Numan Kurtulmuş, Boyut Haber'e konuştu
Boyut Haber Türkiye'nin önemli aydınlarından ve Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş ile derinlikli bir söyleşi yaptı. Boyut Haber'den Necip Fazıl Kurt ve Ali Öztürk güncel siyasetten Büyük Ortadoğu Projesine, Başbakan Erdoğan ile gerçekleştirdikleri görüşmeden gelecek siyasi planlarına kadar pek çok başlığı konuştu.
... - 12 / 06 / 2007 09:31
Boyut Haber: Siz Türkiye’nin önde gelen aydınlarından ve siyasetçilerindensiniz. Her iki şapkanızla da cevap vermenizi istesek, Türkiye şu an nerededir?
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Şimdi tabii önce bir medeniyet olarak Türkiye nerede, sorusunu sormak lazımdır. Türkiye esas itibariyle uzunca bir süredir, yani en az 200 yıldır, kendisini Batı uygarlığının karşısında mağlup hissediyor. Aydınları, siyasetçileri, entelektüelleri ve diğer bazı kesimleri yenilmişlik psikolojisi içindedirler. Maalesef bu psikolojinin de etkisiyle çözümü Batıya entegre olmak olarak algılıyor. Bu anlamda kendi medeniyet değerlerini, kendi geçmişini, kendi kültürel imkanlarıyla, öykündüğü Batının kültürel kodları arasında bocalayıp durdu. Bu anlamda eski tabirle “beynel kıbleteyn” bir özellik taşıyor.
Boyut Haber: Bir zamanların o ünlü “Doğu-Batı Sorunsalı” bir anlamda..
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Evet öyle bir şey içinde bocalayıp duruyor. Tam bu bocalama süreçleri devam ederken karşımıza yeni bir durum daha çıkmış görünüyor. O da, özellikle 1990’lardan sonraki “Yeni Dünya” düzeni tezleri ve bu tezlerden kaynaklanan uygulamalar. Bakıldığında, Batı uygarlığının 200 yıllık modern değerleri üzerine oluşmuş olan dünya, kimsenin beklediği, umduğu gibi bir şekilde çıkmıyor karşımıza. Dünya da belki en belirgin gelir dağılımı adaletsizliklerinin olduğu , en büyük zengin-yoksul ayırımlarının olduğu , savaşların alabildiğince arttığı, soykırımların, katliamların, dinsel çatışmaların yaşandığı bir zaman dilimi bu süreç.
Herkesi tehdit eden bir küresel ısınma ve dünyanın çölleşmesi problemleriyle karşı karşıya kalıyoruz. Toplumlar zenginliklerine rağmen içten içe çözülüyor. Aile değerleri çözülüyor ve toplumların kendi iç dayanışmaları ortadan kalkıyor. Sonuçta öyle bir dünya ki ortadaki, değerleriyle ve 200 yıldır dünyaya hâkim olan düzeniyle insanlara vaad ettiği gibi özgürlüğü, adaleti ve refahı sağlayabilmiş değil.
Boyut Haber: Cenneti yeryüzüne indirme vaadinde bulunmaktaydı oysa Batı uygarlığı…
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Ama hiç de böyle olmadığı ortaya çıkıyor. Her uygarlığın bir altın çağı vardır. Bugün için modern Batı uygarlığının altın çağını yaşadığı söylenebilir. Fakat bu altın çağda, özellikle 1990’dan, yani Yeni Dünya düzeni denilen tasarının hayata geçirilmesinden, Doğu blokunun çözülmesinden sonra durum iyice vahim bir hal aldı. Artık tek uygarlığa endeksli var. Ve bu uygarlığın liderliğini de ABD üstlenmiş durumda.
Özellikle bu son 16 yıllık performansına baktığımız zaman dünya sistemi tam bir felakettir. Katlanılmaz bir şekilde çifte standartların hüküm sürdüğü bir dönemdeyiz. Ve burada bütün dünyada artık küresel anlamda yeni bir takım değerlerin ortaya çıkması söz konusu. Az önce de ifade ettiğim gibi ve aslında bunlar bütün insanların peşinden koştuğu ortak değerlerdir. Özgürlüğün herkes için sağlanması adaletin herkes için kurulması en azından bütün insanlar için mümkün olan bir şekilde.
Şimdi bu anlamda modern Batı uygarlığının bu sorunları çözebilme imkanı artık kalmamıştır. Dolayısıyla bu küresel anlamda çözüm olabilecek, bu gereksinimlere cevap verebilecek yeni bir medeniyete, yeni bir paradigmaya ve yeni bir tasavvura ihtiyaç vardır. Bu anlamda baktığımız zaman, özellikle Türkiye’yi bu bölgenin amiral gemisi olarak, doğu batı arasındaki bu gerilimler azaltabilecek dünyadaki bu medeniyet çelişkilerini ortaya koyabilecek bir ülke olarak görebiliriz. Bu bağlamda, Türkiye’nin aydınlarına siyasetçilerine büyük sorumluluklar düşüyor. Ben bu küresel anlamda alternatif olma potansiyeline sahip en önemli ülkelerin başında Türkiye’nin geldiğine inanıyorum.
Boyut Haber: Orta Doğu’ya yönelik Amerikan saldırısı ortada. Burada sizin de belirttiğiniz gibi Türkiye’nin, düğümü çözecek ülkelerden birisi sayılıyor. “Türkiye, dünyadaki herhangi bir ülke değildir” deniliyor. Bakıldığında bu bir imkandır. Bu imkanı kullanmak için Türkiye ne yapmalı?
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Şimdi buradaki esas nokta, az önce de ifade ettiğim gibi bir yenilgi psikolojisinin etkisinde olunması. “Yapacak bir şey yok” diye düşünüyor bu psikolojinin etkisi altındakiler. Dolayısıyla öncelikli olarak, hem aydınların hem siyasetçilerin “Evet biz bunu yapabiliriz.” Demelerinin zorunlu olduğunu düşünüyorum. Bu özgüvene sahip olmamız lazım. Kültür, jeo-strateji, ne derseniz deyin dünyanın bütün ciddi avantajları hep Türkiye’nin lehinedir. Örnek olarak söyleyeyim; Saray-Bosna’da Ayvaz Dede şenliklerinde oradaki insanlar –Boşnaklar- Türkiye’nin bayrağını açarak bu şenliklere katılıyorlar. Açe’de de durum benzer. İnsanlar orada yerel bayraklarını -ki ay yıldızdan oluşur- sallayarak karşılıyorlar bizi. Başka hiçbir ülkenin bu kadar kültürel nüfuzu yoktur. Bu kadar önemli bir stratejik gücü yoktur. Ki bunun farkında olmamız lazım. Az önce ilk sorunuza cevap verirken geldi hatırıma. Bazen bize Türkiye’nin nereye dönmesi gerektiğini soruyorlar: Doğuya mı dönsün, Batıya mı? Bizim verdiğimiz cevap şudur: Türkiye’nin kendisine dönmesi lazımdır. Türkiye’nin temel sıkıntısı kendisine dönemiyor olmasıdır. Kendisine dönmesi lazımdır derken kapılarını kapatıp dünyadan irtibatını kopartsın demek istemiyorum. Türkiye kendisine döndüğü zaman o geçmiş birikimi bulacaktır Orada Batı kültürü var. Orada Doğu kültürü var. Türkiye’nin problemi buraya dönmektir. Türkiye gücünün farkına varırsa sorunları çözecek iradeye de sahip olacaktır diye düşünüyorum. Bir de şeyi hatırlamakta fayda var diye düşünüyorum. Mesela 1 Mart tezkeresi öncesinde “Türkiye ne yapabilir ki?” diyorlardı. Oysa bakıyoruz bugün, bu kadar büyük gücüne rağmen, kırk bin kişilik savaş gemileri olmasına rağmen ABD, 4 yıla yakın bir süredir Irak’ta istediği sonucu elde edip oradan çıkamıyor. Bunun çok önemli nedenlerinden birisi, Türkiye’nin kendi topraklarını Amerika’ya kullandırmamış olmasıdır. Her ne kadar o tezkereye rağmen, işte bir takım hava ikmalleri bir takım lojistik destekler, Türkiye tarafından sağlanmış ise de ABD’nin istediği izin verilmemiştir.
Boyut Haber: Evet. Ancak Ortadoğu ve dünyanın belli bölgeleri çatışma halinden bir türlü kurtulamıyor. Konuyu biraz daha açarsanız..
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Batı petrol krizinden bu yana stratejik olarak Doğu’da yeni dönemde öneme sahip İslam coğrafyalarına gözünü dikmiş vaziyette. Ve bu andan itibaren de Türkiye önlerinde parlayan bir yıldız konumunda. Mesela Çin Halk Cumhuriyeti de Batılı müttefikler tarafıından değerlendiriliyor ve dikkatle izleniyor. Şimdi bu anlamda özellikle İslam coğrafyası hem küresel iddialar bakımından hem de bölgenin sıcak şartları dolayısıyla tüm dünya tarafından yeni bir hedef olarak görülüyor. Özellikle neo-conların İslam dünyasının önemli kritik bölgelerinde yeni dünya düzenine alternatif bir medeniyet projesi doğmaması için bu bölgeleri baskı altında tutmak gerektiğine inanıyor. Ne zamandan beri? 1970’ten beri. Ve dikkat ederseniz İslam dünyasından 1970’lerden beri yaşanan hadiseler hep bu tezi doğrular niteliktedir. Ve Türkiye bu projenin eş başkanlığını yürütmektedir. Bu maalesef tam bir teslimiyettir. Ancak Türkiye kendisini bölmeye matuf bir projenin eş başkanlığını asla yapamaz ve yapmamalıdır. Örneğin sayın Dışişleri bakanı Kudüs’ün tapuları bizde diyor. Kudüs’ün, Kerkük’ün, Musul’un tapuları sizdeyse eğer, o halde gerçekten sizdeymiş gibi hareket edin. Türkiye bunu yapamadı. Sebebi de genel anlamda BOP’a uygun hareket etmeleridir. Şu yakın dönemin en önemli dış politika hatasıdır.
Boyut Haber: Peki BOP’u boşa çıkarmak mümkün müdür?
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Biz BOP’u boşa çıkarabilecek potansiyele sahibiz. Örneğin son altı yedi yıldır mesela İKÖ ile ilgili olarak gazetelerde haberlere hiç rastlamıyoruz. Halbuki genel sekreteri sayın Ekmeleddin İhsanoğlu. Balkan konferansı D-8ler KEİ ile ilgili bir şeyler görüyor muyuz? AB’nin genişleme politikalarıyla ilgili alternatif tezlerimizi okuyor muyuz? İddia ediyorum Türkiye birçok ülkeden daha fazla dış politika alternatifine sahip bir ülkedir.
1 Mart tezkeresine bakın. Dünya yeniden Türkiye’nin büyük bir ülke olduğunu fark etti. Eğer elinizde alternatif dış politika kartları varsa ve siz bu kartları kullanmıyorsanız bu kartlar elinizi yakar. Türkiye son zamanlarda kendisini maalesef ABD ve AB’nin bölge politikalarına mahkum etmektedir. Türkiye hep edilgen konumdadır. Gelinen noktada, şahsiyetli, aktif ve çok taraflı bir dış politika yürütmek zorundayız. Türkiye, tarihi mirası dolayısıyla bölge ülkeleri için en güvenilir ülkedir. Ancak problem, Türkiye’nin ABD’nin şer cephesinde bulunduğuna ilişkin izlenimdir. Biz tüm bölge ülkeleriyle dost olabiliriz. Yine dünyayı ve bölgemizi Amerikancı bir yaklaşımla tanımlarsak, bu bizim açımızdan en büyük hata ve kayıp olur. Biz kendi dostlarımızı ve düşmanlarımızı kendimiz tayin edecek güçte büyük bir ülkeyiz.
Boyut Haber: Bu çizdiğiniz manzaraya bakarak şunu sormak istiyorum, Türkiye neden bu oyundan çıkamıyor ve bunda mevcut hükümet olarak AKP’nin payı var mı? AKP’nin sorumluluğu olup olmadığını sormamın sebebi, AKP’nin de belli dönemlerde veya daha alt düzey propagandalarında bu sözlere benzer söylemlere başvurması..
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Tabi ki tüm bu olanlardan AKP sorumludur. Ancak bilinmelidir ki, bu noktaya bir günde gelinmedi. Bunu da tespit etmek lazım. Buraya gelişimizin birkaç temel sebebi var. Birincisi yönelim problemimiz ve yenilmişlik psikolojisi ile Batılıların bizi gördüğü şekilde kendimizi tanımlamamızdır. Bu bir medeniyet tasavvuru eksikliğidir. AB bizim için bir medeniyet projesi olmadığı gibi hiçbir Avrupa ülkesi için de bir medeniyet projesi değildir aslında. AB ancak bir standartlar manzumesidir. Durum ABD için de benzerdir. ABD güçlüdür, o halde ona boyun eğelim denilmesi affedilemez bir hatadır.
Boyut Haber: Ancak bir durumu da belirtmek istiyorum. Bugün AB sürecine veya ABD ile ilişkilere mesafeli ve temkinli yaklaşılması gerektiğini söyleyenlere karşı, “Türkiye’yi yalnızlaştırmak isteyen kimseler” olarak bakma eğiliminde bir kesim var. Fakat anladığım kadarıyla siz, belli öncelikleri yok saymamak koşuluyla ABD ve AB ile ilişkiye hayır demiyorsunuz.
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: doğru olan yol budur. Hatta daha geniş dış politika imkanlarını kullanmalıyız. Türkiye dış politikasını ABD ve AB konseptine hapsetmemelidir. Bizim Avrupa ülkeleriyle birebir ilişkilerimiz elbette olacaktır. Bundan daha tabii bir durum yoktur. Bugün Avrupa’da toplamları bir Avrupa ülkesi kadar olan büyük bir Türk nüfûs yaşamaktadır. Biz coğrafya olarak zâten Avrupalıyız. Ancak medeniyet tasavvuru olarak bambaşka bir yerde durmaktayız.
Üstelik AB süreci dolayısıyla yoğun olarak gündeme gelen bir diğer sorun da sözde Ermeni Soykırımı ile ilgili bahistir. AB ülkeleri sözde soykırım iddiası üzerinden Türkiye’yi hırpalamaktadır. Buna müsaade edemeyiz. Yine bir diğer önemli husus da Rusya ile olan ilişkilerimizdir. Türkiye hiçbir ilişkisini, AB sürecine bağlanarak ihmal etme konumunda olamaz. Bu bağlamda, Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkilerini geliştirmesi zorunludur.
Boyut Haber: İsterseniz biraz da iç siyasete ilişkin konuşalım. Bir süredir Türkiye siyasal anlamda belli gerginlikleri yaşıyor. Ve Türkiye gittikçe içine kapanıyor. Bu gerginliğin Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik olduğu da söylenmekte. Siz nasıl okuyorsunuz süreci? Türkiye’nin siyasal yapısı bağlamında neler söyleyebilirsiniz?
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Türkiye’de geçerli olan sistem için bürokratik oligarşi tanımı yapabiliriz. Bu durum, 1961 Anayasasıyla ortaya çıkmış bir durumdur. Anayasal kurumlar milletin denetiminde değildir. Hukuk, eğitim ve millî güvenlik gibi stratejik alanlarda üst kurullar hâkimdir. Bizim en baştan beri söylediğimiz, bu kurumların, demokratik süreçler işletilerek halka hesap verir konuma getirilmeleridir.
Bu yapıyı bilen bir hükûmetin bu işleyişi tersine çevirmesi gerekirdi. Millet bu hükûmeti seçerken 3 şey söyledi:
1) Ekonomik pastadan bana düşen payı artır
2) Özgürlük alanlarını genişler
3) Bürokratik oligarşiyi millet lehine değiştir
Ancak ne yazık ki, AKP bunların hiçbirisini gerçekleştirememiştir. Ben hükûmetin bu mesajları anlayamadığını düşünüyorum. Anlayamamış olmalılar ki, İhsan Doğramacı gibi bir isme, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün hazır bulunduğu bir törenle Meclis Başkanı Bülent Arınç “TBMM Onur Ödülü” verdi. Bu anlaşılmaz bir şeydir. Hem YÖK’ten şikayet edeceksin, hem de YÖK’ü tesis eden bir isme bu ödülü vereceksin.
Bu iktidar maalesef sağcı refleksler vermektedir. Bu ödül, bu refleksin en güzel örneğidir. Zamanında Doğramacı bazı muhafazakar ve sağ eğilimli rektörlerin atamasını yaptığı için, bazı AKP mensupları kendilerini YÖK safında görmektedir. Halbuki iktidarın yapması gereken, üniversiteleri mâlî ve bilimsel bakımdan özerk hâle getirmektir.
Boyut Haber: Yâni siz YÖK kanununda alelusül değişikliklerden ziyâde, mâlî ve bilimsel bakımdan özerk bir üniversite yapısı kurmayı vaad ediyorsunuz..
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Evet kesinlikle. Zâten olması gereken de budur.
Boyut Haber: Peki Cumhurbaşkanlığı seçimine dönecek olursak..
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: görülmektedir ki, Türkiye’nin siyasal elitleri cumhurbaşkanını halka seçtirmek istemiyorlar. AKP ise bir anayasa değişikliği ile bunu aşmaya çalıştı. Ancak bu kadar dar bir vakitte olmamalıydı bu değişiklik. Bir yıl öncesinden bu değişikliğin hazırlıkları yapılmalıydı. Bakın, sayın Abdullah Gül ile Sayın Sezer’in aday gösterilmeleri süreci arasında hiçbir fark yok. İsimlerin son anda ilan edilmesi bakımından hiçbir fark bulunmamaktadır.
Artık bir seçime gitmekteyiz. Ancak daha önce de ifade ettiğimiz gibi, millet seçimi değil cumhurbaşkanlığı meselesini konuşmaktadır hâlâ. Süreci göz önüne getirdiğimiz zaman şunu sormak lâzım:
Allah aşkına, millet bu cumhurbaşkanlığı seçiminin ve tüm tartışmaların neresinde? Durum tam bir parlamento içi elitler savaşı olarak cereyan ediyor. Tabi ki burada bir önemli nokta daha var. Bazıları halk seçmesin, milletvekilleri seçsin diyor. Peki milletvekillerini halk mı seçiyor gerçekten? İşte bu nokta, siyasal sistemimizin ciddi sorunlarından birisi olarak durmaktadır. Bakın listeler açıklandı. Halk mı belirledi bu listeleri? Millet adını hiç duymadığı insanları karşısında buluyor. Büyük siyasetler, milleti paydaş haline getirme iddiasında olmalıdır. Halk siyasetin karar mercii haline gelmelidir.
Boyut Haber: Sormadan geçemeyiz. E-muhtıraya bakışınız?
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Siyaset ve demokrasimizde sıkıntılar var. Parlamentonun onurunu korumak her aydının ve siyasetçinin namus borcudur. Parlamento içindeki partiler bunu yapmasala bile, bizim bunu yapmamız gerekir. En kötü parlamenter sistem, en iyi diktatörlükten evladır. Gerçi yayımlanan bu bildir tam bir muhtıra niteliliği taşımamaktadır. Fakat biz, kaynağını milletten almayan her türlü girişimin karşısındayız.
Boyut Haber: Peki ya muhtıra sonrasında Millî Gazete’nin tavrı? Yani muhtırayı görmedi yönünde eleştiriler yöneltildi Millî Gazete’ye.
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Kendi takdirleridir.
Boyut Haber: Peki hedefi neydi bu muhtıranın sizce?
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecine yönelik mesajlar var orada. Elbette belirtmeliyiz ki, sürecin bu noktaya gelmesinde hükûmetin de kusurları var. Mâdem cumhurbaşkanını parlamentoya seçtireceksin, o halde neden ana muhalefet partisine kapıları kapatıyorsun? Hükûmetin bu tavrını siyasî etik bakımındandan uygun bulmuyorum. Ne yazık ki bu süreçte hükumet pek çok yanlış yapmıştır. CHP de hükûmeti kışkırtmıştır. Hükûmetin yaptığı en doğru iş, seçim kararını almasıdır.
Boyut Haber: Ya son dönemde gerçekleştirilen Cumhuriye Mitingleri?
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Türkiye’de insanları din üzerinden ayrıştırmak büyük hatadır. Erzurum’da bayrakla toplananla İzmir’de bayrak ile toplanan birbirine düşman gösterilemez. Laik-antilaik gibi bir kutuplaşmayı körüklemek fevkalade yanlıştır. Burası Türkiye. Türkiye kısır kalıplara hapsedilemez. Halk bu kalıpların dışındadır. Burası ABD değildir. Türkiye’de halk her yerde siyaset konuşur.
Boyut Haber: İşte tam bu noktada sormak istiyoruz: Peki Başbakan Tayyip Erdoğan ile Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Başbakanlıkta neler konuştular?
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Böyle bir talep vâki oldu.
Boyut Haber: Yani görüşmeyi talep eden Tayyip Erdoğan oldu?
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Evet, talep sayın Başbakan’dan geldi. Biz Türkiye’de siyaset yapıyoruz. Siyasetin içinde, fikri ve duruşu olan herkesle her platformda görüşürüz. Bu görüşme, basına yansıtıldığı gibi gizli kapaklı bir görüşme de değildi üstelik. Sayın Başbakanla memleket meselelerini görüştük. Fikirlerimizi aktardık karşılıklı olarak. Sayın Başbakan bizim kendisine yardımcı olmamızı istedi.
Boyut Haber: Fakat bu yardım teknik bir yardım değil herhalde. Tayyip Bey, yardım derken sizin AKP saflarında siyaset yapmanızı istiyor yani. Teklif ettiği budur değil mi?
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Evet. Biz de, siyasî nezâket içerisinde bu öneriye sıcak bakmadığımızı ifade ettik.
Boyut Haber: Peki Tayyip Erdoğan’ın sizi Abdüllatif Şener’in yerine düşündüğü şeklinde yapılan yorumlara ne diyorsunuz?
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Bunlar tamamen spekülasyon. Başka bir şahısla böylesi bir kıyaslamaya konu olmayı doğru bulmuyorum. Biz şu anda, Yeniden Büyük Türkiye için, adil ve müreffeh bir dünya kurulması amacıyla mücadele ediyoruz.
Boyut Haber: Yine bir başka merak edilen konuyu sormak istiyoruz size. Adınız Saadet Partisi Genel Başkanlığı için geçiyor sürekli. Fakat siz geçen kongrede aday olmadınız. Neden böyle bir tercihte bulundunuz?
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Biz bu dünyaya birleştirmek için geldik. Bölmek, parçalamak, küçültmek, ufaltmak bizim işimiz değil. Biz Millî Görüş hareketinin bütün geçmişine sahip çıkarak ve geleceğini kucaklayarak ilerlemek istiyoruz. Biz siyasetimizi kişiler ve isimler üzerinden değil, yüksek idealler için yapıyoruz. Bu millet büyük bir millet. Mücadelemiz, bu milleti yeniden büyük bir millet olarak sahneye çıkarmaktır.
Bizim siyasetimiz, Hz. Mevlana’nın pergel örneğini andırır. Bir ayağımız kendi değerlerimizde sabitken, diğer ayağıyla da memleketi dolaşan, bir yandan da milleti kucaklayan bir anlayışımız var bizim. Eğer pergelin sabit ayağını kaydırırsanız çok oy alırsınız, ancak ortaya kıymetsiz bir tablo çıkar. Fakat diğer ayağı ihmal ederseniz, bu sefer de milleti kucaklayacak siyasetleri geliştiremezsiniz. Oysa Millî Görüş bir fikir kulübü gibi işleyemez. Millî Görüş, eskiden beri devam ettirdiğimiz bir alışkanlık olamaz. Millî Görüş atılımcı ve kucaklayıcı bir harekettir, öyle olmalıdır. Bu hareket Türkiye’nin çekim merkezi olmak zorundadır. Bizim mücadelemiz budur. Son kongrede de ifade ettiğim gibi, yaptığımız kongre, Millî Görüş’ün yeniden inşasının başlangıcıdır. Bu uğurda da çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Boyut Haber: Güncel bir konu da AKP listelerindeki tasfiyeler. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Bu başka bir partinin iç meselesi. Girmeyi doğru bulmuyorum. Ancak şu kadarını da söylemeden geçemeyeceğim, büyük siyasi tecrübeleri olan bu arkadaşlarımızın büyük Türkiye ideali için çalışmalarını arzu ederim. Siyaseten kaybedilmiş değerler olmalarını asla istemem. Çünkü bir kısmı hala hayatlarının en verimli dönemlerindeler.
Boyut Haber: Bir diğer soru da şahsınıza yönelik bazı eleştirilerle ilgili. Geçtiğimiz hafta Mehmet Bekaroğlu sizinle ilgili bazı eleştirel değerlendirmelerde bulunmuştu. Bu eleştirileri okuyabildiniz mi Boyut Haber’den?
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Evet takip ettim. Tabiî ki bu eleştiriler sayın Bekaroğlu’nun kendi takdirleridir. Onun zaviyesinden öyle görünüyorsa, söyleyecek bir şey yok. Bekaroğlu, birlikte çalıştığımız, hislerinde samimi olan ve bunları açıkça ifade eden bir arkadaşımız. Dolayısıyla sayın Bekaroğlu böyle düşünüyorsa neden böyle düşünüyor, diyemeyiz. Kendi takdirleridir.
Boyut Haber: Peki son bir soru. Peki siz, Türkiye’de siyasetin önemli ve yapacakları merakla beklenen bir ismi olarak, “Türkiye’yi yöneteceğim. Bu ülkeyi yönetme iddia ve iradesine sahibim.” diyor musunuz? Bunu ilan eder misiniz sizi takip edenlere?
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: Evet, elbette. Zaten siyaseti iddia ve irade ile yapmayan kişi siyaset yapmamalıdır. Biz yakın hedefler için değil, yüksek idealler için siyaset yapıyoruz. Ve elbette, bu yüksek ideallerin gerçekleşmesi için Türkiye’yi yönetmeye talibiz.
BOYUT HABER