| Ali Dibo ![]() ![]() Üyelik tarihi: 09.08.2006
Mesajlar: 170
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Sezer Bile Yahudi'lerin Emirvakileri Degil. Utansin Usaklar. |
| | |
![]() ![]() Üyelik tarihi: 19.08.2003
Mesajlar: 150
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
| Sezer karşı çıktıysa göndermemiz demekki daha iyidir. Bunu bilmeyecek ne var. |
| | |
| Ali Dibo ![]() ![]() Üyelik tarihi: 09.08.2006
Mesajlar: 170
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| IRAK SAVASINDA DA AYNISINI YAPTILAR.BUNLAR UTANMADAN NASIL MÜSLÜMANIM DIYECEKLER(?) Mesaj Cumhurbaşkanı Sezer'e mi? Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in "Lübnan'a asker gönderilmesine karşıyım' demesi üzerine TBMM Başkanı Bülent Arınç, Anayasa'nın 92'nci maddesine göre Cumhurbaşkanı'nın veto yetkisi bulunmadığını belirterek, �Anayasınn 92'nci maddesi çok açıktır. Kim ne deserse ne desin, sonunda bu maddeye göre işlem yapılacaktır. "Lübnan'da ne işimiz var" denilemez� dedi. �Sayın Cumhurbaşkanı'nın görüşlerini değerlendirmek konumunda değilim� diyen Arınç, Lübnan'a asker gönderme konusunda kendi görüşlerini açıkladı. Arınç, kendi görüşlerini açıklarken, Cumhurbaşkanı Sezer'in de meclisin asker göndermeyle ilgili alacağı karara dönük veto yetkisinin bulunmadığını hatırlattı. Cumhurbaşkanı Sezer ile de polemiğe girmek istemeyen Arınç, gazetecilere, �Sayın Cumhurbaşkanı'nın özgün düşünceleri kendisine aittir. Sayın Cumhurbaşkanı'nın düşüncelerini görüşlerini değerlendirmek konumunda değilim. Bunu da özellikle altının çizerek yazarsanız sevinirim. Ben Sayın Cumhurbaşkanı'nın veya bir başkasının düşüncelerini değerlendirmek noktasında bir insan değilim� dedi. BU HÜKÜMETİN İŞİ Çatışmaların sona ermesi, masum insanların hayatlarının korunmasının insani bir duygu olduğunu belirten ve Türkiye'nin bunu büyük bir başarıyla yaptığını söyleyen Arınç, asker gönderme kararının da birinci olarak hükümetin işi olduğuna dikkat çekti. Arınç, �Türkiye'nin çok uluslu BM Barış Gücü'ne eğer asker göndermesi gerekiyorsa bunun gereğini hükümet taktir edecektir, ikinci aşamada bu talebini TBMM'ye iletecektir. TBMM toplanacak ve bu talebin yerinde olup olmadığına karar verecektir. Anayasamızın 92'inci maddesi gereğince böyle bir durumda, hükümet asker gönderme izni isteyecekse, bunu meclisten talep edecektir. Bu aşamada Cumhurbaşkanı'nın bir yetkisi ve sorumluluğu yoktur. Meclis'in alacağı karar Resmi Gazete'de yayınlanacaktır. Cumhurbaşkanı'nın imzasına ihtiyaç bulunmamaktadır. Bu hiçbir zaman veto edilecek ve Anayasa Mahkemesi'nde iptali için dava açılacak bir karar olmayacaktır. Prosedür böyle. Anayasa"nın 92'inci maddesi çok açıktır. Kim ne deserse desin sonunda bu maddeye göre işlem yapılacaktır� diye konuştu. "KARARA HERKES SAYGI DUYMALI" Geçmişte de Türkiye'nin asker göndermesine ilişkin talepler olduğunu ve Türk askerinin ve teçhizatının başka ülkelerde bulunduğunu hatırlatan Arınç şöyle devam etti: �Şu anda Türk askeri kriz bölgelerinde bulunmaktadır. Yani "Lübnan'da ne işimiz var" denilemez. O zaman "Afganistan'da, Bosna Hersek'te Türk askerinin ne işi var" denebilir. Geçmiş yıllarda "Somali'de Türk askerinin ne işi vardı" denilebilir. Oysa Lübnan, Somali'den, Kongo'dan, Bosna Hersek'ten, Afganistan'dan daha yakındır. Lübnan bizim bölgemizde bir ülkedir. Her talep, tezkere kendi şartları içinde değerlendirilir. 1 Mart tezkeresine bakarak Lübnan ile ilgili konuda hüküm vermek doğru olmadığı gibi, Kongo'ya bakarak yine Lübnan ile ilgili konuda karar vermek mükmkün değildir. Şartlar ortaya getirilir, talep yapılır, milletvekillerimiz vicdani kanaatleriyle oyları kullanırlar ve bu karara herkesin saygı duyması gerekir.� |
| | |
| Ali Dibo ![]() ![]() Üyelik tarihi: 09.08.2006
Mesajlar: 170
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Lübnan'a insani yardım taşıyan Kızılay konvoyunun yaklaşık 600 metre önüne, konvoy Lübnan'a girmek üzere iken İsrail tarafından bomba atıldı. Türk Kızılay'ına İsrail bombası Taşlı, Kızılay Lojistik ve Bölge deposunda incelemelerde bulunmak üzere geldiği Düzce'de yaptığı açıklamada, Türk Kızılayı'nın Filistin ve Lübnan halkı için önemli yardım çalışması yaptığını belirtti. Ancak yapılan yardımların güvenli bir şekilde Lübnan halkına ulaştırılması konusunda sıkıntı yaşandığını dile getiren Taşlı, şunları söyledi: “Dün üzücü bir olay oldu, İsrail'den yardımlar için güvenlik koridoru açılmasını istedik, güvenlik koridoru açıldı. Bu konuda İsrail Büyükelçiliği ve Dışişleri Bakanlığımızla yakın temas halindeydik. Ancak güvenlik koridorunda öncü aracımız ilerlerken, araca yaklaşık bir kilometre ile 600 metre yakınına İsrail tarafından bomba atıldı. Bu olmaması gereken bir şeydi, kabul edilebilir değildi. Olayda ölü ve yaralı olmadı. Bu olay sonrası bir ekibimizi Suriye tarafına çekmek zorunda kaldık, daha doğrusu kaçırmak zorunda kaldık.” “KIZILAY'IN ULUSLARARASI ÇATIŞMALARDA KORUMASI VARDIR” Taşlı, bombalama olayının kasıtlı olmadığı yönünde kendilerine bilgi ulaştırıldığını(!) belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ama yinede bir koridor açılmış bombalanmaması gerekirdi. Kızılay ve Kızılhaç örgütü olarak bu amblemimiz korunma sağlar. Bu ateş edilemez, bombalanamaz, taciz edilemez böyle bir korumamız var, bizi bombalamamaları gerekiyordu. Türk Kızılay'ının uluslararası çatışmalarda bir korunması vardır. Bütün taraflar bizim yolumuzu kesmemeli ve kapatmamalıdırlar. İsrail yetkilileri bize yardımlarını sağlıyor fakat bu kaza mı bilemiyorum?” LÜBNAN VE FİLİSTİN'E YARDIMLAR SÜRECEK Taşlı, Filistin'e 10 bin ton un gönderileceğini ve bu yardımlardan şu ana kadar 1500 ton unun Filistin halkına ulaştırıldığını bildirdi. Kızılay olarak Filistin'de 120 bin öğrenciye eğitim yardımı olarak okul çantası ve gereçleri yardımı da yapacaklarını ifade eden Taşlı, ”Çünkü orada kimse okul ile ilgili materyal alma şansı yok Bunun tamamını Kızılay üstlenecek” dedi. Taşlı, Lübnan'a ilişkin yardımlar konusunda da şu bilgileri verdi: “Lübnan'da savaştan kaçan insanların çoğu Suriye'ye sığındı. Burada Suriye'ye sığınan Lübnanlılara 2 TIR yardım malzemesini ulaştırdık. Ardından 18 TIR dolusu 2 milyon dolar civarında bir yardımı da Ankara'dan yola çıkarttık. Bunun 5 TIR'ı Suriye diğer kısmı Lübnan'a gönderildi. Şu an bu yardımlar halka ulaştırıldı.” Taşlı, Lübnan yetkilileri ile görüştüklerini ve Lübnan Kızılhaçı ile birlikte bu ülkede çocuk hastanesi açmayı planladıklarını ve bütün hazırlıkların tamamlandığını kaydetti. (aa) |
| | |
| Ali Dibo ![]() ![]() Üyelik tarihi: 09.08.2006
Mesajlar: 170
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Ahmet VaroGül'ün Ziyaretleri ve Türkiye'nin Yeri-3 Gül'ün ziyaretleriyle ilgili bilgiler ve haberler incelendiğinde yapılan temaslarda sürekli bir tarafa yontulduğu veya ABD ve İsrail mesajlarının diğer tarafa iletilmesine çalışıldığı anlaşılıyor. Ziyaretlerin ilk durağı olan Lübnan'da Hizbullah'ın atlanması ve bu hareketin yetkilileriyle hiçbir temasa geçilmemesi, "Hizbullah Lübnan hükümetinin bir parçasıdır, dolayısıyla bu hükümetle görüşmemiz aynı zamanda Hizbullah'la görüşme anlamına gelir" iddiasıyla izah edilebilecek bir ihmal değildir. Bu bize Nur cemaatinin sağladığı desteğe karşılık bu cemaatten bir kişiye bakanlık vereceği vaadini yerine getirmeyen parti liderine sebebin sorulması üzerine, "başbakan sizden; daha ne istiyorsunuz?" cevabı vermesini hatırlattı. Demek ki siyasette laf ustalığı sadece fötr şapkalılara has bir marifet değilmiş! Aynı ihmalin Filistin ziyaretinde de gerçekleştirildiğini ve HAMAS mensubu hükümet yetkilileriyle bir araya gelinmemesine özen gösterildiğini gördük. Şu an Filistin yönetiminde herhangi bir ağırlığı olmayan Saib Erakat'la görüşülmesine rağmen HAMAS mensubu yetkililerin özellikle atlanmasının amacı olsa olsa siyonist devleti ve ABD'yi rahatsız etmemek, onların itirazlarına yol açacak bir iş yapmamak olabilir. Eğer sizin ziyaretiniz vesilesiyle işgalci askerler kutsal Mescidi Aksa'yı kirletiyorlarsa yaptığınız ziyaret sadece bu kutsal mabedin mahremiyetine halel getirmiş olur. Kutsal mabedin mahremiyetine dokunulmasına hatta buna tepki gösterenlerin işgalci saldırganlar tarafından karga tulumba tutuklanmasına sessiz kalmanız durumunda ziyaretinizi artı hanenize yazmanız ve kanlı elleri sıkma işini böyle bir ziyaretle perdelemeye kalkışmanız yersizdir. Üstelik siyonist medya Filistinli gencin Abdullah Gül'e tepki gösterdiğinden tutuklandığı iddiasında bulunarak olayı fitne malzemesi yapmaya çalıştı. Bu durum karşısında Gül'e yakışan hiç olmazsa bu iddianın doğru olmadığını dile getirerek siyonist medyanın fitne amaçlı yalancılığını yüzüne vurması ve söz konusu gencin işgalci askerlere tepki gösterdiğinden dolayı tutuklandığını ifade etmesi olurdu. "Görüşme talebi ailelerden geldi, onlar otelde yanımıza geldiler, biz de burada görüşmeye açıktık" açıklaması işgalci esir askerlerin aileleriyle görüşmeyi izaha yetmiyor. Böyle bir görüşme talebini kabulden önce, Filistinli tutsaklardan bazılarının aileleriyle görüşmenize de imkân tanınmasını şart koşmanız gerekirdi. "İsrailli esir sayısı sadece üç, Filistinli esirlerin sayısı ise on bir bini bulmuş, hangi biriyle görüşelim, biriyle görüşsek diğerleri alınabilirler" türünden bir izahı belki ihmale gerekçe göstermeniz söz konusu olabilir. Ama en azından meclis başkanı Aziz ed-Duveyk'in veya başbakan yardımcısı Nasıruddin eş-Şair'in ailesiyle görüşmenize imkân tanınmasını şart koşmanız ve bunda ısrarlı davranmanız mümkündü. Filistin tarafında Meclis başkanının, başbakan yardımcısının, bakanların ve milletvekillerinin onurlarının bu derece rencide edilmesine sessiz kalırken işgalci esirlerin ailelerini onurlandırmak elbette ki Filistin halkını rencide etmiş, derinden yaralamıştır. "Çözüm arayışı için İsrail'i de ziyaret kapsamına almamız bir zorunluluktu" denseydi belki biraz makul görülebilirdi de Lübnan'ın harabeye çevrilmesinden sonra ve Filistin'e yönelik vahşi saldırılar devam ederken gerçekleştirilen bir İsrail ziyaretinden dolayı "mutlu" olunabilmesi sadece zulme uğrayanların acılarını paylaşmada iyice yetersiz kalındığının göstergesi olabilir. On günlük bebekleri katleden İsrail Saldırı bakanı Amir Peretz'le görüşmelerini gizlemeye ihtiyaç duymayanların HAMAS lideri Halid Meş'al'le, bakan düzeyinde değil müsteşar düzeyindeki görüşmeyi bile gizli tutmaya neden böylesine ihtiyaç duyduklarını anlamak zor. Üstelik bu görüşme bir destek ifadesi taşımayıp İsrail askerlerinin serbest bırakılması talebinin iletilmesi amacına yönelik olduğu halde. HAMAS'a böyle bir mesaj iletenlerin önce siyonist devletten Filistinli tutukluları serbest bırakmasını istemeleri gerekirdi. On bir bin tutsağın serbest bırakılması talebini bir yana koyalım, bakanların ve milletvekillerinin serbest bırakılması için bile dişe dokunur bir şey yapıldığını duymadık. Suriye yetkilileriyle yapılan görüşmelerde Hizbullah'ın silah ve maddi destek kanallarının kapatılması taleplerinin iletildiğine dair haberleri de okuyunca ister istemez "bu ziyaretlerin tek amacı birilerinin mektuplarını ilgili adreslere ulaştırmak mıydı?" sorusunu sormadan edemedik. |
| | |
![]() |
| Lesezeichen |
| Seçenekler | Arama |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Kafire Karsi Tavrimiz | Alperen | Muhabbet Olsun | 12 | 10.05.2008 03:43 |
| Gurura karsi ilac | serdar | Dini Bilgi ve Eğitim | 10 | 03.09.2006 02:23 |
| Cocugunuzun istegine karsi..??? | Cansu | Anketleriniz | 9 | 01.01.2006 19:47 |
| MEB de Islama karsi skandal | Cihad74 | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 10 | 02.10.2004 18:44 |
| Ana babaya karsi adap | Cihad74 | Dini Bilgi ve Eğitim | 0 | 24.09.2004 23:48 |