Emekli profesör bir hanımefendi (Z. B.), geçtiğimiz hafta kaleme aldığımız bir yazı üzerine gönderdiği e-postasında, “Sayın Cumhurbaşkanına çok büyük haksızlık ediyorsunuz. Bu kadar çapsız bir iktidarın yıktıklarını düzeltmek için yurtiçinde yaptıkları yeter...” demiş. Yazımız nedeniyle bizi ihanetle suçlamış. Her okuyucuya olduğu gibi kendisine de usulünce cevap verdim.
İşçi Partisi’nde siyaset yapmak üzere partiye yeni katıldığını öğrendiğim emekli profesörümüz bu mesajını bize, “Cumhurbaşkanı Sezer’in, Erdoğan’a inanılmaz katkısı...” başlıklı 4 Nisan tarihli yazımız üzerine göndermiş. Yazıda, Cumhurbaşkanı Sezer’in yurtdışı gezilere ağırlık vermemesinden yola çıkarak, bu boşluğu büyük ölçüde Başbakan Erdoğan’ın doldurduğunu ifade etmiştim. Bu durumun Erdoğan’ın dünyada tanınırlığını artırdığını, dünyanın tanınmış liderlerinden biri haline getirdiğini, Cumhurbaşkanı Sezer’in dolaylı olarak da olsa Erdoğan’ın dünyadaki karizmasının artmasına ilave katkı yaptığını anlatmıştım.
Emekli profesörümüzün “Sayın Cumhurbaşkanına çok büyük haksızlık ediyorsunuz…” sözleri bana, 1 yıl önce (18.04.2006) Tercüman’da kaleme aldığım bir yazıyı hatırlattı. “Cumhurbaşkanı Sezer'i millet nasıl hatırlayacak?” başlıklı o yazıda, Cumhurbaşkanının tarihte iz bırakan bir devlet adamı olması için önünde hala 1 yıllık şansı bulunduğunu, eğer kalan zamanı iyi değerlendirir ve halkın vicdanında makes bulacak işler yaparsa milletimizin kendisini hayırla yâd edeceğini anlatmıştım. Üzülerek ifade edeyim ki, Cumhurbaşkanı Sezer görev süresinin geri kalan kısmında da bu tür bir fotoğraf veremedi.
Hatırlanacağı üzere, 8. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın geçtiğimiz yılki vefat yıldönümünde Ankara Kocatepe Camii'nde düzenlenen mevlide Türkiye'nin dört bir yanından yaklaşık 30 bin kişi katılmıştı. Cemaat Kocatepe'ye sığmamış, avlu ve caddelere taşmıştı.
Hani bugünlerde sıkça sorulan “Nasıl bir cumhurbaşkanı?” sorusuna o günkü yazımızda, “Eğer bu insanların, 13 yıl evvel vefat etmiş bir siyasetçiyi anmak için Türkiye'nin dört bir yanından neden geldiğine kafa yormazsanız, bu ülkenin hiçbir meselesini çözecek idrak noktasına ulaşamazsınız” sözleriyle ışık tutmuştuk.
Sezer'in kaçırdığı fırsat...
Sayın Sezer’in Çankaya’da sayılı günleri kaldığına göre, artık 7 yıllık görev süresinin değerlendirmesini yapmak da gazeteci olarak üstümüze düşen vazife olarak görünüyor. Şimdi müsaadenizle, bir yıl önceki yazımızdan bir iki paragraf aktarmak istiyorum:
“Cumhurbaşkanı Sezer, 6 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde önemli bir fırsatı büyük ölçüde kaçırdı. Geriye 1 yılı kaldı. Rahmetli Özal'ın başardığı, ülkenin tüm renklerini ve değerlerini bir arada barındıran, cumhurun tamamının kendinden bir şeyler bulduğu ortak nokta oluşturamadı. Toplumun bazı kesimlerini dışladı. Birleştiren değil, ayrıştıran oldu. Çankaya, ülke için bir motivasyon kaynağı olmaktan çıktı. Göreve başladığı ilk günlerde, sırf kırmızı ışıkta durduğu ve markete alışverişe gittiği için sempati duyulan Sezer, halktan giderek koptu.
İnönü'nün kabri nerde?
Türk Milleti'nin sağduyusu ve sezgileri güçlüdür. Eski Başbakanlardan Adnan Menderes idam edilmesine rağmen, Türk halkı çocuklarına Adnan ismi vermekten çekinmemiştir. Bugün 40'lı yaşlarda Adnan isminde çok sayıda vatandaşımız vardır.
İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 1923–1973 arası tam elli yıl Türkiye'nin kaderinde rol oynadı. Bugün sadece geniş halk kitleleri değil, okumuş yazmış kesim bile, İnönü'nün kabrinin nerde olduğunu bilmez. İnönü'nün Anıtkabir'in bir köşesine gömülmesi söz konusu olunca, bunu hak edip etmediği uzun zaman tartışma konusu olmuştu. Anıtkabir'de Atatürk'ü ziyaret eden milyonlarca insan, İnönü'nün orada yattığını bilmiyor... Bilenler de, uğrama heyecanı duymuyor.
Çünkü İsmet İnönü, halkın değerleriyle barışık değildi. Halktan kopuktu. Allahaısmarladık demeyi bile, içinde
Allah geçiyor diye telaffuz etmekten imtina ediyordu. Ölüm yıldönümlerinde mezarı başında, ailesi dışında 5–10 kişi bulamazsınız.” Geçtiğimiz yıl işte böyle yazmışız.
Neredeler?
Bu ülke çok değil, sadece 10 cumhurbaşkanına sahip oldu şimdiye kadar. Bunlardan 7 tanesi vefat etti. Atatürk ve Özal hariç diğerlerinin nerede gömülü olduğunu halkımızın çoğu bilmez. Eğer bugün halkımız vefat etmiş 7 cumhurbaşkanı içinde sadece Atatürk ve Özal’ı hatırlıyorsa ve diğerlerinin mezarının bile nerede olduğunu bilmiyorsa, biraz düşünmek lazım. Neden acaba diğerlerini, ruhlarına bir fatiha okuyacak kadar hatırlamazlar.
Kısacası sağlıklarında halktan kopuk olan cumhurbaşkanlarını, ölümlerinden sonra halk da hatırlamadı. Bir bakıma yokluğa mahkûm etti.
Onun için geçtiğimiz yıl kaleme aldığımız yazıda Sayın Sezer’e eski cumhurbaşkanlarını hatırlatarak “hala 1 yıllık şansın var, halkın değerleriyle barışık olursan bu milletin tarihine geçebilirsin” çağrısında bulunmuştuk.
Ve süre doldu.
Geleceğin tarihçileri geçen 7 yılın değerlendirmesini günü gelince elbette yapacaklardır.
Bilemiyoruz artık, yazının başında mesajına yer verdiğimiz emekli Profesör Zerrin Hanım’mı haklı çıkacak, yoksa biz mi?
Ömrü olan elbette görecektir.
Prof. Dr. Osman Özsoy