PARTICİLİK BİR UZLAŞMA POLİTİKASI
DEĞİL MİDİR?
Siyasi sahada müslümanın gayesi, Allah’ın nizamını bütün dünyaya hakim kılmaktır. Siyasi sahada her müslüman böyle bir gayeyi mutlaka takib etmeli, tahakkuku için bütün güç ve imkanlarını seferber etmelidir. Yalnız bu sahada bir noktaya son derece dikkat etmelidir. 0 da gayeye varacağım diye rasgele herhangi bir vasıtayı veya herhangi bir metodu değil, meşru olan vasıta ve meşru olan metoda başvurmalı ve ondan başka vasıta ve metod tanımamalıdır. Çünkü, gayenin meşru olması şart olduğu gibi, metodun da meşru olması öylece şarttır. İslam’ın ışığında hareket ettiğimizde görürtiz ki, parti yoluyla İslam’ın devletine gitmek mümkün değildir. Zira parti ve particilik İsam’ın getirdiği bir sistem değildir. Peygamber parti kurmamıştır. Hatta partinin nihai hedefi olan iktidara bile tenezzül etmemiş ve aşağıda görüleceği gibi, devletin başına geçme teklifini kabul etmemiştir.
Nitekim müşrikler tarafından Efendimiz (s.a.v.)’e böyle bir teklif yapılmıştı. Fakat o, bu teklifi reddetti, kabul etmedi. Çünkü, böyle bir yol meşru değildi. iktidara gelme şunun veya bunun taleb ve teklifiyle değildir. Onun meşru bir yolu vardır. 0 da Allah’ın emir ve tavsiye ettiği bir yoldur. Aşağıdaki yazı Ramazan Elbutî’nin kaleme aldığı
“Fıkhüssiyer” isimli kitabının tercümesinden alınmıştır. Mezuumuza ışık tutması bakımından aynen alıyoruz.
Fakat, bundan önce muhterem okuyucularımız bilmelidirler ki, particilik bir uzlaşma yapmak isteseniz dahi, mademki partiniz, dinsiz bir anayasaya göre kurulacaktır; o halde dinsiz ve gayr-i meşru birtakım kuruluş ve partilerle anlaşmaya ve uzlaşmaya gitmiş olacaksınız; yerine göre faize “Evet“ diyeceksiniz, yerine göre şaraba “Evet” diyeceksiniz kadınların başlarının açılmasına “Evet” diyeceksiniz, materyalist ve dinsiz eğitim sistemine “Evet” diyeceksiniz, dinsiz anayasaya ve buna bağlı olan dinsiz kuruluş ve dinsiz müesseseleri koruyacağınıza söz vereceksiniz ve bunu teyid etmek üzere, meclis kürsüsünden millet huzurunda yemin edeceksiniz; yerine göre parti başkanlarıyla yanyana ve omuz omuza belli günlerde putların manevi huzurunda veya onların mezarları başında ve İslam’ın asla caiz görmediği ve asla müsaade etmediği biçimde saygı duruşu yapacaksınız Ve bütün bunları yaptıktan veya, yapmayı göze aldıktan sonra da kalkıp
“Parti, bizim başımızın şemsiyesi, ayağımızın ayakkabısıdır...” diyeceksiniz ve bütün bunları da İslam adına yapacaksınız, İslam’a hizmet ettiğinizi iddia edeceksiniz! Öyle mi? bunlar birer uzlaşma politikası ve kâfir müesseselerle anlaşma sözleşmesi değil de ya nedir?!.. Örneğiniz ve önderimiz Hz. Muhammed’in hayatında bunlara dair bir örmek verebilir misiniz?..
İşte Peygamberin tebliğ hayatından bir sahne! Particiliğe benzer bir tarafı var mı?