ABDULCABBARA CEVAP
PARTICILIK VE IMAN TEHLIKESI
Kur’an’dan üç ayet-i celile:
"Hayýr, kim iyilik yapýcý olarak, yüzünü (yani kendini) Allah’a teslim ederse, artýk onun için Rabb’isi katýnda ecri vardýr; onlar için korku yoktur ve onlar mahzun da olmýyacaklardýr." (Bakara, 112)
"Sizin Allah’tan baþka taptýklarýnýz, Allah’ýn kendileri hakkýnda hiç bir isbatlayýcý delil indirmediði, sizin ve atalarýnýzýn ad olarak adlandýrdýklarýnýzdan baþkasý deðildir. Hüküm, ancak Allah’a aittir. O, kendisinden baþkasýna ibadet etmemenizi emretmiþtir. Dosdoðru din iþte budur. Ancak insanlarýn çoðu bunu bilmezler." (Yusuf, 40)
"De ki: Þüphesiz ben, sizin gibi bir beþerim; yalnýz bana sizin ilâhýnýzýn tek bir ilâh olduðu vahyolunmakta. Kim Rabb’ine kavuþmayý (O’nun rýzasýna ve cennetine kavuþmayý) umuyorsa, artýk salih bir amelde bulunsun ve Rabb’ine hiç kimseyi ortak tutmasýn." (Kehf, 110)
Tefsir ve tahlil:
Bu üç ayetin ortak noktalarýndan biri ve en önemlisi þirki red, Tevhid’i kabuldür. Yani "Tevhid’e evet, þirke hayýr!" demektir. Esasen din buradan baþlar; önce þirki, putu ve putçuluðu, onun býraktýðý hebaset ve necaseti insanýn kalbinden söküp atacak, özünü ve izini silip süpürecek ve ondan sonra iþte bu kalbe Tevhid’i, Tevhid inancýný, Allah’ýn birliði akidesini yerleþtirecektir. Ýþte þirke "Hayýr!", Tevhid’e "Evet!" demenin manasý budur.
Birinci ayet, Allah’ýn rýzasýný ve cennetini kazanmayý iki þarta baðlýyor. Bunlardan biri güzel niyyet, diðeri de güzel amel. Yani yaptýðý iþ ve amel Þeriat’a ve fetvaya uygun olacak, Hakk’a uyacak ve böyle bir amel ve ibadeti yaparken de niyyeti sadece
Allah rýzasý olacaktýr. Daha veciz bir ifade ile: "Ameli meþru, niyyeti salih" olacaktýr ve olmalýdýr.
Bu hususlarý birer misalle izah edelim:
1- Bir hýristiyanýn inancý ve ibadeti kabul görür mü? Görmez! Neden? Çünkü, meþru deðil, yani Þeriat’a uygun deðil; inancý da batýl, ibadeti de batýldýr.
2-
Allah için deðil; beden eðitimi niyyetiyle namaz kýlýyor veya perhiz için oruç tutuyor. Bu adamýn namazý da orucu da kabul görür mü? Hayýr! Neden? Çünkü yaptýðý iþ ve amel meþru ise de niyyeti saðlam deðildir.
Ayet-i celile ve particilik:
Mezkûr ayetin tefsir ve tahlilini gördükten ve misallerle izahýný anladýktan sonra hangi akýllý çýkýp da ben, "Kur’an’ýn bu ayetiyle particiliði baðdaþtýrýrým!" diyebilir? Buna imkân var mý? Neden? Çünkü particilik, mekruhlarý, haramlarý ve küfürleri beraberinde getirmektedir! Partici; putun önünde saygý duruþu yapacak, oturduðu binaya putun timsalini asacak, tüzüðüne "Kâfir anayasaya uyacaðýný ve kâfir inkýlablar istikâmetinde hareket edeceðini" ve þirk meclisinin kürsüsünde þirki koruyacaðýna yemin edecek ve put meclisinde putun nezaretinde oturacak, konuþacak, teklif ve tenkitlerde bulunacak, parmak kaldýracak ve nihayet bütün bunlar, Þeriat’a göre deðil de demokrasi sistemine göre olup bitecektir.
Þimdi siz, particiye sorun ve deyin ki: Bunlarýn hangisi meþru ve hangisinin fetvasý alýnmýþtýr? Binaenaleyh, partici bütün bunlarý veya bunlardan birini iyi niyyetle yapsa da
Allah indinde caiz olur mu? Olmaz!..
Yusuf ayeti ve particilik:
Ayette beþ mesele var:
1- Putun ve putçuluðun Þeriat’ta yeri yoktur;
2- Hüküm ve hâkimiyyet, yani kanun koyma yetkisi Allah’a mahsustur.
3- Kanuna uyma ayný zamanda ibadettir. Ýbadet ise Allah’a mahsustur.
4- Kim iman, amel ve icraatýný bu üç maddeye göre ayarlarsa doðru bir dine baðlanmýþtýr.
5- Ýnsanlarýn bir çoðu bu gerçekleri bilmemekte ve cehaletlerine kurban gitmektedirler.
Birinci ayetin tefsir ve tahlilini anlatýrken; particilerin inanç, amel ve icraatlarýný gördünüz. Bunlarýn hangisini bu ayetle baðdaþtýrabilirsiniz? Zira; yaptýklarý bütün icraat ve tatbikatlarý demokrasinin usul ve metoduna göredir.
Allah, demokrasi ve onun kaçýnýlmaz unsuru olan parti hakkýnda ne bir ayet indirmiþ ve ne de cevazýna dair bir delil bildirmiþtir. Çünkü, demokrasinin olduðu yerde Þeriat olmaz, Þeriat’ýn hüküm sürdüðü yerde de demokrasi olmaz. Ve çünkü demokraside hâkimiyyet hakki insana (millete) verilmiþtir. Halbuki hâkimiyyet kayýtsýz ve þartsýz Allah’a mahsustur.
Keza; Kanunlara saygý duymak, hürmet etmek ve itaat etmek ayný zamanda ibadettir. Ýbadet ise Allah’a mahsustur. Allah’tan baþkasýna ibadet ise þirktir, putperestliktir. Particiliðin getirdiði kanunlara uymak demek, demokrasiye ibadet etmektir ve dolayýsýyla þirktir.
Allah (c.c.) ise, þirk karýþan bir dini hak din saymamakta ve kabul etmiyeceðini bildirmektedir. Particiler; "Bizim niyyetimiz iyidir; Ýyi niyyetle yapýyoruz ve biz partiyi bir alet ve bir araç olarak kullanýyoruz..." deseler de, Bakara ayetinde gördüðümüz gibi kabul görmiyecek, red, ve inkâr edilecektir.
Particiler cehaletlerinin kurbaný:
Particilerin liderleri de hocalarý da cehaletlerinin veya kötü maksatlarýnýn esiri, partinin tabaný da yani arkalarýndan gidenler de kurbanlýk koyunlardýr. Ama ne yazýk ki, batýl bir sistemin, taðutî bir sistemin kurbanlýk koyunlarýdýr; körü körüne cahil veya maksatlý lider ve hocalarýn arkasýna takýlmýþ koyun sürüleri gibi gitmektedirler!..
Ýþte Yusuf ayetinin son cümlesi, öndekilerini de arkadakilerini de ilimsizlikle, cehaletle tasvir ve takbih etmektedir ve þöyle demektedir:
"(Hakikat bu merkezde iken, ne yazýk ki) insanlarýn çoðu bunu bilmemektedir."
Kehif ayeti ve particilik:
Ayette iki mesele var:
1- Þeriat’ýn kaynaðý vahye dayanýr;
2- Allah’ýn cemal ve cennetini umma. Bu da iki þarta baðlý:
a) Salih amel,
b) Ýyi niyyet. Yani Þeriat’a "Evet", puta ve putperestliðe "Hayýr" demekten ibaret.
Rabb’ülâlemin Hazretleri, Peygamber (s.a.v.)’i araya koyarak bütün beþeriyete ilan ettiriyor ve diyor ki, bütün insanlýða söyle ve de ki:
"Ey insanlar! Siz kendi baþýnýza ne akidenizi, ne ibadetinizi tesbit edebilirsiniz ve ne de kanunlarýnýzý vaz edip günlük hayatýnýzý düzene koyabilirsiniz? Ben de ayný þeyleri kendi baþýma yapamam. Eðer ben, bunlarý söylüyor ve haber veriyorsam, vahiy yoluyla biliyor ve söylüyorum ve diyorum ki: Rabb’iniz birdir; O’ndan baþka ilah yoktur, ibadet ve itaata müstehak O’dur... O’nun rýzasýný ve cennetini kazanmak istiyorsanýz iki þeye dikkat edeceksiniz: Bunlardan biri meþru amel (yani söz, fiil ve hareketleriniz Þeriat’a uygun olacak) ve iyi niyyetle de olsa puttan ve putçuluktan velev ki, az da olsa ona hiç bir þey karýþtýrmýyacaksýnýz..."
Binaenaleyh, particilerin parti adýna yaptýklarý hareket ve icraatlar, niyyetleri iyi de olsa hebaen mensure olup ne sevap alabilirler ve ne de kendilerini mekruhtan, haramdan veya küfürden kurtaramazlar. Daha açýk bir ifade ile:
Hak din, yani sahih ve muteber olan din iki hakka dayanýr. Bunlardan biri hak amel, diðeri de hak niyyet, yani iyi niyyet! Particilerde niyyet iyi olsa da parti ile alakalý amel, hareket ve icraatlarý (mesela parti tüzüklerinde küfür sözlere yer vermeleri, binalarýna putun resimlerini asmalarý, saygý duruþlarý yapmalarý, yeminleri, T.C meclislerinde oturmalarý, Þeriat’ý reddedenlerle sohbet ve müzakere etmeleri vesaireleri) meþru olmadýklarýndan, yani Þeriat esaslarýna uygun olmadýðýndan bunlar haram iþlemekte veya þirke düþmektedirler.
Þeriat ve demokrasi karýþýmý:
Þeriat
Allah kanunu; demokrasi ise put kanunudur.
Ýkisinin karýþýmý ise put kanunu sayýlýr, hatta yüzde doksan dokuzu Þeriat kanunundan ve fakat yüzde biri de put kanunundan alýnsa dahi meydana gelen bir karýþým put kanunu sayýlýr. Týpki bir damla necis bir kazan suyu berbat ettiði gibi. Bu itibarla karýþým batýldýr, hakký batýla karýþtýrmadýr, mükemmel olan bu Din-i Mübin-i Ahmediyye’ye noksanlýk ve eksiklik atfetmedir. Ve dolayýsýyla þirktir, necistir ve necasettir ve yine dolayýsýyle necise ve necasete bulaþmýþ ve bulanmýþ olan böyle liderlerin ne arkasýndan gidilir ve ne de hocalarýnýn arkalarýnda namaz kýlýnýr. Kimse darýlmasýn ve baðýrmasýn! Ya cevap verirler ya da tevbekâr olup Ýslam’a dönerler. Baþka çýkar yollarý yoktur!..
Fakat þurasý da biline ki:
Particilerin gözleri kör olmuþ, kulaklarý saðýr, kalbleri dumura uðramýþtýr. Artýk ne yaptýklarýný ve ne yapacaklarýný bilmezler; yerine göre yalan söylerler, iftira yaparlar, Iiderlerinin ve hocalarýnýn hatalarýný, Þeriat’a karþý, aykýrý hareketlerini görmezler ve göremezler; dün faizin altýna imza attýklarýný unuturlar ve ikiyüzlülük yaparlar...
Ýþte son iki örnek:
Ýki yemin þekli: Parti içi yeminleri þu þekilde: "Bugünkü köle düzeninin bir an evvel yýkýlmasý için, adil düzenin bir an evvel kurulmasý için bütün gücümüzle çalýþacaðýmýza söz veriyoruz! Gazanýz mübarek olsun!" T.C’deki yeminlerine gelince: "Anayasayý koruyacaðýmýza, Atatürk ilke ve inkilablarýna baðlý kalacaðýmýza... millet önünde namusum üzerine söz veriyorum!..’’
Keza; "Ben, kürsüde Kur’an-ý Kerim’e yemin edeceðim!" diye seçim meydanlarýnda söz verirler ve fakat meclis kürsüsüne geldiklerinde laik düzenin yeminini yaparlar. Hem de particilerin övmekle bitiremedikleri Urfa belediye reisinin aðzýndan!
Aldatmaca tâbir ve tahrifler:
Refah Partisi ve onun liderini görmekte ve sözlerini dinlemektesiniz: Diðer parti liderleri mertçe konuþuyorlar, bir taraftan Þeriat’a karþý olduklarýný açýk açýk söylüyor, bir taraftan da kemalizme ve kemalizm putuna baðlý bulunduklarýný kesin bir dille ifade ve ikrar ediyorlar. Sýrasý geldiðinde putlarýna ve anayasalarýna toz kondurmýyorlar. Ýþte son örneðini meclis kürsülerinde ve milletvekili (!) yemin merasimlerinde gördünüz. Adamlar kýyamet kopardýlar!..
Ne olmuþ? Nihayet Diyarbakýr milletvekillerinden bir erkekle bir kadýn "Anayasanýn baskýsý altýnda" tabirini kullanmýþ ve Kürtçe bir kaç kelime konuþmak istemiþ!.. Ýþte olup bitenler bu kadardý!.. Buna raðmen kemalistler ortalýðý velveleye verdiler; yeminin metnini, kelimesi kelimesine düzelttiler ve iþte onlar böyle yaptýlar!.. Ya, sözüm ona, bizimkiler ne yaptýlar ve ne söylediler? Ýþte bir de onlara bakýnýz:
1- Mevcut düzene "Küfür ve kâfir düzen" demek gerekirken bizimkiler "Köle düzeni" tâbirini kullandýlar ve bu suretle put düzeni tâbirini milletten gizlediler, millet de meselenin gerçek yönünü anlýyamadý ve akýntýya kürek çektiler!.. Halbuki, "Köle düzeni" hiç bir zaman küfür ve þirk düzeni manasýný ifade etmez, mecazî manada da olsa!..
2- "Þeriat düzeni" demeleri gerekirken, "Adil düzen" tabirini kullanmaktadýrlar. Bu tabir de Þeriat’ý bütünüyle ifade etmediði gibi, çok defa iltibas meydana getirir.
3- "Özal’ýn Çankaya’da durmasý "hukuka" uygun deðil!" Sormak lazým: Ama hangi hukuka?
4- "Çankaya ziyafetine gitmiyeceðiz!.." Niçin? Çünkü saçý bitmemiþ yetimin hakký vardýr, deniyor. Bu cevap hiç de kâfi deðildir; gerçek sebebi ifade etmemektedir. Sebebini anlatma yolunda þöyle demeli idi:
Bu çeþit ziyafetlere bir mü’min gidemez. Çünkü Þeriat üzerinde içki içilen bir sofrada oturmayý men etmiþtir ve hem de bunu imana baðlamýþtýr.
5- Gazetecilerin: "Birçok zamandan beri Anýtkabir’e gelmiyordunuz. Þimdi nasýl oldu da geldiniz; hem de herkesten önce?" þeklindeki soruya Refah lideri þu cevabý vermiþtir: "Bundan önce protokola riayet edilmemekte idi, bizi arka saflarda býrakýyorlardý. Þimdi ise bize ön saflarda yer verdiler..." Siz gelin de gerekçeye bir bakýn! Demek oluyor ki; Özal gibi kendisine daha ön saflarda yer verilirse, özel deftere Özal’ýn yazdýðýný yazacak ve Özal’ýn söylediði küfür sözleri söylemekten çekinmiyecektir.
Fetvasý yoktur:
Refah Partisi’nin liderinin verdiði cevaplar ve ileri sürdüðü gerekçeler þer’an caiz deðildir. Kendisini de partisini de kurtaramaz. Þöyle ki:
Bu cevaplar bir kere teblið esasýna aykýrýdýr: Çünkü, teblið açýk, net ve kesin dille yapýlmalýdýr. Teblið babýndaki yuvarlak konuþmalar, yanlýþ anlamalara ve yanlýþ kavramalara sebebiyet verir. Ve dolayýsýyla maksat hasýl olmaz. Peygamber (s.a.v.)’in hayatýnda bunun bir benzerini göremezsiniz. Kâfirun Suresi'nin tefsirinde görüleceði üzere Ebu Cehiller’in "... Sadece putlarýmýza þöyle bir iþaret et!.." þeklindeki tekliflerine bile
Allah Resulü "Evet!" demedi!..
Ya böylelerine düþen ne idi? Ya hiç gitmemek ya da açýk ve net konuþmak, gerçek ne ise onu olduðu gibi teblið etmektir. Þayet hayat tehlikesi ve bu yolda yakayý ele vermek endiþesi varsa o zaman da yurtdýþýnda söylemek ve yazýp Anadolu insanýna ulaþtýrmaktýr. Kur’an’ýn emir ve tavsiyesi de böyledir.
Taviz vermenin acý neticeleri:
"Taviz tavizi gerektirir!" fehvasýnca particilerin taviz vermeleri birbirini takib etmekte! Bittiði yerden baþlamaktadýr, hem de küçükten büyüðe doðru bir seyir takip etmekte. Ve artýk onu bir noktada durdurmanýz mümkün olmamakta. Çünkü, taviz verildi mi,
Allah (c.c.) yardýmýný çeker de tavizci artýk hatayý göremez olur, battýkça batar. ÞöyIe ki: Parti kurma teþebbüsü tüzük hazýrlamayý, tüzük hazýrlama teþebbüsü tüzüðe küfür sözler yazmayý, küfür sözlerin yazýlmasý parti binalarýnýn birer puthane olmasýný, büyük puthanenin kürsüsüne çýkýp yemin ederek put anayasalarýný, put kanunlarýný koruyacaðýna dair sözler verilmesini, putun mezarýnýn baþýnda putçularýn protokollarýna uyarak ve gerekçe göstererek kemalistlerin nezaretinde ve basýnýn gözleri önünde saf baðlýyarak namazda durur gibi durmasý ve bu suretle M. Kemal’e ibadetlerini, kulluk görevlerini yaparlar; hem de milletin gözleri önünde!..
Putun önünde saygý duruþu yapmak, ona ibadet etmek, ona kulluk yapmak görevini ifa etmenin bir ifadesi ve bir isbatý olduðu gibi, onun fikir ve sözlerini esas alan anayasaya uymakta ve o anayasaya göre sandýk baþýna gitmekte ve o anayasaya göre yemin etmekte ve o anayasaya göre meclis müzakerelerini takib etmekte, parmak kaldýrarak "Evet" veya "Hayýr" demek suretiyle de koyduðu ve istediði kanunlarý çýkarmak ve o kanunlara uymak da Kemal putuna, deccal putuna ibadet etmek demektir. Çünkü Kur’an’ýn beyaný vechiyle kanunlara itaat etmek demek, o kanunlar kimin namýna çýkarýlmýþ ise ona ibadet etmek demektir.
Ýþte kemalizm bu! Ve iþte kemalizm adýna ve iþte demokrasi adýna ve iþte parti adýna ve particilik adýna yapýlan toplantýlar, yazýlan tüzükler, asýlan fotoðraflar, yapýlan alkýþlar, icra edilen saygý duruþlarý, yapýlan yeminler ve tertip edilen merasimler hep mâhud Deccal adýna yapýlmakta, ibadet sayýlmakta, þirk addedilmekte ve nihayet kendisinin bir put, bir deccal ve bir þeytan olduðu ve yapanlarýn da birer putçu, birer müþrik, bir deccal ordusu ve bir "Hizbüþþeytan" hükmüne tabi olmaktadýrlar. Velev ki, bütün bunlarý iyi niyyetle yapsalar da yine hüküm deðiþmez, velev ki, bunlarý yapanlar namazlý ve oruçlu olsalar da yine hüküm deðiþmez! Keza baþta Diyanet Ýþleri Baþkaný (!) olmak üzere bütün partici hocalar fetva verseler de hüküm deðiþmez; M. Kemal bir deccal, hocalar birer bel’am, particiler de birer müþrik olmaktan kendilerini kurtaramazlar. Kur’an þöyle der: "Onlar, Allah’ý birakýp bilginlerini ve rahiplerini rabbler edindiler ve Meryem oðlu Mesih’i de. Oysa onlar, tek olan bir ilâha ibadet etmekten baþkasýyle emrolunmadýlar. Ondan baþka ilâh yoktur. O, bunlarýn þirk koþmakta olduklarý þeylerden münezzehtir." (Tevbe, 31)
Ýþte bunlar, particilerin yaptýklarý yalancýlýk deðil midir, iki yüzlülük deðil midir ve münafýklýk deðil midir? Var mý Peygamber’in hayatýnda bunlar? Gösterebilirler mi? Müslümanlar bunlara nasýl güvenebilir? Bunlara devlet gibi bir müessese nasýl emanet edilir?
Zaruret yok mu?
Particilerin kullandýklarý maskelerden biri de "Zaruret" kelimesidir. Bunu da söyler dururlar. Bundan önceki yazýlarýmýzda da ifade ettiðimiz gibi, bunlarýn yaptýklarý bu hareketler zaruret mevzuuna girmez. Kendilerine söyleyin: Zaruret mevzuunu da iyi okusunlar; artýk yarým mollalýðý býraksýnlar da Þeriat’ý öðrensinler ve bu milleti dininden imanýndan soyup soðana çevirmesinler!..
Ve netice:
1- Demokrasinin sandýðýna gidenler ve girenler elbette demokrat çýkacaklardýr ve ona göre boyalarýný alacaklardýr. Dolayýsýyle, oturmalarýnda ve kalkmalarýnda, söz, fiil ve hareketlerinde demokrasiyi temsil edeceklerdir. Binaenaleyh, yapýlan uyarý ve ikazlara kulak vermez, uyanmaz ve Ýslamî çizgiye gelmezlerse demokrat olarak teneþire çýkar, demokrat olarak mezara inerler. Çünkü bir kimse nasýl yaþarsa öyle ölür, nasýl ölürse öyle de kalkar. Vaktiyle Rusya’da bir köpek fabrikasý varmýþ. Burada köpeklerin derileri yüzülürmüþ. Bir baþtan fabrikaya atýlan köpekler, öbür baþtan derisi yüzülmüþ, kýpkýzýl ceset olarak çýkarlar. Fakat atýlýrken renkleri baþka baþka idi; kimi beyaz, kimi sarý, kimi de siyah, kimi de bir baþka renkte idi. Ama çýkarken renkler kýpkýzýl!.. Demokrasi fabrikasý da öyle: Sandýðýna giren insan, inancý ne olursa olsun, demokrat çýkacaktýr!..
2- Toplanacaðýnýz tek bir kuruluþ vardýr. O da "Ýslamî Cemaatler Birliði" ismini alan cemaattir. Çünkü bu cemaatin ameli (hizmeti) meþru (Þeriat’a ve fetvaya uygun), niyyeti ise sahihtir; Hakk’ýn davasýný hakim kýlmak, Ýslam’ýn devletini kurmak için yola çýkmýþ ve bugüne kadar taviz vermemiþtir. Övülmeðe ve uyulmaya layýktýr. Dolayýsýyle "Sadýklarla beraber olun!.." þeklindeki tecelli buyurulan ilahî fermana da uygundur: Elhamdülillah!..