



1. Uluslararası Millî Görüş Sempozyumu’nun sonuç bildirisi açıklandı
İnsanlığın kurtuluş reçetesi
Bildiriyi açıklayan Saadet Lideri ve ESAM Genel Başkanı Recai Kutan; Millî Görüş’ün öngördüğü D-8, D-60 ve D-160 projelerinin gerçekleştirilmesiyle Yeni Bir Dünya’nın kurulacağını vurgulayarak: “İslâm dünyası artık kendi para birimini, kredi ve sigorta sistemini oluşturmalıdır.” dedi.
Islah hareketi olarak Millî Görüş
ESAM’ın düzenlediği 1. Uluslararası Millî Görüş Sempozyumu’nun nihai bildirisi açıklandı. Recai Kutan tarafından açıklanan bildiride, bugün yeryüzünü ifsad eden ırkçı emperyalizme karşı Müslümanların nasıl bir tavır belirlemesi gerektiği ortaya kondu. Oluşturulan dört komisyonda yeryüzünde ırkçı-tekelci mihrakların fesat planları ve bir ıslah hareketi olarak Millî Görüşün öngördüğü ıslah tedbirleri tartışıldı. Bildiride bir medeniyet projesi olarak Millî Görüş’ün, adaleti esas alan hak merkezli bir dünya görüşü olduğu, barış ve dayanışmayı esas alan anlayışı yansıttığı vurgulanarak “Millî Görüşün temeli sevgi, şefkat, barış ve kardeşliktir. Kaba kuvveti, menfaati değil Hakkı üstün tutan ve 6 milyar insanın hepsinin saadetini isteyen görüştür” denildi.
Irkçı-tekelci kapitalizm
Bildiride Millî Görüş prensiplerinin açık bir şekilde bütün beşeriyete anlatılmasına her zaman kinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu kaydedilerek şu ifadelere yer verildi: “Kuvveti hak nedeni kabul eden ve menfaati için diğer ülkeleri işgal etmeyi ilke edinen ırkçı-tekelci emperyalizm, bugün yeryüzünü ifsat etmektedir. Yapay çatışmalara yol açmakta ve dünya kaynaklarını sömürerek insanlığın üçte ikisini yoksulluğa ve sefalete mahkum etmektedir. Son 200 yıl, batı medeniyetinin küreselleşerek egemen olduğu bir dönemdir. Bu dönemde yeryüzünü batılılar şekillendirdi. Haritaları batılılar çizdi, dolaylı veya doğrudan bu coğrafyadaki ülkelerde yönetici kadroların oluşumunda batılılar belirleyici oldu. Aslında yeryüzünde cereyan eden mücadele Hak ve batıl mücadelesidir.”
Zalimler, yenilgiye uğrayacaktır
Kutan, sempozyumda kurulan üçüncü komisyonun, dünya siyasi ve ekonomik nizamının ifsaddan ıslaha çevrilmesi konusunda aldığı kararı şöyle açıkladı: “Bugünkü yeniden sömürgeleştirme politikalarının iki boyutu vardır: Birisi batılıların uyguladıkları Post-Modern sömürgecilik politikaları; diğeri ise Müslümanların bu politikalara tavır almamalarıdır. Yeryüzünde fesat çıkartan ırkçı, tekelci mihraklar çok iyi organize olmalarına rağmen, aslında Hakkın karşısında korkulacak derecede bir güç değildirler. Irkçı emperyalizm tarafından tezgâhlanan 11 Eylül 2001 ve diğer terör olaylarından sonra Batı ile Müslümanlar arasındaki çatışma, dünyanın tamamına teşmil edildi. Müslümanların hidayet ve feraseti sayesinde çok şükür ki zalimler bu amaçlarına tam ulaşamadılar.”
Yerli işbirlikçilere dikkat
Zalim emperyalistlerle bilerek veya bilmeyerek işbirliği yapan Müslüman ülkelerin yöneticilerinin, Müslümanlar üzerindeki baskılarını arttırdığını kaydeden Kutan; “Türkiye’de ve İslâm dünyasında işbirlikçi çevreler, kendi görüş ve düşüncelerine çoğu kez resmi ideoloji kisvesi giydirmekte, zaman zaman rejimlerinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tehlikede olduğu imajını oluşturmaya, ülkedeki sömürü düzeninin devamını sağlamaya çalışmaktadırlar.” dedi. Kutan açıklamasına şu şekilde devam etti: “Bugün Müslümanların öncelikle kendi işbirlikçilerine karşı tavır sergilememeleri, İslam âlemindeki zulüm ve sömürü çarklarının daha hızlı dönmesine ortam hazırlamaktadır. Harici zalimlerin zulmüne ortam hazırlayanlar, yerli işbirlikçilerdir.
Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin (ESAM) 28–29 Ekim 2006 tarihlerinde İstanbul Dedeman Otel’de düzenlediği, I. Uluslararası Millî Görüş Sempozyumu’nun nihai bildirisi açıklandı. ESAM Genel Başkanı ve Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan tarafından Ankara İlci Otel’de düzenlenen basın toplantısıyla açıklanan bildiride, yeryüzünde ırkçı emperyalizmin çıkardığı fesadın Müslümanların ortak tavır almalarıyla yenilgiye uğrayacağı belirtildi.
Basın toplantısına Malezya İslam Partisi Genel Başkanı Abdulhadi Awang, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcıları Temel Karamollaoğlu, Ömer Vehbi Hatipoğlu, Ertan Yülek ve Mete Gündoğan, Genel Başkan Danışmanı Ahmet Tekdal, GİK Üyeleri Şeref Malkoç, Oya Akgönenç ve Muhammed Mugisuddin de katıldı. Medyanın büyük ilgi gösterdiği toplantıda, Gazetemiz Ankara Temsilcisi Ferhat Koç ile Ankara Haber Müdürü Abdulkadir Özkan da yer aldı.
Recai Kutan’ın açıkladığı nihai bildiri şöyle:
28-29 Ekim 2006 tarihlerinde İstanbul Dedeman Otel’de Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) tarafından düzenlenen 1. Uluslar arası Millî Görüş Sempozyumu’na yurt dışından 21 ülkeden 56 delege ve ülkemizden de 147 delege katıldı. Bu sempozyumun hedefi, yeryüzünde ezilip sömürülmekte olan 5 milyar insana, "Yeni Bir Dünyanın Kuruluş Projesi"ni, "Millî Görüş Medeniyet Projesi"ni sunmak, "Irkçı Emperyalizm Anlayışı" yerine "Millî Görüş" zihniyetini tanıtmak, "Sömürüye, Köleliğe ve Vahşete Hayır" diyecek bir cephenin kurulmasını sağlamaktı. Eski Cumhurbaşkanı, başbakanlar, bakanlar, milletvekilleri, ilim adamları, iş adamları ve gazetecilerden oluşan delegeler "Millî Görüş" ile ilgili konuşmalar yaptılar. "Millî Görüş"ün, sadece bir siyasi partisinin savunduğu bir görüş olmadığını, asırlar boyunca dünyaya barış, huzur, adalet ve refah getiren bir görüş olduğunu belirttiler. Selçuklu ve Osmanlı devletinin uygulamalarından örnekler verdiler. Türkiye Cumhuriyeti’nin 54. Hükümet’inin Başbakanı ve Millî Görüş Hareketi’nin Lideri muhterem Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN da, Millî Görüş kavramını açıklayan konuşmasında Millî Görüş’ün tarih boyunca ortam hazırladığı gelişmeleri ve bir medeniyet projesi olarak kurmayı hedeflediği "Yeni bir Dünya" projesini izah etti. Beşeriyetin karşı karşıya kaldığı felaketleri açık bir ifadeyle ve örneklerle anlattı.
Oluşturulan dört komisyonda yeryüzünde ırkçı-tekelci mihrakların fesat planları ve bir ıslah hareketi olarak Millî Görüşün öngördüğü ıslah tedbirleri tartışıldı. Komisyonlarda alınan kararlar ve tavsiyeler 29 Ekim 2006 tarihinde öğleden önceki oturumlarda tartışılarak aşağıda belirtilen kararlar ve ilkeler oybirliği ile kabul edildi:
Islah hareketi olarak Millî Görüş
Bir medeniyet projesi olarak Millî Görüş, adaleti esas alan hak merkezli bir dünya görüşüdür.
Bu görüş, barış ve dayanışmayı esas alan anlayışı yansıtmaktadır.
Millî Görüşün temeli, sevgi, şefkat, barış ve kardeşliktir. Kaba kuvveti, menfaati değil hakkı üstün tutan ve 6 milyar insanın hepsinin saadetini isteyen görüştür.
Kısaca, Gayesi bütün insanlığın huzur ve saadetidir. Bu yüce amaca barış ve demokrasi yoluyla ulaşılacağı her ortamda ve platformda vurgulanmıştır.
Barış, özgürlük, adalet ve iyilik çerçevesi içinde insanlar arasında yardımlaşma ve dayanışmayı benimser.
Baskı, haksızlık, yalan ve kötülükte uzlaşılmayacağı ilkesi temel bir ilkedir.
Millî Görüş, milli bağımsızlığı esas alır. Irkçılığın, baskı ve tahakkümcülüğün ve sömürgeciliğin her çeşidini ret eder.
Millî Görüş, temel hak ve özgürlükleri her çeşit sınırlamaların dışında tutar.
Temel insan haklarının sınırlandırılması veya kısıtlanması, hiçbir zaman ve ortamda pazarlık konusu edilemez.
Millî Görüş prensiplerinin net ve açık bir şekilde insanımıza ve bütün beşeriyete anlatılmasına bugün her zamandakinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.
İfsat sistemi olarak Irkçı-Tekelci Kapitalizm
Kuvveti hak nedeni kabul eden ve menfaati için diğer ülkeleri sömürmeyi ve işgal etmeyi ilke edinen Irkçı-tekelci Emperyalizm, bugün yer yeryüzünü ifsat etmektedir. Yapay çatışmalara yol açmakta ve dünya kaynaklarını sömürerek insanlığın üçte ikisini yoksulluğa ve sefalete mahkum etmektedir.
Son 200 yılı, batı medeniyetinin küreselleşerek egemen olduğu bir dönem olarak sayabiliriz.
Evet, bu dönemde yeryüzünü batılılar şekillendirdi. Haritaları batılılar çizdi, dolaylı veya doğrudan bu coğrafyada ki ülkelerde yönetici kadroların oluşumunda batılılar belirleyici oldu 1920’li yıllara kadar dünya coğrafyasının büyük bir bölümü batılılar tarafından işgal edildi. İşgaller esnasında acımasızca katliamlar, işkenceler, soykırımlar yapıldı. Yüzyıllar boyu işgal altındaki ülkelerde yaşayan halklara batının değerleri aşılandı. Çekilmek zorunda kaldıklarında da, geriye, Batı değerlerini kalıcı kılacak tedbirler alarak çekildiler. Sonra da kurdukları Kukla Yönetimlerle dünya halklarını sömürmeye ve yönetmeye devam ettiler.
Aslında yeryüzünde cereyan eden mücadele hak ve batıl mücadelesidir. Bu mücadelenin seyri bilinmeden dünyada mevcut fesat planları ve ileriye yönelik projeleri doğru ve tutarlı bir şekilde teşhis edilemez ve değerlendirilemez.
Bugün ırkçı-tekelci mihraklar yalan ve yanlış bilgi ve haberlerle yeryüzünü ifsat etmektedir
Irkçı-tekelci emperyalizm anti-İslamist kampanyalarla "İslamofobia ve İslamofaşist" gibi kavramları üreterek Müslümanları potansiyel tehlike olarak empoze etmeye çalışmaktadır. Bu izolasyon çalışmaları ile Müslümanlar olumsuz bir alana itilmek istenmektedir. Bu baskıcı politikalara karşı gösterilen tepkiler, bazı batılı devletlerin agresif politikalar uygulamalarına ortam hazırlamaktadır. Amerika’da uygulanmaya konan "PATRİOT" kanunu bir bakıma baskı ve sindirme kanunudur. Bu kanuna göre şüphe üstüne mahkeme kararı olmadan insanlar aylarca mahkemeye çıkarılmadan hapishanelerde tutulabilmektedir ve bu uygulama bugüne kadar sadece Müslümanlara karşı yapılmıştır.
Bu zalim emperyalistlerle bilerek veya bilmeyerek işbirliği yapan Müslüman ülkelerin yöneticileri, Müslümanlar üzerindeki baskılarını arttırmışlardır.
Irkçı-tekelci emperyalizm, II. Dünya Savaşı’ndan sonra dünyada bir çok uluslararası kuruluşlar kurmuş ve küresel bazda işbirlikçiliği bu kurumlar yoluyla sürekli kılmıştır.
Türkiye’de ve İslam dünyasında işbirlikçi çevreler, kendi görüş ve düşüncelerine çoğu kez resmi ideoloji kisvesi giydirmekte zaman zaman rejimlerinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tehlikede olduğu imajını oluşturmaya, ülkedeki sömürü düzeninin devamını sağlamaya çalışmaktadırlar.
Müslüman ülkeler arasındaki ticaret hacmi çok düşüktür. Para-kredi-sigorta sisteminin yanı sıra, rekabet, kalite, verimlilik, ülke riski vb. gibi faktörler, adeta ticareti engelleyici silah olarak kullanılmaktadırlar.
Bugün Müslümanların öncelikle kendi işbirlikçilerine karşı tavır sergilememeleri, İslam âlemindeki zulüm ve sömürü çarklarının daha hızlı dönmesine ortam hazırlamaktadır. Harici zalimlerin zulmüne ortam hazırlayanlar, yerli işbirlikçilerdir.
İşte insanlık için çok tehlikeli olan bu işbirlikçiliğin kötülüğü ve çirkinliği ve işbirlikçilerin akıbetleri net ve açık bir şekilde kitlelere anlatılmalıdır. Müslümanlar, emperyalistlerle yapmış oldukları işbirliğinin acı akıbetini en kısa zamanda görmüşlerdir ve göreceklerdir.
Müfsitlerin İslam ülkelerinde işbirliği yaptıkları çevrelerin yalan ve desiseleri, açık ve şeffaf bir şekilde ve demokratik uygulamalarla kitlelere aktarılmalıdır.
Bugün Müslümanların karşı karşıya bulunduğu yeniden sömürgeleştirme politikalarının iki boyutu vardır: Birisi batılıların uyguladıkları Post-Modern sömürgecilik politikaları; diğeri ise Müslümanların bu politikalara karşı yeterince tavır almamalarıdır.
Yeryüzünde fesat çıkartan ırkçı, tekelci mihraklar çok iyi organize olmalarına rağmen, aslında Hakkın karşısında korkulacak derecede bir güç değildirler. Kartondan aslan mesabesinde olan bu güç, mazlumların uyanması ve zulme karşı ortak tavır almalarıyla yenilgiye uğrayacaklardır.
Irkçı emperyalizm tarafından tezgâhlanan 11 Eylül 2001 ve diğer terör olaylarından sonra Batı ile Müslümanlar arasındaki çatışma, İslam dünyasına ve dünyanın tamamına teşmil edildi. Müslümanların hidayet ve feraseti sayesinde çok şükür ki zalimler bu amaçlarına tam ulaşamadılar. Fakat bu tehlike hâlâ İslam dünyasını Irak’ta olduğu gibi tehdit etmektedir.
Müslümanlar olarak kendi ülkelerimize ve İslam coğrafyasına ve hatta bütün yeryüzüne sahip çıkmalıyız. Bu ırkçı ve sömürgeci mihraklar yeryüzünde çevre kirliliği ve hatta tohumların genleri ile oynayarak dünyadaki doğal dengeyi de tahrip etmektedirler. Bitki örtüsünü ve nesli ifsat etmektedirler. Bununla birlikte çevreci olduklarını iddia etmektedirler. Söylemleri ile eylemleri arasında büyük çelişki bulunmaktadır. Bu çelişkili ve çifte standartlı tavırları dünyaya anlatılmalıdır.
Irkçı-tekelci emperyalizmin İslam’ı tahrife yönelik gayretleri devam etmektedir. "Light İslam" kavramı bu çalışmaların ürünüdür. Bu mahut çevreler, Light İslam anlayışını Müslümanlara benimsetmek için hile ve desiseler üretmektedirler.
Irkçı ve tekelci emperyalizm, toplumun temeli olan aileyi parçalayarak sosyal fesadını sürdürmektedir. Millî görüş aileyi sosyal hayatın temel birimi kabul eder. Bu kurumun güçlendirilmesini, sosyal politikaların temel amacı sayar.
Islaha yönelik tavsiyeler
Parçalanan aileler, yetişme çağında sağlıklı aile ilgisinden mahrum kalan çocuklar ve tüm bunların topluma çıkan faturası da, ‘Irkçı Emperyalizm’in zulüm hanesine eklenmesi gereken ifsad faaliyetlerindendir. Oysa İslam’ın bütün insanlığa sunduğu güzel örneklerden insanlar haberdar edilebilse, bu ifsadın ve Irkçı Emperyalizm’in yıkıcı faaliyetlerinin ortadan kaldırılması mümkün olacaktır. Kadın ve Aile Enstitüleri kurulmalı. Bu Enstitüler aracılığıyla kadınların ve çocukların eğitilmesi sağlanmalıdır.
Irkçı ve tekelci emperyalizmin beşeriyete yönelik iki büyük saldırısından biri manevî/zihnî saldırıdır. Manevî ve zihnî saldırının hedefi, insanlığı zihnen ve fikren bunalıma itmektir. Bu saldırı bir bakıma insanı ruhen ve zihnen köleleştirmektir.
İkinci tahribatı ise teknolojik yenilikleri de kullanmak suretiyle sürdürmektedir. Kitle iletişim araçları ve genel adıyla medya, ifsadı yaygınlaştırmak amacıyla başvurulan en etkin modern araçlardan sayılmalıdır. Bu kitle iletişim araçları aracılığıyla her gün milyarlarca insan Irkçı Emperyalizm’in ürettiği ve insanlığa sunduğu içi boş, ham, düşündürmekten uzak kavramlarla uyutulmakta; âdeta düşünme melekesi elinden alınarak, birer robota dönüştürülmektedir. Kitle iletişim araçlarınca büyülenmiş gibi belli kavramları ve klişeleri tekrarlayan milyarlarca insan, Irkçı Emperyalizm’in buyruğu altına girmektedir.
Millî Görüş’ün ön gördüğü D-8, D-60 ve D-160 projelerinin gerçekleşmesiyle kurulacak Yeni Bir Dünya çalışmaları daha da hızlandırılmalıdır.
Bugün dünyada bozguncu çevreler hayali tehlikeler üretmektedirler ve adeta illüzyonizmle haksız olanları haklı, haklı olanları da haksız göstererek yeryüzünde fesat çıkarmaktadırlar.
İnsanlarımız, ülkelerinin sömürgeleştirilmesini engellemek ve haksızlıkları gidermek amacıyla "Ekonomik Bağımsızlık" enstitüleri kurmalıdırlar. Buralarda, adil bir ekonomik düzenin nasıl oluşturulacağına ilişkin çalışmalar yapılmalı, küresel sömürüye karşı milli ekonomiler desteklenmeli ve takviye edilmelidir. Kendi kavramlarımıza ve anlayışımıza uygun iktisadi düşünceler, sistemler ve modeller üretilmelidir. Sadece Batı’nın iktisat tarihi değil, kendi iktisat tarihimiz araştırılmalı, kendi düşün kaynaklarımıza dayanılmalıdır. Üretilecek modellerde insan faktörü ve haklar ağırlık merkezini oluşturmalı, hiç kimse, ya da kesim model dışı (sistem dışı) bırakılmamalıdır.
Müslümanlar arasında, gerçek "Ekonomik İşbirliği Teşkilatları" kurulmalıdır. Müslümanların birbirleri ile ticari ilişkilerini geliştirmeye yönelik bir envanter çıkarılmalıdır. Bütün ülkelerin envanterleri çıkarılıp bir bilgisayar programı çerçevesinde kullanıcıların istifadesine sunulmalıdır. Ülkelerdeki ticaret/şirket mevzuatı konusunda pratik bilgiler verilmelidir. Çeşitli fuar ve tanıtım etkinlikleri teşvik edilmelidir. Medya ve reklâmlara dikkat edilmeli, menfi reklâm ve medyanın etkisini kıracak düşünceler/tedbirler üretilmelidir.
İslam Dünyası kendi para birimini, kendi para-kredi sistemini ve kendi sigorta sistemini oluşturmalıdır. Bu hususlarla ilgili kurumları, kendi anlayışına göre ihdas etmelidir. Bu kurumsal yapıyı koruyacak güvenlik sistemlerini de eş zamanlı olarak geliştirmelidir.
Üretim önemlidir, ancak tüketim de üretim kadar önemlidir. Tüketimin gücü kullanılabilmelidir. Bazı mal ve hizmetlere karşı İslam dünyası tüketimden gelen güçlerini kullanarak ortak eylemler yapabilmelidir.
Yeni para birimi üzerinde, fikir çalışmalarına şimdiden başlanılmalı. Bu konuda, bütün İslam Coğrafyasında uygulanabilecek şekilde yeni ve işlevsel kurumlar geliştirilmeli. Bütün İslam dünyasında benimsenecek bir ortak para birimi geliştirilmelidir.
Irkçı emperyalizm teknolojide meydana gelen bütün gelişmeleri, Müslümanların aleyhine kullanmaktadır. Müslümanlar daha ileri teknolojiye sahip olmak için çalışmalı ve teknolojiyi, beşeriyetin hizmetine ve yeryüzünde barış ve adaleti sağlamak amacıyla kullanmalıdır.
Hak ve adaleti esas alan anlayışı ifade eden Millî Görüş Enstitüleri, bütün İslam âleminde ve dünyanın diğer ülkelerinde kurulmalı. İnsanlığın iktisadi, ahlaki, ilmi ve siyasi sorunların çözümüne yönelik çareler üretilmeli; beşeriyetin bilgisine ve hizmetine sunulmalıdır.
Yukarıda alınan kararlar doğrultusunda İslam âleminde ve bütün dünyada cari mevzuat çerçevesinde çalışmalar yapılmalı ve bundan sonraki toplantılarda bu çalışmalar hakkında bilgi verilmelidir.
Millî Görüş, her ferdin inandığı gibi düşünmesini, düşündüğü gibi konuşmasını ve konuştuğu gibi de hayatını düzenleme hak ve özgürlüğünü esas alan bir zihniyet ve anlayışı ifade eder. Bu anlayışla ferdi, yerel, ulusal ve evrensel bazda barış ve dayanışma sağlanabilir.
Millî Görüş, her çeşit baskı ve dayatmayı ret eder. Her milleti kendi inancı ve dünya görüşüne göre idare edilmesini esas sayar. Bir milletin başka bir millet veya zümrenin görüşüne ve değer ölçülerine göre zorla ve hile ile yönetilmesini bir tür kölelik düzeni sayar.
Millî Görüş’ün, ferdi, yerel, ulusal ve küresel bazda gerçek bağımsızlık ve özgürlük hareketi olduğu,
I. Uluslararası Millî Görüş Sempozyumu’nda, açıkça bütün beşeriyetin idrakine oybirliği ile sunuldu.