| 'Kendi ordusuna esir tek millet' Toplumsal ilişkilerde belirleyici etkenin "fiziksel güç" olduğu dönemler çok gerilerde kaldı. Sandık aracılığıyla toplumsal rızayı alarak demokratik yollardan iktidara gelen, halka karşı sorumlu yönetimler ve bunlara yönelik azami saygı ise medeni-modern dünyanın alamet-i farikası oldu. Ülkelerin sosyal ve siyasal gelişmişliği de demokratik rekabetin neticesine gösterilen saygıyla ölçülür hale geldi.
Siyaseten gelişememiş toplumlar ise günümüzde, "fiziksel gücü" (siz bunu "silah gücü" olarak okuyun) elinde bulunduranların kendilerini her türlü hakka haiz gördüğü toplumlar olarak algılanmaktadırlar.
Demokrasinin neticelerini kabullenerek hazmetmek, hak ve hukukun üstünlüğünü kabul etmek yerine elindeki silah gücünün verdiği güvenle hukuk dışı yollardan herkese çeki-düzen verme cüretini gösterenlerin (emekli Korgeneral Altay Tokat misali) egemen olduğu toplumların, çağdaş toplumlar arasında bir yerinin olabileceğini savunmak mümkün mü?
Sosyo-politik açıdan kemale ermiş toplumlarda sadece ulusal tehditler ya da savaş durumlarında kendilerinden söz ettiren askerlerin, şu ya da bu sebeple sürekli gündemde kalmayı başardıkları bir toplumun, sosyo-politik ve kurumsal yapısının sağlıklı olduğundan şüphe etmemek de imkânsız.
Ulusal ya da uluslararası düzeyde alınacak her türlü siyasal, sosyal, ekonomik hatta kültürel kararda ordunun tavrının ille de gözetilmek zorunda kalındığı bir ülkenin demokrasi ve siyaset kültürünün gelişmişliğinden söz edilebilir mi sizce?
Bizim kuşağımız şanslı ki kaba gücün, yani silahın, yegane ve doğrudan belirleyici olduğu örnekleri sadece geri kalmış bazı Afrika ve Latin Amerika diktatörlüklerinde görüyor.
Ama maalesef, rejimi koruma bahanesine sığınarak toplumsal mühendislik sevdasından bir türlü vazgeçmeyen, sivil siyaset alanına doğrudan ya da dolaylı yollardan sürekli müdahalelerde bulunulan Türkiye, Mısır, Pakistan ve Endonezya gibi ülkeleri de görmezden gelmemek gerekiyor.
Öte yandan, asker kişilerin her adımının, her sözünün büyük yankı uyandırdığı bizim gibi ülkelerde sivil yaşam ve siyaset alanının ferahlığından söz etmek de güçleşiyor. Sivil alana yapılan zahiri ya da zımni her müdahalede ya da sivil alanla ilgili her tasarrufta askerin tepkisine göre tavır değişikliğinde modern bir demokratik ülke olma iddiamızın da zaafa uğradığını bilmemiz gerekiyor.
Bununla da kalsa iyi. Her daim gündelik konulara müdahil ettiğimiz ordunun saygınlığını da tartışmalı hale getiriyoruz. Basit amaçlar uğruna zaman zaman orduyu sıradan bir siyasal parti derekesine dahi düşürüyoruz.
Bunları, 1-4 Ağustos tarihleri arasında toplanacak olan Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) vesilesiyle yazıyor değilim. Neticede, kullandıkları meslek araçları ölümcül silahlar olsa da TSK personelinin terfi ve emeklilik durumlarının ele alındığı bu toplantının, hiç de daha önemsiz olmayan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun mutat toplantılarından bir farkı olmaması gerektiğine inanıyorum.
Şüphesiz ki seçilmiş iktidara karşı sorumlu bir orduda tayin ve terfilerin belirlendiği, temyize yani hukuka açık bir YAŞ'ın toplumda ve medyada bu kadar ilgi çekmeyeceğini ve sonuçlarının da bu kadar yankı uyandırmayacağını tahmin edebiliyorum.
Emniyet Genel Müdürü ya da bir valinin atanması bu kadar yankı uyandırıyor mu ki, Genelkurmay Başkanı'nın ve ordu komutanlarının tayin ve terfisi uyandırsın. Günlerce öncesinden gündeme otursun, tartışmalara konu olsun.
Hem gidin askeri kültürün hiç de küçümsenmeyecek boyutlarda olduğu ABD, İngiltere ve diğer bazı Batı ülkelerine bir bakın bakalım, insanlar genelkurmay başkanlarının kim olduğunu biliyorlar mı? Gazetede fotoğraflarını görseler tanırlar mı?
Şüphesiz ki tanımazlar. Ve normal olanı da budur zaten.
Bizse değil mevcut Genelkurmay Başkanı ve komutanları, üç silsile sonra kimin nereye geleceğini bile tartışmaktan kendimizi alamıyoruz. Sanki, burası militer bir krallık ve bizler de ordu kademelerini kimlerin doldurduğuna bakarak müstakbel kralımızı ya da krallarımızın kimler olacağını kestirmeye çalışan kullarız.
Şimdi soruyorum sizlere, askeri darbelerin sık görülüyor olması ve ordunun siyasette müdahaleleri nedeniyle bazı yabancı uzmanların, "Türkler dünyanın kendi ordusuna esir düşmüş tek milletidir" yargısına vardığını bilmek fazlasıyla utanç verici değil midir? Bülent Keneş / Bugün
__________________ " M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . " |