26 subat , Hocali katliaminin 14. Yildonumu.. Tarih tekerrürden ibarettir deyisini hakli çıkartan ermeni komitacılar 14 yıl önce bu tarihte Hocalı isimli kasabaya ağır zirhlilarla girip bebek, çocuk, kadın demeden işkenceyle 1500'den fazla kisiyi katlettiler daha fazlasini sakat bıraktilar.
“26 Şubat 1992... Günlerden Çarşamba, gece yarısı... Azerbaycan; Dağlık Karabağ’ın Hocalı kenti... Sözün bittiği yer...
... Çıplak ayaklı çocukların dondurucu soğuğa aldırmadan kartopu oynadığı sokaklar, son günlerde hava kararmadan terk edilir olmuştu. Caddeler ıssızdı. Ortalıkta sinsice dolaşan ağır bir kan kokusu vardı....Yöneticiler ise gaflet içerisinde, ağır bir siyasî sarhoşluğun kucağında, yarı baygındı... Kıyameti andıran bu dehşet anında yerin derinliklerinden yukarı doğru bir sarsıntı başladı. Sanki toprak kaynıyordu... Ağır ve keskin bir barut ve peşinden de derin bir yanık kokusu yayıldı... Baba-kızın bu uzun kış gecesi yaptıkları bal muhabbet, şiddetli bir patlamayla sona ererken, ışık ve ses terkibine odada bulunan bütün eşya da müdahil olmuştu.
Müthiş bir ses, bir ses daha... Peş peşe patlayan ağır top mermileri ortalığı cehenneme çevirmişti. Babası, Hazangül’e öyle sarılmıştı ki; kent meydanına gelene kadar onları ayıramadılar. Annesi ve diğer kardeşlerini onlardan koparmışlardı. Daha sonra kafasına demirle vurarak kollarını gevşettikleri Tevekkül Emirov’un el ve ayaklarını kablo ile bağlayıp üstüne de benzin dökerek, ateşe verdiler. O ise alevler içinde yanarken kızına doğru hamle yapmak istedi
- Yavruuum...
Sonra alev yumağı içinde kaybolurken son defa yanık ve kesik bir feryat daha yükseldi:
- Ay
Allah, yandım...
Kumarın en iğrenci...
...AYNI meydan ve aynı an... Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atmaya başladılar. Atalarından miras kalan bir kumar oynayacaklardı. Bu dehşet kumarı onlar için bir çeşit ibadetti. Ermeniler, tarih boyunca birçok yerde olduğu gibi Hocalı’da da bu oyunu sahneye koymak için acele ediyorlardı.
Karnı burnunda olan kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. O ise, feryat bile etmiyor, sadece boş gözlerle yere bakarken, bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Güzel yüzünü süsleyen inci dişlerinin kenarından süzülen kan boynuna doğru ilerledi. Daha önce oldukça hırpalanmış olduğu anlaşılıyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı... Ermeniler’in uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkarırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı:
- Akçik, manç?.. (Kız mı, oğlan mı?)
- Akçik... (Kız)
Bu cevap üzerine ‘oğlan’ diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkardı. Bu işi daha önce defalarca yaptığı her hâlinden belli oluyordu. Tecrübeliydi...Genç annenin dizleri oynadı ve başı yana düştü. Sesi çıkmamıştı...
Her iki Ermeni, bebeğin cinsiyetini inceliyordu ki; nihayet uzun boylu olanı kanlı gözlerini üzüntüyle kırparak konuştu:
- Tun şahetsar, ınger... (Sen kazandın, yoldaş)
- Yes şahetsa payts ays bubrikı inç bes bidi gişdana... (Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?)
- Mayrigı bedge gişdatsine. (Annesi besleyecek elbette)
Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:
- Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver)
Bütün bu olmazların olduğu dakikalarda Hocalı meydanının diğer tarafında tek kale bir futbol maçı hazırlığı vardı. Oyuncular iki kesik kadın başını kale direği yapmışlar ve bu arada bir top arayışına girmişlerdi. Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:
- Asiga maz çuni yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek... (Bu hem saçsız, hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın...) Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa, başı da orta yere düşmüştü... Ermeniler zafer naraları atarak, çocuk başına vuruyor, vuruyorlardı. Dünya, dönmeye devam ediyordu...
Çete Reisi Koçaryan!..
AZİZ gönüldaşlarım, yukarıda okuduğunuz “gerçekleri, tamamıyla gerçekleri”, benim aziz kardeşim, Ülküdaşım, “Türk Dünyası’nın Serdengeçtisi” Yusuf Ziya Arpacık’ın, 3’üncü ve son kitabı olan “Kan Fırtınası*”nın girişindeki “Hocalı Kırgını” adlı bölümden özetledim... Yarın, yani 26 Şubat Pazar günü, Öz be öz Türk toprağı olan Dağlık Karabağ’ın, halen Ermeni işgali altındaki Hocalı Şehri’nde Rus destekli Ermeniler’ce gerçekleştirilen, 1600 civarında Azerbaycan Türkü’nün işkencelerle şehid edildiği katliâmın 14’üncü yıldönümü...
1992 yılının 25 Şubat’ını 26 Şubat’a bağlayan gece, ağır silahlarla donatılmış Ermeni birlikleri, Hankendi’ne yerleşmiş 366’ıncı Rus Motorize Alayının da desteği ile Hankendi ve Askeran üzerinden Hocalı’ya bir “gece yarısı baskını” düzenleyerek çağımızın bu en iğrenç katliâmını gerçekleştirmişlerdi.
Dostlarım, bu iğrenç operasyon, Ermeniler’in Azerbaycan’da Türkler’e karşı yaptıkları ilk katliam değildi. 1905 ve 1920 yılları arasında “Can Azerbaycan”ın Bakû, Şamahı, Kuba, Gence ve Karabağ bölgelerinde yine Rus askerlerinin desteğiyle büyük katliamlar yaparak binlerce insanımızı işkencelerle katlettiler. 1’inci Dünya Savaşı sırasında, Doğu ve Güney Anadolu’da oynadıkları kirli oyunu, yıllar sonra bu defa da Türk toprağı Karabağ’da sahneye koymuşlardı. Bu katliâmı gerçekleştiren Ermeni çetelerinin başında kim vardı biliyor musunuz? Hankendi kasabasında doğan, halen “Azerbaycan Vatandaşı” olan şu andaki Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan!.. Hocalı şehidlerini rahmetle anıyor ve o işkenceci câni Ermeni çetelerin reisi sıfatıyla, “işkence ve savaş suçlusu” olarak sanık sandalyesine oturması gerekirken, Ermenistan’da Cumhurbaşkanlığı makamında oturan Koçaryan’ı lânetliyoruz!.. Elbette Türk Milleti adına bu câniyle “diyalog”a girenleri de!..
25.02.2006
SERVET KABAKLI