![]() ![]() Üyelik tarihi: 05.10.2003
Mesajlar: 399
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
Bir Cinayet, Bir Linc, Bir Tarikat, Bir Örgüt
Şükrü Sak 4 Eylül günü Fatih’de camide Bayram Ali Öztürk hocanın öldürülmesi ve katilin orda linç edilmesinin ardından yaşanan gelişmeler, bu ülkede sistemin nasıl işlediğini bir kere daha bütün çıplaklığıyla ortaya koydu. Aynı camide daha önce de Mahmut Efendi’nin damadı Hızır hoca katledilmiş, olaydan sonra yakalanan kişi ‘deli’ denilerek serbest bırakılmıştı. Olaydan sonra yaşanan gelişmeler çok önemli ipuçları taşıyor… Birincisi; İstanbul Emniyeti’nde görevli, -muhtemelen Terörle Mücadele Timi’nde- bir memurun, daha ortada hiçbir şey yokken medyaya; “Cinayeti İBDA-C işlemiş olabilir, soruşturma bu yönde sürdürülüyor.. Bayram Ali Öztürk, İbdacıların Cemaate sızmalarından rahatsız oluyor ve bunu engellemeye çalışıyordu…” Tarzında doğrudan “üfleme” yapmasıydı… “Üfürükçülüğün” mevcut yasalarla da “suç” olması bir yana… Tamamen “maksatlı” olarak yapılan bu ‘üfleme’ soru işaretlerinin odağı haline gelmeli, bunu yapan “görevlinin” doğrudan hukukî yollardan ifadesine başvurulmalıydı… Bu karanlık cinayeti aydınlatacak en önemli ipucu burasıdır belki de… Neden mi?. Bayram Ali Öztürk; İbda ve Salih Mirzabeyoğlu’na sevgi ve sempatisini defalarca kendi çevresine ve yakınlarına izhar etmiş bir isimdi… Dolayısıyla olayı, bu yöne doğru çekmeye çalışan ve yalan bilgiyi kasıtlı ve maksatlı bir şekilde medyaya üfleyen bu “görevlinin” bu karanlık cinayetin içinde olduğunu düşünmek yanlış olmaz. İkincisi Medyanın tavrı: Medyanın cinayetle ilgili tavrı ve yayınlarıyla, bu karanlık cinayetin arkasındaki nedenleri ve kişileri sorgulamak yerine, hadiseyi Cemaat ve tarikatlara karşı bir karalama ve suçlama kampanyasına dönüştürmesi, medyanın da belli ölçüde bu cinayeti yaptıranlarla ortak hareket ettiğinin en açık göstergesi sayılabilir. Katili ve karanlık cinayeti değil de, linç olayını öne çıkararak, hedef tahtasına cemaati yerleştiren medya, bu karanlık cinayetin bir şekilde içindedir… Bu hadisedeki çarpıklıklar cenazenin kaldırılması sürecinde de devam etti: Basına da yansıdığı şekilde; İstanbul Emniyeti’nden üç görevli, İsmailağa Cemaatinin “önde gelenleriyle” toplantı yaparak; “İbdacıların cenazede çok büyük bir provakasyon yapacağı ve yüzlerce kişinin öleceği, kan akacağını” söyleyerek, cemaatle işbirliği yapmış, cenazenin kaldırılması sırasında cemaatin “önde gelenlerinden” koruma, polislik görevi yapmalarını istemiş olmasıdır. Burada soruları isteğiniz kadar çoğaltabilirsiniz… Resmi bir kurumun –İstanbul Emniyeti’nin- bu tür işlerle ne ilgisi olabilir?. Bir kurum kendi alması gereken “güvenlik tedbirlerini” bir cemaatin “önde gelenlerine” devredebilir mi?.. Onları buna “İBDA-C kan dökecek” diye ikna edebilir mi?.. Emniyetin, “İBDA-C’nin Cemaate sızmasını engellemek?” gibi resmi bir görevi de mi var?. Bu görevler hangi yasa ve yönetmeliklerle, hangi kanunlara kendilerine verilmiştir?. Bunlara, “kim nereye niçin sızsın veyahut bu ne demek?” diye sormadan önce, Emniyetin kendi alması gereken “güvenlik önlemlerini” cemaate devretmesi yasal mıdır?. Ayrıca cemaatin “önde gelenleri” denilen kişilerin, Müslüman bir gruba –İbdacılara karşı- polisle böyle bir işbirliği içine girmesi, nasıl telif edilecektir. Böyle bir şeyi yapanların, cemaatin “önde gelenleri?” mi, yoksa, cemaati arkadan bıçaklayan, “cemaatin hainleri” mi olduğu bir yana, bunlar şehid edilmiş bir Müslümanın cenazesinde, -tekbir ve salavat getirmeyi dahi yasaklamaya kadar- varan tavırlarını, bir Müslümanın cenazesinde bütün İslâmî usûlleri terk etmelerini, neyle ve nasıl izah edeceklerdir?.. En başta cemaate?.. Aynı işi yapan “Emniyet” yarın bir gün İbdacıların “önde gelenleriyle” böyle bir anlaşma ve yakınlaşma içine girdiklerinde bu da “çok doğal bir hadise” gibi karşılanacak mıdır?. Tamamen çarpık, sıra dışı tutum ve davranışlar ister istemez bir çok soruyu da beraberinde getirmektedir… “Bir taşla iki kuş vurmayı” hedefleyen ve ‘medya’ ile kol kola yürütülen bu karanlık çetenin kirli oyunu tutmadı, “İbdacı duruş”, cinayet sonrası düşünülen ‘muhtemel tezgahları’ alt üst etti.. Bu çirkin saldırıyı, muhterem Sadettin Ustaosmanoğlu Radikal’de yaptığı açıklamalarla geri püskürttü: İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu ile 7 yıl aynı hücrede yatmış Mahmut Efendi’nin yeğeni ve Furkan dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Sadettin Ustaosmanoğlu: ‘İsmailağa cemaatine yönelik saldırıların arkasında devlet içindeki çete var. İBDA ile İsmailağa arasında mânâ bakımından bir ayrım yok. 28 Şubat sürecinde ‘kontrol altına alınamayan’ cemaatin yok edilmesi için düğmeye basıldığını” ve aslı hedefin Mahmut Efendi olduğunu söylüyordu… Bu tavır ve duruş, bir taşla iki kuş vurmaya niyetlenmiş ve cemaati kolay lokma olarak gören karanlık çetenin hevesini kursağında bırakmış ve Müslümanların artık öyle “kolay lokma” olmadıklarını dosta düşmana göstermiştir. Daha sonra Bayram hocanın cenazesinde gözaltına alınan İbdacı’ların çıktıktan sonra topluca, Bayram hocanın kabrini ziyaret etmeleri de, “cinayeti İBDA-C işlemiş olabilir, soruşturma bu yönde de yapılıyor” ÜFLEMESİNİ yapan, hukuk katili ve “terörle mücadele” yaptığını zanneden veya kendilerini öyle kamufle eden “görevli”lerin de heveslerini kursağında bırakmıştır. Bu tür “üfleme” ve “sallamalarla” iş yaptığını sanan ve “terörle mücadele” eden –veya ettiğini sanan- bir kurumun vay hâline… Son olarak: Bu cinayeti işleyen ve kendine devlet süsü vermeye çalışan karanlık çete ile işbirliği yapan “İşgal medyası” ve “muhalefetin” tavrı o kadar bayağılaştı ki, iş alenen “katili sahiplenme” noktasına kadar vardı... Tabii maksat “cemaate ve İbda’ya” saldırmak olunca gözü dönen bu “hain” güruhun durdukları yer Başbakan Erdoğan’ın da dikkatini çekti ve Erdoğan: “İki fakülte mezunu bir Hoca öldürülmüş... Bunu ne arayan, ne soran var..” Diyerek, İşgal medyası ve muhalefetin, “cemaatler ve İbda-C üzerinden” İslâm düşmanlığı yapmaya hazır duruşlarına tepki gösterdi. Ne de olsa işin ucu bir yönden kendilerine uzanıyordu... Bu olayda, cinayeti işleyen çete ile birlikte hareket ettiği açıkça görülen ve alenen KATİLİ SAHİPLENEN, sonra da; “Bu cemaatin dokunulmazlığı mı var?” diyerek ‘yavuz hırsız’ pozları takınan İşgal medyasına bir hatırlatma yapalım... “Hukukun” olmadığı yerde kimsenin dokunulmazlığı yok! Hukuku çiğnedikten sonra “herkes herkese dokunabilir”... Buna İşgal medyası da dahil!.. Veyahut aynı mantıkla Müslümanlar da sorabilir: “İşgal medyası”nın dokunulmazlığı mı var? Hainleri ve katilleri sahiplenenlerin “dokunulmazlığı mı?” var?.. “Cemaatler, tarikatlar ve İbda üzerinden” İslâm’a ve Müslümanlara düşmanlık yapanların “dokunulmazlığı mı?” var... www.aylikdergi.com
__________________
meseldir sözümün onda dokuzu eski ustalardan onda yedisi bir yudum su kadar gündelik sözler Gök'ün uyumundan gelir büyüsü |
|
|
|
![]() Üyelik tarihi: 24.01.2003
Mesajlar: 889
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
![]() |
|||||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||||
![]() |
| Lesezeichen |
| Seçenekler | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Kutan: PKK bir kukla taşeron örgüt | M. Ali Saral | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 0 | 09.03.2008 22:25 |
| Ez -Zevahiri: Libyalı bir örgüt bize katıldı | Battal | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 0 | 06.11.2007 14:05 |
| MHP'ye Para Vermedi Linç Edildi | elmnightmare | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 36 | 15.07.2007 11:41 |
| Mhp'ye Para Vermedi Linç Edildi | musabbinumeyr | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 4 | 12.07.2007 17:24 |
| Linç ve recm... | salihbey | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 0 | 20.12.2006 14:07 |