
Hakan Albayrak, Milli Gazetedeki köşesinde bugün yayınladığı yazısında Mazlumder Başkanı (ve PKK yayın organı Özgür Gündem yazarı!) Ayhan Bilgen'e bir "cevap" verdi. Ayhan Bilgen'in Radikal gazetesinde Pazartesi günü yayınlanan röportajında etnik kimliklere vurgu yapmayıp İslam kardeşliğini öne çıkaranları "faşistlik"le suçlamıştı.
İşte Hakan Albayrak'ın yazısı!
AYHAN BİLGEN'E CEVAP
HAKAN ALBAYRAK - MİLLİ GAZETE
Mazlum-Der Genel Başkanı Ayhan Bilgen, Radikal gazetesine verdiği mülakatın bir yerinde şöyle demiş:
“…İslami çevrelerde ‘Kürt ya da Türk kimliğine vurguya ne gerek var? İslam kimliği hepimize yeter’ diyen tehlikeli bir söylem de var. (…) Çünkü İslam’ın, kimlikleri, farklılıkları, dilleri reddeden bir algılama gibi servis edilmesi tam bir dayatmacı, ‘faşizan’ din anlayışını getirir.”
Allah Allah!
İslami çevrelerde Türk’ün Türk, Kürt’ün Kürt, Laz’ın Laz, Boşnak’ın Boşnak, Arnavut’un Arnavut, Çerkez’in Çerkez olduğunu söylemesine karşı çıkanlar mı var? Türkçe’den başka bir dilin konuşulmasına isyan eden “faşizan” İslamcılar kimler? Yoksa Ayhan Bilgen, İslam kardeşliğini etnik kimliklere kurban etmeyelim diyenleri –bizleri- mi kastediyor? Peki, “kimlikleri, farklılıkları, dilleri reddeden bir algılama”mızın olduğunu nereden çıkarıyor? Kimlere, ne adına böyle yanlış bir bilgi veriyor? Muhataplarını niçin yanıltıyor, İslami çevreleri niçin yanlış tanıtıyor?
Böyle bir manipülasyonla daha önce de karşılaşmıştık.
6 yıl önce Gerçek Hayat dergisinde “Kürt Sorunu En Az Başörtüsü Sorunu Kadar Bizimdir” diye bir yazı yazmıştım. Yazı şöyle başlıyordu:
«Ülkemde barış istiyorum ve barışın ancak adaletle mümkün olabileceğini çok iyi biliyorum. Adil bir düzen kurulmalı, evet. İnsan hak ve hürriyetlerine saygı gösterilmeli. Etnik kimlikler bastırılmamalı. Konuşulsun diye yaratılan diller yasaklanmamalı. Yargısız infazlar olmamalı. Yasalar kötüyse yargılı infazlar da olmamalı. Kötü yasalar ve kötü teamüller yürürlükten kaldırılmalı. İnsanlara işkence yapılmamalı. Bölücü militanlara yardım ettikleri tahmin edilen köylülere pislik yedirilmemeli. Bölücü militanların kendilerine de pislik yedirilmemeli. Bunları savunuyorum, evet. Türkiye Cumhuriyeti’nin esaslı bir revizyondan geçmesi gerektiğini düşünüyorum. “Türk’üz, Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi” anlayışının terk edilmesini istiyorum. “Millet devlete değil, devlet millete siper olsun!” diyorum. “Orduya sadakat şerefimizdir” sloganının da “Millete sadakat ordunun şerefidir” diye değiştirilmesini talep ediyorum. Millet derken hepimizi kastediyorum. (...) ‘Kürt Sorunu’ çözülmeli! Bu sorunu iliklerine kadar yaşayan insanların duyguları, düşünceleri, özlemleri göz önünde tutularak çözülmeli!»
İslamcı kökenli bir yazar, Özgür Gündem gazetesindeki köşesinde bu yazıyı konu edindi; fakat yukarıdaki cümlelerimi görmezden gelerek! Yazının devamında «Böyle düşünüyorum, evet. Fakat PKK’ya, Medya TV’ye, Kürt Enstitüsü’ne metelik vermiyorum. Müslüman Kürtlerin bu ruhsuz kurumlara bel bağlamalarını içime sindiremiyorum. Köklerini İslam öncesi uygarlıklarda arayan ve bulduklarında (!) gözleri parlayan Kürt aydınlarına (!) acıyarak bakıyorum. Televizyondaki Kürtçe kursunda Arapça kelimelerin üstünü çizip “arı Kürtçe”ye vurgu yapan o ırkçı öğretmene derin bir öfke duyuyorum» demiş ve –bir TV programında Müslüman olduğunu beyan etmiş olan Ahmet Kaya’nın cenaze namazı kılınmadan defnedilmesini de eleştirerek- tehlikeli bir toplum mühendisliğine şahid olduğumuzu, dünyanın en dindar halklarından biri olan Kürtleri yepyeni ve bambaşka bir halka dönüştürme planının yürürlüğe konulduğunu, dini sadece kamusal alandan değil insanların yüreklerinden, zihinlerinden ve hatta mazilerinden de silmeye matuf bir harekâtın söz konusu olduğunu ifade etmiştim. Sonra da şöyle demiştim: «Ülkemizde hüküm süren istibdat düzeninin savunulacak bir tarafı olmadığı gibi, PKK eksenli Kürtçülüğün de savunulacak bir tarafı yok.» Özgür Gündem’in İslamcı kökenli yazarı, sadece Kürt Enstütüsü ve Kürtçülük aleyhindeki ifadelerimi sözkonusu ederek, yazını başındaki ifadelelerimi tamamen görmezden gelerek, beni Özgür Gündem okurlarına sıradan bir faşist olarak tanıttı. Ayhan Bilgen’in Radikal’de yaptığı şey çok daha çirkin. Bilgen’in sözlerinden etkilenenler bundan böyle «İslam kardeşliği» ve «ümmet» vurgusuyla karşılaştıklarında faşizmi hatırlayacaklar!
Allah aşkına söyleyin Ayhan Bey: «Emperyalistlerin İslam Milleti’ni parçalamak için çizdiği suni sınırları kaldıralım, inşa ettiği psikolojik duvarları yıkalım; etnik farklılıkların İslam kardeşliğini bastırmasına izin vermeyelim; ulus devletçiliğin kazandığı mevzileri İslami bir söylemle geri almaya çalışacağımız yerde ulus devletçiliğe yeni mevziler kazandırmayalım; Türk’ü de Kürt’ü de baştacı eden İslam Medeniyeti’ni el ele vererek yeniden kuralım» demenin neresi faşizm?
Son söz, her zamanki sözümüz:
70 milyon nüfuslu kocaman Türkiye, 1000 yıllık devlet geleneğine rağmen uluslararası sistemin bir acentası olmaktan kurtulamazken, birileri, Anglo-Amerika ve İsrail’in kucağında kurulacak beş-on milyon nüfuslu mezhep ve ırk devletleriyle “bağımsızlığa” kavuşabileceğini zannediyor. Başka birileri de bu dalgayı ‘Kodum mu oturturum’ edasıyla kırabileceğini zannediyor. O edayla kırılmaz o dalga. Bu saatten sonra “ulus devlet” çerçevesi dahilinde söylenecek kardeşlik türküleriyle de kırılmaz. Gerek Türkiye’nin ve gerekse Irak’ın, Suriye’nin, İran’ın etnik (ırkî, mezhebî) bölünme potansiyeli ancak İslam Birliği formülüyle yok edilebilir.Ülkeleri birleştirmek yetmez, şovenizmin her türünden uzak durulması gerektiği fikrinde de birleşilmeli. Türk, Arap veya Fars şovenistliği yaparak Kürt şovenizmini yargılayamazsınız. Sünni şovenistliği yaparak Şii şovenizmini, Şii şovenistliği yaparak Sünni şovenizmini yargılayamazsınız. Ve bir yandan “ulus devlet”i kutsarken, öbür yandan “Ben ayrı bir ulusum, öyleyse ayrı bir devletim olmalı” diyenleri kınayamazsınız. Tarihe bakın; bölük-pörçük Ortadoğu’nun Haçlılar tarafından nasıl ezilip geçildiğine bakın; sonra, Nureddin Zengi’nin yükselttiği bayrak altında birleşen Ortadoğu’nun Haçlıları nasıl def ettiğine bakın; bakın ve görün: Kurtuluş, ortak bir bayrak altında birleşmektedir. Birleşmezsek, bu coğrafyaya bayrak yetiştiremeyiz!