İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #81
Alt 04.03.2007, 01:07
 
elhamd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 432
Konulara Teşekkür etti: 27
30 Teşekkür aldı 21 Mesajlar için

elmnightmare;

benimde sana sordugum sorulara sende cevap vermedin hala

su saidi nursi sorularima

rahmetli halifemin türkiyedeki calismalarinin neticesi olarak adanadaki müftülük görevinden erken emekliye sevk etmistirler

ve 500 ün üzerindeki ilim talebelerini dagitmislardir peki sizin öngütü neden hala gündemde tutup kitaplari her tarafta serbestce satisa sunuluyor

Cemaleddin Hoca Halifem 40 davadan yargilandi almanyada ve hepsinden de beraat etti

türkiyede ise hakkinda en az 3 idam cezasi cikarilmis

ya sizin öngütün hakkinda kac idam cezasi var
elhamd isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #82
Alt 04.03.2007, 01:56
 
BAHADIRALP - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.02.2007
Mesajlar: 1,200
Konulara Teşekkür etti: 1
1 Teşekkür aldı 1 Mesaj için

elhamd , Hakkinda 3 ten fazla idam cezasi ile yargilanmis baska bir isim verirsem onada biad edermisin..? Birine biad etmek icin sabika kaydinda kac idam cezasi olup olmadiginami bakiyorsun.

Bu memlekette,mazlumdan fazla birsey bulamazsin. Idam cezasi ile yargilanan,hükmünü giyen,uygulanan niceleri var. Hatta bazilari 5 defa idam cezasi ile yargilanirken, bes yil hücre cezasini iskencelerle doldururken (dikkat hücre cezasi ).BBP Lideri Muhsin Yazicioglu ,söz konusu zat-i muhterem, Baska bir muhterem Erbakan hoca efendi, Alparslan Türkes hadi bunlar siyasi kimlik diyelim, yargilanan ,tutuklanan,cezaevlerinde kalan ... Ya ; "Said" diye sadece ismi ile zikretmeyi marifet kabul ettiginiz Said Nursi hazretlerinin ,bu ülke icin Albay rütbesi ile savastigini,iki sene Rusyada esaret hayati yasadigini galiba bilmiyorsunuz,bilse idiniz hic degilse iki yil esir olusuna istinaden, sevmesenizde saygili olur,SAYIN ibaresini bari eklerdiniz ...
Bakin size biad edebileceginiz kac isim cikardim.

Asilanlari da yazarsam Cemaleddin Kaplan ve bu sekilde hüküm giymis ama hic Yusufiye medresesine girmemis kisilerin gercekte bir eli yag da,öbür eli bal da yasamis kabul etmek durumunda kaliriz (böyle yasamasalar bile )
BAHADIRALP isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #83
Alt 04.03.2007, 03:17
 
elhamd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 432
Konulara Teşekkür etti: 27
30 Teşekkür aldı 21 Mesajlar için

bahadiralp abi...

ben rahmetli ve simdiki halifenin aldiklari cezalari bir beyat sarti olarak yazmadim
ben ömer öngüt ile onlari kiyaslama babindan yazdim ...
elhamd isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #84
Alt 04.03.2007, 10:51
Arife Her Gün Kadir Gecesidir
 
elmnightmare - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 6,745
Konulara Teşekkür etti: 49
65 Teşekkür aldı 32 Mesajlar için

Alıntı:
elhamd´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
elmnightmare;

benimde sana sordugum sorulara sende cevap vermedin hala

su saidi nursi sorularima

rahmetli halifemin türkiyedeki calismalarinin neticesi olarak adanadaki müftülük görevinden erken emekliye sevk etmistirler

ve 500 ün üzerindeki ilim talebelerini dagitmislardir peki sizin öngütü neden hala gündemde tutup kitaplari her tarafta serbestce satisa sunuluyor

Cemaleddin Hoca Halifem 40 davadan yargilandi almanyada ve hepsinden de beraat etti

türkiyede ise hakkinda en az 3 idam cezasi cikarilmis

ya sizin öngütün hakkinda kac idam cezasi var
HAmd konumuz Said Nursi değildi. Fakat Said Nursi sorularına cevap vereyim. Said Nursi Abhulhamid Hanın idam edilmesi hususunda taraftar olduğu iddiaları var fakat kesin değildir. Siz daha Türkiyedeki on yıl önce olan olayların aslını bilmediğiniz halde yüzyıl önce olan bir olayın aslını nasıl bileceksiniz.Dediklerin birbiriyle öyle çelişiyor ki İlk konular da Said-i NUrsi hazretlerine demediğini koymazken BAhadıralpe de Cemalettin Kaplan Ömer Öngüt kıyaslaması yaptığını söylemeye başlıyorsun. Ben öyle kıyaslamayı yapmadığım gibi Said Nursiye dil uzatıp sonra da kıvırıyorsun.Ne dediğini bilmiyorsun daha
2. Said NUrsi Eski Said Yeni Said Nursi devrelerini açıklar.Siyasetle uğraştığı için yaptığı hataların farkına varmıştır. O yüzden euzubilllahiminessiyaset demiştir. O yüzden tevbe ettiğini söyleyen bir adam hakkında saçma sapan iddialarda bulunman ne kadar cahil olduğunu gösterir.Senin adamın Said NUrsi hazretlerinin yaptığının binde birini yapmamıştır
3- Said Nursi Türkiye de komunizme karşı savaşmış onun kitapları sayesinde gençlik aydınlanmıştır.
4- İdam cezası meselesine gelince Hakkın savunduğu adama kimse dokunamaz. Biz siyasetle uğraşmadığımız için kaç tane sivil polis kaç tane general denetlediği halde vakfımızda ya da tarikatımızda aykırı bir şey bulamadılar. İdam cezası verilmesi ya da verilmemesi bir adamın iyiliğine ya da kötülüğüne işaret etmez.
5- Bizim kitaplarımız hakkında da sayısız dava açılmıştır.Dağıtanlar hakkında da dava açılmıştır fakat vatan aleyhine hiç bir yazı bulunamamıştır. VAtana sevgi imandandır(hadisi Şerif)
6- Sizin ölmüş gitmiş bir adama düşmanlığınız ve bu adamın Türkiye de ilahlaştırılması yüzünden vatana küsüp gitmeniz mazeret değildir.
7- Madem Almanyaya İslamı yaymaya gitti adamınız . Almanya da neye dayanarak hilafet devleti ve beytül mal kuruldu. Hilafet müslüman ülkede kurulur. Almanyadaki gurbetçi paraları hoş geldi tabi. Hicret müslüman ülkeye yapılır.Hilafet müslüman ülkede kurulur. Beytülmal müslüman ülkede olur.
Hangi şerri hükümlere dayanarak bunları kurdunuz ALmanyada.
8- MAdem çok cesurdunuz Türkiye de idamla yargılansaydı da idam cezasını alıp da erkek gibi Allah için idam olunsaydı.Korktunuz tabi.
9- Cemalettin KAplan Ömer Öngüt tartışmasına çevireceksen batarsın unutma.
Biz ayetlere ve hadislere iman ettik. Senin halifen de hakkındaki ayet ve hadislere cevap veremediği gibi hala Mustafa Kemali anlatmaya çabalamıştır.
Sen insanların ilahlarına sövdüğün sürece onlar da senin ilahına söverler.Siz Mustafa Kemale sövdüğünüz sürece oradaki LAikler de sizinle uğraşır.
HAla diyorum ki dilini uzatacağına delil göster
elmnightmare isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #85
Alt 04.03.2007, 22:26
 
elhamd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 432
Konulara Teşekkür etti: 27
30 Teşekkür aldı 21 Mesajlar için

alsana hilafet meselesi ve halife nasil kimler tarafindan secilir.
uzun uzadiya soru soranlar uzun uzadiya verilecek cevablarida okumasini bilmesi lazim .......
elhamd isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #86
Alt 04.03.2007, 22:30
 
elhamd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 432
Konulara Teşekkür etti: 27
30 Teşekkür aldı 21 Mesajlar için

HILÂFET VE HALIFE



"Allah sizden iman edip salih salih amelleri yapanlara vaad etti: Onlardan öncekileri nasil

hükümran kildi ise, halifelik verip, devlet yapti ise ve kendileri için seçip begendigi

dinlerini kendilerine saglamlastiracak ve korkularinin ardindan kendilerini tam bir

güvene kavusturacaktir. Onlar hep bana kulluk ederler ve hiçbir seyi bana ortak kosmazlar.

Ama kimler de bundan sonra inkâra saparsa, iste onlar fasiklarin ta kendileridir."

Ayetin tahlil ve tefsiri:

Bizden (istenen üç sey):

1- Iman: Sirksiz bir iman.

2- Amel-i salih: Sirksiz bir amel, yani amel-i saliha, niyyet-i sadika.

3- Sirksiz bir ibadet.







(Nur Suresi 55)

Tercemesi:

"Zira amelin makbul ve muteber olabilmesi için iki sart vardir: Bunlardan biri o amel ve o

ibadet halis olmalidir. Yalniz Allah için, Allah rizasi için yapilmis olmali. (Riyasiz

olmali, dünya menfaati isin içine girmemelidir.) Ikincisi ise seriat’a uygun olmalidir.

Seriat’a muvafik olmadigi taktirde kabul görmez!" (Ibn-i Kesir, Mütavvel)

Efendimiz söyle buyurur: "Bir kimsenin amel ve ibadeti bizim emrimizin disinda olursa

(yani biz öyle bir sey emretmemis isek) o amel ve o ibadet merduttur (yani reddedilir, kabul

görmez)!" (Bu hadis-i serif’i Müslim rivayet etmistir)

Birinciye misal: Gösteris için kilinan namazlar. Veya kendisini begenip milletvekili

seçmeleri maksadina binaen kildigi namaz! Ikinciye misal ise: Papazlarin kilise ve

manastirlarda yaptiklari amel ve ibadetler. Veyahut da particilerin sandik basina gidip

oy vermeleri, putun önünde divan durmalari!..

Bunlar her ne kadar amel ve ibadetlerini Allah için, Allah rizasi için; bir baska ifade ile, iyi

niyyetle yapsalar bile; kabul görmez, reddedilir, yüzlerine çarpilir. Bu hususu bir cümle ile

hülâsa edecek olursak:

"Bir amelin makbul olabilmesi için iki sart: Amel-i saliha, niyyet-i halise!"

Va’dedilen üç sey:

1- Hilâfet Devleti’ni vermek,

2- Temkin (dinlerini saglamlastirmak, hak yol üzerinde olduklarini cihana duyurmak)!

3- Tebdil: Ba’del havf te’min, yani korkularindan sonra onlari güvene kavusturmak,

onlara emn-ü eman vermek, onlari teminat altina almak.

Nur suresi olan bu ayetin müsabihleri, yani benzerleri:

a) Bu ayet-i celile En’am suresinin 82. ayetine benzemektedir. Bu ayet-i celile’de Rabb’imiz

Teala ve Tekaddes Hazretleri söyle buyuruyor: "O kimseler ki iman ettiler (Allah’in

varligina, meleklerine, kitaplarina, peygamberlerine, ahiret gününe, kaza ve kadere

inandilar) ve fakat imanlarina zulmü (yani sirki) karistirmadilar." Zira Efendimiz

sahabenin bir suali üzerine söyle buyurmus: "Sizin bildiginiz gibi degil. Buradaki zulüm Hz.

Lokman’in ogluna yaptigi tavsiyedeki zulümden ibarettir, yani sirkten ibarettir." O zaman

manayi söyle verebiliriz: "Ol kimseler ki iman ettiler, "Amenna" dediler, Tevhid akidesini,

Allah’in birligini ifade ettiler ve fakat sirke "Hayir" dediler." Daha baska bir ifade ile,

"Tevhid’e evet, sirke hayir!" dediler. Putu ve putperestligi reddettiler.

Allahü Zülcelâl bu iki seyi yerine getirmeleriyle, yani Tevhid’e evet, sirke hayir demeleriyle

onlara iki sey vaadetti. Ayetin ifadesi su: "Onlar için emn-ü eman vardir (yani onlar benim

teminatim altindadirlar, onlara güven ihsan ederim, güven içinde onlari yasatirim).

Ikincisi de onlarin dogru yolda olduklarini, bütün bir kâinata, bütün bir dünyaya ilan

ederim."

b) "Tâ, Sin, Mim. Bunlar apaçik olan Kitab'in ayetleridir. Mü'min olan bir kavim için hak

olmak üzere, Musa ve Firavun'un haberinden (bir bölümünü) sana okuyacagiz. Gerçek su

ki, Firavun yeryüzünde (Misir'da) büyüklenmis ve oranin halkini birtakim firkalara

ayirip bölmüstü; onlardan bir bölümünü güçten düsürülüyor, erkek çocuklarini

bogazlayip kadinlarini diri birakiyordu. Çünkü o, bozgunculardandi. Biz ise,

yeryüzünde güçten düsürülenlere lütufta bulunmak, onlari önderler yapmak ve mirasçilar

kilmak istiyoruz. Ve (istiyoruz ki) onlari yeryüzünde 'iktidar sahipleri olarak yerlesik

kilalim', Firavun'a, Hâmân'a ve askerlerine, onlardan sakinmakta olduklari seyi

gösterelim." (Kassas, 1-6)

1- Geri itilenleri ayaga kaldirmak;

2- Onlari öne geçirip liderler yapmak;

3- Varisler yapip; mal-mülk sahibleri yapmak;

4- O yerden de (Misir’da, Sam’da ve benzeri yerlerde) onlari iktidar yapmak;

5- Kendilerinin de, ordularinin da korktuklarini baslarina getirmek.

Hilâfet Devleti’nin Târifi:

Ümmetin din islerini yürütmede Allah Resulü’ne halef olma demektir.

Din isleri ise su dört seyden ibaret:

Iman, Ibadet, Hukuk (yani Islam hukuku), Ceza Hukuku!

En çok hakarete ugrayan iki kelime: Hilâfet ve Seriat!.. Yani Anadolu topraklari üzerinde

yasayan kendini bilmezler tarafindan en çok hakarete maruz kalan iki kelime vardir.

Onlardan biri Hilâfet kelimesi, digeri ise Seriat kelimesidir. Bu iki kelime hor görülmüstür,

hakarete maruz kalmistir. Dibe köseye itilmis ve atilmistir. Sözlerini etmek bile suç

sayilmistir. Halbuki bunlardan biri, yani Hilâfet kelimesi, Peygamber’e vekâlet etmek

demektir, Peygamber’in vekili demektir. Seriat kelimesi de Kur’an’in muhtevasindan,

O’nun getirdigi hükümlerden, O’nun ifade ettigi emir ve yasaklardan ibarettir. Bir baska ifade

ile Kur’an’in iki kapagi arasinda bulunan bütün emir ve yasaklara, hükümlere seriat ismi

verilir. Binaenaleyh, Hilâfet ve Seriat kelimelerini hor görme demek, Allah Resulü Hz.

Muhammed’i ve O’nun teblig ettigi Kur’an-i Kerim’i hor görme demektir, onlara hakaret

etme demektir, onlari begenmeme demektir. Böyle bir duruma düsen kisiler "Biz de

müslümaniz!" deseler bile, "La ilahe illallah" deseler bile, küfre gitmis, kâfir olmus, müsrik

olmuslardir. Artik onlarda ne din kalmistir, ne de iman ve ne de nikâh.

Bu arada bir hususa isaret edelim:

Islam hem dindir, hem devlettir. Devlet ise Hilâfet’tir, yani Islam’in devleti Hilâfet

Devleti’dir.

Hilâfet mevzuu Türkiye’nin de gündemine getirilmistir:

Nokta Dergisi bu mevzuyu ele almistir. Diyor ki: "Yetmis sene önceki kurum yine

gündemde!" Devamla, "Hilâfet çagrilarinin ardinda kim var?"

Bu arada Hilâfet mevzuunda tarihî bir noktaya isaret etmek isterim:

Yavuz Selim; Islam birligini saglamak üzere miladî 1517 tarihinde Misir’i da

fethetmisti, Sultan Selim 15 Subat 1517 Cuma günü büyük bir zaferle sehre girdi. O zaman

Misir sehrinin basinda Tuman Bey bulunuyordu. Misir’in fethi tamamlanmis, Yavuz

da ayni zamanda Misir’in da sultani olmustu. Fakat Hilâfet mevzuu oldugu gibi

duruyordu. Son Abbasi halifesi Üçüncü Mütevekkil diger bazi alimlerle birlikte Istanbul’a

gönderildi.

Mukaddes emanetler:

O tarihlerde Hicaz bölgesi, Kutabe sülalesi tarafindan idare ediliyordu. Osmanli’lar bu

idarecilere "Mekke Serifi" derlerdi. Bunlar Misir Sultanligi’na bagli idi. Devrin Mekke

emiri Berekât, oglunu Mekke ve Medine anahtarlariyla birlikte, mukaddes emanetleri

Yavuz’a göndermisti.

Bu emanetler, genelde Efendimiz’e aitti; Efendimiz’in hirkasi, sancagi, disi, kilici,

sakalinin kili, ayak izi, seccadesi, bastonu ve Kâbe’nin anahtarlarindan ibaretti.

Yavuz Sultan Selim Ayasofya Camii’nde yapilan bir merasimle son Abbasi halifesi Üçüncü

Mütevekkil’den halifelik ünvanini devraldi. Böylece Yavuz bütün müslümanlarin dinî ve

siyasî lideri oldu. Bu suretle Yavuz, sultanligi yaninda ayni zamanda Halife ünvanini

da aldi.

Hilâfet’in kaldirilmasi:

Yavuz’un Misir’i fethinden sonra Istanbul’a getirdigi Hilâfet müessesesi sözüm ona

meclisin 3 Mart 1924 tarihinde aldigi bir kararla kaldirildi. Ve Halife Abdülmecid’le

birlikte hanedan da yurtdisina sürüldü. 3 Mart 1924 tarihini müslümanlarin iyi bellemesi

ve onu unutmamasi gerekir! Zira Anadolu insanina ve Islam âlemine vurulan en büyük

darbe bu tarihte olmustur. Daha önceleri, yani 2 Kasim 1922’de de saltanat

kaldirilmisti.

Iki müessesenin kaldirilisi:

Önce saltanatin arkasindan da Hilâfet’in kaldirilisi, "Hakki Sahibine Iade"

risalesinin "Tehditler basliyor" bendinde görülecegi üzere, hep Selanikli Kemal’in

münafikane oyunlariyla, tehditleriyle olmustur. Söyle ki: Halife’miz dedigi Abdülmecid’i

Halife seçtirip, altina da imzasini koydugu bu zati iki sene sonra yurtdisina

sürmüstür.

Önce saltanati sonra da Hilâfet’i lagvetmis, birbirini takib eden bu iki tarihten itibaren

müslümanlari Halife’siz birakmistir. Aradan yetmis sene gibi bir zaman geçmistir. Bu

zaman zarfinda müslümanlarin birligi dagilmis, ahlaki bozulmus, maddeten de manen

de çökmüstür.

Gülünç bir sebep:

Emin Oktay, okul kitaplarinda kaydediyor ve diyor ki: "Halife Abdülmecid Efendi, devlet

islerine karismaya ve beyanatlar vermeye baslamisti. Bu sebeple görevinden alindi

ve sürgüne gönderildi!.." Ne acaib sey! Siz Halife olacaksiniz ve fakat devlet islerine

karismiyacaksiniz, beyanat vermiyeceksiniz! Yoksa Halife bostan korkulugu mu?!.

Olursa münafiklik bu kadar olur!..

Tekrar Nokta Dergisi’ne dönelim:

"Yetmis sene önceki kurum yine gündemde. Hilâfet çagrilarinin ardinda kim var?"

Nokta Dergi’si Kemal Öke’yi, Murat Bardakçi’yi, Ali Bulaç’i, Besim Tibuk’u,

Misiroglu’nu konusturuyor. Kemal Öke cevabinda diyor ki: "Avrupa Birligi, son tahliller

neticesinde anlasilmistir ki, Avrupa Birligi hiristiyanlik esasina dayanmaktadir;

Bagimsiz Devletler ise, Slav zihniyetine dayanmaktadir. Bu iki zihniyet karsisinda

Islam Birligi zarureti ortaya çikabilir. Buda Hilâfet yoluyla olur."

Görüsleri alinan bu sahislar arasinda Misiroglu’nun su sözleri enteresandir.

Misiroglu diyor ki: "Halife Osmanogullari’ndan gelmelidir. Ben bu hususta Sultan

Hamid’in torunu 28 yasindaki Selim Faruk’u münasib görüyor ve onu veliaht olarak

yetistirmeye çalisiyorum!"

Bu arada enteresan bir sözü de nakletmeyi uygun buluyorum:

Ingiltere basbakani Churchill Ikinci Dünya Harbi sirasinda Adana’da trende

zamanin Reis-i Cumhur’u olan Inönü ile yaptigi konusmasinda diyor ki: "Biz

Osmanli’yi yikmakla hata ettik! Dünyanin Ortadogu milletleri arasindaki barista

Osmanli’ya ihtiyaç var..."

CIA ajani Paul bu babda, yani Osmanli hususundaki düsüncelerini su sözleriyle ifade

ediyor: "Osmanli haritasini yeniden diriltmek neden mümkün olmasin?!."

Bu babda, yani Hilâfet mevzuunda Islam ne diyor?

Târifinden de anlasilacagi üzere Islam’da Hilâfet’in önemi büyüktür. Ümmetin bir gün

bile Halife’siz kalmasi caiz degildir. Müslümanlarin maddî-manevî buna ihtiyaçlari

vardir. Hilâfet müessesesini ihmal eden müslümanlar, hem ümmet önünde hem de Allah

huzurunda mesuldurlar!..

Yukarida isimleri geçenler, meseleyi dinî yönden ele almiyorlar da, kendi kafalarina

göre degerlendirmek istiyorlar. Kimi nalina, kimi de mihina vuruyor!..

Bunlar treni kaçirdilar. Bunlar kendi aralarinda veya gazete sütunlarinda tartisa

dursunlar veyahut da veliahd yetistire dursunlar!..

Bütün bir dünya bilsin ki: Hilâfet Devleti’nin ihyasi ve ilani yapilmis, Halife’si de intihab

edilmistir!.. Artik onlara düsen bir sey var ise, gelip teslim olup, bey’at etmektir!..

Iste Hilâfet’in ser’î ve hukukî hükmü:

Hilâfet Devleti’nin hükmü farzdir! (Var ise onu korumak, yoksa onu kurmak erkek-kadin

her müslümana vacibtir!)

Öyle ki; ümmetin bir gün bile Halife’siz kalmasi günahtir; Ölen bir Halife’yi techiz ve

tekvin etmeden, yeni Halife intihab edilir!.. Hilâfet Devleti’nin hükmünün vücubu, yani vacib

olusu, farz olusu; Kitap, Sünnet, Icma ve Kiyas ile sabittir.

Kitap ile sabittir:

Rabb’imiz Teala ve Tekaddes Hazretleri Nisa suresinin 59. ayetinde söyle buyurur:

"Ey iman etmis olanlar! Allah’a itaat edin, Allah’in Resulü’ne ve sizden olan emir

sahiblerine de itaat edin!"

Sünnet:

1- "Çölde ve kirda gezen üç kisi kendilerinden birini baslarina emir seçmedikçe bunlar

için gezmeleri helal olmaz!" (Ahmed ibni Hanbel)

2- "Üç kisi bir sefere çikarsa kendilerinden birini emir seçsinler!" (Ebu Davud)

3- "Onlar üç kisi olup, bir yolculuga çiktiklarinda kendilerinden bir emir seçsinler!"

(Bezzar; sahih bir senedle)

Bu hadis-i serif’ler delalet ediyor ki, sayilari üç veya üçten fazla insanlarin kendilerine

bir emir seçmeleri mesrudur (seriat’in tavsiyesidir). Zira bunda telefe götüren ihtilaftan

selamet vardir, sakinma vardir! Çünkü baslarina biri emir seçilmedigi taktirde, her biri

kendi fikrinde müstebid olur, diktatör olur; heva ve hevesine uygun olani yapar da, hep

helak olur giderler!..

Ama emir seçildigi taktirde ihtilaf azalir, sözbirligi olur! Düsünün bir kere, çölde dolasan üç

kisiye, sefere çikan üç kisiye emir seçmek mesru olup, tavsiye ediliyorsa, köylerde ve

beldelerde yasayan ve sayilari binleri, milyonlari asan insanlar için bir taraftan ittifaki

saglamak, sözbirligi yapmak, diger taraftan da zalimlerin zulmünü bertaraf etmek,

davacilarin anlasmazliklarini gidermek için baslarina bir emir, bir Halife seçmeleri

evlâ bit-tarik mesrudur, sabittir ve vacibdir.

Seçilmesi:

Halife’yi seçeceklerde bulunmasi lazim gelen sartlar:

Bunlara "Ehl-i Hall vel-Akd" ismi verilir.

a) Adaletin bütün sartlarina sahip olmak. Bunlar dörttür:

1- Kebairden ictinab,

2- Sagayirde isrardan ictinab,

3- Hirsizlik gibi yüz kizartici insani küçük düsürten fiillerden ictinab,

4- Insanin vakariyla mütenasib olmayan hareketlerden ictinab.

b) Imamet’e kimlerin ehil oldugunu bilmek (yani Imamet’e ehil olma sartlarini);

c) Din ve dünya islerini tanzimde kimlerin daha selahiyetli oldugunu bilmekten ibarettir.

Intihab edeceklerin adedinde ihtilaf:

a) Bes olmasini söyleyenler vardir,

b) Dört olmasini söyleyenler vardir,

c) Her beldede ekseriyetin bulunmasi esastir söyleyenler vardir,

d) Bir kisinin bey’at etmesi kâfidir diyenler de vardir.

Kurtubi tefsirinde söyle der:



























Tercemesi:

"Sayet Ehl-i hall vel-Akd’den bir kimsenin akdi, yani evet demesi ile de Imamet sabit olur

ve baskalarinin onu kabul etmesi lazim gelir. Insanlarin bazilari buna muhalefet

etmislerdir ve demislerdir ki, intihab edenlerin Ehl-i Hall vel-Akd’den bir cemaat olmalari

lazimdir. Kurtubi de der ki: Bizim delilimiz vardir. O da Hz. Ömer’in Hz. Ebu Bekir’e tek

basina bey’at etmesi ve buna sahabeden hiç bir kimsenin karsi çikmamasi ve itiraz

etmemesidir! Ve bu, yani intihab bir akiddir. Diger akidler gibi bu da adede, yani sayiya

muhtaç degildir. Imam Ebul-Meali de der ki:

Ehl-i Hall vel-Akd’den tek bir kisinin bir baska kisiye "Evet" demesiyle de halife seçilmis

olur. Halife’nin hali degismedikçe, halledilmesi caiz degildir.

Ebul-Meali böyle dedikten sonra diyor ki: Ve bu mucmeun aleyh’dir."

Kurtubi, tefsirinin 15. bendinde söyle der:

"Ehl-i Hall vel-Akd’in ittifakiyle veyahut yukarida da geçtigi gibi ehl-i hall vel akd’den tek bir

kisinin "Evet" demesiyle Imamet munakid oldu mu, artik bütün müslümanlara vacibdir ki,

Imam’i dinlesinler ve ona itaat etsinler; Tabii Allah ve Resulü’ne itaat ettigi müddetçe! Bir

özürden dolayi bey’attan imtina ederse, mazur sayilir; Mesru bir muazereti yoksa, bey’at

etmege zorlanir ve cebredilir! Çünkü müslümanlarin ittifaka ihtiyaçlari vardir."

Iki Halife’ye bey’at edilirse, Halife birincidir. Ikinci israr ederse öldürülür!.. Zira Allah

Resulü söyle buyurur: "Iki Halife’ye bey’at edilirse, onlardan sonrakini öldürün!.." (Müslim)

Bir baska rivayet de söyle:

"Bir kimse bir Imam’a bey’at eder de, elini onun eli üzerine koyar, kalbinin meyvesini ona

verirse, ona gücü yettigi kadar itaat etsin! Bir digeri gelir de onunla niza ederse onu öldürün!"

(Müslim)

Bir toprak parçasi ve askerî kuvvet:

Topragimiz mevcuttur. Fakat gasb edilmistir. Hukuk yoluyla dava açmisizdir. Islam

âleminin genelde bütün topraklari gasbedilmis veya isgal edilmistir. Ümmet fertlerinin

Imam’in etrafinda toplanmalari ve kendi topraklarina sahip çikmalari gerekir. Fakat

bu bir iman ve bir Tevhid meselesidir.

Ikincisi ise askerî kuvvete sahib olma sartidir. Fakat bu sartin ölçüsü, yani askerî

kuvvete sahib olmanin ölçüsü nedir?

a) Bedir ve Uhud Savasi’ndaki ölçü müdür? Mâlum Bedir’de 310 civarinda, Uhud

Savasi’nda ise 1000 civarinda idi.

Sayet ölçü bu ise, bizde bu adet fazlasiyla vardir. Ve fakat ölçü Enfal suresinin 60. ayeti

olan, "(Ey iman edenler!) Onlara karsi gücünüzün yettigi kadar (her türlü) kuvvetten ve

bagli (besili) atlardan hazirlayin ki, onunla Allah'in düsmanini, sizin düsmaninizi

ve onlardan baska sizin bilmediginiz Allah'in bildigi diger (düsman) kimseleri korkutursunuz.

Allah yolunda sarf ettiginiz her sey(in karsiligi) size eksiksiz ödenir, siz hiç haksizliga

ugratilmazsiniz!" ayeti ise, öyle bir noktaya gelebilmenin sartlari çok uzaklarda!..

Söyle ki:

Islam Devleti’nin dünya siyasetine, dünya medeniyetine ve dünya hakimiyetine sahib

olmasina baglidir.

Bugün ise tersi hakim! Hersey gayri müslimlerin elinde ve emrinde!

Saddam ne yapmisti? Halebçe’yi bir anda yerle bir etmisti; Basra körfezinde 20 000

Iran askerini gaz atmak suretiyle bir anda telef etmisti. Ve bunun neticesidir ki, Humeyni,

savasi durdurdu ve su sözü söyledi: "Öyle bir imzayi atmak benim için zehir içmekten

daha agir geldi!.."

Keza; Amerika ne yapmisti? Dünya devletlerini topladi, Kuveyt’e saldirmis olan

Saddam’i tepeledi ve Irak’i yerle bir etti!..

Yukarida gördünüz: Hersey yabancilarin elinde ve emrinde!..

Dünya siyasetine, dünya medeniyetine, dünya iktisadiyatina, dünya istihbaratina ve

nihayet dünya agir silahlarina ve dünya askerî gücüne sahiptir. Binaenaleyh Islam

âleminin bu seviyeye gelip aradaki mesafeyi kapatmasi için yarim asir da kâfi degildir;

en azindan bir asrin geçmesi hatta birkaç asrin geçmesi lazimdir. Zira ehl-i küfrün ve

ehl-i dalalin bu noktaya gelebilmesi için en azindan 250 sene geçmisti! Sizler: Bir Tanzimat

devrini düsünün, bir Islahat devrini düsünün!

Tanzimat Fermani’nin okunmasi 1839’da olmustu. Bugün üzerinden 150 seneden fazla

bir zaman geçti. Ya bu noktaya gelebilmek için 100-150 sene daha geriye gideceksiniz! Zira

tarihçiler Osmanli Devleti’ni üç devreye ayirirlar: Yükselme Devri, Duraklama Devri ve

Gerileme Devri!

Yükselme Devri 16. asirda olmustu! Duraklama Devri bunu takib eden asirda oldu! Siz

Gerileme Devri'ni 17. asirdan baslatin! Aradan 400 senelik bir zaman geçmistir ve söyle

olmustur: Gerileme Devri'yle dünyanin dengesi ters oranti seklinde bozulmustur: Islam

âlemi geriledikçe, gayri müslim âlem, ilerlemistir. Mustafa Kemal’in gelisiyle de Islam âlemi

ipin ucunu tamamen kaçirmistir. Ve adeta eli-kolu baglanmistir. Basindaki idareciler

pek azi müstesna yabancilarin usagi haline gelmistir. Günümüz dünyasinin

manzarasi bu! Sartlari bu! O halde manzarayi aslina döndürmek ve mevcut sartlari

Islam’in lehine çevirmek için dörtyüz senelik bir zamana ihtiyaç vardir!.. (400 sene sekiz

nesil eder!)

Askerî güç yoktur diye bey’attan kaçanlara sorun? "Dörtyüz senelik ömrünüz var mi?"

Sorun! Sorun Kerimogullari’na, Kul Sadi’lere, Mahmud Efendi’lere sorun! Sorun! Nursi’lere

sorun, Süleymanî’lere, particilere sorun! Sorun! Lütfü Dogan’lara, Hasan Mezarci’lara

sorun! Sorun! Diyanet’in hocalarina, seyhlik makaminda oturanlara ve onlara dervis

olanlara sorun! Istediginiz askerî gücün meydana gelebilmesi için yüzlerce sene

yasiyabilecek misiniz? Böyle bir ömüre sahib misiniz? Içinizden hanginiz buna "Evet"

diyebilir? Hiçbiriniz!..

Su halde su agabeyinizi, Hoca’nizi ve Halife’nizi dinleyin!

1- Halife’nizin seçimi de usulüne uygun ve mesrudur; Hilâfet’in sartlari kendisinde

mevcuttur!

2- Askerî güç mevzuunda günümüz dünyasinda sizlerden bey’at için istenen sart birinci

sik degil; ikinci ******! Yani Kur’an’in Enfal, 60. ayetinin istedigi ve Osmanli’nin 16.

asirda sahib oldugu askerî güç degildir; Allah Resulü’nün (s.a.v.) Medine Devleti’ni kurarken

sahib oldugu askerî güç! Bu güç yukarida dedigim gibi, Bedir’de 300, Uhud’da 1000

civarinda idi. Keza Osmanli Devleti’nin kurulusundaki askerî güç ne kadardi? Bir

düsünün!..

Bu çapta bir güç ise bizde fazlasiyla vardir, elhamdülillah! Burada ve Anadolu’da en

azindan sayilari binleri asan askerimiz vardir; kaldi ki: Abdurrahman Muhammed el-

Irakî ismindeki zatin hicrî 350 tarihinde kaleme aldigi "Bugyetu’l-Müstersidin" ismindeki

kitabinda söyle diyor:

"Sevket sahibi olmanin, yani güç ve kuvvet sahibi olmanin manasi, insanlarin

kendisine ve emrine itaat ve inkiyad etmeleridir. Her ne kadar bir devlet reisinin sahib oldugu

harb aletlerine, savasçilara ve benzeri seylere sahib olmasa bile!"

Ahmed ibni Hanbel söyle diyor:

"Kim Hilâfet’e geçer, insanlar da onun etrafinda toplanir ve riza gösterirlerse o

Halife’dir."

"Kim insanlarin çevresinde toplandiklari ve halifeligini kabul ettikleri halifelerin birine

karsi çikarsa, bu kisi Islam’in birlik ve beraberligini zedelemis ve Resulullah’tan gelen

hadislere muhalefet etmistir. Karsi çikan kisi bu haliyle ölürse cahiliyet ölümü ile ölmüs

olur." (Menakib, Ibn-i Cevzi, s. 176)

Mute harbinde Peygamber’in (s.a.v.) tayin ettikleri komutanlar sehid olunca (Hz. Zeyd (r.a.),

Cafer-i Tayyar (r.a.), Abdullah ibni Revaha’ya komutanlik verilmisti) ordu bassiz kalinca

Halid b. Velid, sancagi eline alip komutaya geçti. Allah Resulü (s.a.v.) de buna karsi

çikmadi ve tasvib etti. Bu yüzden Imam Tahavi söyle diyor:

"Bu esas bir kaide olup, ondan da su anlasilmaktadir:

Imam hazir olmayacak, bulunmayacak olursa hazir olacagi vakte kadar

müslümanlarin, Imam’in yerini tutacak birini öne geçirmeleri üzerlerine vacibtir."

Ibn-i Hazm da bu konuda sunlari söylemektedir:

"Sayet insanlarin bir imami bulunmayacak olursa, o zaman hakki uygulayip, yerine

getirecek herkesin isi geçerlidir." (Ibn-i Hazm, El-Muhalla, c. 22, s. 523)

"Yoklugundan dogacak büyük ve sayisiz zararla karsilastigimizda iki zarari denk

görmek mümkün mü? Yoklugun doguracagi zarar, kesinkez basibosluk, çatisma, zor

alim, kan dökme, haklarin gitmesi ve Islam kurallarinin hayattan kalkmasi..."

(Islam’da Siyasî Düsünce Tarihi, Prof. Dr. M. Ziyauddin Rayyis)

"Halkin kendi arasinda bir emir seçmesi halinde - ki bu vacibtir - ona saygili ve itaatli

olmalari gerekir.

Seyh Meyyare’nin naklettigine göre:

Herhangi bir dönemde Emir (Halife) boslugu olursa, halk seçkin birisini Halife seçer. O kisi

cemaat hayatini gelistirir, güçlülere karsi zayiflarin yaninda yer alirsa, bütün güç ve

çabasini bu yolda harcarsa ona karsi ayaklanmak dogru bir davranis degildir.

O sahsin karsisinda olan kisi, Islam’in dayandigi bir büyük destegin gücünü

parçalamak istiyor ve o güzel cemaati dagitmayi hedefliyor demektir." (Feth’ul-Aliyyel-

Malik, c. 1, s. 385)

"Fetih’te bu konuda söyle denmektedir:

Eger görev verecek sultan yoksa veya kendisinden görev alacak bir yetkili bulunmazsa - ki

bazi müslümanlarin yasadigi bölgelerde oldugu gibi - o bölgelere gayri müslimler hakim

olmuslar, müslümanlar bir bakima azinlikta kalmislar veya müslümanlar mahkum

durumda, gayri müslimler hakim durumdadirlar - Kurtuba’da bugün oldugu gibi (yani

Endülüs’te bulunan durum) - bu durumda ne yapilmalidir? Gerekli olan, müslümanlarin

kendi aralarindan birine bu görevi vermeleridir. Onda ittifak etmeleri vacibtir. Onu

kendilerine idareci olarak seçerler. O da kadi tayin eder. (Böylece kendi aralarinda vuku

bulan hadiselerin yargi organlarina aktarilmasi saglanmis olur.) Yine buralarda

kendilerine cuma namazi kildiracak bir imam da nasbederler." (Ibni Abidin, c. 4, s. 477)

"... Imam tayini hangi durumda olurlarsa olsunlar, bütün müslümanlarin boynuna

yüklenmis bir vazifedir, borçtur. Bu görevi yapmayacak olurlarsa, hepsi günah ve isyan

içinde olurlar. Mâlumdur ki, bu makami ayakta tutmak dinî, ictimaî, siyasî bir zarurettir.

Islam’in korunmasi için son derece önemli bir husustur. Bu Islam beldelerinde

varligini canli bir sekilde hissettirmesi sarttir. (...) Islamî toplumun kurulmasinda,

müslümanlarin manevî varliginin gerçeklesmesinde çok ileri derecede öneme haizdir.

Bunun için müslümanlar, imamdan mahrum kaldiklarinda veya istenilen tarzda bir imama

sahib olmadiklari zaman hemen kendilerine bir Imam bulup bu makama oturtmalari

sarttir. Bu görev kifaye farzlarin en mühimlerindendir. Müslümanlar bu vazifeyi yerine

getirmedikleri takdirde hepsi kiyamet günü Allah'in huzuruna büyük bir vebal yüklenmis

olarak varirlar." (M. Said Ramazan el-Buti, Islam Toplumunun Olusumu)

"Ilim adamlari derler ki, herhangi bir dönemde imam bulunmayacak olur ise, her beldede

sakin olan insanlarin akli, fikri yerinde, ilmi seviyesi uygun, emir ve isaretlerini kabul edip

uygulayacaklari, yasak ve engellemelerine riayet edecekleri kisilerden birisini öne

geçirmeleri bir görevleridir." (Imam Cüveyni, Giyas’ül-Ümem, s. 280)

"Madem ki, bir yerde müslümanlar vardir, onlar bizzat kendi içlerinden liderlerini de

çikarabilirler. Sayet liderlikte bir eksiklik söz konusuysa onu da gerektiginde

tamamlayabilirler.

Fakat müslümanlarin bassiz kalmalari ise caiz degildir. Hele artik lider yoktur

bahanesiyle oturmamiz da hiç caiz degildir.

Nitekim Safii fakihleri derler ki: "Halife kaybolunca, Hilâfet hükümleri ve görevleri, o

zamanin en âlimine intikal eder."

Bu sunu gösteriyor: Müslümanlarin hiç bir vakit emirsiz ve nizamsiz durmalari caiz

degildir.

Evet bizler, kimi zaman sunu görebiliriz: Alim var, fakat içinde yasadigi zamandan

habersizdir. Bu âlim ve fakih kimse emirlik ve liderlik görevlerini yürütebilecek bir ehliyette

degildir, ileriyi de görememektedir. Bazen de liderlik, hizmet ve is yapmaya elverisli, ileri

görüslü biri bulunabilir. Fakat bu kimse de fakih degildir. Kimi zaman da öyle adam var ki,

âlimdir, fakat bu adam da çekisme ve hasimlik islerine vakif degildir. Bu ve benzeri bir

çok kimseler olabilir. Fakat durumun böyle olmasi hiç bir zaman lidersiz kalmamizi

gerektirmez, bundan dolayi da sorumluluktan kurtulmus olamayiz. Onun yoklugu

düsünülemez. Biz yüz kisi de olsak, bizi yönetecek en uygun birini aramizdan

çikartmaktan aciz olamayiz. Mutlaka birini çikaracagiz. Hatta belli bir konuda ve

hükümde bizi yönetmesi için de olsa aramizda birini tayin ederiz. Nitekim Islam’da sura da

varligini korumaktadir. Tecrübe ve deney ise bu noktada sahsiyetin gelismesi için

gayet önemlidir. Eksiklere gelince bunlar tamamlanabilir. Yeter ki, niyet saglam olsun ve isin

kemal noktasi bilinebilsin." (Cundullah, Allah Erinin Ahlak ve Kültürü, Said Havva, s. 588-

589)

Allah Resulü (s.a.v.) Efendimiz, Taif dönüsü hâmi (himaye edici) temin etmeden Mekke’ye

girmedi. Keza; Medine’ye hicret ederken Yesribliler’den, mâlum hayat teminati almadan

Medine’ye gitmeyi kabul etmedi.

Niye gitmedi ve niye kabul etmedi?

Çünkü, hayat tehlikesi vardi; zira müsrik de olsa hayatini himaye edecek biri olmadan

Mekke’ye girmedigi gibi, Yesribliler’den hayat garantisi almadan da Medine’ye girmesi

sakincali idi. Ve bu, Islam’in bir hükmüdür.

Simdi muariz ve muhaliflere sormak lazim: Halife’nin yeri illa da Anadolu olacak diye bir

sart var mi? Hayir yoktur; "Islam âlemi"nin her yeri, bu arada Avrupa’nin her yeri, icab

ettigi zaman muvakkat da olsa, Halife’nin oturabilecegi yerlerden biri olabilir. Bunda ser’an

de hukuken de bir mani yoktur. Kaldi ki, Avrupa ülkelerinde ikamet eden müslümanlarin

sayisi milyonlari asmaktadir.

"Halife’nin hür olmasi lazim. Avrupa ülkelerinden birinde oturdugu takdirde Halife’de

hürriyet yoktur..." diyenler de var.

Cevabimiz odur ki, bunu söyliyenler, hürriyetin ne demek oldugunu bilmiyorlar?

Bilmiyorlar ki, hürriyetin olmadigi yerde kölelik vardir. Kölelik ise mülkiyeti efendisine

aittir; efendisinin izni olmadan bir tarafa gidemez. Ser’an ve hukuken de bu böyledir. O halde

Halife’nin Avrupa’nin herhangi bir ülkesinde ikamet etmesinde bir sakinca yoktur. Kaldi

ki;

1- Hoca’nin Türkiye’ye dönmesinde hayat tehlikesi vardir!..

2- Almanya müsaade etmistir ve demistir ki; "Ben sana eman (izin) veriyorum; gel benim

ülkemde oturabilirsin. Alman anayasasinda din hürriyeti vardir." Islam dini ise hem din,

hem devlettir. Bunlari birbirinden ayirmak mümkün degildir. Ve bu husus bir taraftan

mahkeme dosyalarina geçmis, bir taraftan da basina intikal etmistir.

Halife de ne yapiyor? Bulundugu yerden Islam’in mesajlarini dünyanin her

tarafina gönderiyor ve göndermektedir. Esasen basta Islam âlemi olmak üzere, dünyada

yüz-yüzelli seneden beri bir bosluk vardir, bir ihmal vardir, bir baski vardir!.. Ve bu

sebeplerden dolayi Islam, geregi gibi, yani ibadetiyle, siyasetiyle, devletiyle, hukukiyle,

ahlakiyle anlatilmadi ve anlatilamadi. Dolayisiyla bütün bir dünya, tipki

Peygamber devrinde Arap yarimadasinda oldugu gibi, koyu bir cehalet devri

yasamaktadir.

O halde Halife’nin görevi devlet müesseselerini kurup bilfiil icraattan ziyade teblig

yapmasidir. Islam’in sesini dünya insanligina duyurmasidir. Halife’de bütün

imkânlarini seferber ederek bunu yapmaktadir. Ve, esasen dünya küçülmüstür, iletim

araçlari çogalmis ve hiz kazanmistir; telefonlar, teleksler, fakslar, basin ve yayin

vasitalari birbirini takib etmekte, dolayisiyla istediginiz mesaji, istediginiz yere ve

ülkeye kisa zamanda ulastirma imkâni elde edilmis bulunmaktadir. Ve bu itibarladir

ki, artik Halife surda oturmalidir veya burda ikamet etmelidir, diye bir sey bahis mevzuu

degildir. Dolayisiyla insan, oturdugu yerden her tarafa tebligat ve telkinatini gönderme

ve ulastirma imkânina kavusmustur. Ve bu arada sunu da kaydetmeliyim: Elhamdülillah,

mühim bir cemaat Halife’nin etrafinda toplanmakta ve bey’at edenlerin sayisi her gün

geçtikçe çogalmaktadir.

Söyle bir kaide vardir: "Mâ la yüdrekü küllühû la yütrekü küllühû" yani hepsi yapilamiyor

diye hepsi de terkedilmez!..

Binaenaleyh, biri çikip, "Biz hapishaneye düstügümüz zaman Halife bizi niye

kurtarmiyor veya bize niye is bulmuyor veyahut da bize niye pasaport almiyor?" diyenlere

Halife’nin cevabi, Allah Resulü’nün cevabi olmalidir: "Sizlere cennet var!.." Hele siz,

Allah’in rizasini ve cennetini kazanabiliriz gayesine binaen Halife’nin etrafinda bir

toplanin bakalim ve bu suretle kendi üzerinize düseni yapmis olun!.. Gerisini Allah’a

birakirsiniz. O her seye kadirdir; sizin hatir ve hayalinize gelmiyen kapilari açar,

imkânlar halk eder!..

Mamafih, Halife’nin intihabinda ileride de görülecegi üzere bir çok faydalar vardir:

1- Bir cemaat tesekkül etmistir; Cenab-i Hak, kendilerinden razi olsun!.. Her gün

geçtikçe kemiyyet ve keyfiyyetçe artmaktadir!.. Ve bu, Mevlâ’mizin bir lütfudur ve bir

hayir alametidir.

2- Halife’nin intihabi farzdir. Iste bu farz yerine getirilmis ve Ümmet-i Muhammed

mesuliyetten kurtulmus olur.

3- Cuma ve bayram namazlarinin sihhati Halife’nin iznine baglidir;

4- Zekât paralarinin toplatilmasi ve mahalline tevzii;

5- Bütün bunlarin yaninda emr-i mâruf ve nehy-i münker yapilmasi ve müslümanlari

sirke düsme tehlikesinden kurtarmaya çalismasi; Söyle ki; insanimiz demokrasiye,

laiklige, partiye sahip çikmis, sandik basina gitmis, Allah’in hakimiyyetini ihlal etmis,

seriat nizamini terk etmis ve dolayisiyla sirke düsmüstür. Iste bütün bu belalardan

müslümanlari kurtarmis oluyor ve kurtarmaya çalisiyor!..

Bir tesbih ve bir temsil:

Halife’yi bir çobana, ümmeti koyunlara, Islam âlemini bir köye benzetirsek ne olmus

oluyor? Haydutlar, köyü basmislar, isgal etmisler; çobani sürmüsler; Koyunlar çobansiz,

köy sahibsiz kalmis! Köyün nizamini, seriat’ini degistirmisler de yerine kendi

kafalarina göre nizam getirmisler ve bunun adina da "Komünizm", "Sosyalizm",

"Demokrasi", "Kemalizm" vs. demisler! Ve bu sistemlerden birine göre partiler kurmuslar;

köyün birligini bozmuslar, ortada kalan koyunlari talan etmislerdir!..

Köylülerden biri ortaya çikti, bakti ve gördü ki, haydutlar tarafindan Kur’an nizami

kaldirilmis, hatta temeline 98 dinamit yerlestirilmis, koyun sürüleri ise cehennemî bir

uçurumun kenarinda!..

Bagiriyorsunuz; "Ben geldim! Kur’an nizamina göre geldim; size çoban olmak üzere

geldim; kendim ehliyete sahib, Kur’anî bilgi ve belgelerine malikim! Yalanim var ise,

buyurun! Iste Kur’an ve iste seriat nizami! Ya cevap, ya teslim! Iste bizim durumumuz

tipki bu!.. Var mi bir diyeceginiz?!."

Bütün bunlari söyledikten sonra sunu da ilave edelim: "Hakki Sahibine Iade"nin

"Cevaplar" bölümünde de kaydetmistik ve söyle demistik:

"Yukarida gördünüz; sualler sorulmus (1 ile 13) ve daha da sorulabilir?"

Sonra:

Bu çesit suallerin sorulusu, "Yeni bir devlet kuruldu!" zannina binaendir. Halbuki yeni bir

devlet, yeniden bir devlet kurulmus degildir; var olan ve fakat isgal edilip gasbedilen, seriat

düsmanlarinin eline geçip, rejimi degistirilen ve dolayisiyla Islamî manada çalismaz

hale gelen bir devleti ihya etme, canlandirma, susturulmus ve suskun hale gelmis olan bu

devleti yeniden dünyanin gündemine getirmekten ibarettir.

Böyle bir devletin ne topraga ihtiyaci vardir, ne de askere! Çünkü topragi da vardir,

askeri de vardir. Topragi Islam âleminin bir bölümünden ibaret olan Anadolu topraklari,

askeri de Tevhid bayragi altinda toplanan erkek-kadin her müslüman!.. Bir kismi da

esir!.. Ama oyuna getirilmis, boynuna gaflet zinciri vurulmus esirler!..

Oyuna geldigini anlayip boynundaki gaflet zincirini çözenler, peyderpey de olsa gelip

Islam ordusuna iltihak etmekte ve bu gidisle kalpleri mühürlenmis olanlarin disinda

geride kimse kalmiyacaktir. Bundan ümit variz! Çünkü mülk Allah’in, irade Allah’in,

kalpler O’nun elinde!.. Ümitsizlige düsmenin artik bir sebebi yoktur!..

Bütün bu izahlar ortada dururken, halen "Ben kabul etmiyorum, bey’at da etmiyorum!"

diyenler varsa bunlar ya cahildir, ya haiftir, ya da mütekebbirdir!

Cahildir; yani ihya ve ilani yapilan devletin nasil bir devlet oldugunu bilmiyor; tahkik ve

tedkik de etmiyor veya etmek de istemiyor; cehaletine kurban gidiyor.

Haiftir; korkuyor ve kendi kendine diyor ki; "Ben Halife’ligi kabul edip Cemaleddin Hoca’ya

bey’at edersem, yarin rejim beni ele geçirirse, beni hapseder, malima ve mülküme el

koyar, perisan olurum!.."

Mütekebbirdir; Etrafina bir kaç kisi toplamis; Düsünüyor: "Ben bey’at ettigim taktirde

etrafimdakiler de bey’at edecek, artik etrafimdan onlar dagilacaklardir; saltanatim

yikilacaktir. Iste bu ve benzeri endiseler onu Halife’ye bey’at etmekten

alikoymaktadir.

Allah (c.c.) cümleye basiretler ihsan eylesin de, dünyasini ahiretine tercih eden

kullarindan eylemesin!

Halife’nin; içe karsi olsun, disa karsi olsun görevleri vardir. Bunlardan bir kismi:

1- Harp ilan etme:

Halife’nin durup dururken herhangi bir devlete karsi savas ilan etmesinin hükmü nedir?

Islam’da aslolan savas degil, teblig ve davettir. Savas ise arizîdir ve genelde zarurete

binaendir. Siz sayet Kur’an’i teblig ederken, gayri müslim milletler ve devletler buna engel

olurlarsa, iste o zaman savasa basvurulur. Bu arada teblig edenler de edilenler de hür bir

hava içinde olmalari ve hürriyete sahip bulunmalari sarttir. Ve bu, ayni zamanda

Islam’in bir tavsiyesidir. Yani Islam’da din hürriyeti, fikir ve irade hürriyeti vardir;

konusma, korkusuz yasama hürriyeti, seyahat hürriyeti, çalisma ve kazanma hürriyeti,

evlenme ve evlad edinme hürriyeti vardir ve nihayet ihtiyaçlari giderme hürriyeti vardir.

Kur’an-i Kerim bu hürriyetler hakkinda 14 asir öncesinden ayetler göndermistir.

Günümüz dünyasinin ilim ve fikir adamlari, insan haklari adi altinda bunlardan

bahsetmektedirler. Ancak tarihi ve bugünü tedkik edenler, hürriyetlerin, hususiyle siyasî

hürriyetlerin mücadelesini göreceklerdir. Bu mücadele genelde idarecilerle halklari

arasinda olmustur.

2- Hz. Osman sehid edilmisti. Katillerin yakalanmasi ve cezalandirilmasi icab

ediyordu. Devletin basinda Hz. Ali vardi. "Su anda devletin buna gücü yoktur!" esbab-i

mucibesiyle katillerin yakalanip cezalandirilmalarini tehir etti. Ve bu bir ictihaddi!..

3- Imam-i Azam’in cevabi:

Imam-i Azam’a sordular ve dediler ki: "Bir memlekette idareciler küfre sapip mürted

olurlarsa, o memleket halkinin idareye karsi kiyam etmeleri vacib midir?" Cevap olarak:

"Iki sartla: a) Kiyam ettikleri taktirde büyük bir ihtimalle basarili olacaklari kanaatine

sahip olmalari; b) Yikilan idarenin yerine yerlestirecekleri saglam ve itaatkâr bir

kadronun bulunmasi!.."

4- Fikih kitaplarimizda vardir:

Bir Islam devleti kâfi derecede bir kuvvete ve hazirliga sahip degilse, harbe girmez. Ve

sayet mecbur kalirsa, siyasî bir çözüm arar.

5- Abdülmecid’in intihab edilisi sirasinda Istanbul düsman isgali altinda idi.

Hindistan’in avam ve havassi bu icraati desteklemisti.

6- Hazirliksiz silaha sarilma umumiyetle muvaffak olmamistir:

a) Seyh Said hareketi,

b) Ihvan’ül-Müslimin’in Suriye’deki kiyami,

c) PKK hareketi,

d) Iran’da Humeyni hareketinden önceki huruc hareketlerini misal olarak verebiliriz.

IMAMIN VAZIFELERI

Ömer Nesefi’ye göre; imamin vazifeleri sunlardir:

"1- Ahkâmi tenfiz."

Islam nizâminin emirlerini tatbik etmek. (Ser’î muhâkeme)

"2- Hadleri ikâme."

Allah’in hududunu (bir mü’minin dinden çikmasi, içki içmesi, zina etmesi, birisine

zina isnat etmesi, insanlarin haklarini gasbetmesi, katl ve yaralama suçlari) ve Islam

Hükümetinin emirlerini çigneyenleri cezalandirmak.

"3- Askerî techiz."

Topyekün millî müdafaa vazifeleri. (Bey'at eden tüm müslümanlar.)

"4- Sadakalari toplamak."

Islam devletinde mü’minlerden ve gayri müslimlerden alinan vergileri toplamak.

(Mevcut.)

"5- Mütegallibeyi, hirsizlari ve yol kesenleri kahretmek."

"6- Cuma ve bayram namazlarini kildirmak." (Mevcut)

"7- Insanlar arasinda vuku bulan ihtilaflari halletmek." (Ser’î mahkeme)

"8- Haklarin isbatina vesile olan sehadetleri (ve sair isbat vasitalarini tetkik

ve) kabul etmek." (Ser’î mahkeme)

"9- Velisi olmayan küçükleri evlendirmek." (Mevcut)

Bu ve benzeri vazifelerle sosyal emniyeti ve huzuru temin etmek.

"10- Ganimetleri (harb neticesinde husule gelen kazançlari adalete uygun olarak)

taksim etmek." (Asker: Tüm Ümmet-i Muhammed, Toprak: Basta Anadolu)

Ve bunlara benzeyen diger vazifeler.

-------------------------------------------

(1-2) Ahkâmi tenfiz, hadleri ikame; tehir edilir veya tecrid yolu ile cezalandirilir.

(3) Bey'at edip teslim olanlarda bu mümkündür. Zira tüm müslümanlar askerdir.

(4) Sadaka ve zekâtlari toplayip müstehaklarina dagitmak vazifesi ifa edilmektedir.

(5) 1. ve 2. nota dahildir.

(6) Cuma ve bayram namazlarini kildirma ve Cuma imamlarini tayin etme vazifesi

ifa edilmektedir.

(7-8) Ser'î mahkeme kurulmustur. Dolayisi ile bu vazifeler de yerine getirilmekte.

(9) Yapilmaktadir.

(10) Ganimetlerin durumu mâlumdur.

Konu elhamd tarafından (05.03.2007 Saat 00:00 ) değiştirilmiştir..
elhamd isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #87
Alt 04.03.2007, 23:45
Arife Her Gün Kadir Gecesidir
 
elmnightmare - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 6,745
Konulara Teşekkür etti: 49
65 Teşekkür aldı 32 Mesajlar için

İlk yazdığın Bakara 112. ayet bu değil
1- "Hayır Kim ihsan mertebesine yükselerek özünü tamamen Allaha teslim ederse onun mükafatı Rabbinin katındadır.Onlara hiç bir korku yoktur onlar mahzun da olmazlar"(BAkara 112)
2- Biz ne şeriatı reddettik ne de hilafeti.
Gerisine ise yarın cevap vereceğim
Çünkü yazının hepsini okumadım
elmnightmare isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #88
Alt 05.03.2007, 00:02
 
elhamd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 432
Konulara Teşekkür etti: 27
30 Teşekkür aldı 21 Mesajlar için

ayet numarasi hataen yanlis verilmistir

uyariniz dikkate alinarak düzeltilmistir tesekkür ederiz
elhamd isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #89
Alt 05.03.2007, 15:22
Ak & Sa
 
el-EMIN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.05.2002
Yaş: 33
Mesajlar: 12,421
Konulara Teşekkür etti: 58
82 Teşekkür aldı 22 Mesajlar için

böyle uzun yazilar eklemeyin.

Okumak icin zamanim yok.
__________________

Bundan sonra Kizim ne derse o olacak..ayaginizi denk alin :-)
السلام عليكم و رحمة الله
el-EMIN isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #90
Alt 05.03.2007, 15:25
Bu davada En iyilerimiz feda etmek gerek
 
Zafera Islame Nèze - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 26.12.2006
Yaş: 22
Mesajlar: 843
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için

Alıntı:
elmnightmare´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Önceki konuları okumadan yorum yapmışsın
Şeirat devletini istemeyen yok forumdaki herkes söylüyor bunu
Sadece şu anda farz değildir dedim.
Müslümanlar şu an da MEKKE ÇAĞINI YAŞIYORLAR MEDİNE ÇAĞINI DEĞİL.
Mekke devrinde devlet mi vardı yoksa Peygamberimizin sahabelerin hal ve hareketlerini düzeltme olayı mı vardı?
Buna cevap istiyorum
Yoksa sadece konuşmak için konuşmayın
Sen beni anlamadin, ben forumdakiler icin degil anketlerde seriati istemeyenleri kast ettim,
seriat nasil demokrasiye tercih edilir anlayamiyorum, birde soylenirler milliyetciler, cumhuriyetciler, vay avrupaya benziyoruz, kulturumuzu kaybediyoruz,diye.
__________________
Hamdu Sena ile Sukur ederiz Yuce Allaha
Kavusturdugu icin bizi o Hizbullaha
Zafera Islame Nèze isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
  #91
Alt 05.03.2007, 15:52
Arife Her Gün Kadir Gecesidir
 
elmnightmare - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 6,745
Konulara Teşekkür etti: 49
65 Teşekkür aldı 32 Mesajlar için

(Nur Suresi 55)

Tercemesi:

"Zira amelin makbul ve muteber olabilmesi için iki sart vardir: Bunlardan biri o amel ve o

ibadet halis olmalidir. Yalniz Allah için, Allah rizasi için yapilmis olmali. (Riyasiz

olmali, dünya menfaati isin içine girmemelidir.) Ikincisi ise seriat’a uygun olmalidir.

Seriat’a muvafik olmadigi taktirde kabul görmez!" (Ibn-i Kesir, Mütavvel)

Efendimiz söyle buyurur: "Bir kimsenin amel ve ibadeti bizim emrimizin disinda olursa

(yani biz öyle bir sey emretmemis isek)