|
Kadınlar gibi ağla!
Kadınlar gibi ağla! 09/08/2006 - 01:41
Ali Bulaç Arap beyleri kadınlar gibi ağlar, derin derin iç çekerlerken, “yeni Osman Gazi’ler” uç veriyor. Endülüs düşerken Osmanlı tarih sahnesine çıkıyordu. Yeni bir doğuşun arifesindeyiz; doğum çok sancılı olacak.
2 Ocak 1492’de Kastilyalılar Müslümanların elinde kalan son şehir Granada’ya da girdiler, böylece yaklaşık sekiz asır dalgalanan Hilal’in yerini Haç aldı.
Sultan Ebu Abdullah, eşi ve maiyetindekiler El Hamra sarayını bir daha geri gelmemek üzere terk ettiler. Saraydan biraz uzaklaştıktan sonra arkasına dönüp bakan Sultan “derin bir iç çekmiş” ve ağlamıştı. Ebu Abdullah’ın bu halini gören annesi Valide Sultan Fatıma; “Bir yiğit gibi savunamadığın şey için şimdi bir kadın gibi ağla.” demişti. “Elveda bakışı”nın atıldığı kayalık tepe bugün dahi İspanyolca şu adla anılmaktadır: “El Ultimo Suspiro del Moro”. Yani, “Moro’nun son iç çekiş yeri!”
Büyük İslam komutanı Tarık bin Ziyad 711’de İspanya’ya çıkmıştı; Kurtuba’nın fethi 726’da Abdurrahman Gafiki tarafından tamamlandı. 1492’de Müslümanlar son kalelerini terk ettiler. Şu anda ismini hatırlayamadığım bir Arap şairi, Endülüs’ün düşüşünü anlattığı uzun şiirinin bir beytinde şöyle der: “Maza et takatuu beynekum ya ibadallahi ve entüm ihvanu: Ey Allah’ın kulları, sizler kardeş iken aranızdaki bu ayrılık nedir?” Tarihçiler, -Endülüs tarihiyle ilgili okunması gereken eserlerden biri Ziya Paşa’nınkidir- Endülüs’ün yıkılışına Müslümanların siyasi ve anlayış birliğini kaybetmelerinin ve bunun sebep olduğu anlamsız iktidar mücadelelerinin yol açtığını söylerler ki, doğrudur.
7 Ağustos 2006 günü Arap Birliği bir daha toplandı. Bilindiği üzere Arap Birliği hep toplanır; işe yarar karar almadan dağılır. Birlik toplanıp da işe yarar karar almamak üzere nasıl bu kadar başarılı toplantılar yapabiliyor, bunun sırrını kimse bilemez. Aldığı kararın mahiyetine bakın ve küçük dilinizi yutun. Sanki bu Birlik’e üye olanlar, BM üyesi ülkeler değilmiş gibi, Lübnan trajedisi konusunda BM’yi daha hızlı davranması için ikna etmek üzere New York’a bir heyet göndermeyi kararlaştırdı. Bu da Arap Birliği’nin tarihine kaydedilecek “yüksek başarıları”ndan biridir; tıpkı birkaç gün önce Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da İKÖ’nün işe yarar bir karar alamadan kaydettiği “yüksek başarı” gibi. Arapların ve Müslümanların devlet ve hükümetler seviyesindeki çabaları bundan ibaret.
Arap Birliği’nin toplantısında ilginç bir hadise yaşandı, medya bunu atlamadı. Ülkesinin içinde bulunduğu durumu anlatmaya çalışan Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora gözyaşlarını tutamadı, hıçkırıklar yüzünden cümlesini tamamlayamadı. Kahraman Arap delegeler onu alkışladı.
Her bir Arap ülkesi sanki ayrı telden çalıyor, her birisinin hesabı kitabı başka gibi görünüyor. Biraz meselenin altını kazıyınca ortada hiç de karmaşık bir hesap-kitap işi olmadığı anlaşılıyor. Hepsinin ortak bir korkusu var, o da ABD’nin husumetini çekme korkusu. Hiçbiri artık kendini güvende hissetmiyor. İşin aslına bakarsanız, Suriye ve İran hariç BOP kapsamı içinde yer alan 22 ülke de aynı durumda, eşbaşkanlık görevini gururla yürütenler dahil.
Hesapta yanıltıcı nokta şudur: Korkunun ecele faydası yoktur. Miadı dolmuş siyasi yapılar eninde sonunda köklü bir değişime uğrayacak. Kendi özgür iradeleri ve asli iç dinamikleri eliyle doğru istikamette köklü reformlar yapıp bu aşağılanmaya fiilen karşı koyma cesaretini göstermedikçe, BOP’un 22 ülkesi de tek tek sıranın kendilerine gelmesini bekleyecekler. Arap kamuoyları -ki 280 milyonluk Arap nüfusunun yüzde 75’i 30 yaşın altında- patlama noktasında. Arap olmayan Müslüman kamuoyu derin bir düş kırıklığı ve öfke içinde. İsrail Lübnan’ı vurdukça Nasrallah’a sevgi ve sempati artıyor; Suriyeli Bakan, ‘Hizbullah’ın emrinde bir nefer gibi savaşmaya hazırım.’ diyor; ABD ve İsrail, İran’ı tehdit ettikçe İran saygınlık kazanıyor.
Aslında toplantıda bütün dünya medyasının önünde hıçkıra hıçkıra ağlayan Lübnan Başbakanı değildi, bütün Arap âlemi ve İslam dünyasıydı. 280 milyon Arap ve 1,5 milyar Müslüman! Küçücük bir Hizbullah İsrail’e kök söktürüyor, bütçelerinin önemli bir bölümünü silahlanmaya ayıran Araplar, İsrail’in husumetini kazanmaktan korkuyor. Bir türlü bir araya gelemiyor, gelince boş şeyler konuşuyor. Gelecek bunlarda değil, iç çekişmeleri ve beyler arasındaki ihtilafları bir kenara bırakıp devamlı Bizans’a karşı mücadele eden Osman Bey’in ruhunda ve misyonundadır. Her zaman Endülüs’ün yıkılışı ile Osmanlı’nın yükselişi arasında bir ilgi görmüşüm. Arap beyleri kadınlar gibi ağlar, derin derin iç çekerlerken, “yeni Osman Gazi’ler” uç veriyor. Endülüs düşerken Osmanlı tarih sahnesine çıkıyordu. Yeni bir doğuşun arifesindeyiz; doğum çok sancılı olacak.
__________________
Belledikleri kalıpların dışında konuşulduğunda ırzına geçildiğini sananlarda vardır. (Bilge KARASU)
|