![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.10.2005
Mesajlar: 5.057
Teşekkür etti: 0
15 Teşekkür 14 Mesaja aldı
| geçmiş olsun....inşallah kimseye birşey olmamıştır... aman dikkat edin sizde kendinize yunus hocam......... |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.10.2005
Mesajlar: 5.057
Teşekkür etti: 0
15 Teşekkür 14 Mesaja aldı
| Allah kimseye yaşatmasın inşallah bir daha.... O his gerçekten çok kötü yaa....... ![]() tekrar geçmiş olsun... |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 28.06.2006
Mesajlar: 307
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| İnegöl'de çok kötü sallandı.rabbim bir daha göstermesin.
__________________ --- |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.07.2006
Mesajlar: 1.145
Teşekkür etti: 1
48 Teşekkür 22 Mesaja aldı
| deprem gibi hadiselerin manevi sebebi? Birinci Sual: Bu zelzelenin maddî musibetinden daha elîm mânevî bir musibeti olarak, şu zelzelenin devamından gelen korku ve me'yusiyet, ekser halkın ekser memlekette gece istirahatını selbederek, dehşetli bir azab vermesi nedendir? Yine mânevî cevap: Şöyle denildi ki: Ramazan-ı Şerifin teravih vaktinde kemâl-i neş'e ve sürur ile sarhoşçasına gayet heveskârane şarkıları ve bâzan kızların sesleriyle, radyo ağzıyla bu mübârek merkez-i İslâmiyyetin her köşesinde câzibedârane işittirilmesi, bu korku azabını netice verdi. İkinci Sual: Niçin gâvurların memleketlerinde bu semâvî tokat başlarına gelmiyor? Bu bîçare müslümanlara iniyor? Elcevab: Büyük hatâlar ve cinâyetler te'hir ile büyük merkezlerde; ve küçücük cinâyetler, tâcil ile küçük merkezlerde verildiği gibi; mühim bir hikmete binâen, ehl-i küfrün cinâyetlerinin kısm-ı âzamı, Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşre te'hir edilerek ehl-i îmanın hatâları, kısmen bu dünyada cezası verilir.(Haşiye) Üçüncü Sual: Bâzı eşhasın hatâsından gelen bu musibet bir derece memlekette umumî şekle girmesinin sebebi nedir? Elcevab: Umumî musibet, ekseriyetin hatâsından ileri gelmesi cihetiyle, ekser nâsın o zâlim eşhasın harekâtına fiilen veya iltizâmen veya iltihaken taraftar olmasıyla mânen iştirâk eder, musibet-i âmmeye sebebiyet verir. Dördüncü Sual: Mâdem bu zelzele musibeti, hatâların neticesi ve keffaret-üz-zünûbdur. Mâsumların ve hatâsızların o musibet içinde yanması nedendir? Adâletullah nasıl müsaade eder? Yine mânevî canibden elcevab: Bu mes'ele sırr-ı kadere taallûk ettiği için, Risâle-i Kader'e havale edip yalnız burada bu kadar denildi: وَاتَّقُوا فِتْنَةً لاَ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَآصَّةً yâni: �Bir belâ, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zâlimlere mahsus kalmayıp mâsumları da yakar.� Şu âyetin sırrı şudur ki: Bu dünya bir meydân-ı tecrübe ve imtihandır ve dâr-ı teklif ve mücahededir. İmtihan ve teklif, iktizâ ederler ki, hakikatlar perdeli kalıp, tâ müsabaka ve mücahede ile Ebubekirler, Â'lâ-yı İlliyyîne çıksınlar ve ebûcehiller, esfel-i sâfilîne girsinler. Eğer masumlar böyle musîbetlerde sağlam kalsaydılar, Ebûcehiller aynen Ebubekirler gibi teslim olup, mücahede ile mânevî terakki kapısı kapanacaktı ve sırr-ı teklif bozulacaktı. Mâdem mazlum, zâlim ile beraber musîbete düşmek, hikmet-i İlâhîce lâzım geliyor. Acaba o bîçâre mazlumların rahmet ve adâletten hisseleri nedir? Bu suale karşı cevaben denildi ki: O musibetteki gazab ve hiddet içinde onlara bir rahmet cilvesi var. Çünki o mâsumların fâni malları, onların hakkında sadaka olup, bâki bir mal hükmüne geçtiği gibi, fâni hayatları dahi bir bâki hayatı kazandıracak derecede bir nev'i şehâdet hükmünde olarak, nisbeten az ve muvakkat bir meşakkat ve azabdan büyük ve dâimî bir kazancı kazandıran bu zelzele, onlar hakkında ayn-ı gazab içinde bir rahmettir. Beşinci Sual: Âdil ve Rahîm, Kadîr ve Hakîm, neden hususî hatâlara hususî ceza vermeyip, koca bir unsuru musallat eder. Bu hal cemâl-i rahmetine ve şümûl-ü kudretine nasıl muvafık düşer? Elcevab: Kadîr-i Zülcelâl, herbir unsura çok vazifeler vermiş ve herbir vazifede çok neticeler verdiriyor. Bir unsurun birtek vazifesinde, birtek neticesi çirkin ve şer ve musîbet olsa da, sâir güzel neticeler, bu neticeyi de güzel hükmüne getirir. Eğer bu tek çirkin netice vücûda gelmemek için, insâna karşı hiddete gelmiş o unsur, o vazifeden men'edilse; o vakit o güzel neticeler adedince hayırlar terkedilir ve lüzumlu bir hayrı yapmamak, şer olması haysiyetiyle, o hayırlar adedince şerler yapılır. Tâ birtek şer gelmesin gibi; gayet çirkin ve hilâf-ı hikmet ve hilâf-ı hakikat bir kusurdur. Kudret ve hikmet ve hakikat kusurdan münezzehtirler. Mâdem bir kısım hatâlar, unsurları ve arzı hiddete getirecek derecede bir şümûllü isyandır ve çok mahlûkatın hukukuna bir tahkirli tecavüzdür. Elbette o cinâyetin fevkalâde çirkinliğini göstermek için, koca bir unsura, küllî vazifesi içinde �Onları terbiye et� diye emir verilmesi ayn-ı hikmettir ve adâlet tir ve mazlumlara ayn-ı rahmettir. Altıncı Sual: Zelzele, küre-i arzın içinde inkılâbat-ı mâdeniyyenin neticesi olduğunu ehl-i gaflet işaa edip, âdeta tesadüfî ve tabiî ve maksadsız bir hâdise nazarıyla bakarlar. Bu hâdisenin mânevî esbabını ve neticelerini görmüyorlar, tâ ki intibaha gelsinler. Bunların istinad ettiği maddenin bir hakikatı var mıdır? Elcevab: Dalâletten başka hiçbir hakikatı yoktur. Çünki; her sene elli milyondan ziyâde münakkaş, muntâzam gömlekleri giyen ve değiştiren küre-i arzın üstünde binler envâ'ın birtek nev'i olan, meselâ sinek tâifesinden hadsiz efradından birtek ferdin yüzer a'zâsından birtek uzvu olan kanadının kasd ve irade ve meşiet ve hikmet cilvesine mazhariyeti ve ona lâkayd kalmaması ve başıboş bırakmaması gösteriyor ki, değil hadsiz zîşuurun beşiği ve anası ve mercii ve hamisi olan koca küre-i arzın ehemmiyetli ef'al ve ahvâli, belki hiçbir şeyi, -cüz'î olsun küllî olsun- irade ve ihtiyar ve kasd-ı İlâhî hâricinde olmaz. Fakat Kadîr-i Mutlak, hikmetinin muktezasıyla zâhir esbabı tasarrufâtına perde ediyor. Zelzeleyi irade ettiği vakit, bâzan da bir madeni harekete emredip, ateşlendiriyor. Haydi, mâdenî inkılâbât dahi olsa, yine emir ve hikmet-i İlâhî ile olur; başka olamaz. Meselâ: Bir adam bir tüfek ile birisini vurdu. Vuran adama hiç bakılmasa, yalnız fişekteki barutun ateş alması noktasına hasr-ı nazar edip, bîçare maktûlün büsbütün hukukunu zayi' etmek; ne derece belâhet ve divâneliktir. Aynen öyle de: Kadîr-i Zülcelâl'in musahhar bir memuru, belki bir gemisi, bir tayyaresi olan Küre-i arzın içinde bulunan ve hikmet ve irâde ile iddihar edilen bir bombayı, ehl-i gaflet ve tuğyânı uyandırmak için, �ateşlendir� diye olan emr-i Rabbânîyi unutmak ve tabiata sapmak, hamakatın en eşneidir. Altıncı Sualin Tetimmesi ve Hâşiyesi: Ehl-i dalâlet ve ilhad, mesleklerini muhâfaza ve ehl-i îmânın intibahlarına mukabele ve mümânâat etmek için, o derece garib bir temerrüd ve acîb bir hamakat gösteriyorlar ki, insânı insânîyyetten pişman eder. Meselâ: Bu âhirde beşerin bir derece umumiyet şeklini alan zulümlü, zulümatlı isyânından, kâinat ve anâsır-ı külliyye kızdıklarından ve Hâlık-ı Arz ve Semâvat dahi, değil hususî bir rubûbiyyet, belki bütün kâinatın, bütün âlemlerin Rabbi ve Hâkimi haysiyetiyle, küllî ve geniş bir tecelli ile kâinatın heyet-i mecmuasında ve rubûbiyyetin daire-i külliyyesinde nev'-i insânı uyandırmak ve dehşetli tuğyanından vazgeçirmek ve tanımak istemedikleri kâinat sultanını tanıttırmak için emsalsiz, kesilmeyen bir su, hava ve elektrikten; zelzeleyi, fırtınayı ve harb-i umumî gibi umumî ve dehşetli âfâtı nev'-i insânın yüzüne çarparak onunla Hikmetini, Kudretini, Adâletini, Kayyumiyyetini, İrâdesini ve Hâkimiyyetini pek zâhir bir sûrette gösterdiği halde; insân sûretinde bir kısım ahmak şeytanlar ise, o küllî işârât-ı Rabbâniyyeye ve terbiyye-i İlâhiyyeye karşı eblehane bir temerrüd ile mukabele edip diyorlar ki: �Tabiattır; bir mâdenin patlamasıdır, tesadüfîdir. Güneşin harareti elektrikle çarpmasıdır ki, Amerika'da beş saat bütün makinaları durdurmuş ve Kastamonu vilâyeti cevvinde ve havasında semâyı kızartmış, yangın sûretini vermiş� diye mânâsız hezeyanlar ediyorlar. Dalâletten gelen hadsiz bir cehâlet ve zındıkadan neş'et eden çirkin bir temerrüd sebebiyle bilmiyorlar ki: Esbab yalnız birer bahanedirler, birer perdedirler. Dağ gibi bir çam ağacının cihazâtını dokumak ve yetiştirmek için bir köy kadar yüz fabrika ve tezgâh yerine küçücük çekirdeği gösterir: �İşte bu ağaç bundan çıkmış� diye Sâniinin o çamdaki gösterdiği bin mu'cizâtı inkâr eder misillü bâzı zâhirî sebebleri irae eder. Hâlık'ın ihtiyar ve hikmet ile işlenen pek büyük bir fiil-i Rubûbiyyetini hiçe indirir� Bâzan gayet derin ve bilinmez ve çok ehemmiyetli, bin cihette de hikmeti olan bir hakikata fennî bir nam takar. Gûya o nam ile mâhiyeti anlaşıldı, âdileşti, hikmetsiz, mânâsız kaldı. İşte gel! Belâhet ve hamakatın nihayetsiz derecelerine bak ki: Yüz sahife ile târif edilse ve hikmetleri Beyân edilse ancak tamamıyla bilinecek derin ve geniş bir hakikat-ı meçhuleye bir nam takar; mâlûm bir şey gibi: �Bu budur� der. Meselâ: Güneşin bir maddesi, elektrikle çarpmasıdır. Hem birer irade-i külliyye ve birer ihtiyar-ı âmm ve birer hâkimiyyet-i nev'iyyenin ünvanları bulunan ve �Âdetullah� namıyla yâdedilen fıtrî kanunların birisine, hususî ve kasdî bir hâdise-i rubûbiyyeti irca' eder. O irca ile, onun nisbetini irade-i ihtiyariyyeden keser; sonra tutar tesadüfe, tabiata havale eder. Ebûcehil'den ziyâde muzaaf bir echeliyyet gösterir. Bir neferin veya bir taburun zaferli harbini, bir nizâm ve kanun-u askeriyyeye isnad edip; kumandanından, pâdişahından, hükûmetinden ve kasdî harekâttan alâkasını keser misillü âsi bir divane olur. Hem meyvedâr bir ağacın bir çekirdekten icâdı gibi, bir tırnak kadar bir odun parçasından çok mu'cizâtlı bir usta, yüz okka muhtelif taamları, yüz arşın muhtelif kumaşları yapsa; bir adam o odun parçasını gösterip dese: �Bu işler, tabiî ve tesadüfî olarak bundan olmuş.� O ustanın hârika san'atlarını, hünerlerini hiçe indirse, ne derece bir hamakattır. Aynen öyle de... Yedinci Sual: Bu hâdise-i arziyye, bu memleketin ahâli-i İslâmiyyesine bakması ve onları hedef etmesi, ne ile anlaşılıyor ve neden Erzincan ve İzmir taraflarına daha ziyâde ilişiyor? Elcevab: Bu hâdise, hem şiddetli kışta, hem karanlıklı gecede, hem dehşetli soğukta, hem Ramazanın hürmetini tutmayan bu memlekete mahsus olması; hem tahribatından intibaha gelmediklerinden, hafifçe gafilleri uyandırmak için, o zelzelenin devam etmesi gibi çok emârelerin delâletiyle bu hâdise ehl-i îmanı hedef edip, onlara bakıp namaza ve niyaza uyandırmak için sarsıyor ve kendisi de titriyor. Bîçâre Erzincan gibi yerlerde daha ziyâde sarsmasının iki vechi var: Biri: Hatâları az olmak cihetiyle temizlemek için tâcil edildi. İkincisi: O gibi yerlerde kuvvetli ve hakikatlı îmân muhafızları ve İslâmiyet hâmileri az veya tam mâğlub olmak fırsatıyla, ehl-i zındıkanın orada tesirli bir merkez-i faaliyet tesisleri cihetiyle en evvel oraları tokatladı, ihtimali var. لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللَّهُ سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَآ اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَآ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 04.04.2006
Mesajlar: 305
Teşekkür etti: 0
6 Teşekkür 3 Mesaja aldı
|
| |||||||||||||||
| | | |||||||||||||||
| el-Mübarek :) ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 24.02.2003 Yaş: 25
Mesajlar: 4.368
Teşekkür etti: 15
115 Teşekkür 58 Mesaja aldı
| ilk kez bir deprem i canlı olarak yaşadım... Allah c.c yardımcımız olsun
__________________ Kim benim veli kullarımdan birisine düşmanlık ederse, ben o kimseyi harp ilan eder; dostumun intikamını alırım. ~ TASAVVUF, DÜNYA ADAMINI ALLAH ADAMI YAPMA SANATIDIR ~ ALLAH'ım! İsmini söyleterek canımı al, İsmını söyleterek beni dirilt! (AMIN) |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.07.2006
Mesajlar: 1.145
Teşekkür etti: 1
48 Teşekkür 22 Mesaja aldı
| yukarıda depremle ilgili alıntı yaptığım soru ve cevapları kaç kişi okudu acaba? kaç kişi hissesine düşeni almaya çalıştı? evet 1999 da büyük gölçük depremini ben de yaşadım. o ara gebzedeydim. 7.4. yukarıda depremin maddi sebeblerinden ziyade manevi esbablarını yazdım... faydası olur ümidiyle umarım istifade edilir... selam ve dua ile. |
| | |
| iskenderpaşa ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 28.08.2004 Yaş: 18
Mesajlar: 1.190
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Maşallah ne çok bursalı var...
__________________ Gittim ilim meclisine, ilim kıldım talep, ilim taa gerilerde kalmış, illa edep illa edep. |
| | |
| Sabır acı, meyvesi tatlıdır. ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 26.01.2003
Mesajlar: 8.716
Teşekkür etti: 323
291 Teşekkür 161 Mesaja aldı
| Gecmis olsun, Allah beterinden saklasin.
__________________ Herşeyin doğrusunu Allah bilir !!! İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
![]() |
| Lesezeichen |
| Seçenekler | Arama |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Pasifik'te deprem !.. | salihbey | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 0 | 02.04.2007 19:19 |
| IHH Deprem Bölgesinde | gençüsküdar | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 0 | 09.10.2005 12:11 |
| Deprem | Atlantis01 | Davet ve Duyurular | 16 | 10.12.2004 15:31 |
| Trabzon'da Deprem ! | Cihad74 | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 2 | 25.10.2004 23:59 |
| İstanbul'da deprem | M. Ali Saral | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 1 | 30.09.2004 08:39 |