Bugün Filistinli olmak, bombalar altında ve karanlıkta ve aç ve susuz yaşamaktır.
Bugün Filistinli olmak, kendi toprağında mülteci, kendi ülkende hapis olmak ve ölümün nereden, nasıl geleceğini bilmemektir.
Gazze karanlıkta... Gazze ateş altında... Gazze kan içinde... Ve dünya suskun
Bitecek bu işgal!
Bugün Filistinli olmak, bombalar altında ve karanlıkta ve aç ve susuz yaşamaktır.
Bugün Filistinli olmak, kendi toprağında mülteci, kendi ülkende hapis olmak ve ölümün nereden, nasıl geleceğini bilmemektir.
Bugün Filistinli olmak, her top patlamasından sonra sokağa çıkıp, gelebilecek ikinci bir top mermisinden sakınarak ölülerini, yaralılarını toplamaktır. Ve her top sesi duyulduğunda çocuklarını "korkma yavrum bunlar havai fişek sesleri" diye avutmaktır.
Çünkü çocukları, 7'den 70'e tüm Filistinliler'i korkutmak için Gazze gökyüzünde ses bombaları patlatılmaktadır durmaksızın.
Savaş uçakları, Gazze'nin üzerinden ses sınırını aşarak alçaktan uçmaktadırlar. Çünkü "Gazze'de geceleri kimsenin uyumasını istemiyoruz" demiştir İsrail Başbakanı... İşkencehanelerin, hapishanelerin klasik yöntemi, bütün bir halka karşı uygulanıyor. Tüm Gazze bir işkencehane, 1.5 milyon Gazzeli, siyonist işkencecilerin elinde tutsak!
"Kaçırılan İsrail askerini kurtarma" bahanesiyle ve emperyalizmin tam desteğiyle başlatılan saldırının ardından Gazze'nin; Gazze'deki Filistinliler'in durumu özetle işte böyle.
Direniş örgütlerinden
tehditlere cevap:
Filistinli direniş örgütlerinin kahramanca ve büyük bir yaratıcılıkla gerçekleştirdiği bir eylemle İsrailli asker Gilad Şalit'i esir aldıkları 25 Haziran'dan bu yana yakıp yıkarız, asıp keseriz tehditleri yağdırıyor İsrail. Yapabilir de, geçmişte defalarca yaptığı gibi, işte şimdi Gazze'de yine aynısını yapıyor. Ancak ne direniş örgütleri ne de Filistin halkı tehditlere teslim olmadı. Eylem tüm Filistin tarafından sahiplenildi, esir asker karşısında meşru taleplerde bulunuldu.
28 Haziran'da İsrail, güneyden Gazze'ye girdi.
Filistinli direniş örgütleri, İsrail'in saldırısına 30 Haziran'da yayınladıkları ç2 Numaralı Askeri Bildiriçyle cevap verdiler; daha önceki kadın ve çocuk tutsakların bırakılması çağrılarına ç1000 Filistinli, Arap ve Müslüman tutsağın serbest bırakılmasıç talebini eklediler. Bildiride, bu tutsaklar arasında Filistinli grupların liderlerinin de olması gerektiği belirtildi.
İsrail tam bir saldırganlık ve pervasızlıkla aralarında bakan ve milletvekillerinin de bulunduğu 80'e yakın Filistinli yetkiliyi tutsak aldı. Bombalar yağmaya başladı Gazze'ye. Direnişin ve eylemin meşruluğundan yine taviz verilmedi.
3 Temmuz'da direniş örgütleri, İsrail'e 4 Temmuz sabahına kadar süre tanıdılar. Sürenin bitiminde, artık askerin akıbeti ile ilgili olarak hiçbir bilgi verilmeyeceği açıklandı.
"İnsani kriz"i yaratan
insanlık düşmanları
Kuşatmanın bir başka boyutu ise ortaya çıkan "insani kriz". İsrail karşısında hiçbir yaptırım gücü bulunmadığı ortaya çıkan BM, bu konuda uyarıyor; "böyle giderse Filistin'de insani kriz yaşanacak."
"İnsani kriz", Filistin halkının kuşatma/ambargo altında en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmesidir, açlıktan ölümdür, hastalıktan kırılmasıdır... Filistinli bebeklerin çiçekler gibi solmasıdır. İsrail saldırının ilk gününde ana elektirik santralini, su santrallerini, dışarıyla bağı sağlayan, gıda gelebilecek üç kö
prüyü bombaladı, gaz vanaları kapatıldı...
"İnsani kriz" üzerinden politika yapanlar, çoğunlukla emperyalizme bağımlı "uluslararası kurumlar"dır ve katliamcılara diyorlar ki, "kuşat, işgal et, öldür, hakkın, ama elektriksiz, susuz bırakma"! "İnsani" kelimesini bile lekelediler, kirlettiler. Gazze'nin yeniden işgal edilmesine, düzenlenen İsrail saldırılarına karşı çıkmaksızın "insani kriz çözülsün" demek, siyonist saldırganlığı desteklemenin sinsi yüzüdür.
BM'nin Filistinli Mülteciler Ajansı UNRWA, İsrail saldırılarının sürdüğü Gazze'de gıda stoklarının tükenmekte olduğunu açıkladı.
BM'nin bir başka raporuna göre, Filistin hükümetine uygulanan ambargonun etkisi o kadar büyük ve yıkıcı oldu ki, "yönetim değişse ve ülkeye yardımlar yeniden başlasa bile ekonomi daha yıllarca belini doğrultamayacak." Rapora göre işsizlik bu yıl yüzde 43, gelecek sene yüzde 52.4 olabilir... Peki ne ifade ediyor bu rakamlar, bu raporlar?
İsrail terörüne emperyalist
koruma kalkanı
BM Güvenlik Konseyi'ne, İsrail'in saldırılarını durdurması yönünde getirilen karar önergesi, ABD'nin karşı çıkması nedeniyle gündeme dahi alınamadı.
Amerika'nın BM'deki sözcüsü, Filistin temsilcilerinin saldırıların durdurulması gibi haklı ve meşru bir isteğinin karşısında "İsrail'den önce Filistin hükümeti ve terörizme destek verdikleri için Suriye ile İran'ın kınanması" gerektiğini ileri sürüyor. Suriye'den, Şam'daki Hamas Lideri Halid Meşal'i tutuklaması ve ülkedeki Hamas bürolarını kapatmasını istiyor.
Avrupa emperyalizminin sesi ise hiç duyulmuyor. O her zamanki gibi ABD'nin peşinde, dolayısıyla siyonist İsrail'in arkasında duruyor fazla dikkat çekmeden.
Emperyalist dünyanın "tepkisi", her zulme, katliama onay verirken gösterdikleri tepkinin bir kopyası. Emperyalistler (o da bir kısmı) İsrail'in önlemlerini "abartılı" ve "orantısız" buluyorlar. 19 Aralık Katliamı'na dedikleri gibi "aşırı dozda şiddet"!.. Yani İsrail'in Gazze'yi işgal etmesinde temelden bir hukuksuzluk görmüyorlar.
"İki tarafa" da sesleniyorlar hep. "İki tarafa" da "gerginliği tırmandırmayın" diyorlar. "İki tarafa da..."; bu sözün geçtiği her yere bir mim koymak gerektiğini emperyalistler ve işbirlikçileri bir kez daha gösteriyorlar.
İşkence ve korku!
İsrailli ve Filistinli İnsan Hakları Hekimleri Grubu, İsrail jetlerinin Gazze üzerinde alçak uçuş yaparak ses duvarını aşmalarının yasaklanması için İsrail Yüksek Mahkemesine başvurdular. Başvuruda bunun bir çeşit ''psikolojik işkence'' olduğu belirtildi.
İsrailli bir yetkili ise, tam bir işkenceci yüzsüzlüğüyle "jetlerin alçak uçuşu, öldürücü olmayan bir silah. Askerlerle girerek evleri yıkmaktan daha iyidir'' diyerek bu işkenceyi savundu. "Falaka öldürmekten iyidir" diyen bir işkenceci zihniyet, bir devleti yönetiyor, bu devlet tüm emperyalistler ve işbirlikçileri tarafından destekleniyor ve bir halkı zulüm altında inletiyor.
İsrail'in BM Temsilcisi Daniel Carmon da "Sivillerin zarar görmemesi ve insani durumun daha da kötüye gitmemesi için çaba sarfediyoruz" diyordu. İşgal ediyor, ama "insani durum"u da gözetiyor. Ne kadar insancıl işgalciler!!!
Gazze'ye ses bombaları yağdırılıyor. Öldürmek için değil, sadece korkutmak için. Filistinli bebekler, çocuklar, yüreklerinde "İsrail korkusuyla" büyüsün diye!
Terörist devlet, işkenceci devlet; bunlar hep söylendi İsrail'e. Ama bunlar bile yetmiyor İsrail'i tanımlamaya. Zulüm, İsrail zulmünü ifade etmekte kifayetsiz bir kavram olarak kalıyor.
Siyonizmin "şekerleri"
Gazze sınırına konuşlandırılmış toplar ve tanklar ve gökyüzünde savaş uçakları, durmaksızın bombalıyorlar Gazze'yi. Yalnız, arada sırada gökyüzünden füzelerden farklı bir şey düştüğü de oluyor. İsrail savaş uçakları, bombaların yanısıra, Refah, Han Yunus ve Gazze'nin orta bölgelerinde, içinde şeker ve çikolata ve onların yanında da bildiriler bulunan kutular atıyorlar.
Afganistan'ı hatırlıyoruz. Öldüren "yardım paketlerini", katliamcılığın tam bir utanmazlık içinde gökyüzünden attığı konserveleri hatırlıyoruz. Bombalarla birlikte atılan şekerler, emperyalist barbarlığın ve pervasızlığın 21. yüzyıldaki göstergesidir. Halklara, bombalar, işgaller altında "hiçbir şey yokmuş gibi" yaşamayı kabul etme dayatmasının biçimidir. Halklar, Afganistan'da, Irak'ta ve Filistin'de olduğu gibi reddediyorlar bu dayatmayı. Bombalar altında parçalanma pahasına reddediyorlar emperyalizmin ve siyonizmin "şekerlerini".
Bush'un 'aziz dostu' olan,
Filistin'in can düşmanıdır
Siyonizme kol kanat geren işbirlikçilerden biri de AKP Hükümeti'dir. AKP Hükümeti'nin Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada "Filistin Yönetimi'nin seçilmiş bakanları ile milletvekillerinin tutuklanmalarını ve Filistin'in esasen son derece yetersiz olan altyapısının tahrip edilmesini kabul etmemiz mümkün değildir" deniliyor açıklamada ama "kabul etmeyip" de ne yapacağı, ne yaptığı belli değil.
İsrail'le ilişkinizi mi kesebilirsiniz, hadi bunu bir yana bıraktık, şu veya bu ekonomik, askeri anlaşmayı mı iptal edebilirsiniz? Hiçbirini yapamazsınız.
Geriye AKP'nin halkı aldatmayı sürdürmek için yazdığı senaryolar kalıyor. Tayyip, Filistin için "aziz dostu" Bush'u "uykusundan uyandırmış" da, "orantısız güç kullanıyor" diye İsrail'i şikayet etmiş de, Bush "bu konuşmayı çok önemli buluyorum" demiş de...
Senaryo bunlar; laf, aldatmaca, oyalamaca. "ABD stratejik müttefikimizdir" diyenler, celladıdır Filistinli'nin. Avrupa Birliği ortağımızdır diyenler, siyonizmin zindancısıdır.
İsrail saldırıyor, Filistin
direniyor!
İsrail Başbakanı Ehud Olmert, birkaç gün önce "Orduya, teröristleri, bunların fikir babalarını ve bunlara koruma sağlayanları izlemek için tam yetkiyle hareket geçme emri" vermişti zaten.
Bu emri, bekleneceği gibi, "Gazze'de 10 Filistinli öldürüldü", "Gazze'de 6 Filistinli öldürüldü" haberleri ve artan top, füze sesleri izledi. Filistin Başbakanı İsmail Haniye'nin Gazze'deki bürosuna, Filistin İçişleri Bakanlığı binasına hava saldırısı düzenledi. "Hamas'a ait tesisler" gerekçesiyle okullar, hastaneler vuruldu. Paramparça çocuk cesetleri, Filistinli yurtseverlerin cesetleri yayıldı sokaklara.
Gazze'de İsrail tankları ilerleyerek, daha önce boşalttıkları "yerleşimci" bölgelerine yeniden yerleştiler. Ama onları ilerledikleri her metrede Filistinli direnişçiler karşılıyor halen. Sokak sokak çatışmalar oluyor. Bu çatışmalarda Filistinli militanlar şehit düşerken, bir İsrail askeri de öldürüldü.
İsrail saldıracak, Filistin
direnecek ve kazanacak!
Dergimiz yayına girerken, gazeteler, televizyonlar, "İsrail'in nihai operasyonunun her an başlayabileceği"ni, "saldırıların derinleşeceği"ni, "büyük saldırının an meselesi olduğu"nu duyuruyorlardı.
Filistinli olmak, 21. yüzyılda esir olmaktır. Filistinli olmak, Guantanamo'da olmak, F Tipi hapishanelerin hücrelerinde tutulmaktır. Filistinli olmak her yerde, her koşulda, kuşatmalarda, işgallerde, tutsaklıklarda direnmektir. En büyük saldırılar, en kalın kuşatmalar altında, en kahramanca, en fedakarca direnmek, onurla yaşamaktır.
Onyıllar ve onyıllardır işgal altında yaşamak, Filistin halkının maruz kaldığı "en büyük saldırı" değil mi zaten! Der Yasinler'i, Tel Zaatarlar'ı, Sabra-Şatilalar'ı yaşamadı mı Filistin!
1948'de Der Yasin'de oluk oluk kanı aktı binlerce Filistinli'nin. 700 bine yakın Filistinli yurtlarından göç etmek zorunda kaldı o zaman.
1976'da Tel Zaatar'da katledildi 10 bin Filistinli. 1982'de Sabra-Şatila'da döküldü kanları. Şimdi komada olan (ve komadan asla çıkamamasını dilediğimiz) Şaron'un emrindeki siyonist katiller tarafından 30 bin Filistinli katledildi Sabra-Şatila'da. Mülteci kampları 30 bin Filistinli'nin kanıyla sulanırken, bu katliam sadece ABD tarafından kınanmadı.
1994'te El-Halil'de cuma namazı çıkışında katledildi Filistinliler. Yüze yakın ölü verdiler orada.
Gazze'de kaç ölü verecekler şimdi, kaç ölü verdiler şu ana kadar? Bilmiyoruz, emin değiliz rakamlardan. Ama bir tek şeyden eminiz; katliamlar içinde yaşayan bu halk, dökülen kanıyla boğacak siyonist zalimi.
Bitecek bu işgal. Filistin özgürlüğünü kazanacak. Ve o zaman Filistinli olmak, özgür olmaktır, Filistinli olmak, muzaffer olmaktır diyeceğiz. Filistin bugün direnişin adı, yarın ZAFERİN ADI olacak. Tarihin son sayfası, bu uzun savaşın sonunu böyle kaydedecek.
eli kulağında
bitecek cehennem dolanı
yunup arınacak karabasanından
bitecek halkımın özlemi...
havada kalmaz
mutlak bulacak
avazın kendine bir yer
***
İSRAİL
İşgalle kurulan ve aynı nedenle
çürüyen ve çöken bir devlet
"İsrail... bugün yolsuzluktan ibaret bir inşaat iskelesinin içinde, baskı ve adaletsizlikten bir temelin üzerinde duruyor."
Bu sözlerin sahibi, 1999'da İsrail Meclisi Başkanlığı yapmış olan biridir. Avraham Burg, daha 2003'te yazdığı bir yazıda söylüyordu bunları.
İsrail'i hala doğrudan veya dolaylı savunup, "Ortadoğu'daki tek demokratik ülke" yalakalığı yapanlara şöyle cevap veriyordu:
"Bir yandan Filistinli çoğunluğu İsrail çizmesi altında bastırıp diğer yandan Ortadoğu'daki tek demokrasi olduğumuzu iddia edemeyiz."
İsrail Meclis Başkanı, direnişi askeri zorla engelleyebileceğini umanlara, "bakın İsrail bir askeri için neler yapıyor, bizim de askerlerimiz öldürülüyor, biz niye yapmıyoruz" diyen şaşkın katliamcılara da şunu hatırlatıyor:
"Bizim eğlence mekanlarımızda intihar ediyorlar, çünkü gerçek hayatları bir işkence. Restoranlarımızı kanlarıyla yıkayarak iştahımızı kaçırıyorlar çünkü evlerinde çocukları, anneleri, babaları aç ve sefil durumda. Günde bin elebaşını da öldürsek hiçbir şey çözemeyiz, çünkü liderler alttan geliyor -nefret ve öfkenin kaynağından, adaletsizliğin ve ahlaki çürümenin 'altyapıları'ndan."
İsrail devletini hiç kuşku yok ki çok iyi tanıyan Avraham Burg'un şu sözleri ise, İsrail'in bugün nasıl bir durumda olduğunu ortaya koyuyor:
"Yahudilerin 2 bin yıllık hayatta kalma mücadelesi, sonunda hem kendi halklarına hem de düşmanlarına kulaklarını tıkayan, kanunları hiçe sayan rüşvetçilerden oluşan ahlaksız bir çete tarafından yönetilen bir yerleşimler devletine dönüştü."
"Araplar başını önüne eğip utanç ve öfkesini sonsuza dek içine atsa bile, bu böyle gitmez. ... Siyonizm'in üstyapısı şimdiden ucuz bir Kudüs düğün salonu gibi çökmeye başladı. Alt katta kolonlar yıkılırken hala üst katta oynamaya ancak aklını kaçıranlar devam eder."
Düşünün, füzeler atıyor Filistin'e. İnsanlar paramparça oluyor. Ölüleri yaralıları toplamak için ambulanslar geliyor olay yerine, insanlar yardım etmek için toplanıyor ve İŞTE O AN ikinci İsrail füzesi atılıyor ambulansların ve topluluğun üstüne.
Bu nasıl bir ahlaktır, nasıl bir insanlıktan çıkmadır. Cevabı işte yukarıda anlatılanlardır. Onyıllardır pervasızca sürdürdüğü işkence, katliam, işgal politikası çürütmüştür İsrail'i.
İsrail tüm askeri gücüne rağmen çökmekte olan ve çökmeye mahkum bir devlettir.