Üyelik tarihi: 24.04.2007 Teşekkür etti: 2
3 Teşekkür 3 Mesaja aldı
| Herşey Karmakarışık HERŞEY KARMAKARIŞIK Saadeddin Ustaosmanoğlu Evet, her şey öylesine karışık ki, en ciddi hamlelerin bile ömrü çok kısa oluyor ve hiçbir şey güncelliğini uzun süre sürdüremiyor.
İnsanlık her türlü değeri tüketmeyi öğrendiği gibi, en hassas, en kritik, en tehlikeli mevzuları da görmemeyi, aldırış etmemeyi öğrenmiş durumda.
Bir yanda, dünyayı bekleyen felâketlerin bilimsel açıklamalarını yapanlar, diğer yanda bilimsellik adına dünyayı temaşa ettiklerini söyleyenlerin vurdumduymazlığı. Acayip bir tezat kumkuması yaşanıyor. İnsanlık bu badireyi nasıl atlatacak?
Bu badirede çok kritik noktaya gelmiş bir ülkede yaşıyoruz. Dostluklar, düşmanlıklar birbirine karışmış durumda. Herkes herkesi satmaya hazırken, diğer yandan toplum muazzam bir kutuplaşmaya gidiyor. Laik Müslüman ayrışması gelecekte yaşanacak yoğun hadiselerin tesiriyle bir İslâm Devrimine kapı açacak gibi görünüyor.
Hadiselerin yoğunluğunda, bir gün sonrasının dostunu, düşmanını bile değişmiş bulabiliyorsunuz. Çok sistemli gibi görünen gidişat aslında muazzam bir şaşkınlığın ifadesi.
ABD’nin tavırlarına bakın. Dün’ü arar pozisyona düşmüş vaziyette. Hesaplı kitaplı gidebilseydi dün’ü aramasına sebep olur muydu? Daha dün denecek kadar yakın bir zamanda ABD’yi külli irade kabul edenler, bugün onun çaresizliğini anlatmakla meşgul.
Diğer yandan ABD’yi stratejik ortak kabul edenlerin hazin hali... Türkiye şimdi bu konumda ve işin vahameti yavaş yavaş anlaşılmaya başlandı.
Vatan Gazetesi’nde Güngör Mengi şöyle diyor:
«“Son Küresel Kart Amerikan Turanı” kitabında Prof. Hasan Köni şunu diyor:
“Stalin korkusu 60 yıl önce Türkiye’yi NATO’ya aldırdı. Usame bin Ladin de ‘Türkiye’yi AB’ye alırsak İslâm’a karşı lâik demokratik bir kale olur’ düşüncesini doğurdu.”
Ama çelişkiye bakın ki; şu anda en büyük tehlike Kuzey Irak’tan geliyor. Kaynağı da Irak Kürtleri veya PKK değil, doğrudan Amerika!
Türkiye’yi Batı’nın gözünde yeniden değerli kılacak bir global belânın patlak vermesini beklemeye müsaade edecek şartlar yok. Karmaşa var ve akıl almaz bir hız taşıyor.»(30.05.2007)
Ne ABD, ne T.C., ne AB, hiçbiri hesap tutturamıyor. Bu, diplomasiyi bilmemelerinden kaynaklanan bir şey değil. Mesele topyekûn insanlığın muazzam bir belâya düşmüş olmasından kaynaklanıyor. Bu belâ, insan fıtratına zıt bir hamlenin gereği olarak kurulan Batı medeniyetinden kaynaklanıyor.
İşin hazin tarafı şu ki, geliştirmiş oldukları sistemin kendilerini mecbur kılmaları sebebiyle her gün biraz daha belanın üzerine gitmek zorundalar. Başka alternatifleri yok.
Bu hız menfi işler bakımından bizi de cenderesine almış durumda olduğuna göre, çıkış noktasına varmak için nasıl bir çaba içinde olmalıyız. Dün dost görünen ABD bugün nasıl belâ olduysa, dün düşman görünenlerde dost olabilirler.
Bu mânâdan olmak üzere söyleyelim, Türkiye bürokrasisi, siviliyle askeriyle bu milletin yapıştırıcı unsuru olan İslâm bayrağı ile milletin önüne çıkarak, antiemperyalist bütün devrimci güçleri de yanına alarak bu kıskaçtan kurtulmanın çarelerine bakmalı. Aksi, topyekûn bir batış kapımızda.
Bu milleti sevenler; “bizim değilse başkasının da olmasın” niyetiyle millete kastedemezler. Köklerine aşina bu millet mutlaka tabiî akışı içinde okyanusa ulaşacak. Mesele bu akışın kolaylaştırılması ve millet ve tarih önünde vicdan rahatsızlığı yaşamamak.
“Vicdan micdan dinlemem” diyebilecek dönme cibilliyetsizlere karşı bu savaş kazanılmazsa, bu millet büyük acıların girdabına bir kez daha düşecek demektir. Bunun vebâli herhâlde büyüktür.
Dönmeler milletin zihninde öylesine olumsuz izler bıraktılar ki, adeta bu izler silinmesin diye kazıyarak yazdılar zihinlere bu olumsuzlukları.
Işık Üniversitesi Rektörü Prof. Ersin Kolaycıoğlu bu olumsuzluğu bakın nasıl anlatıyor:
“Bu laiklik aynı zamanda onun yaşam biçimiyle, kişisel haklarıyla ilgilidir. Bu insanlar, sadece yaşam biçimlerini değil, yaşamlarını da tehdit altında görüyorlar. Mesela, ‘Bize örtünün diyecekler. Örtünmezsek yüzümüze kezzap atacaklar, ya da İran’daki gibi mahkeme kurup bizi asacaklar’ diye düşünüyorlar.” (Radikal Gazetesi, 14/5/2007)
Dönmelerin, Emperyalizmin ileri karakolu olarak üstlendikleri görev sonucu bu hayali korkuların girdabına düşmüş bu insanlar, biraz başlarını kaldırsalar, zihinlerini oynatsalar ne muazzam bir aldatılmanın içinde olduklarını görecekler.
Mesela Bosna hadisesi... Balkonlarda yaşayan bu insanlar Avrupa’nın bir parçası olarak Avrupaî tarzda bir yaşam biçimi içinde idiler. Hıristiyanlarla evleniyorlar, kendilerini onlardan ayrı görmüyorlardı. Dinle alakaları son derece sönüktü ve dine adetâ; olsa da olur olmasa da kâbilinden bakıyorlardı. Laisizmi kalben benimsemişlerdi.
Peki ne oldu?.. Batı; “bunlar artık bizden, bunlara dokunmayalım” dedi mi?... Batı’nın şuuraltına yerleşmiş o muhteşem(!) korkusu bu insanların üzerine bomba olarak yağmadı mı?..
Şimdi... Buradaki lâikler anlamalı ki, Batı’nın bu korkusu, bu topraklarda da tecelli zemini bulmak için faaliyette. Bu korkunun tatbikine sıra geldiğinde; “bunlar lâiktiler, bizdendiler” diye ayırmayacağını Bosna örneğinden biliyor olmanız gerekir. Dönmelerin tesiriyle kullanıldığınız yeter, bu evhamınızdan kurtulun ve gelin bu ülkenin hâs ve hususî inancını temsil eden Müslümanlarla bir olarak emperyalizme karşı savaşın. ABD’nin, AB’nin zihniyetiyle mücadele etmek onların hayat tarzını reddetmekle mümkündür. Yaşayış biçiminizi en ince teferruatına kadar Batı zihniyeti doğrultusunda tanzim ederek Batı’ya yapabileceğiniz bir şey yoktur. Bu zihniyetten kurtulmadıkça mitinglerde milyarlarca da bayrak sallasanız değişen bir şey olmaz. Batı bıyık altından size gülmeye devam eder.
Tabiî bu arada aynı şeyleri, Batı’nın kuyruk sokumuna saklanarak dine hizmet edeceğini sananlara da söylemeliyiz. Ilımlı İslâm, Dinlerarası Diyalog herzelerinden uzaklaşmadığınız müddetçe ABD ve AB emperyalizmine hizmet ettiğinizi unutmayın.
Bu hizmetin gönüllerine Sosyolog Şerif Mardin’den bir uyarı:
«...İşte bu sebepledir ki Şerif Mardin Türkiye’nin bir “İran devrimi öncesi görünüm arzettiğini” söylüyor ve de ekliyor, “sokağı dönüştürmesi beklenen AKP sokağın baskısı altında. Sokağın sopasını ilk önce AKP yiyebilir.”» (Baran Dergisi, s.21)
Evet... Bu gidişle sokağın baskısı bir müddet sonra kendini hissettirecek ve balyoz Fettullah Gülen’le Tayyip Erdoğan’ın başına inecek. Ahval böyle görünüyor.
Biz yine Emr-i Bilmağruf nehyinden her iki cenahı da uyaralım! Bilin ki, size laisizmi lânse edenler, miadınız dolduğuna hükmederek sizi tasfiye ediyorlar. Bu kaosta tek kurtuluş mihrakı Antiemperyalist mücadelenin bayrağını dünyanın dört bir yanında dalgalandıran Müslümanlara tâbi olmanızdır. Bu ülkeyi seviyorsanız başka alternatifiniz kalmamıştır. Bu alternatife sırt çevirmeniz, ya İslâmfobi gayyasında, ya da zihniyetini köküne kadar benimsediğiniz Batı’nın emperyalist çukurunda boğulmasına sebep olacaktır. Yol yakınken dönün.
Fettullah ve Tayyip cenahına gelince... Bu milleti denize düşürüp yılanı nîmet zannettirmek belasına siz düşürdünüz. Kâinatın sahibinden başka Külli İrade olmadığına inanan bu milleti ABD’nin ve AB’nin külli irade olduğuna inandırdınız. Yol yakınken dönün, aksi takdirde mahalle baskısının asıl şiddetine siz mâruz kalacaksınız. Zira siz lâikler gibi dışarıdan değil, içeriden ihanetin bedelini ödemek zorunda kalacaksınız!
Siviliyle askeriyle bu millet ABD ve AB’nin cenderesinden kurtulmanın yollarını mutlaka bulacak. Adeta zamanın ucunda yaşıyoruz, ve âhir zaman hâkîkatleri’nin tecellisinden haber veren Resul Kelâmı’na itikadımız sonsuzdur.
Mademki zamanın ucundayız, bu kısa zaman diliminde gerçekleşecek hadiselerin açacağı Fetih kapılarına da yakın durmalıyız.
Galib olan Allah’tır.
Furkan Dergisi, 14. sayı |