Memleket Menfaatinde Mutabakat
|
|
İsmet Özel
Memleket Menfaatinde Mutabakat
Cumhuriyetin ilânından itibaren Türkler bin yılda ancak kazandıkları toplumsal içgüdülerine kapılmak suretiyle ve fakat kendilerinin asla bilinçle kavrayamadıkları bir bölünmeye uğradılar. Dünyadaki güç odaklarının pençesinden bir toprak parçasını kurtarıp kaçırmanın ne büyük zorlukları aşmayı gerektirdiğini idrak edenler memleket menfaatinin ancak sübût ile korunabileceğine inandı. Dünya siyasi haritasında Türk devletinin yer aldığını açık seçik görmek onlar için yeterliydi. Onlara göre fincancı katırlarını ürkütmemek esastı.
İlk elde "misâk-ı millî" sınırları dışına taşan bir özlemle bağlantıları olmadığını her fırsatta ortaya koymak zorunluluğu altında bulunduklarını kabul ettiler. İkinci olarak anılan sınırlar içinde kalınmak şartıyla dahi olsa herhangi büyük bir millî tasarıyı millî hedef haline getirmekten kaçınmanın tedbirli olmak anlamına geldiğini düşündüler. Ne türden olursa olsun meydan okuma girişimlerinin canlarına okuyacağından korktular. Devlet ve millet cumhuriyet rejimi sayesinde, saltanat ve hilâfetin ilgası suretiyle sübût etmişti. Bundan ötesi için tutamak yeri bulabileceklerine kani değildir.
Kurtuluşun sübût sahasıyla mukayyet olduğunu kabul edenlerin karşısına Türkiye inkişâf etmedikçe onun kurtuluşuna kurtuluş denilemeyeceğini iddia edenler çıktı. Bu ikinciler memleket menfaatinin sadece ve sadece inkişafta bulunabileceğine kanaat getirmişlerdi. "Durmayalım, düşeriz" diyorlardı. İnkişaf taraftarlarına göre dünyadaki değişim Türkiye'nin gücünü göstermesi için elverişli bir ortam hazırlamıştı ve sübût etmiş cumhuriyetten daha ötede kazançlar elde edebilmek için tutamak yerleri bulmasına fırsat veriyordu.
Türkler memleket menfaatinin sübûtta mı, yoksa inkişafta mı saklı olduğu konusunda mutabakata varamadılar. Anlaşmazlığın sebeplerinin başında söz konusu ayrımın sadece toplumsal içgüdü aracıyla tecelli ediyor oluşu ve Türklerin kendi akıbetleri konusundaki endişelerini bir türlü bilinç katına çıkaramayışları gelir. Siyasi çekişmeler memleket menfaatinin bilinçsizce müdafaasından, yani neyi müdafaa ettiğini bilmeyen insanların itişip kakışmalarından başka bir şey değil. Bu bilinçsizlik sonunda bir ruh hastalığı haline dönüştü. Türkler kendi varlıklarını bir tarihi gerçeklik olarak kavramayı başaramadıkları yetmiyormuş gibi, artık kendi tarihlerini öğrerenek benimsemeyi de reddediyorlar. Hem devletin, hem de milletin mevcudiyetine çeşitli ve birbiriyle çatışan efsanevî gerekçeler uydurmayı tercih etmiş haldedirler. Bir taraf diğerinin uyduruk gerekçesini cerh etmek için başka bir gerekçe uyduruyor. Taraflar uyduruk gerekçelerle karşısına çıkanı kahretmeyi marifet sayıyor. Böyle bir ortamda memleket menfaatinin ne olduğu konusunda mutabakat sağlamak elbette imkânsız. Türkiye'nin kendi kendini sömürgeleştirme evresini geride bırakıp dünya sisteminin bir kenar mahallesi durumuna düşmesinin hazin hikâyesi bu.
__________________
" M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . "
|