![]() Üyelik tarihi: 07.05.2005
Mesajlar: 6.441
Teşekkür etti: 2
15 Teşekkür 9 Mesaja aldı
| Taviz günümüz Müslümanının karakteristik özelliği Değiş(i)me diren Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfının 21 Kasım 2006da yayınladığı, "Değişen Türkiyede din, devlet ve toplum ilişkileri" araştırması ilginç sonuçlar içeriyor. Araştırmanın sonuçları medyada tartışıldı, ama tartışmanın bir tarafını temsil eden İslamcı kalemler konuyu es geçmeyi tercih ettiler. Ankete katılanların %36sı "dışarı çıkarken başınızı örtüyor musunuz?" sorusuna "hayır" cevabını veriyor. Bu oran 1999da %27 imiş. Başörtüsü takanların %64ü başörtüsü ile eğitimi arsında tercih yapacak olsa eğitimi tercih edeceğini ve başını açacağını söylüyor. Türkiyenin en önemli sorunu nedir? Sorusunun cevabında, "Başörtüsü sorunu % 3.7 ile, işsizlik, enflasyon, terör ve ekonomik krizden sonra sonuncu sırada yer alıyor… Bunlardan hangisi öncelikle çözülmeli sorusuna, "Başörtüsü sorunu" diyenler sonuncu sırada geliyor. Başını geleneksel değil de İslami tesettüre uygun örtenlerin oranı % 18den % 11e gerilemiş durumda. Kendini oldukça dindar olarak konumlandıranların sayısı % 25den % 48e çıkmış. Kendini çok dindar olarak tarif edenler ise % 6dan %12ye yükselmiş. "Dindarlara baskı yapılıyor mu?" sorusuna 1999 da "evet" diyenler % 42 iken 2006 da bu oran % 17. "Dine dayalı siyasal partiler olmalı mı?" sorusuna 1999 da % 41, "evet" derken 2006 da % 25 evet diyor. Türkiyede dine dayalı devlet isteyenlerin sayısında ise azalma var. Dindarlaşma mı İslamlaşma mı? Ankete göre Türkiye dindarlaşıyor. Ama bu Türkiyenin İslamlaştığı manasına gelmiyor. İçi boşaltılmış kof bir dindarlaşma söz konusu. Ancak kutsalı olmayan bir dindarlaşma söz konusu. Başörtüsü takanların sayısının azaldığı bir dindarlaşma süreci yaşanıyor. Kutsalı olmayan bir din anlayışı, mukaddesi olmayan bir Müslüman modeli… Başörtüsü sorununu enflasyondan daha az önemli bulan, İmam Hatiplerin katsayı sorununu sorundan bile saymayan bir dindarlık söz konusu. İddialardan, taleplerinden vazgeçmiş, inandığı gibi yaşamak yerine yaşadığı gibi inanmaya başlamış, davasız, gayesiz tuzu kuru bir dindar tipi ortaya çıktı. Din ve dini hayat önceliğimiz olmaktan çıktı. Gittikçe dünyevileşiyoruz. Dünya hayatımız laikleşmeye, sekülerleşmeye başladı. Artık insanların derdi İslamiyet değil. İslam artık önplanda değil, arkaplanda tutuluyor. Neresinden bakarsanız bakın, Türkiyede 1999dan sonra yaşanan dindarlaşma (İslamlaşma diyemeyeceğim) sürecinde arızalar var. Bu sonuca baktığımızda özellikle 28 Şubat sürecinde ortaya atılan "Ilımlı İslam", "Türk İslamı" veya "Amerikan İslamı" gibi projelerin gerçekleştiği endişesine kapılıyoruz. Anlaşılan laik toplum mühendislerinin başkalaştırma aşısı tuttu… Hayattan dışlanmış, vicdanlara hapsedilmiş bir din, dünyaya ve olup bitenlere ABD ve AB gözlüğü ile bakıp değerlendiren zavallı, sözde Müslümanlar… Uğrunda mücadele-mücahede edilecek bir değeri, kutsalı olmayan, "Light İslam" modeli, bir davası, bir iddiası, dünyaya söyleyecek bir sözü olmayan, bedel ödemeyi göze alamayan, topuklarının üzerinde sabit durmayı başaramayan yumuşak Müslümanlar… Bugün kanatları, tüyleri olduğu halde uçamayan bir kuş misali cansız ve ruhsuz bir dini hayat var karşımızda… Başörtüsü: Öksüz ve yetim farz Üniversitede okuduğumuz yıllarda rektörlüğün başörtüsü yasağını protesto etmek için üniversite kampüsünde eylem yapıyorduk. Rektörlüğün yasağına boyun eğmeyen başörtülü arkadaşların bir kısmı, hoca efendilerinin emriyle (yoksa fetvasıyla mı demeliydim) başlarını açarak derslerine girmişlerdi. Bizi de nefsi davranmakla suçlamışlardı. Taviz günümüz Müslümanının karakteristik özelliği oldu. Tavizin boyutlarının nereye ulaşacağını görmek isteyenler anketin başörtüsü ile ilgili sonuçlarına bir daha baksınlar. Tavizin tavizi doğuracağını ve bunun sonunun gelmeyeceğini kestirmeliydik. Unutmamak gerekir ki tavizin olduğu yerde Allahın yardımı ve bereketi de olmaz. Eskiden müstehapların sünnetlerin terkini taviz olarak görenler, bugün farzların terkini normal görüyorlar. Oysa mevzilerimizi müstehaplarda, sünnetlerde kurmalıydık. Dikkat ediyor musunuz? Artık başörtüsü eylemleri yapılmıyor. Başörtüsünü savunmayan neyi savunur? Başörtüsü çok ciddi bir emir, İslami mücadelede ciddi bir mevzidir. Başörtüsü mücadelesinden vazgeçenler kendilerini İslamcı olarak tanımlamasınlar. Ayıptır. Batılı bir araştırmacı yazar Jenny White; "Türkiyede İslamcılık öldü. Bunu genç Müslüman muhafazakarlara bakarak söylüyorum. Mısır çarşısında kot pantolonlu bir kız gördüm. Boynu ve saçlarının bir kısmı açıktı. Ne kapalı diyebiliyorum ne açık. Müslümanlar değişiyor" (Aksiyon Dergisi, www.aksiyon.com.tr) diyor. İsmet Özel; "Başörtülü kızın başörtüsünün markasıyla, göbeği açık kızın pantolonunun markası aynı. Aynı yerlere girip çıkıyorlar, aynı filmi izliyorlar ikisinin de amacı aynı." diyerek gelinen noktayı eleştiriyor. Bugün hiç kimse gelinen noktanın daha iyi olduğunu iddia edemez. Elbette ki işin bu noktaya gelmesinde 28 Şubat sürecinin baskı ve yıldırma politikalarının payı büyüktür. Ama bizler de çabuk pes ettik. Kuran her fırsatta Müslümanlara sabrı ve tahammül etmeyi tavsiye eder. Ayaklarımızın üzerinde sağlam durmasını başaramadık. Asıl sorumlu olanlar ise İslamcı aydınlar, cemaatler, hocaefendiler ve kanaat önderleridir. Topluma tavizi tavsiye edenler, şartlar sana uymuyorsa sen şartlara uy diyenler, başörtüsünü ayrıntı, siyasi talepleri aşırılık sayanlar, değişerek geliştiklerini iddia edenler eserlerine baksınlar; ama sakın övünmesinler. Nerede hata yaptıklarını görsünler ve hatalarını kabul etsinler. Çünkü Allah-ü Teala yanlışını kabul etmeyen ve yanlışta ısrar edenlere zafer nasip etmez. Değiş, dönüş, yozlaş Her alanda bir yozlaşma (yoksa değişme mi demeliydim?) yaşanıyor. Nerede duracak çok merak ediyorum… Bıçak ne zaman kemiğe dayanacak? İslamcı olarak bilinen kurumlar, İslamcı olarak bilinen gazeteler, İslamcı olarak bilinen insanlar değişiyor. 10 Aralık 2006 tarihli Yeni Şafak gazetesinin bir sayfası, rujun nasıl kullanılacağına ayrılmış. Hem de tam sayfa. Buradan Müslümanların öncelikli sorununun bu olduğunu mu anlamalıyız? Yoksa gazeteyi okuyan kitlenin makyaj yaptığını mı? Bulmaca ekinde ise göğüslerine kadar açık pop sanatçılarının isimleri soruluyor. Aynı gazetenin 11 Aralık sayısında ise bir TV yayın organının yarım sayfalık reklamı var ki sormayın. Bayanların dekoltelerini yazmaya kalemim varmıyor. Düşünebiliyor musunuz olaylara İslami bir pencereden bakmak için aldığımız gazete sizi günaha sokuyor. Ne günlere kaldık Ya Rabbi… MÜSİAD (Müstakil Sanayi ve İşadamları Derneği) Türkiye´de rantiye ve faizden beslenen sanayicilere alternatif olarak kurulmuştur. 2003 yılında yapılan MÜSİAD kongresinde Başbakan R.T. Erdoğan: "Eskiden biz de faize karşı çıkardık. Şimdi kandırıldığımızı anladık. Faiz ekonominin gerçeğidir. Faizsiz ekonomi olmaz" şeklinde konuşmuştu. Salon alkıştan yıkılacaktı. Faize alternatif olarak kurulmuş, Müslüman sanayici ve işadamları derneği, faiz methiyesine alkış tutuyor… Dindarların oylarıyla seçilmiş bir İslamcı! parti eliyle ise zina suç olmaktan çıkartırılıyor, İslami vakıflar kapatılıyor…Nasıl bir değişim yaşanıyor Ya Rabbi! Sen bizim istikbalimizi hayreyle. Eskinin mücahitleri, şimdinin müteahhitleri oldu Bir zamanlar bizim Mücahid ağabeylerimiz vardı. Edepli, haysiyetli, şahsiyetli, eli açık, dindar ağabeylerimiz. Dünya yansa geride bir kalbur samanları yokmus gibi gelirdi bizlere. Bir duruşları, bir tavır alışları vardı. Sağlam adamlardı. Yarı yolda bırakmayan yoldaş, arkadaş, kardeştiler. Ahlaki bir olgunluğun, takvanın üzerinde hiçbir değer yoktu. Herşey paylaşılırdı. Yerde ve gökte ne varsa Allahındı. İdealler, istikrar ve iddialar vardı. Elden ele dolaşan bir bayrak, omuzlarda taşınan bir davamız vardı. Şimdi nerede bu mücahidler? Ne oldular? Nereye gittiler?… Ne ile meşguldürler?…Nasıl yaşarlar?… Mücahidler müteahhit oldu… Oysa bilmemiz gereken bir şey var. Sistem kendisine karşı harekete geçecek olanları besliyorsa, onlardan korkmaz. Sistemin besiye çekmesine hayır demediğimiz sürece hiçbir sonuç elde edemeyiz. "Ben şahsiyetimi korumak için daha dar imkanlarla yaşamayı göze alıyorum" diyen dava adamlarının sayısı azaldı. Siyasal İslam ve Müslümanlar TESEVin araştırmasının en kayda değer sonuçlarından biri de, dindarların Siyasal İslam taleplerinden vazgeçmeleridir. Araştırmayı yöneten Prof. Ali Çolokoğlu ve Prof. Binnaz Topraka göre; Siyasal İslamcılığın reddedilmesi ve laikliğin benimsenmesinde AKPnin iktidarda izlediği politika etkili oldu. Geçmişi İslamcı olan AKPnin şimdi İslamı geri plana iterek siyaset yapması bu sonucu doğurdu. Doğrudur. Toplum yöneticilerinin dini üzerinedir. Yukarıdan aşağıya dönüşüyoruz. İslamı, siyaset, yönetim ve devlet hayatından ayrı düşünmek mümkün değilken Abant Toplantısının sonuç bildirgesinde "İslamın eğri veya doğru hiçbir devlet görüşü yoktur" (Hüseyin Hatemi, Yeni Şafak Gazetesi 22.02.2006) maddesi yer alabiliyor. İslamın siyasal taleplerinden vazgeçenler, İslamın bir dünya görüşünün olmadığını savunanlar, laikçilerin değirmenine su taşıyanlardır. Laikçi elit de zaten bunu istemektedir. Bugün İslami siyaset yapmadıklarını söyleyenler siyasi şahsiyetlerini mazilerindeki İslami siyaset anlayışına, İslamın referans alındığı dönemlere borçludurlar. İslam-müslüman-islamcılık Zihnimizin aydınlaması için bazı terimleri açıklamakta fayda var. İslam Arapça (slm) kökünden türemiştir. Kelime manası teslim olmak, itaat etmektir. Terim anlamı ise: Allahın, Hz. Muhammed´e (s.a.v) insanlara tebliğ etmesi için vahyettiği, hayatı bütünüyle kuşatan emirler bütünüdür. (İslam Ansiklopedisi Vahdet Yay. Cilt 2 S. 259) İnanç, ahlak, ibadet, muamelat, ahkam, kısacası, Kurandaki bütün hükümler ve bu hükümlerin Allah Rasulü tarafından açıklamaları İslam Dinini meydana getirir. Müslüman ise İslamın emir ve yasaklarına teslim olandır. İslam teslimiyettir. İbrahim gibi "teslim" ol denilince "ben alemlerin Rabbine kayıtsız şartsız teslim oldum" diyemeyenler ne "halil" ne "emin" ne de "vefalı" olabilirler. İslamın tanımında bir hususa dikkat çekmek istiyorum. "Hayatı bütünüyle kuşatan emirler bütünü." Unutmamak gerekir ki İslamın bir kısmı, İslam değildir. Dinin bir kısmına sarılıp, bir kısmını terk etmiş olanlar, dinlerini parçalayanlardır. Maalesef bugün bir bütün olan dini hakikat parçalanmıştır. İnanç, ibadet ve ahlaktan müteşekkil mistik bir din anlatılıyor. Ilımlı İslam dedikleri bu olsa gerek. Dini oluşturan ana rükünler şunlardır: a) İnanç b) Ahlak c) İbadet d) Muamelat - Siyaset. Müslümanın dini oluşturan bu rükünleri, birbirinden ayırarak, kendisini bunlardan biriyle tanımlaması, akide planında "tevhid" e sosyal plan da ise "vahdet" e aykırıdır. (M. İslamoğlu, Yahudileşme Temayülül, Denge Yay. İst. 1996 S. 325) İslamiyet, Müslümanlar için sadece kültürel bir değer değildir. Hayatın anlamı, gayesi ve sonucudur. İslam hayatın her alanını kuşatıcıdır. Bugün Siyasal İslam taleplerinden vazgeçenler, İslam Hukukundan vazgeçebiliyorlar mı? Bir İslam Hukukunun varlığına inanıyorlarsa, bunu nasıl hayata hakim kılmayı düşünüyorlar? İslamı bir bütün olarak Müslümanların gündemine taşımak İslamcı aydınların, alimlerin ve önderlerin sorumluluğundadır. Bunu yapmak bir bedel ödemeyi gerektirebilir. Bilmemiz gerektir ki bedel ödemeyi göze alamayanlar, dört başı mamur bir İslami hayata da sahip olamayacaklardır. Tam burada bir terimi yeniden Müslümanların gündemine taşımamız gerekiyor: İslamcılık-İslamlaşma: XIX-XX.yy de İslamı bir bütün olarak (inanç, ibadet, ahlak, felsefe, siyaset, eğitim…) yeniden hayata hakim kılmak ve akılcı bir metodla Müslümanları, İslam dünyasını, batı sömürgesinden, zalim ve müstebit yöneticilerden, esaretten, taklitten, hurafelerden… Kurtarmak, medenileştirmek, birleştirmek ve kalkındırmak uğruna yapılan… Siyasi, fikri ve ilmi çalışmaların, arayışların, teklif ve çözümlerin, bütününü ihtiva eden hareket…” (İsmail KARA, Sosyal Bilimler Ans. 2. cilt S. 262, Risale Yay. İst. 1990) Bu topraklarda İslam varolduğu sürece İslamcılık da varolacaktır. İslamcılığın bittiğini söyleyenler kendileri bitenlerdir. İslamcılık bazen yükselir bazen zayıflar hatta yenilebilir. Ama hiçbir zaman yok olmayacaktır. Bu uğurda mücadele ederken düşenlere bakarak mücadeleden vazgeçenler mevzilerini terkedenlerdir. Unutmamak gerekir ki yürüyenlerin ve koşanların ayağı tökezler. Oturanların ve yatanların değil. O halde her düşeni tutup kaldırın ve alnından öpün ve bir çığlık atın: ALLAHÜEKBER. anadolu gençlik ocak www.anadolugenclik.com.tr
__________________ Ey İnsan! Kerim olan Rabbine karşı nedir seni aldatan (İnfitar,6) İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 07.05.2005
Mesajlar: 6.441
Teşekkür etti: 2
15 Teşekkür 9 Mesaja aldı
| Yazının tamamını alıntılamışsın muhterem :)
__________________ Ey İnsan! Kerim olan Rabbine karşı nedir seni aldatan (İnfitar,6) İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
![]() ![]() Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.762
Teşekkür etti: 70
124 Teşekkür 76 Mesaja aldı
| nerdeyse tamamı... her cümlesi birbirinden değerli... kısaltılamıyor... ![]()
__________________ Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz..MFetullahG |
| | |
![]() |
| Lesezeichen |
| Seçenekler | Arama |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Günümüz Küfür Dünyası !!! | eL-Muvahhid | Dini Bilgi ve Eğitim | 0 | 30.08.2008 23:42 |
| İnsana Ait En Belirgin 10 Duygusal Davranış Özelliği | padrocan | Resim ve Karikatür | 1 | 08.05.2008 09:40 |
| Günümüz Müslümanın işi çok kolay... | M. Ali Saral | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 4 | 13.02.2008 17:35 |
| İslam’a uygun bir düğünün öncelikli özelliği hangisi olmalıdır? | itimat | Aile | 97 | 03.10.2007 18:24 |
| Her günümüz böyle olsun... | mavilim | Resim ve Karikatür | 3 | 20.12.2006 13:26 |