| Kayıt onayı eksik
Üyelik tarihi: 10.09.2005 Teşekkür etti: 0
3 Teşekkür 3 Mesaja aldı
| ABD Osmanlı olabilir mi? ABD Osmanlı olabilir mi? 07/08/2006 - 01:56 Ahmet Taşgetiren Amerika, bir dünya gücü olarak, Osmanlı'nın çözülüş zamanını bile incelese, orada, kendisi için bugünkünden daha insani bir imaj kaynağı bulabilirdi. "Nizam-ı âlem" derdi bizim ecdadımız bu işe... Onu "Yeni Dünya Düzeni" diye tercüme ettiniz.Ama Osmanlı'nın yüreğini tercüme edemediniz. Evet bu coğrafyadan bir de Osmanlı geçmişti. Tam 6 asır. Balkanlar’dan Kafkasya'ya, Yemen'e, Filistin'e, Cezayir'e, Trablusgarb'a... Ne bu sömürü oldu, ne bu zulüm... Bir yanda, üzüm bağlarında koparılan salkımların yerine asılan para keseleri... Öte yanda Beyrut, Sur, Sayda'nın enkaza dönmüş görüntüsü... Önce Anadolu Ajansı'nın Mart ayında verdiği bir haberi okuyalım:
"Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu'nun Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa ve Adana'da 2 bin 500 kişiyle yaptığı ankete katılanların yüzde 94'ü İran'a, yüzde 95'i Suriye'ye askeri müdahaleyi onaylamadı. Yüzde 46 İran'ın nükleer enerjiye sahip olmasını desteklerken, itiraz edenler yüzde 45 çıktı.
Yüzde 52 ABD'nin Irak'tan hemen, yüzde 22 en geç bir yılda çekilmesini istedi. ABD'yi Irak'ta görmek isteyenlerin oranı yüzde 2. Yüzde 92'lik kitleye göre işgal sonrası Irak'ta hiçbir olumlu gelişme olmadı, yüzde 59 ise Saddam ile ABD yönetimi arasında fark görmüyor. İşgal dönemini daha iyi bulanların oranı yüzde 4 iken, Saddam döneminin daha iyi olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 30. Yüzde 80 ABD'nin Irak petrolünü istediği kanaatinde. ABD'nin Irak'ta Kürt devleti kurmak istediğini düşünenler yüzde 12 iken, yüzde 8 ABD'nin İsrail'i korumak için Irak'a zarar verdiği görüşünde.
Irak'ta iç savaşı kimin çıkarmaya çalıştığı sorusuna yüzde 71 'ABD' yanıtı verirken, bunu yüzde 7 ile İsrail, yüzde 5 ile Kaide ve Şiiler izliyor. Yüzde 83 ABD'nin Irak'taki PKK kamplarını kapatacağına inanmıyor.
Filistin'de seçimle işbaşına gelen Hamas'ın Ankara ziyaretini olumlu bulanlar yüzde 49 iken, olumsuz bakanlar yüzde 23, kararsızlar ise yüzde 29 çıktı."
Haberin mahiyeti açık. Türk kamuoyu, İran'a yapılacak bir müdahaleye karşı.
Türk kamuoyu, yarı yarıya İran'ın nükleer enerjiye sahip olmasını onaylıyor.
Türk kamuoyu, Amerika'nın Irak'tan çıkmasını istiyor.
Türk kamuoyu, Irak'ta iç savaşın Amerikalılar tarafından çıkarıldığını düşünüyor. İşin ilginç yanı burada sorumluluğu El Kaide ve Şiilere yükleyenlerin oranı yüzde 5'te kalıyor.
Türk kamuoyu, Saddam döneminin Amerikan işgalinden daha olumlu olduğunu düşünüyor.
Ve Türk kamuoyu, Hamas heyetinin Ankara'ya gelmesini olumlu buluyor.
Bu tesbitlerin anlamını şu hususları da dikkate alarak değerlendirelim:
-Türkiye'de genelde İran'a karşı negatif bir duygu zemini vardı. -Türkiye'de Saddam yönetimi genelde tepki görürdü.
-Türkiye'de İran'ın nükleer enerji sahibi olması kuşku ile karşılanmaktaydı.
-Türkiye'de El Kaide, Şia, Hamas ve Hizbullah genelde medya tarafından olumsuz ilişkilerle anılan örgütlerdi.
Ve bir şey daha:
Türkiye'de hükümet ve devlet eğilimi, genelde Amerika ile iyi geçinme eğiliminde ve bunun sonucu olarak da halk efkarının negatife yönelmesinden çok hoşnut olmaması gerekir. Peki ne oldu da halkımız, İran'ı koruyucu, adları hep terörle birlikte zikredilen örgütleri masum telakki eden, Saddam'a bile olumlu bakacak bir noktaya geldi?
Suçlu belli: Amerika'nın bölgeye ilişkin emperyal politikaları...
Amerika bölgede var olmak isterken, kendi kendini ifna eden bir strateji izliyor.
Amerika bir ara "Bölgeye demokrasi, insan hakları vs... gelecek, Büyük Ortadoğu Projesi öncelikle bunu amaçlıyor" derken ilgi gördü. Saddam'ın çok kirli imajı da bu mesajda ümid aranmasına yardımcı oldu. Bölge halkları bu mesajı kuşku ile karşılasalar bile, aydınlar bu oltaya tutundular. Ama daha birkaç adım içinde, Amerika'nın elleri kana bulandı. Amerika kirlendi.
Bölgede Amerika'ya yakın duran yönetimler var; hepsi demokrasi özürlü. Hoş bu bile o yönetimler için çok sempatik bir tanımlama. Bütün coğrafyada halklar, Amerika'ya karşı... Bütün coğrafyada halklar, ellerine geçecek ilk 'özgür seçimler'de, sırtlarını Amerika'ya yaslayan yönetimleri değiştirecekler. Ve Amerika, neredeyse bölgedeki tüm ülkelerde, ilk özgür seçimlerde iktidara gelecek kadroları "Radikal İslamcı, köktendinci vs..." diye damgalayıp dışlamış durumda.
Bir şey daha:
Amerika, bu politikası ile dünyada da sevilmiyor. "Dünya barışını tehdit eden ülkeler" sıralamasında başı çekiyor. Bizzat Amerika'da Bush - Neocon yönetimi imaj kirlenmesi yaşıyor.
Amerika'nın bölgedeki ana operasyon ortağı İsrail kire, kana batmış durumda.
İsrail politikaları, bizzat bir kısım İsrail vatandaşı tarafından tepki görüyor.
Önümde bir dergi var; Otuzuncu Harf ismini taşıyor. Türkçe 'Sözün bittiği yer'i anlatıyor bu isimle... Orada üzerine İsrail askerleri tarafından tank sürülerek öldürülen Rachel Corrie'nin ailesi ile konuşulmuş. Rachel Corrie, bir Amerikalı genç kız. Filistin'de yapılanlara isyan için "Barış gönüllüsü" olarak Gazze'ye, Refah mülteci kampına gelmiş... Sonra üzerine katerpillar sürülerek, yani böcek gibi ezilerek can vermiş. O fotoğraf, hâlâ hafızalardadır. Rachel, ailesine yazdığı mektupta şunları söylüyor:
"Amerikan vatandaşı olduğum için kendimi suçlu hissediyorum."
İşte böyle, vicdanı olan, ellerini biraz kanlanmış, kirlenmiş hissediyor Amerikalı olarak...
N'olacak, nasıl yürüyecek Amerika bu coğrafyada, nasıl yürütecek Büyük Ortadoğu Projesini?
Halklara rağmen...
Bir süre sonra, bölgede Amerika'nın elinden tutan herkes, kendini biraz suçlu hissedecek. Bir süre sonra Amerika ile yanyana görünmek, bu coğrafyada bir siyasetçi için siyasi intihar haline gelecek.
Şu son hadisede Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün'ün sırf, tıpkı Amerika ve İsrail gibi Hizbullah'ı suçladıkları için nasıl bir imaj kirlenmesi yaşadıklarına dikkat etmek lazım. Genel tesbit şu değil mi?
-İran zemin kazanıyor. Şia kuşağı güçleniyor.
Neden?
Bu coğrafyanın Sünni toplumları bile, 'Şii ayrımı'nı unutuyorlar. Çünkü 'İslam coğrafyası'nın üzerine çok büyük bir bela çullanıyor. "Amerika - İsrail çılgınlığı, bir tsunami dalgası halinde bölgenin üzerine gelirken konu - komşu çekişmeleri ile kaybedecek zaman olabilir mi?" İşte bu değerlendirme yeni bir bölgesel psikoloji oluşturuyor. Onun içinden öfke çıkıyor, red çıkıyor, hatta nefret çıkıyor.
Amerika baksın şöyle yakın geçmişe, hiç böyle bir nefretle buluşmuş muydu?
Böyle bir atmosfer içinde bölgede nasıl varolacak Amerika? "Enerji için varolmam kaçınılmaz" diyorsa...
Hep savaşla mı?
Hep halklarla vuruşarak mı?
Daha kaç Lübnan’ı yakacak İsrail, kaç Bağdat'ı tahrib edecek papatya biçen, sığınak delen Amerikan bombaları, kaç Kabil'i? Telafer'i, Samarra'yı?
Kaç Guantanamo hukuksuzluğu lazım, kaç Ebu Gureyb vahşeti?
İsrail hapishanelerinde kadınlar ve çocuklar var... Ne yapacak İsrail onları? Hangi pazarlık için kullanacak?
***
"Nizam-ı âlem" derdi bizim ecdadımız bu işe...
Onu "Yeni Dünya Düzeni" diye tercüme ettiniz.
Ama Osmanlı'nın yüreğini tercüme edemediniz.
Evet bu coğrafyadan bir de Osmanlı geçmişti. Tam 6 asır.
Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Yemen'e, Filistin'e, Cezayir'e, Trablusgarb'a...
Ne bu sömürü oldu, ne bu zulüm...
Bir yanda, üzüm bağlarında koparılan salkımların yerine asılan para keseleri... Öte yanda Beyrut, Sur, Sayda'nın enkaza dönmüş görüntüsü...
Kim ne getiriyor geldiği yere?
Bağdat'ta yağmalanan kütüphaneler, müzeler...
Siz geldiniz ve böyle oldu.
Ebu Gureyb sizin eseriniz. İşkence, işkence, işkence... Sizin kültürünüz.
Yıktınız, yaktınız tüm coğrafyayı...
Bize diyorsunuz ki, sıra Suriye'de, İran'da... Oraları da yıkacaksınız elinize geçerse...
Bize diyorsunuz ki, yıkımımıza yardım edin, yoksa siz de yıkılırsınız...
Haritalar dolaştırıyorsunuz, Türkiye'yi de tırtıklayan haritalar... 'Sizinle olmayan size düşman'dı size göre...
İnsani her şeyin canına okudunuz. Nasıl bir dünya düzeni çıkar bunun içinden? Irak'ta yaşananlar 'Yeni Dünya Düzeni'nin pilot görüntüsü olmasın! İnsanların birbirini kırdığı, istihbarat örgütlerinin kıran kırana savaştığı ve gözün gözü görmediği, kimin neyi oynadığının farkında olmadığı bir dünya... Bu fesaddan siz kendinizin masun kalacağını mı düşünüyorsunuz? Çok yazık!
Son söz: Osmanlı, yönetimin büyük zaaf geçirdiği en sıkıntılı zamanında bile Amerika'nın bugünkü haline benzememişti.
Bir farkı vardı:
Yürek farkı... Merhamet farkı, insanlık farkı.
Amerika, bir dünya gücü olarak, Osmanlı'nın çözülüş zamanını bile incelese, orada, kendisi için bugünkünden daha insani bir imaj kaynağı bulabilirdi. |