altında bekletmiştir.

Bu ülkenin siyasi aktörleri hiçbir zaman olması gerektiği kadar cesur olmamıştır. Türkiye’de demokrasinin rayına oturmamasının başta gelen nedeni budur. Onun içindir ki; gerektiğinde sisteme müdahale etmek ve Anayasa’yı toptan değiştirmek gibi tüm radikal adımlar askerler tarafından atılmıştır.
....

Osman Özsoy
osman özoy kimdir?
__________________
Ey İnsan! Kerim olan Rabbine karşı nedir seni aldatan (İnfitar,6)


İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.

gençüsküdar isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #12
Alt 27.04.2006, 17:18

 
Üyelik tarihi: 19.11.2005
Mesajlar: 528
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Tercüman'da yazan bir akademisyen-gazeteci....: )
charade isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #13
Alt 27.04.2006, 17:24

 
gençüsküdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07.05.2005
Mesajlar: 6.439
Teşekkür etti: 2
15 Teşekkür 9 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız charade
Tercüman'da yazan bir akademisyen-gazeteci....: )
tercuman mı?

hem sendkide iyi arşivmiş....

konu konu başlığında çok aşatı buna başka bir yerde devam edelim...

son olarak boşuna siyaset karın doyurmaz demiyorlar, karnım aç ve 18,30 yurtta yemek saati... Allaha emanet ol inşaAllah...

Devam Edeceğiz İnşaAllah
__________________
Ey İnsan! Kerim olan Rabbine karşı nedir seni aldatan (İnfitar,6)


İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.

gençüsküdar isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz