![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 521
Teşekkür etti: 7
5 Teşekkür 4 Mesaja aldı
|
alsana hilafet meselesi ve halife nasil kimler tarafindan secilir.
uzun uzadiya soru soranlar uzun uzadiya verilecek cevablarida okumasini bilmesi lazim ....... |
|
|
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 521
Teşekkür etti: 7
5 Teşekkür 4 Mesaja aldı
|
HILÂFET VE HALIFE
"Allah sizden iman edip salih salih amelleri yapanlara vaad etti: Onlardan öncekileri nasil hükümran kildi ise, halifelik verip, devlet yapti ise ve kendileri için seçip begendigi dinlerini kendilerine saglamlastiracak ve korkularinin ardindan kendilerini tam bir güvene kavusturacaktir. Onlar hep bana kulluk ederler ve hiçbir seyi bana ortak kosmazlar. Ama kimler de bundan sonra inkâra saparsa, iste onlar fasiklarin ta kendileridir." Ayetin tahlil ve tefsiri: Bizden (istenen üç sey): 1- Iman: Sirksiz bir iman. 2- Amel-i salih: Sirksiz bir amel, yani amel-i saliha, niyyet-i sadika. 3- Sirksiz bir ibadet. (Nur Suresi 55) Tercemesi: "Zira amelin makbul ve muteber olabilmesi için iki sart vardir: Bunlardan biri o amel ve o ibadet halis olmalidir. Yalniz Allah için, Allah rizasi için yapilmis olmali. (Riyasiz olmali, dünya menfaati isin içine girmemelidir.) Ikincisi ise seriat’a uygun olmalidir. Seriat’a muvafik olmadigi taktirde kabul görmez!" (Ibn-i Kesir, Mütavvel) Efendimiz söyle buyurur: "Bir kimsenin amel ve ibadeti bizim emrimizin disinda olursa (yani biz öyle bir sey emretmemis isek) o amel ve o ibadet merduttur (yani reddedilir, kabul görmez)!" (Bu hadis-i serif’i Müslim rivayet etmistir) Birinciye misal: Gösteris için kilinan namazlar. Veya kendisini begenip milletvekili seçmeleri maksadina binaen kildigi namaz! Ikinciye misal ise: Papazlarin kilise ve manastirlarda yaptiklari amel ve ibadetler. Veyahut da particilerin sandik basina gidip oy vermeleri, putun önünde divan durmalari!.. Bunlar her ne kadar amel ve ibadetlerini Allah için, Allah rizasi için; bir baska ifade ile, iyi niyyetle yapsalar bile; kabul görmez, reddedilir, yüzlerine çarpilir. Bu hususu bir cümle ile hülâsa edecek olursak: "Bir amelin makbul olabilmesi için iki sart: Amel-i saliha, niyyet-i halise!" Va’dedilen üç sey: 1- Hilâfet Devleti’ni vermek, 2- Temkin (dinlerini saglamlastirmak, hak yol üzerinde olduklarini cihana duyurmak)! 3- Tebdil: Ba’del havf te’min, yani korkularindan sonra onlari güvene kavusturmak, onlara emn-ü eman vermek, onlari teminat altina almak. Nur suresi olan bu ayetin müsabihleri, yani benzerleri: a) Bu ayet-i celile En’am suresinin 82. ayetine benzemektedir. Bu ayet-i celile’de Rabb’imiz Teala ve Tekaddes Hazretleri söyle buyuruyor: "O kimseler ki iman ettiler (Allah’in varligina, meleklerine, kitaplarina, peygamberlerine, ahiret gününe, kaza ve kadere inandilar) ve fakat imanlarina zulmü (yani sirki) karistirmadilar." Zira Efendimiz sahabenin bir suali üzerine söyle buyurmus: "Sizin bildiginiz gibi degil. Buradaki zulüm Hz. Lokman’in ogluna yaptigi tavsiyedeki zulümden ibarettir, yani sirkten ibarettir." O zaman manayi söyle verebiliriz: "Ol kimseler ki iman ettiler, "Amenna" dediler, Tevhid akidesini, Allah’in birligini ifade ettiler ve fakat sirke "Hayir" dediler." Daha baska bir ifade ile, "Tevhid’e evet, sirke hayir!" dediler. Putu ve putperestligi reddettiler. Allahü Zülcelâl bu iki seyi yerine getirmeleriyle, yani Tevhid’e evet, sirke hayir demeleriyle onlara iki sey vaadetti. Ayetin ifadesi su: "Onlar için emn-ü eman vardir (yani onlar benim teminatim altindadirlar, onlara güven ihsan ederim, güven içinde onlari yasatirim). Ikincisi de onlarin dogru yolda olduklarini, bütün bir kâinata, bütün bir dünyaya ilan ederim." b) "Tâ, Sin, Mim. Bunlar apaçik olan Kitab'in ayetleridir. Mü'min olan bir kavim için hak olmak üzere, Musa ve Firavun'un haberinden (bir bölümünü) sana okuyacagiz. Gerçek su ki, Firavun yeryüzünde (Misir'da) büyüklenmis ve oranin halkini birtakim firkalara ayirip bölmüstü; onlardan bir bölümünü güçten düsürülüyor, erkek çocuklarini bogazlayip kadinlarini diri birakiyordu. Çünkü o, bozgunculardandi. Biz ise, yeryüzünde güçten düsürülenlere lütufta bulunmak, onlari önderler yapmak ve mirasçilar kilmak istiyoruz. Ve (istiyoruz ki) onlari yeryüzünde 'iktidar sahipleri olarak yerlesik kilalim', Firavun'a, Hâmân'a ve askerlerine, onlardan sakinmakta olduklari seyi gösterelim." (Kassas, 1-6) 1- Geri itilenleri ayaga kaldirmak; 2- Onlari öne geçirip liderler yapmak; 3- Varisler yapip; mal-mülk sahibleri yapmak; 4- O yerden de (Misir’da, Sam’da ve benzeri yerlerde) onlari iktidar yapmak; 5- Kendilerinin de, ordularinin da korktuklarini baslarina getirmek. Hilâfet Devleti’nin Târifi: Ümmetin din islerini yürütmede Allah Resulü’ne halef olma demektir. Din isleri ise su dört seyden ibaret: Iman, Ibadet, Hukuk (yani Islam hukuku), Ceza Hukuku! En çok hakarete ugrayan iki kelime: Hilâfet ve Seriat!.. Yani Anadolu topraklari üzerinde yasayan kendini bilmezler tarafindan en çok hakarete maruz kalan iki kelime vardir. Onlardan biri Hilâfet kelimesi, digeri ise Seriat kelimesidir. Bu iki kelime hor görülmüstür, hakarete maruz kalmistir. Dibe köseye itilmis ve atilmistir. Sözlerini etmek bile suç sayilmistir. Halbuki bunlardan biri, yani Hilâfet kelimesi, Peygamber’e vekâlet etmek demektir, Peygamber’in vekili demektir. Seriat kelimesi de Kur’an’in muhtevasindan, O’nun getirdigi hükümlerden, O’nun ifade ettigi emir ve yasaklardan ibarettir. Bir baska ifade ile Kur’an’in iki kapagi arasinda bulunan bütün emir ve yasaklara, hükümlere seriat ismi verilir. Binaenaleyh, Hilâfet ve Seriat kelimelerini hor görme demek, Allah Resulü Hz. Muhammed’i ve O’nun teblig ettigi Kur’an-i Kerim’i hor görme demektir, onlara hakaret etme demektir, onlari begenmeme demektir. Böyle bir duruma düsen kisiler "Biz de müslümaniz!" deseler bile, "La ilahe illallah" deseler bile, küfre gitmis, kâfir olmus, müsrik olmuslardir. Artik onlarda ne din kalmistir, ne de iman ve ne de nikâh. Bu arada bir hususa isaret edelim: Islam hem dindir, hem devlettir. Devlet ise Hilâfet’tir, yani Islam’in devleti Hilâfet Devleti’dir. Hilâfet mevzuu Türkiye’nin de gündemine getirilmistir: Nokta Dergisi bu mevzuyu ele almistir. Diyor ki: "Yetmis sene önceki kurum yine gündemde!" Devamla, "Hilâfet çagrilarinin ardinda kim var?" Bu arada Hilâfet mevzuunda tarihî bir noktaya isaret etmek isterim: Yavuz Selim; Islam birligini saglamak üzere miladî 1517 tarihinde Misir’i da fethetmisti, Sultan Selim 15 Subat 1517 Cuma günü büyük bir zaferle sehre girdi. O zaman Misir sehrinin basinda Tuman Bey bulunuyordu. Misir’in fethi tamamlanmis, Yavuz da ayni zamanda Misir’in da sultani olmustu. Fakat Hilâfet mevzuu oldugu gibi duruyordu. Son Abbasi halifesi Üçüncü Mütevekkil diger bazi alimlerle birlikte Istanbul’a gönderildi. Mukaddes emanetler: O tarihlerde Hicaz bölgesi, Kutabe sülalesi tarafindan idare ediliyordu. Osmanli’lar bu idarecilere "Mekke Serifi" derlerdi. Bunlar Misir Sultanligi’na bagli idi. Devrin Mekke emiri Berekât, oglunu Mekke ve Medine anahtarlariyla birlikte, mukaddes emanetleri Yavuz’a göndermisti. Bu emanetler, genelde Efendimiz’e aitti; Efendimiz’in hirkasi, sancagi, disi, kilici, sakalinin kili, ayak izi, seccadesi, bastonu ve Kâbe’nin anahtarlarindan ibaretti. Yavuz Sultan Selim Ayasofya Camii’nde yapilan bir merasimle son Abbasi halifesi Üçüncü Mütevekkil’den halifelik ünvanini devraldi. Böylece Yavuz bütün müslümanlarin dinî ve siyasî lideri oldu. Bu suretle Yavuz, sultanligi yaninda ayni zamanda Halife ünvanini da aldi. Hilâfet’in kaldirilmasi: Yavuz’un Misir’i fethinden sonra Istanbul’a getirdigi Hilâfet müessesesi sözüm ona meclisin 3 Mart 1924 tarihinde aldigi bir kararla kaldirildi. Ve Halife Abdülmecid’le birlikte hanedan da yurtdisina sürüldü. 3 Mart 1924 tarihini müslümanlarin iyi bellemesi ve onu unutmamasi gerekir! Zira Anadolu insanina ve Islam âlemine vurulan en büyük darbe bu tarihte olmustur. Daha önceleri, yani 2 Kasim 1922’de de saltanat kaldirilmisti. Iki müessesenin kaldirilisi: Önce saltanatin arkasindan da Hilâfet’in kaldirilisi, "Hakki Sahibine Iade" risalesinin "Tehditler basliyor" bendinde görülecegi üzere, hep Selanikli Kemal’in münafikane oyunlariyla, tehditleriyle olmustur. Söyle ki: Halife’miz dedigi Abdülmecid’i Halife seçtirip, altina da imzasini koydugu bu zati iki sene sonra yurtdisina sürmüstür. Önce saltanati sonra da Hilâfet’i lagvetmis, birbirini takib eden bu iki tarihten itibaren müslümanlari Halife’siz birakmistir. Aradan yetmis sene gibi bir zaman geçmistir. Bu zaman zarfinda müslümanlarin birligi dagilmis, ahlaki bozulmus, maddeten de manen de çökmüstür. Gülünç bir sebep: Emin Oktay, okul kitaplarinda kaydediyor ve diyor ki: "Halife Abdülmecid Efendi, devlet islerine karismaya ve beyanatlar vermeye baslamisti. Bu sebeple görevinden alindi ve sürgüne gönderildi!.." Ne acaib sey! Siz Halife olacaksiniz ve fakat devlet islerine karismiyacaksiniz, beyanat vermiyeceksiniz! Yoksa Halife bostan korkulugu mu?!. Olursa münafiklik bu kadar olur!.. Tekrar Nokta Dergisi’ne dönelim: "Yetmis sene önceki kurum yine gündemde. Hilâfet çagrilarinin ardinda kim var?" Nokta Dergi’si Kemal Öke’yi, Murat Bardakçi’yi, Ali Bulaç’i, Besim Tibuk’u, Misiroglu’nu konusturuyor. Kemal Öke cevabinda diyor ki: "Avrupa Birligi, son tahliller neticesinde anlasilmistir ki, Avrupa Birligi hiristiyanlik esasina dayanmaktadir; Bagimsiz Devletler ise, Slav zihniyetine dayanmaktadir. Bu iki zihniyet karsisinda Islam Birligi zarureti ortaya çikabilir. Buda Hilâfet yoluyla olur." Görüsleri alinan bu sahislar arasinda Misiroglu’nun su sözleri enteresandir. Misiroglu diyor ki: "Halife Osmanogullari’ndan gelmelidir. Ben bu hususta Sultan Hamid’in torunu 28 yasindaki Selim Faruk’u münasib görüyor ve onu veliaht olarak yetistirmeye çalisiyorum!" Bu arada enteresan bir sözü de nakletmeyi uygun buluyorum: Ingiltere basbakani Churchill Ikinci Dünya Harbi sirasinda Adana’da trende zamanin Reis-i Cumhur’u olan Inönü ile yaptigi konusmasinda diyor ki: "Biz Osmanli’yi yikmakla hata ettik! Dünyanin Ortadogu milletleri arasindaki barista Osmanli’ya ihtiyaç var..." CIA ajani Paul bu babda, yani Osmanli hususundaki düsüncelerini su sözleriyle ifade ediyor: "Osmanli haritasini yeniden diriltmek neden mümkün olmasin?!." Bu babda, yani Hilâfet mevzuunda Islam ne diyor? Târifinden de anlasilacagi üzere Islam’da Hilâfet’in önemi büyüktür. Ümmetin bir gün bile Halife’siz kalmasi caiz degildir. Müslümanlarin maddî-manevî buna ihtiyaçlari vardir. Hilâfet müessesesini ihmal eden müslümanlar, hem ümmet önünde hem de Allah huzurunda mesuldurlar!.. Yukarida isimleri geçenler, meseleyi dinî yönden ele almiyorlar da, kendi kafalarina göre degerlendirmek istiyorlar. Kimi nalina, kimi de mihina vuruyor!.. Bunlar treni kaçirdilar. Bunlar kendi aralarinda veya gazete sütunlarinda tartisa dursunlar veyahut da veliahd yetistire dursunlar!.. Bütün bir dünya bilsin ki: Hilâfet Devleti’nin ihyasi ve ilani yapilmis, Halife’si de intihab edilmistir!.. Artik onlara düsen bir sey var ise, gelip teslim olup, bey’at etmektir!.. Iste Hilâfet’in ser’î ve hukukî hükmü: Hilâfet Devleti’nin hükmü farzdir! (Var ise onu korumak, yoksa onu kurmak erkek-kadin her müslümana vacibtir!) Öyle ki; ümmetin bir gün bile Halife’siz kalmasi günahtir; Ölen bir Halife’yi techiz ve tekvin etmeden, yeni Halife intihab edilir!.. Hilâfet Devleti’nin hükmünün vücubu, yani vacib olusu, farz olusu; Kitap, Sünnet, Icma ve Kiyas ile sabittir. Kitap ile sabittir: Rabb’imiz Teala ve Tekaddes Hazretleri Nisa suresinin 59. ayetinde söyle buyurur: "Ey iman etmis olanlar! Allah’a itaat edin, Allah’in Resulü’ne ve sizden olan emir sahiblerine de itaat edin!" Sünnet: 1- "Çölde ve kirda gezen üç kisi kendilerinden birini baslarina emir seçmedikçe bunlar için gezmeleri helal olmaz!" (Ahmed ibni Hanbel) 2- "Üç kisi bir sefere çikarsa kendilerinden birini emir seçsinler!" (Ebu Davud) 3- "Onlar üç kisi olup, bir yolculuga çiktiklarinda kendilerinden bir emir seçsinler!" (Bezzar; sahih bir senedle) Bu hadis-i serif’ler delalet ediyor ki, sayilari üç veya üçten fazla insanlarin kendilerine bir emir seçmeleri mesrudur (seriat’in tavsiyesidir). Zira bunda telefe götüren ihtilaftan selamet vardir, sakinma vardir! Çünkü baslarina biri emir seçilmedigi taktirde, her biri kendi fikrinde müstebid olur, diktatör olur; heva ve hevesine uygun olani yapar da, hep helak olur giderler!.. Ama emir seçildigi taktirde ihtilaf azalir, sözbirligi olur! Düsünün bir kere, çölde dolasan üç kisiye, sefere çikan üç kisiye emir seçmek mesru olup, tavsiye ediliyorsa, köylerde ve beldelerde yasayan ve sayilari binleri, milyonlari asan insanlar için bir taraftan ittifaki saglamak, sözbirligi yapmak, diger taraftan da zalimlerin zulmünü bertaraf etmek, davacilarin anlasmazliklarini gidermek için baslarina bir emir, bir Halife seçmeleri evlâ bit-tarik mesrudur, sabittir ve vacibdir. Seçilmesi: Halife’yi seçeceklerde bulunmasi lazim gelen sartlar: Bunlara "Ehl-i Hall vel-Akd" ismi verilir. a) Adaletin bütün sartlarina sahip olmak. Bunlar dörttür: 1- Kebairden ictinab, 2- Sagayirde isrardan ictinab, 3- Hirsizlik gibi yüz kizartici insani küçük düsürten fiillerden ictinab, 4- Insanin vakariyla mütenasib olmayan hareketlerden ictinab. b) Imamet’e kimlerin ehil oldugunu bilmek (yani Imamet’e ehil olma sartlarini); c) Din ve dünya islerini tanzimde kimlerin daha selahiyetli oldugunu bilmekten ibarettir. Intihab edeceklerin adedinde ihtilaf: a) Bes olmasini söyleyenler vardir, b) Dört olmasini söyleyenler vardir, c) Her beldede ekseriyetin bulunmasi esastir söyleyenler vardir, d) Bir kisinin bey’at etmesi kâfidir diyenler de vardir. Kurtubi tefsirinde söyle der: Tercemesi: "Sayet Ehl-i hall vel-Akd’den bir kimsenin akdi, yani evet demesi ile de Imamet sabit olur ve baskalarinin onu kabul etmesi lazim gelir. Insanlarin bazilari buna muhalefet etmislerdir ve demislerdir ki, intihab edenlerin Ehl-i Hall vel-Akd’den bir cemaat olmalari lazimdir. Kurtubi de der ki: Bizim delilimiz vardir. O da Hz. Ömer’in Hz. Ebu Bekir’e tek basina bey’at etmesi ve buna sahabeden hiç bir kimsenin karsi çikmamasi ve itiraz etmemesidir! Ve bu, yani intihab bir akiddir. Diger akidler gibi bu da adede, yani sayiya muhtaç degildir. Imam Ebul-Meali de der ki: Ehl-i Hall vel-Akd’den tek bir kisinin bir baska kisiye "Evet" demesiyle de halife seçilmis olur. Halife’nin hali degismedikçe, halledilmesi caiz degildir. Ebul-Meali böyle dedikten sonra diyor ki: Ve bu mucmeun aleyh’dir." Kurtubi, tefsirinin 15. bendinde söyle der: "Ehl-i Hall vel-Akd’in ittifakiyle veyahut yukarida da geçtigi gibi ehl-i hall vel akd’den tek bir kisinin "Evet" demesiyle Imamet munakid oldu mu, artik bütün müslümanlara vacibdir ki, Imam’i dinlesinler ve ona itaat etsinler; Tabii Allah ve Resulü’ne itaat ettigi müddetçe! Bir özürden dolayi bey’attan imtina ederse, mazur sayilir; Mesru bir muazereti yoksa, bey’at etmege zorlanir ve cebredilir! Çünkü müslümanlarin ittifaka ihtiyaçlari vardir." Iki Halife’ye bey’at edilirse, Halife birincidir. Ikinci israr ederse öldürülür!.. Zira Allah Resulü söyle buyurur: "Iki Halife’ye bey’at edilirse, onlardan sonrakini öldürün!.." (Müslim) Bir baska rivayet de söyle: "Bir kimse bir Imam’a bey’at eder de, elini onun eli üzerine koyar, kalbinin meyvesini ona verirse, ona gücü yettigi kadar itaat etsin! Bir digeri gelir de onunla niza ederse onu öldürün!" (Müslim) Bir toprak parçasi ve askerî kuvvet: Topragimiz mevcuttur. Fakat gasb edilmistir. Hukuk yoluyla dava açmisizdir. Islam âleminin genelde bütün topraklari gasbedilmis veya isgal edilmistir. Ümmet fertlerinin Imam’in etrafinda toplanmalari ve kendi topraklarina sahip çikmalari gerekir. Fakat bu bir iman ve bir Tevhid meselesidir. Ikincisi ise askerî kuvvete sahib olma sartidir. Fakat bu sartin ölçüsü, yani askerî kuvvete sahib olmanin ölçüsü nedir? a) Bedir ve Uhud Savasi’ndaki ölçü müdür? Mâlum Bedir’de 310 civarinda, Uhud Savasi’nda ise 1000 civarinda idi. Sayet ölçü bu ise, bizde bu adet fazlasiyla vardir. Ve fakat ölçü Enfal suresinin 60. ayeti olan, "(Ey iman edenler!) Onlara karsi gücünüzün yettigi kadar (her türlü) kuvvetten ve bagli (besili) atlardan hazirlayin ki, onunla Allah'in düsmanini, sizin düsmaninizi ve onlardan baska sizin bilmediginiz Allah'in bildigi diger (düsman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda sarf ettiginiz her sey(in karsiligi) size eksiksiz ödenir, siz hiç haksizliga ugratilmazsiniz!" ayeti ise, öyle bir noktaya gelebilmenin sartlari çok uzaklarda!.. Söyle ki: Islam Devleti’nin dünya siyasetine, dünya medeniyetine ve dünya hakimiyetine sahib olmasina baglidir. Bugün ise tersi hakim! Hersey gayri müslimlerin elinde ve emrinde! Saddam ne yapmisti? Halebçe’yi bir anda yerle bir etmisti; Basra körfezinde 20 000 Iran askerini gaz atmak suretiyle bir anda telef etmisti. Ve bunun neticesidir ki, Humeyni, savasi durdurdu ve su sözü söyledi: "Öyle bir imzayi atmak benim için zehir içmekten daha agir geldi!.." Keza; Amerika ne yapmisti? Dünya devletlerini topladi, Kuveyt’e saldirmis olan Saddam’i tepeledi ve Irak’i yerle bir etti!.. Yukarida gördünüz: Hersey yabancilarin elinde ve emrinde!.. Dünya siyasetine, dünya medeniyetine, dünya iktisadiyatina, dünya istihbaratina ve nihayet dünya agir silahlarina ve dünya askerî gücüne sahiptir. Binaenaleyh Islam âleminin bu seviyeye gelip aradaki mesafeyi kapatmasi için yarim asir da kâfi degildir; en azindan bir asrin geçmesi hatta birkaç asrin geçmesi lazimdir. Zira ehl-i küfrün ve ehl-i dalalin bu noktaya gelebilmesi için en azindan 250 sene geçmisti! Sizler: Bir Tanzimat devrini düsünün, bir Islahat devrini düsünün! Tanzimat Fermani’nin okunmasi 1839’da olmustu. Bugün üzerinden 150 seneden fazla bir zaman geçti. Ya bu noktaya gelebilmek için 100-150 sene daha geriye gideceksiniz! Zira tarihçiler Osmanli Devleti’ni üç devreye ayirirlar: Yükselme Devri, Duraklama Devri ve Gerileme Devri! Yükselme Devri 16. asirda olmustu! Duraklama Devri bunu takib eden asirda oldu! Siz Gerileme Devri'ni 17. asirdan baslatin! Aradan 400 senelik bir zaman geçmistir ve söyle olmustur: Gerileme Devri'yle dünyanin dengesi ters oranti seklinde bozulmustur: Islam âlemi geriledikçe, gayri müslim âlem, ilerlemistir. Mustafa Kemal’in gelisiyle de Islam âlemi ipin ucunu tamamen kaçirmistir. Ve adeta eli-kolu baglanmistir. Basindaki idareciler pek azi müstesna yabancilarin usagi haline gelmistir. Günümüz dünyasinin manzarasi bu! Sartlari bu! O halde manzarayi aslina döndürmek ve mevcut sartlari Islam’in lehine çevirmek için dörtyüz senelik bir zamana ihtiyaç vardir!.. (400 sene sekiz nesil eder!) Askerî güç yoktur diye bey’attan kaçanlara sorun? "Dörtyüz senelik ömrünüz var mi?" Sorun! Sorun Kerimogullari’na, Kul Sadi’lere, Mahmud Efendi’lere sorun! Sorun! Nursi’lere sorun, Süleymanî’lere, particilere sorun! Sorun! Lütfü Dogan’lara, Hasan Mezarci’lara sorun! Sorun! Diyanet’in hocalarina, seyhlik makaminda oturanlara ve onlara dervis olanlara sorun! Istediginiz askerî gücün meydana gelebilmesi için yüzlerce sene yasiyabilecek misiniz? Böyle bir ömüre sahib misiniz? Içinizden hanginiz buna "Evet" diyebilir? Hiçbiriniz!.. Su halde su agabeyinizi, Hoca’nizi ve Halife’nizi dinleyin! 1- Halife’nizin seçimi de usulüne uygun ve mesrudur; Hilâfet’in sartlari kendisinde mevcuttur! 2- Askerî güç mevzuunda günümüz dünyasinda sizlerden bey’at için istenen sart birinci sik degil; ikinci ******! Yani Kur’an’in Enfal, 60. ayetinin istedigi ve Osmanli’nin 16. asirda sahib oldugu askerî güç degildir; Allah Resulü’nün (s.a.v.) Medine Devleti’ni kurarken sahib oldugu askerî güç! Bu güç yukarida dedigim gibi, Bedir’de 300, Uhud’da 1000 civarinda idi. Keza Osmanli Devleti’nin kurulusundaki askerî güç ne kadardi? Bir düsünün!.. Bu çapta bir güç ise bizde fazlasiyla vardir, elhamdülillah! Burada ve Anadolu’da en azindan sayilari binleri asan askerimiz vardir; kaldi ki: Abdurrahman Muhammed el- Irakî ismindeki zatin hicrî 350 tarihinde kaleme aldigi "Bugyetu’l-Müstersidin" ismindeki kitabinda söyle diyor: "Sevket sahibi olmanin, yani güç ve kuvvet sahibi olmanin manasi, insanlarin kendisine ve emrine itaat ve inkiyad etmeleridir. Her ne kadar bir devlet reisinin sahib oldugu harb aletlerine, savasçilara ve benzeri seylere sahib olmasa bile!" Ahmed ibni Hanbel söyle diyor: "Kim Hilâfet’e geçer, insanlar da onun etrafinda toplanir ve riza gösterirlerse o Halife’dir." "Kim insanlarin çevresinde toplandiklari ve halifeligini kabul ettikleri halifelerin birine karsi çikarsa, bu kisi Islam’in birlik ve beraberligini zedelemis ve Resulullah’tan gelen hadislere muhalefet etmistir. Karsi çikan kisi bu haliyle ölürse cahiliyet ölümü ile ölmüs olur." (Menakib, Ibn-i Cevzi, s. 176) Mute harbinde Peygamber’in (s.a.v.) tayin ettikleri komutanlar sehid olunca (Hz. Zeyd (r.a.), Cafer-i Tayyar (r.a.), Abdullah ibni Revaha’ya komutanlik verilmisti) ordu bassiz kalinca Halid b. Velid, sancagi eline alip komutaya geçti. Allah Resulü (s.a.v.) de buna karsi çikmadi ve tasvib etti. Bu yüzden Imam Tahavi söyle diyor: "Bu esas bir kaide olup, ondan da su anlasilmaktadir: Imam hazir olmayacak, bulunmayacak olursa hazir olacagi vakte kadar müslümanlarin, Imam’in yerini tutacak birini öne geçirmeleri üzerlerine vacibtir." Ibn-i Hazm da bu konuda sunlari söylemektedir: "Sayet insanlarin bir imami bulunmayacak olursa, o zaman hakki uygulayip, yerine getirecek herkesin isi geçerlidir." (Ibn-i Hazm, El-Muhalla, c. 22, s. 523) "Yoklugundan dogacak büyük ve sayisiz zararla karsilastigimizda iki zarari denk görmek mümkün mü? Yoklugun doguracagi zarar, kesinkez basibosluk, çatisma, zor alim, kan dökme, haklarin gitmesi ve Islam kurallarinin hayattan kalkmasi..." (Islam’da Siyasî Düsünce Tarihi, Prof. Dr. M. Ziyauddin Rayyis) "Halkin kendi arasinda bir emir seçmesi halinde - ki bu vacibtir - ona saygili ve itaatli olmalari gerekir. Seyh Meyyare’nin naklettigine göre: Herhangi bir dönemde Emir (Halife) boslugu olursa, halk seçkin birisini Halife seçer. O kisi cemaat hayatini gelistirir, güçlülere karsi zayiflarin yaninda yer alirsa, bütün güç ve çabasini bu yolda harcarsa ona karsi ayaklanmak dogru bir davranis degildir. O sahsin karsisinda olan kisi, Islam’in dayandigi bir büyük destegin gücünü parçalamak istiyor ve o güzel cemaati dagitmayi hedefliyor demektir." (Feth’ul-Aliyyel- Malik, c. 1, s. 385) "Fetih’te bu konuda söyle denmektedir: Eger görev verecek sultan yoksa veya kendisinden görev alacak bir yetkili bulunmazsa - ki bazi müslümanlarin yasadigi bölgelerde oldugu gibi - o bölgelere gayri müslimler hakim olmuslar, müslümanlar bir bakima azinlikta kalmislar veya müslümanlar mahkum durumda, gayri müslimler hakim durumdadirlar - Kurtuba’da bugün oldugu gibi (yani Endülüs’te bulunan durum) - bu durumda ne yapilmalidir? Gerekli olan, müslümanlarin kendi aralarindan birine bu görevi vermeleridir. Onda ittifak etmeleri vacibtir. Onu kendilerine idareci olarak seçerler. O da kadi tayin eder. (Böylece kendi aralarinda vuku bulan hadiselerin yargi organlarina aktarilmasi saglanmis olur.) Yine buralarda kendilerine cuma namazi kildiracak bir imam da nasbederler." (Ibni Abidin, c. 4, s. 477) "... Imam tayini hangi durumda olurlarsa olsunlar, bütün müslümanlarin boynuna yüklenmis bir vazifedir, borçtur. Bu görevi yapmayacak olurlarsa, hepsi günah ve isyan içinde olurlar. Mâlumdur ki, bu makami ayakta tutmak dinî, ictimaî, siyasî bir zarurettir. Islam’in korunmasi için son derece önemli bir husustur. Bu Islam beldelerinde varligini canli bir sekilde hissettirmesi sarttir. (...) Islamî toplumun kurulmasinda, müslümanlarin manevî varliginin gerçeklesmesinde çok ileri derecede öneme haizdir. Bunun için müslümanlar, imamdan mahrum kaldiklarinda veya istenilen tarzda bir imama sahib olmadiklari zaman hemen kendilerine bir Imam bulup bu makama oturtmalari sarttir. Bu görev kifaye farzlarin en mühimlerindendir. Müslümanlar bu vazifeyi yerine getirmedikleri takdirde hepsi kiyamet günü Allah'in huzuruna büyük bir vebal yüklenmis olarak varirlar." (M. Said Ramazan el-Buti, Islam Toplumunun Olusumu) "Ilim adamlari derler ki, herhangi bir dönemde imam bulunmayacak olur ise, her beldede sakin olan insanlarin akli, fikri yerinde, ilmi seviyesi uygun, emir ve isaretlerini kabul edip uygulayacaklari, yasak ve engellemelerine riayet edecekleri kisilerden birisini öne geçirmeleri bir görevleridir." (Imam Cüveyni, Giyas’ül-Ümem, s. 280) "Madem ki, bir yerde müslümanlar vardir, onlar bizzat kendi içlerinden liderlerini de çikarabilirler. Sayet liderlikte bir eksiklik söz konusuysa onu da gerektiginde tamamlayabilirler. Fakat müslümanlarin bassiz kalmalari ise caiz degildir. Hele artik lider yoktur bahanesiyle oturmamiz da hiç caiz degildir. Nitekim Safii fakihleri derler ki: "Halife kaybolunca, Hilâfet hükümleri ve görevleri, o zamanin en âlimine intikal eder." Bu sunu gösteriyor: Müslümanlarin hiç bir vakit emirsiz ve nizamsiz durmalari caiz degildir. Evet bizler, kimi zaman sunu görebiliriz: Alim var, fakat içinde yasadigi zamandan habersizdir. Bu âlim ve fakih kimse emirlik ve liderlik görevlerini yürütebilecek bir ehliyette degildir, ileriyi de görememektedir. Bazen de liderlik, hizmet ve is yapmaya elverisli, ileri görüslü biri bulunabilir. Fakat bu kimse de fakih degildir. Kimi zaman da öyle adam var ki, âlimdir, fakat bu adam da çekisme ve hasimlik islerine vakif degildir. Bu ve benzeri bir çok kimseler olabilir. Fakat durumun böyle olmasi hiç bir zaman lidersiz kalmamizi gerektirmez, bundan dolayi da sorumluluktan kurtulmus olamayiz. Onun yoklugu düsünülemez. Biz yüz kisi de olsak, bizi yönetecek en uygun birini aramizdan çikartmaktan aciz olamayiz. Mutlaka birini çikaracagiz. Hatta belli bir konuda ve hükümde bizi yönetmesi için de olsa aramizda birini tayin ederiz. Nitekim Islam’da sura da varligini korumaktadir. Tecrübe ve deney ise bu noktada sahsiyetin gelismesi için gayet önemlidir. Eksiklere gelince bunlar tamamlanabilir. Yeter ki, niyet saglam olsun ve isin kemal noktasi bilinebilsin." (Cundullah, Allah Erinin Ahlak ve Kültürü, Said Havva, s. 588- 589) Allah Resulü (s.a.v.) Efendimiz, Taif dönüsü hâmi (himaye edici) temin etmeden Mekke’ye girmedi. Keza; Medine’ye hicret ederken Yesribliler’den, mâlum hayat teminati almadan Medine’ye gitmeyi kabul etmedi. Niye gitmedi ve niye kabul etmedi? Çünkü, hayat tehlikesi vardi; zira müsrik de olsa hayatini himaye edecek biri olmadan Mekke’ye girmedigi gibi, Yesribliler’den hayat garantisi almadan da Medine’ye girmesi sakincali idi. Ve bu, Islam’in bir hükmüdür. Simdi muariz ve muhaliflere sormak lazim: Halife’nin yeri illa da Anadolu olacak diye bir sart var mi? Hayir yoktur; "Islam âlemi"nin her yeri, bu arada Avrupa’nin her yeri, icab ettigi zaman muvakkat da olsa, Halife’nin oturabilecegi yerlerden biri olabilir. Bunda ser’an de hukuken de bir mani yoktur. Kaldi ki, Avrupa ülkelerinde ikamet eden müslümanlarin sayisi milyonlari asmaktadir. "Halife’nin hür olmasi lazim. Avrupa ülkelerinden birinde oturdugu takdirde Halife’de hürriyet yoktur..." diyenler de var. Cevabimiz odur ki, bunu söyliyenler, hürriyetin ne demek oldugunu bilmiyorlar? Bilmiyorlar ki, hürriyetin olmadigi yerde kölelik vardir. Kölelik ise mülkiyeti efendisine aittir; efendisinin izni olmadan bir tarafa gidemez. Ser’an ve hukuken de bu böyledir. O halde Halife’nin Avrupa’nin herhangi bir ülkesinde ikamet etmesinde bir sakinca yoktur. Kaldi ki; 1- Hoca’nin Türkiye’ye dönmesinde hayat tehlikesi vardir!.. 2- Almanya müsaade etmistir ve demistir ki; "Ben sana eman (izin) veriyorum; gel benim ülkemde oturabilirsin. Alman anayasasinda din hürriyeti vardir." Islam dini ise hem din, hem devlettir. Bunlari birbirinden ayirmak mümkün degildir. Ve bu husus bir taraftan mahkeme dosyalarina geçmis, bir taraftan da basina intikal etmistir. Halife de ne yapiyor? Bulundugu yerden Islam’in mesajlarini dünyanin her tarafina gönderiyor ve göndermektedir. Esasen basta Islam âlemi olmak üzere, dünyada yüz-yüzelli seneden beri bir bosluk vardir, bir ihmal vardir, bir baski vardir!.. Ve bu sebeplerden dolayi Islam, geregi gibi, yani ibadetiyle, siyasetiyle, devletiyle, hukukiyle, ahlakiyle anlatilmadi ve anlatilamadi. Dolayisiyla bütün bir dünya, tipki Peygamber devrinde Arap yarimadasinda oldugu gibi, koyu bir cehalet devri yasamaktadir. O halde Halife’nin görevi devlet müesseselerini kurup bilfiil icraattan ziyade teblig yapmasidir. Islam’in sesini dünya insanligina duyurmasidir. Halife’de bütün imkânlarini seferber ederek bunu yapmaktadir. Ve, esasen dünya küçülmüstür, iletim araçlari çogalmis ve hiz kazanmistir; telefonlar, teleksler, fakslar, basin ve yayin vasitalari birbirini takib etmekte, dolayisiyla istediginiz mesaji, istediginiz yere ve ülkeye kisa zamanda ulastirma imkâni elde edilmis bulunmaktadir. Ve bu itibarladir ki, artik Halife surda oturmalidir veya burda ikamet etmelidir, diye bir sey bahis mevzuu degildir. Dolayisiyla insan, oturdugu yerden her tarafa tebligat ve telkinatini gönderme ve ulastirma imkânina kavusmustur. Ve bu arada sunu da kaydetmeliyim: Elhamdülillah, mühim bir cemaat Halife’nin etrafinda toplanmakta ve bey’at edenlerin sayisi her gün geçtikçe çogalmaktadir. Söyle bir kaide vardir: "Mâ la yüdrekü küllühû la yütrekü küllühû" yani hepsi yapilamiyor diye hepsi de terkedilmez!.. Binaenaleyh, biri çikip, "Biz hapishaneye düstügümüz zaman Halife bizi niye kurtarmiyor veya bize niye is bulmuyor veyahut da bize niye pasaport almiyor?" diyenlere Halife’nin cevabi, Allah Resulü’nün cevabi olmalidir: "Sizlere cennet var!.." Hele siz, Allah’in rizasini ve cennetini kazanabiliriz gayesine binaen Halife’nin etrafinda bir toplanin bakalim ve bu suretle kendi üzerinize düseni yapmis olun!.. Gerisini Allah’a birakirsiniz. O her seye kadirdir; sizin hatir ve hayalinize gelmiyen kapilari açar, imkânlar halk eder!.. Mamafih, Halife’nin intihabinda ileride de görülecegi üzere bir çok faydalar vardir: 1- Bir cemaat tesekkül etmistir; Cenab-i Hak, kendilerinden razi olsun!.. Her gün geçtikçe kemiyyet ve keyfiyyetçe artmaktadir!.. Ve bu, Mevlâ’mizin bir lütfudur ve bir hayir alametidir. 2- Halife’nin intihabi farzdir. Iste bu farz yerine getirilmis ve Ümmet-i Muhammed mesuliyetten kurtulmus olur. 3- Cuma ve bayram namazlarinin sihhati Halife’nin iznine baglidir; 4- Zekât paralarinin toplatilmasi ve mahalline tevzii; 5- Bütün bunlarin yaninda emr-i mâruf ve nehy-i münker yapilmasi ve müslümanlari sirke düsme tehlikesinden kurtarmaya çalismasi; Söyle ki; insanimiz demokrasiye, laiklige, partiye sahip çikmis, sandik basina gitmis, Allah’in hakimiyyetini ihlal etmis, seriat nizamini terk etmis ve dolayisiyla sirke düsmüstür. Iste bütün bu belalardan müslümanlari kurtarmis oluyor ve kurtarmaya çalisiyor!.. Bir tesbih ve bir temsil: Halife’yi bir çobana, ümmeti koyunlara, Islam âlemini bir köye benzetirsek ne olmus oluyor? Haydutlar, köyü basmislar, isgal etmisler; çobani sürmüsler; Koyunlar çobansiz, köy sahibsiz kalmis! Köyün nizamini, seriat’ini degistirmisler de yerine kendi kafalarina göre nizam getirmisler ve bunun adina da "Komünizm", "Sosyalizm", "Demokrasi", "Kemalizm" vs. demisler! Ve bu sistemlerden birine göre partiler kurmuslar; köyün birligini bozmuslar, ortada kalan koyunlari talan etmislerdir!.. Köylülerden biri ortaya çikti, bakti ve gördü ki, haydutlar tarafindan Kur’an nizami kaldirilmis, hatta temeline 98 dinamit yerlestirilmis, koyun sürüleri ise cehennemî bir uçurumun kenarinda!.. Bagiriyorsunuz; "Ben geldim! Kur’an nizamina göre geldim; size çoban olmak üzere geldim; kendim ehliyete sahib, Kur’anî bilgi ve belgelerine malikim! Yalanim var ise, buyurun! Iste Kur’an ve iste seriat nizami! Ya cevap, ya teslim! Iste bizim durumumuz tipki bu!.. Var mi bir diyeceginiz?!." Bütün bunlari söyledikten sonra sunu da ilave edelim: "Hakki Sahibine Iade"nin "Cevaplar" bölümünde de kaydetmistik ve söyle demistik: "Yukarida gördünüz; sualler sorulmus (1 ile 13) ve daha da sorulabilir?" Sonra: Bu çesit suallerin sorulusu, "Yeni bir devlet kuruldu!" zannina binaendir. Halbuki yeni bir devlet, yeniden bir devlet kurulmus degildir; var olan ve fakat isgal edilip gasbedilen, seriat düsmanlarinin eline geçip, rejimi degistirilen ve dolayisiyla Islamî manada çalismaz hale gelen bir devleti ihya etme, canlandirma, susturulmus ve suskun hale gelmis olan bu devleti yeniden dünyanin gündemine getirmekten ibarettir. Böyle bir devletin ne topraga ihtiyaci vardir, ne de askere! Çünkü topragi da vardir, askeri de vardir. Topragi Islam âleminin bir bölümünden ibaret olan Anadolu topraklari, askeri de Tevhid bayragi altinda toplanan erkek-kadin her müslüman!.. Bir kismi da esir!.. Ama oyuna getirilmis, boynuna gaflet zinciri vurulmus esirler!.. Oyuna geldigini anlayip boynundaki gaflet zincirini çözenler, peyderpey de olsa gelip Islam ordusuna iltihak etmekte ve bu gidisle kalpleri mühürlenmis olanlarin disinda geride kimse kalmiyacaktir. Bundan ümit variz! Çünkü mülk Allah’in, irade Allah’in, kalpler O’nun elinde!.. Ümitsizlige düsmenin artik bir sebebi yoktur!.. Bütün bu izahlar ortada dururken, halen "Ben kabul etmiyorum, bey’at da etmiyorum!" diyenler varsa bunlar ya cahildir, ya haiftir, ya da mütekebbirdir! Cahildir; yani ihya ve ilani yapilan devletin nasil bir devlet oldugunu bilmiyor; tahkik ve tedkik de etmiyor veya etmek de istemiyor; cehaletine kurban gidiyor. Haiftir; korkuyor ve kendi kendine diyor ki; "Ben Halife’ligi kabul edip Cemaleddin Hoca’ya bey’at edersem, yarin rejim beni ele geçirirse, beni hapseder, malima ve mülküme el koyar, perisan olurum!.." Mütekebbirdir; Etrafina bir kaç kisi toplamis; Düsünüyor: "Ben bey’at ettigim taktirde etrafimdakiler de bey’at edecek, artik etrafimdan onlar dagilacaklardir; saltanatim yikilacaktir. Iste bu ve benzeri endiseler onu Halife’ye bey’at etmekten alikoymaktadir. Allah (c.c.) cümleye basiretler ihsan eylesin de, dünyasini ahiretine tercih eden kullarindan eylemesin! Halife’nin; içe karsi olsun, disa karsi olsun görevleri vardir. Bunlardan bir kismi: 1- Harp ilan etme: Halife’nin durup dururken herhangi bir devlete karsi savas ilan etmesinin hükmü nedir? Islam’da aslolan savas degil, teblig ve davettir. Savas ise arizîdir ve genelde zarurete binaendir. Siz sayet Kur’an’i teblig ederken, gayri müslim milletler ve devletler buna engel olurlarsa, iste o zaman savasa basvurulur. Bu arada teblig edenler de edilenler de hür bir hava içinde olmalari ve hürriyete sahip bulunmalari sarttir. Ve bu, ayni zamanda Islam’in bir tavsiyesidir. Yani Islam’da din hürriyeti, fikir ve irade hürriyeti vardir; konusma, korkusuz yasama hürriyeti, seyahat hürriyeti, çalisma ve kazanma hürriyeti, evlenme ve evlad edinme hürriyeti vardir ve nihayet ihtiyaçlari giderme hürriyeti vardir. Kur’an-i Kerim bu hürriyetler hakkinda 14 asir öncesinden ayetler göndermistir. Günümüz dünyasinin ilim ve fikir adamlari, insan haklari adi altinda bunlardan bahsetmektedirler. Ancak tarihi ve bugünü tedkik edenler, hürriyetlerin, hususiyle siyasî hürriyetlerin mücadelesini göreceklerdir. Bu mücadele genelde idarecilerle halklari arasinda olmustur. 2- Hz. Osman sehid edilmisti. Katillerin yakalanmasi ve cezalandirilmasi icab ediyordu. Devletin basinda Hz. Ali vardi. "Su anda devletin buna gücü yoktur!" esbab-i mucibesiyle katillerin yakalanip cezalandirilmalarini tehir etti. Ve bu bir ictihaddi!.. 3- Imam-i Azam’in cevabi: Imam-i Azam’a sordular ve dediler ki: "Bir memlekette idareciler küfre sapip mürted olurlarsa, o memleket halkinin idareye karsi kiyam etmeleri vacib midir?" Cevap olarak: "Iki sartla: a) Kiyam ettikleri taktirde büyük bir ihtimalle basarili olacaklari kanaatine sahip olmalari; b) Yikilan idarenin yerine yerlestirecekleri saglam ve itaatkâr bir kadronun bulunmasi!.." 4- Fikih kitaplarimizda vardir: Bir Islam devleti kâfi derecede bir kuvvete ve hazirliga sahip degilse, harbe girmez. Ve sayet mecbur kalirsa, siyasî bir çözüm arar. 5- Abdülmecid’in intihab edilisi sirasinda Istanbul düsman isgali altinda idi. Hindistan’in avam ve havassi bu icraati desteklemisti. 6- Hazirliksiz silaha sarilma umumiyetle muvaffak olmamistir: a) Seyh Said hareketi, b) Ihvan’ül-Müslimin’in Suriye’deki kiyami, c) PKK hareketi, d) Iran’da Humeyni hareketinden önceki huruc hareketlerini misal olarak verebiliriz. IMAMIN VAZIFELERI Ömer Nesefi’ye göre; imamin vazifeleri sunlardir: "1- Ahkâmi tenfiz." Islam nizâminin emirlerini tatbik etmek. (Ser’î muhâkeme) "2- Hadleri ikâme." Allah’in hududunu (bir mü’minin dinden çikmasi, içki içmesi, zina etmesi, birisine zina isnat etmesi, insanlarin haklarini gasbetmesi, katl ve yaralama suçlari) ve Islam Hükümetinin emirlerini çigneyenleri cezalandirmak. "3- Askerî techiz." Topyekün millî müdafaa vazifeleri. (Bey'at eden tüm müslümanlar.) "4- Sadakalari toplamak." Islam devletinde mü’minlerden ve gayri müslimlerden alinan vergileri toplamak. (Mevcut.) "5- Mütegallibeyi, hirsizlari ve yol kesenleri kahretmek." "6- Cuma ve bayram namazlarini kildirmak." (Mevcut) "7- Insanlar arasinda vuku bulan ihtilaflari halletmek." (Ser’î mahkeme) "8- Haklarin isbatina vesile olan sehadetleri (ve sair isbat vasitalarini tetkik ve) kabul etmek." (Ser’î mahkeme) "9- Velisi olmayan küçükleri evlendirmek." (Mevcut) Bu ve benzeri vazifelerle sosyal emniyeti ve huzuru temin etmek. "10- Ganimetleri (harb neticesinde husule gelen kazançlari adalete uygun olarak) taksim etmek." (Asker: Tüm Ümmet-i Muhammed, Toprak: Basta Anadolu) Ve bunlara benzeyen diger vazifeler. ------------------------------------------- (1-2) Ahkâmi tenfiz, hadleri ikame; tehir edilir veya tecrid yolu ile cezalandirilir. (3) Bey'at edip teslim olanlarda bu mümkündür. Zira tüm müslümanlar askerdir. (4) Sadaka ve zekâtlari toplayip müstehaklarina dagitmak vazifesi ifa edilmektedir. (5) 1. ve 2. nota dahildir. (6) Cuma ve bayram namazlarini kildirma ve Cuma imamlarini tayin etme vazifesi ifa edilmektedir. (7-8) Ser'î mahkeme kurulmustur. Dolayisi ile bu vazifeler de yerine getirilmekte. (9) Yapilmaktadir. (10) Ganimetlerin durumu mâlumdur. Konu elhamd tarafından (05.03.2007 Saat 00:00 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
Arife Her Gün Kadir Gecesidir
![]() ![]() Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 7.742
Teşekkür etti: 132
147 Teşekkür 86 Mesaja aldı
|
İlk yazdığın Bakara 112. ayet bu değil
1- "Hayır Kim ihsan mertebesine yükselerek özünü tamamen Allaha teslim ederse onun mükafatı Rabbinin katındadır.Onlara hiç bir korku yoktur onlar mahzun da olmazlar"(BAkara 112) 2- Biz ne şeriatı reddettik ne de hilafeti. Gerisine ise yarın cevap vereceğim Çünkü yazının hepsini okumadım |
|
|
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 521
Teşekkür etti: 7
5 Teşekkür 4 Mesaja aldı
|
ayet numarasi hataen yanlis verilmistir
uyariniz dikkate alinarak düzeltilmistir tesekkür ederiz |
|
|
|
|
Ak & Sa
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.05.2002 Yaş: 34
Mesajlar: 12.571
Teşekkür etti: 10
37 Teşekkür 19 Mesaja aldı
|
böyle uzun yazilar eklemeyin.
Okumak icin zamanim yok.
__________________
Bundan sonra Kizim ne derse o olacak..ayaginizi denk alin :-) السلام عليكم و رحمة الله |
|
|
|
|
Bu davada En iyilerimiz feda etmek gerek
![]() Üyelik tarihi: 26.12.2006 Yaş: 22
Mesajlar: 843
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|