İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 07.03.2007, 17:08

 
elhamd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 575
Teşekkür etti: 11
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
metin kaplanin hapishane hayatina basladiktan sonraki sozleri!!

Emir’ül-Mü’minın ve Halifet’ül-Müslimin M.Metin Müftüoğlu (Kaplan) Hoca’mızın Zindan Sözleri
„Evet, hapishaneler bir mektep ve bir eğitim yeri mesabesindedir. Boşuna oralara Medrese-i Yusufiye denmemiş! Bu Medrese-i Yusufiye herkese nasib olmaz. ĺstesen de seni o mektebe kaydetmezler. Mevlâ kimi dilerse, ona verir. Bunda da hikmetler vardır. Yeter ki, orasını medrese olarak kullanabilesin! Ne mutlu sana!..
Buranın manevî bir yönü var; Tabi ki bilene, bilmeyen havasını alır, günleri boşuna geçmiş olur. Dakikası dakikasını, saniyesi saniyesini Allah için değerlendirmek lazımdır. Öyle günlerini elinde tesbih, olta atarak geçirirsen, sadece elinde yorgunluk kalır o kadar!“
„Hapishanenın müslümana verdiği mesaj: Sabır, tevekkül, kuvvetli bir iman, cesaret, bilevlenme, zafere götürecek bir köprüdür. Sonuç Allah’ın rızası ve kısa yoldan cennete gidilmesidir!
Ben sabrın nasıl bir cevher olduğunu dışarıda biliyordum da, bu kadarını ve daha fazlasını da Medrese-i Yusufiye’de öğrendim. Meğerse sabır büyük bir kalkanmiş. Tabi ki, bilene!..
Mevlâ’mız hepimizin sabrını kat kat artırsın ve mukavemetini de geliştırsin! Amin!..“
„Evet, tek suçumuz budur: Zaten Köln belediyesinden gelen ilk mektupta da yazıldığı gibi, „Sizin sadece Halife ünvanınız olması bile suçtur. Hiçbir şey yapmasanız bile o suç olarak yeter!“ diye yazmışlardı. Ondan sonra da ağzımıza kilit vurmak için cezalar peşpeşe gelmeye başladı. Yani fikir hürriyetimiz vesaire kısıtlanmaya başlandı.
Yukarıda da dediğim gibi: Biz bunun batınî yönünü ele almamız lazımdır. Yani manevî yönden de değerlendirerek, kendimizi ve müslümanları teselli etmekteyiz. Ayette de geçtiği gibi: „Onlar dünya hayatından bir görünüşü bilirler. Ahirette ise onlar gâfil olanların ta kendileridir.“ (Rum, 7)
Dinin hatırı için, Allah rızası için bu zorluklara katlanıyoruz! Ve inşaallah Mevla’mızın yardımıyla bu zorlukları aşacağız. Her yokusun bir inişi, her zorun bir kolayı, her mesakkatin da bir rahatlığı vardır ve olacaktır!
Ve şunu dost-düşman iyi bilsin ki: Bizler Allah’in izniyle içeride de olsak, dışarıda da olsak ĺslam’in gerçeklerini, Kur’an’in hakikatlarını anlatmaya devam edeceğiz! Bu bizim imanımızın gereği, dinimizin emridir! En tabii hakkımızdır; Kimse bu hakki bizden alamaz!
ĺslam’in mutlaka devleti vardır ve farzdır. Müslümanın buna inanması elzemdir!
Bu yazdıklarımızın hepsi doğrudur, haktır, gerçektir ve ĺslam’ın ta kendisidir! Eğer yalanımız, yanlışımız varsa hodri meydan; Tüm dünyayi açık oturuma davet ediyorum!“
Emir’ül-Mü’minın ve Halifet’ül-Müslimin Muhammed Metin Müftüoğlu (Kaplan)
Hoca Efendi’nin Veciz sözlerinden:
“Bizler Allah’ın izniyle içeride de olsak, dışarıda da olsak ĺslam’ın gerçeklerini, Kur’an’ın hakikatlarını anlatmaya devam edeceğiz. Bu bizim imanımızın gereği, dinimizin emridir! En tabii hakkımızdır! Kimse bu hakki elimizden alamaz!“
“Elhamdülillah, biz O’na tevekkül etmişiz! Ne yaparlarsa yapsınlar bize vız gelir. Bizim cesedimizi belki ortadan kaldirabilirler, ama içimizdeki imanımızı, zikrimizi, fikrimizi, davamizi öldüremezler! Hz. Muhammed (s.a.v.) öldü, ama Onun davası bütün bir dünyaya yayıldı!“
“Şu da bir gerçek ki, layik olmayanlar bu harekette barinamazlar ve bugüne kadar da barınamamışlardır. Tabii, bu davada sonuna kadar kalmak kolay bir iş değildir. Laf işiteceksin, sopa yiyeceksin, taşlanacaksın, dövüleceksin, sövüleceksin, sürüleceksin, hapse gireceksin, icabında da idam edileceksin... Hep peygamberler ve Allah dostları bu yoldan geçmişlerdir. Kırılmışlar ve neticede kazanmışlardır. Bu işin modeli de bu, kaderi de bu! Çünkü Sünnetullah, yani Allah’ın değişmez kanunu budur! Onun için bu harekette kalıp mücadele etmek cesaret ister, selabet ister,
secaat ister, celadet ister, velhasıl kaba tâbirle heriflik ister, heriflik!“
“Bizim hapse girmemiz nedir? Bir kırılmadır! Ve semeresini de Mevlâ’miz inşaallah bir gün verecektir!“
“Almanya’da ĺslam gereği gibi bilinmiyor. Onun için Allah’ın (c.c.) inayet ve izniyle yediden yetmişe Alman milletine Tebliğci olarak ĺslam nedir ne değildir öğretmeye çalışacağız!“
Emir’ül-Mü’minin ve Halifet’ül-Müslimin Muhammed Metin Müftüoğlu (Kaplan)
Hoca Efendi’nin Veciz sözlerinden:
Siz yolda yürüyorsunuz, önünüze bir engel çıktı, işte orada bekliyeceksiniz, asla taviz vermeyip, Mevla’ya teslim olacaksınız Sonunda önünüz açılır, siz de sabırlı bir şekilde hedefe doğru rahat rahat yürürsünüz iste buna kırılma denir.
„Canım, şöyle yan taraftan geçeriz“ diye taviz verirseniz, Allah’ın yardımı da kesilir, sizde yalnız kalır ve sittîn sene beklersiniz. Buna da eğilme denir.
Iste elhamdülillah Ne Merhum Halife’miz egildi, ne de simdiki Halife’niz egildi, ikişi de egilmediler Ama kirildilar Biraz sabirli olursak, evvelallah yine yolumuza devam ederiz..
şu da bir gerçek ki, layik olmayanlar, bu harekette barınamazlar ve bugüne kadar da barınamamışlardır. Tabii, bu davada sonuna kadar kalmak kolay bir iş değildir. Laf işiteceksin, sopa yiyeceksin, taşlanacaksin, sövüleceksin, sürüleceksin, dövüleceksin, hapse gireceksin, icabında da idam edileceksin.. Hep Peygamberler ve Allah dostları bu yoldan geçmişlerdir. Kırılmışlar ve neticede kazanmışlardır. Bu işin modeli de bu, kaderi de bu Çünkü Sünnetullah, yani Allah’in değismez kanunu budur.
Onun için bu harekâtta kalıp mücadele etmek ceşaret ister, selabet ister, secaat ister, celadet ister, velhasıl kaba tâbirle heriflik ister, heriflik
Imam-i Azam Hazretleri’ni bilirsiniz; O da eğilmedi, ama kırıldı Günlerinın sonu-nu hapishanede ve her gün kırbaçlanarak geçirip, canını vermiştir. Sonunda, O„Büyük ĺmam“ ünvanını almıştır. Bu bir misal, daha binlerce misal verilebilir.
Biz yani Halife’niz) hapse girdik diye üzülmeyin ve her gün dua ederek, ayet-i celile’yi okuyup birbirinizi müjdeleyin: „O da Allah’tan bir nusrettir ve yakın bir fetihtir. Ve mü’minleri müjdele“ Saff, 13)
Bizim hapse girmemiz nedir? Bir kırılmadır Ve semeresini de Mevlâ’miz inşaallah bir gün verecektir.
Beni ilk ziyarete geldiğinde Fatih’e de söylediğim gibi size de aynı sözü hatırlatırım:
„Oğlum, üzülecek bir şey yok Ka-derde ne yazılı ise o olur. Biz o büyük kapıya sığinmışız. şu anda Allah babanızı imtihan ediyor. ĺnsaallah imtihanı başarı ile vereceğim“
Size de aynısını diyorum: „Allah Halife’nizi imtihan ediyor“
Çünkü bu dünya imtihan dünyasıdır. Kimimiz dışarıda imtihana tabi olur, kimimiz de bizim Halife’niz) gibi içeride imtihana tabi olunur Mühim olan pişmanlık duymamak ve sabırlı bir şekilde hareket edip, Rabb’isi, Ibrahim a.s.)’i imtihana tabi tuttu, o da cevaben, „O da âlemlerin Rabb’ine teslim oldum“ Bakara, 131) dediği gibi demektir.
ĺslam’ın müdafii ve muhafizları olacaksınız Kur’an’i elinize, Peygamber’i de önünüze alarak, ĺlim meydanında rakiplerinizi, muarizlarınizi, muhaliflerinizi bir bir tutup, sırtlarını tuşa getıreceksiniz. Bir pehlivan gibi güreş meydanında dönüp dolaşacaksınız..
Bugün Türkiye’de ĺslam yarım ve yanlış öğretilmiştir Yine sizin göreviniz yarımı tamamlamak ve yanlışı da düzeltmektir
Halkımıza ĺslam yarım öğretilmiştir; „Namaz, oruç, hacc, zekât gibi ibadetleri yerine getirirseniz bunlar yeter. Kimsenın etlisine sütlüsüne karışmayın Emr-i bil-mâ’ruf ve nehy-i anıl-münker yapmayın“ denilmektedir.
Okumuşlar, sözde profesörler de ĺslam’i yanlış bellemişler ve „ĺslam bir vicdan işidir“ diyorlar. Kendileri ĺslam’ın esas siyasetini öğrenmemişler veya öğrenmek istememişlerdir.
Önemine binaen yine tekrar edelim:
„ĺslam hem dindir, hem devlet Hem ibadettir, hem siyaset“
Ya cevap, ya kabul
Bu yazdıklarımız yüzde yüz doğrudur, aynı zamanda haktır ve ĺslam’in ta kendisidir! Bizde asla taviz yoktur! Hiç kimse de yanlış ve hatalarımızı bulamamakta, ancak kendilerine yedirip gelip teslim olamamaktalar. Tabii bu da bir nasip meselesidir! Bu büyük dava herkese nasip olmaz!
Niye yanlış ve hatalarımızı bulamıyorlar? Çünkü, „Kaynak Kur’an, örnek Peygamber!“ diyerek yola çıkmışız. Evvelallah kimse bizim sırtımızı yere getiremez! ĺste hodri meydan! Tenkide ve açık oturumlara hazırız! Buyursunlar; Ya cevap, ya da kabul!..
Bu harekete karşı çıkmak, ĺslam’a karşı çıkmak demektır!
ĺlimle karsimıza çikamiyorlar, ama ne yapiyorlar? Yalan-dolan, her türlü iftıra ve çamur atarak karalama yoluna gidiyorlar. Bu da yetmiyormus gibi, kaba kuvvete başvurarak, susturma politikasi uyguluyorlar, yani agzimıza kilit vurmaya kalkiyorlar.
Bizi susturmak demek, ĺslam’ı susturmak demektir, Kur’an’ı susturmak demektir, Peygamber’i (s.a.v.) susturmak demektir! Buna da kimsenin gücü yetmez! Ne yaparlarsa yapsınlar, yine biz gâlip, onlar da mağlup olacaklardır! Çünkü Allah’in vaadi sarih ve kesindir! Yeter ki, O’na teslim bayrağını çekelim!
Mevla’nın yardımıyla ya bugün ya da yarın Hilâfet Devleti Anadolu topraklarına hâkim olduğu zaman, yeryüzündeki acılar son bulacaktır. Çünkü bu acıların başlangıcı Hilâfet’in ilgasi ile başlamıştır. Acıların dinmesi, tekrar Hilâfet Devleti’nin çatısı altında müslümanların toplanmasıyla mümkün olur!


Cemaleddin Hocaoğlu, Anadolu sakinlerinden olup, Reşid ve Hatice’den doğmadır.

Erzurum vilayetine bağlı ĺspir kazası Dangis (yeni ismi Gündoğdu) köyünde dünyaya gelmiştir. Doğum tarihi miladî olarak 1926’dır. Rumî olarak ise 1342’dir. Hicrî tarih olarak da 1347’dır.

Askerliğini yaptıktan sonra ĺlkokul, Ortaokul ve Lise tahsilini haricten vermek suretiyle, üç sene civarında Erzurum Lisesi’nden mezun olmuştur.

Yaş 36 olmuştu. Mezkûr mektepleri bitırdikten sonra bir de üniversite tahsili yapmak üzere Ankara ĺlahiyat Fakültesi’ne kaydolmuş, 40 yaşına yaklaşınca bu fakülteden mezun olmuştur.

ĺmamlık, Vaazlık, Müfettişlik, Diyanet ĺşleri Personel Dairesi Başkanı, Diyanet ĺşleri Reis Muavinliği, Adana Müftülüğü, Türkiye Din Görevlileri Federasyon Azalığı, Avrupa Milli Görüş Teşkilatları Tebliğ ve ĺrşad ve Fetva Komsiyonu Başkanlığı, ĺslamî Cemiyet ve Cemaatler Birliği Umumî Reisliği, Anadolu Federe ĺslam Devleti Reisliği ve nihayet Hilâfet Devleti Reisliği, yani „Emîr’ül-Mü’minîn ve Halîfet’ül-Müslimîn“ vazifelerine getirilmiştir. Bunlardan bir kısmında vazife müddetleri kısa olmuş ise de bir kısmında uzun olmuştur. Mesela müfettişlik gibi bazı vazifeler altı ay gibi kısa süreli olmuş, imamlık vazifesi 11 sene, müftülük vazifesi 15 sene sürmüş, ĺslamî Cemaatler Birliği Emirliği 10 sene olmuştur.
70 yıl sonra dibe-köşeye itilen, hor ve hakir görülen Hilâfet Devleti'nicesaretle ihya ve ilan eden, Emîr'ül-Mü'minîn ve Halîfet'ül-Müslimîn Cemaleddin Hocaoğlu (Kaplan) bin Reşid uğruna mücadele verdiği Rabb'isine, 15 Zilhicce 1415'e tekabül eden (15 Mayıs 1995) Pazartesi günü saat 12.50’de Hilâfet bayrağı altında kavuşarak şehadet şerbetini içmiştır.
Bu vesileyle Hilâfet Devleti'nın şûra üyeleri, müslümanların bir saat bile Halife'siz kalması caiz olmadığından 16 Zilhicce 1415 (16.05.1995) günü bir toplantı yaparak, Hilâfet makamına Merhum Halife'mizin tavsiyesini de nazar-ı itibare alarak, Ulûm-i Arabiyye ve Ulûm-i şer'iyye'yi babasının rahle-i tedrisatında tâlim ve tahsil yapan Muhammed Metin Müftüoğlu (Kaplan) Hoca'yı Halife olarak seçtiklerini ve bey'at etmiş olduklarını bütün bir dünyaya ilan ettiler.
BILDIRILER

Nasslardan, yani ayet ve hadisden:

ĺslam’da partinın olduğunu, Kur’an ayetlerinden çıkartmak mümkün müdür?

Mesela:
Münafikûn Suresi´nin 16. ayetinden, ki yukarıda mealini gördünüz, ĺslam’da partinın varlığını, özünde ve yapısında bulunduğunu ve dolayısıyle partinın de şer’i bir sistemolduğunu isbat etmek mümkün müdür? Bu sualin cevabı „Hayır!“ şeklinde olacaktır.

Bir kere delille dava arasında „Takrib“ yoktur. Yani mezkûr ayet, genelde Ali ĺmran,102. ayetinin hükmünü neshetmekte veya en azından külfetini hafifletmektedir. Yani kolaylıktan zorluğa doğru değil, tedricin hilafına olarak, zorluktan kolaylığa doğru bir seyir takib etmektedir.

Dolayısıyla iddianın hilafına bir hüküm çıkmaktadır. Tedriç kaidesi ise, genelde kolaylıktan zorluğa doğru bir şeyir takib eder.
***********

Arapça Öğrenmek demek, Kur’an’la ve Sünnet’le konuşma demektir.

Biz müslüman bir milletiz. Dinimiz ĺslam’dır. ĺslam’ın kaynakları ise Kur’an ile Sünnet’tir. Bunlar ise Arapça’dır. Kur’an ve Sünnet’ten sonra gelen kaynaklarımız yine Arapça’dır. O halde gerek Kur’an ve Sünnet’ten ve gerekse diğer kaynak kitaplarımızdan bizzat faydalanabilmemiz için bunların diline âşina olmamız lazımdır.

Hususiyle her müslüman genç, Arapça’dan ibaret olan Kur’an dilini bilmelidir. Ayrıca; müslüman milletler camiasında dünyanın muhtelif dillerini konuşan din kardeşlerimiz vardır. Hemen hemen dünyanın neresine gidersek gidelim, din kardeşlerimizle karşılaşacağız. Şayet Kur’an dilini bilirsek acemilik ve yabancılık çekmeyiz; muarefe münasebetlerimizi kolayca yürütürüz.
Sonra yine dünyanın neresinde olursak olalım, kardeşlerimizin derdiyle dertlenmek; onların sevinç ve kederlerine ortak olup, müşterek bir hayat yaşamamızın başta gelen şartlarından biri de müşterek bir dile sahip olmamızdır. „Bir müslüman diğer müslümanların derdiyle dertlenmezse onlardan değildir!“
sözü Peygamber (s.a.v.)’in sözüdür. KUR’AN LĺSAnınÖĞRENMEK ZOR DEĞĺLDĺR: Biz müslümanlar için bu lisanı öğrenmek hiç de zor değildir. Bir veya iki senede Almanca’yı öğrenen gençler Arapça’yı daha kolay ve daha az zamanda öğrenirler. Yeter ki, samimiyetle ve ihlasla elindeki imkânları değerlendirsinler! Her ne kadar kemalist rejim, lisanımızdaki Arapça kelimeleri değiştırdi ise de yine de kalan veya hatırlanan kelimelerin sayısı çoktur. Kalem, defter ve kitap gibi kelimeler hâlâ kullanılmaktadır.
***********

Haca Gitmek
Haccın taşıdığı mana ve hikmetler:

Muhterem müslümanlar! Haccın taşıdığı mana ve hikmetler, fayda ve maslahatlar, sayılamayacak kadar çoktur. Bunları başlıca iki ana bölümde toplayabiliriz.
Tabiri caizse bunlardan biri dünyevî diğeri de uhrevîdir. Yani biri sırf ibadetle ilgilidir, diğeri de daha çok dünya ile, dünya işleriyle alakalıdır. Yoksa müslümanın her işi ya bizzat ya da dolayısıyla hep ibadettir. Haccın ibadet olan yönü bellidir; tavaftır, sa’y’dır, Arafat’ta vakfeye durmaktır vesairedir.
Dünyevî yönüne gelince: Bu da şu bölümlere ayrılır; Ferdî ve ictimaî, ticarî ve iktisadî, medenî ve ilmî, idarî ve siyasîdir. Bunları teker, teker ele alıp enine boyuna işlemek mümkün değildir. Çünkü hutbemizin çerçevesi buna müsait değildir. Şimdilik ancak her birine bir kaç cümle ile temas ederek yetineceğiz. Haccın hikmetlerinden biri de ferd ve cemiyete aittır.
Müslümanların hacc yapmakla bilgi ve görgüleri artar, ruh ve terbiyeleri gelişir, heyecan ve ümitleri yükselir, metanet ve cesaretleri artar ve nihayet sevgi ve saygı bağları artarak tekvucut haline gelirler.
Haccın medeniyet ve ĺlim yönünden de hikmetleri vardır, dünyanın dört bucağından gelen müslümanlar ĺlim ve teknik yönünden de alış-veriş yapar ve fikir teatisinde bulunurlar; medeniyet, kültür, keşif ve buluşlar yönlerinden de birbirlerini tamamlama fırsatını bulurlar. Haccın ticarî ve iktisadî yönleri de çok mühimdir.
Hacc ibadetini eda etmeye gelen her hacı efendi aynı zamanda bir ortak pazara da gelmiştır. Gelirken satılık eşyasını getırir, satın alacağını da alıp götürür. Hem ibadet hem de ticaret yapmış olur. Tarihin hiç bir devrinde ve hiç bir ülkesinde böyle bir imkân yoktur. Böyle bir imkânı ancak hikmetin kendisi olan ĺslam dini müslümanlara getirmiş ve onlara lutfetmiştir. Binaenaleyh; müslümanların ortak pazarı budur, başkası değildir. Müslümanlar bunu böyle bilmeli ve özellikle bu ortak pazarı aralarında kurmalı bir taşla iki kuşu vurmalı ve bir arada hem ibadeti hem de ticareti yürütmeli, ĺslam düşmanlarının ve cahil cühelanın sözlerine asla kulak vermemelidir.
***********

Hakimiyet
Bir kimse, Allah ve Resulü (s.a.v.)’nın hükümlerini, Allah ve Resulü tarafından geldiklerini kabul etmezse, onun küfre gittiği muhakkaktır.
Zira ĺslam; Allah ve Resulü tarafından gelen her meseleyi kabul ve tasdik edip, o meselelerde de Allah’a teslimiyyet göstermektir. ĺşte birinci esas budur ve bunda kimsenın şüphesi olamaz.
Bir kimse düşünün ki; Allah ve Resulü tarafından gelen her şeyi kabul ve tasdik ettiği halde, asi gelirse, yani bir veya bir kaç haramı irtikâb ederse ve fakat bu haliyle kendisinın günah işlediğini ve asi olduğunu itiraf ve kabul ederse, o, kâfir olmaz; zalim ve fasık olması hasebiyle onun durumu Allah’ın dilemesine kalmıştır:
ĺsterse günahı kadar ona azab eder, isterse affeder. Birinci mesele öyle bir şeydir ki, onu her müslüman kabul etmektedir. Hem öyle ki, bu hususu kabul etmiyen biri çıkarsa, artık o müslüman değildir, küfre gitmiştir. ĺkinci mesele ise, bu Ehl-i Sünnet’in tesbitidir ki, günah ve haram olduğunu kabul etmenin yanında dine karşı, Allah’a karşı suç işlediğini itiraf ederek büyük günahları işlerse dahi tekfir edilemez; küfre düştüğü söylenemez.
ĺşte hariciler ile mutezilenin muhalefet ettikleri mevzu budur. Hariciler, böylelerini tekfir etme yoluna giderken, mutezile mezhebi de böyleleri hakında „El-Menzile beynel-Menzile“ tâbirini kullanırlar. Yani büyük günah sahipleri ne mü’mindir ve ne de kâfirdir; ikisi arası bir noktadadırlar.
Semere: ŞŞu iki esası bilme neticesinde şuna vakıf olmaktayız; „Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse, onlar kâfirlerin tâ kendileridir,“ mealindeki ayet-i kerime hakkında şöyle demektedirler: Bu babdaki küfür, „Küfür altı bir küfürdür.“ Alimler, bu sözleriyle keyfiyyeti ne olursa olsun, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmiyen herkese şamildir, demek istemiyorlar; onların maksadı, kendi asırlarındaki hâkimlerin verdikleri hükümlerin şer’an hükmünü beyan etmek istemişlerdir.
Yani Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler öyle kimselerdir ki, Allah’ın ve Resulü’nün hükümlerini de kabul etmişler ve aynı zamanda genel ahkâm, yani anayasa ve kanunlar, Allah’ın kitabına ve Şeriat’ına tabidir hususunu kabul ederler. Bununla beraber bazı ferdî, yani tek-tük hadiselerde Allah’a isyan edip hakkın gayrisiyle hüküm ve karar verirler.
Ama bu arada Allah’ın Şeriat’ına muhalif ve muğayır hükümler ve kanunlar çıkarmazlar. ĺşte bunlar, küfre düşmüş olanlardan olmayıp günah işlemiş olanlardandırlar. Dolayısıyla benzerleri hakkında cereyan eden hükümler bunlar hakkında da cereyan eder.
***********

ĺnsan ve Kâinat: Özet olarak; insanın kâinata, dünya hayatına ve insan hayatına bakışı: Kâinatın târifi: Kainat demek, Allah’tan başka varlıkların bütünü, demektir. „Alem“ kelimesi de aynı mânaya gelmektedir. Çoğuluna „Alemler“ denir. Aklen de ilmen de sabittır ki, yerleriyle ve gökleriyle, canlısıyle ve cansızıyle her şey sonradan var olmuştur.
Yine aklen ve ilmen sabittır ki, sonradan olan bir şey de bir sebebe, bir var edene bağlıdır ve ona muhtaçtır. O var eden de „Allah’tır“. Allah vardır: Her şeyi bilendir ve her şeye gücü yetendir. Allah’ın varlığı, kâinatın varlığına bağlıdır. Yani, aklî ve ilmî delillere dayanır. Her şeyi bilir. Çünkü kâinat ilmî bir eserdir. Çünkü fizik, kimya, biyoloji, astronomi ve saire gibi tabiî ĺlimler kâinatın ilmini yapmaktadırlar.
Bilinen bir keyfiyyettir ki, ilmî olmayan bir şeyin ilmi yapılmaz. Kâinat ilmi bir eser olunca, o eseri yaratan da ĺlim sahibidir ve âlimdir. Allah, kadirdir; her şeye gücü yeter. Her şeye gücü yetmese idi, kâinatı istediği gibi yaratamazdı. Allah, birdir. Birliği aklen sabit olduğu gibi, naklen de sabittır. Kur’an şöyle der: „Yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı, yer ve gök fesada girerdi (yani nizam ve intizam bozulurdu).“ ĺşte bu, bir aklî delildir. Keza „De ki Allah birdir, Allah Sameddir (yani, herşey O’na muhtaçtır ve fakat O, hiç birşeye muhtaç değildir.) O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır, ve O’na hiç bir şey denk ve emsal olamaz.“ (ĺhlas Suresi)
***********

ĺslam Dini
Demokrasi ile ve ona dayanan laiklik sistemiyle bağdaşır mı? Bu suale verilecek tek cevap vardır. O da „Hayır“ şeklindedir.
Çünkü:
Prensip itibariyle bağdaşmaz. Zira demokrasi halk idaresi olup akla ve insan kafasına dayanır. ĺslam ise, hak idaresidir, yani Allah idaresidir; vahye dayanır. Bir başka ifade ile; ĺnsanın önünde iki hukuk vardır. Bunlardan biri beşerî diğeri ise ilahîdir. Birincisi akla dayanır diğeri ise vahye dayanır. Biri insanın sadece madde ve dünya yapısını, diğeri ise hem madde ve hem de mâna yapısını; ahiret hayatını da ilgilendirir.
Bu iki hukuk, bazı noktalarda birbiriyle uyuşursa da birçok noktalarda birbirine ters düşer. Bir başka yönden de aralarında fark vardır. ĺslam hukuku sabittir, kalıcıdır, değişmez; kıyamete kadar sürüp gider. Beşerî hukuk ise değişkendir. Milletten millete, devirden devire değişir. Müeyyideleri de farklıdır: Kemiyyet yönünden: Beşerî hukukun tatbik ettiği cezalar değişgendir, ĺslam ceza hukukunda ise hapis cezası, para cezası, sopa cezası, ölüm cezası, sürgün cezası ve kınama (yani tazir cezası gibi) cezalardan ibaret olup değişmez ve kıyamete kadar geçerlidir.
Keyfiyyet yönünden: Biri sadece dünyevî, diğeri ise hem dünyevî ve hem de uhrevîdir. Demokraside kanunlar ve anayasalar ekseriyete ve parmak sayısına dayanırken, ĺslâm hukukunda kanunlar Allah’ın şaşmaz ilmine ve sonsuz kudretine istınad etmektedir. Bu itibarladır ki, bu iki hukuk sistemini mukayese yapmak abesle iştigal etmektir. Hele hele adalet ve güzellik yönünden kıyaslandırmak çok gülünçtür.
Bu, neye benzer? Hele gelin, bir bakalım insan mı daha bilgili Allah mı? ĺnsan mı daha kuvvetli yoksa Allah mı? ĺşte buna benzer bir şey! Esasen insanın kanun yapmaya gücü yetmez! Neden? Çünkü insan daha tam mânasıyle kendisini tanımamış ki! Tam mânasıyle tanımadığı bir şey hakkında söz sahibi olabilir mi? Kaldı ki, erkeklik ve kadınlık yönünden, hastalık ve sağlık yönünden, büyüklük ve küçüklük, yönünden, zenginlik ve fakirlik yönünden, işçi ve işveren yönünden, amir ve memur olma yönünden, beden yapısı tam ve sakat olma yönünden ve nihayet beden ve ruh yönünden, iradede kuvvet ve za’f ve nihayet öğüt ve nasihattan anlamayanların işidir.
Kim, Allah’ın indirdiğinden başkasıyle hükmederse, „Tağut“ ile, daha açığı put ile, put kanunlarıyle hükmetmiş olur.
***********

Müslüman o kimsedir ki;
a) Akıdesiyle,
b) Amel ve ibadetiyle, c) Niyyet ve gayesiyle,
d) Zühd ve takvasıyle,
e) Edeb ve hayasıyla,
f) Tasavvuf ve tarikatıyla,
g) Anayasası ve bayrağıyla,
h) Ordusu ve savaşıyla,
ı) Ferd ve cemaatıyla.

Hep ĺslam olacaktır; yani Kur’an ne demiş ise, Sünnet nasıl tatbik etmiş ise, icmâ ve ictihad neyi tavsiye etmiş ise hep onu yapacak, emir ve tavsiye edecek.

***********
Temel Esaslar
ĺnsan, dünyaya Allah’a kul olmak üzere gelmiştir.

Ben cinleri de insanları da (başka bir iş için değil) ancak kendime ibadet etmeleri için yarattım.“ (Vezzariyat, 56)

Kul olmanın yolunu „DĺN“ gösterir. Dinin kitabı Kur’an’dır.

ĺşte benim doğru yolum bu. Ona uyun! (Başka) yollara uymayın ki, sizi O’nun yolundan ayırmasın!“ (En’am, 153) 3)

Din demek, Allah kanunu ve Allah nizamı demektir.

Din; Allah tarafından vaz olunan öyle bir kanundur ki, gönül rızasıyla bağlananları ebedî saadete götürür.“ (Usul-i Fıkıh)
***********

Bizi susturmak istiyorlar!
Bu mümkün değildir; susamayız! Zira biz, kendimizden ve kendiliğimizden konuşmuyoruz ki!.. Biz; din adına, ĺslam adına, Peygamber adına, Kur'an adına ve nihayet Allah adına konuşuyoruz!..

elhamd isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
bugun metin kaplanin mahkemesi oldu elhamd Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 3 28.03.2008 01:59
metin kaplanin hapisten muslumanlara tavsiyesi elhamd Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 14 14.03.2008 23:25
m.metin kaplanin mahkemesi oldu elhamd Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 2 11.12.2007 14:35
Tele-Hapishane Morpheus Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 2 19.03.2004 19:38


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:33 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51