| Hezimetten Ders çıkarmak Başarısız sonuçlar üzerine kınayıcı yazılar yazmak; hatta aşağılayıcı göndermelerde bulunmak kolay gelir insanlara. Oysa olan olmuştur artık. Yapılacak bir şey kalmamıştır. "Ben demiştim" diye başlayan sözlerin karşı tarafa faydası olmadığı gibi sahibine de bir kazancı olamaz. Aslında önemli olan hataların ifşası değil, geleceğin ihyasıdır... Seçim sonuçlarına pek çok açıdan bakmak mümkün. Mesela AK Parti'nin başarısı ortada. Halkın siyasete müdahale edilmesini istemediği aşikâr. Vatandaşın mağdurun yanında saf tuttuğu belli. AK Parti'nin yüzde 47'lere ulaşan başarısını herkes mercek altına alıyor ve birbirinden ilginç analizler yapılıyor. Ortada büyük bir başarı olduğu tartışılmaz; neredeyse sokaktaki her iki insandan biri AK Parti'ye destek verdi. Bu başarıyı doğru anlamak, Türk seçmeninin reflekslerini anlamak demektir. O yüzden bu konuda çok yazı yazılacak, çok analiz yapılacak... Başarı hikâyesinin altını çizmek kadar hezimetin üzerinde de durmak gerekiyor; tâ ki bazı yanlışlar tekrar etmesin. Ancak, başarısızlığın analizinde yapıcı bir üslup yakalanamıyor. İğneleme ile başlayan aşağılamaya kadar varan bir yığın sözün sonunda yapıcı eleştiri getirilemiyor. Halbuki başarının takdiri kadar başarısızlığın tenkidi de önemli; yeter ki her iki analiz biçiminde de insaf ölçülerine riayet edilsin. Eleştiriden maksat insanları, kurumları yaralamak, onların onuruyla oynamak değil; gelecekte yapılacak hataları önlemek olmalı. Cumhuriyet mitinglerinde yakalanan medyatik rüzgâra ve solda birleşme projesine rağmen CHP seçimden büyük bir kayıpla çıktı. Şimdi herkes şaşkın. Oysa bu tablo seçim öncesinden belliydi. Sokağa inen, halkın nabzını tutan herkes rahatlıkla görüyordu ki Türk milleti son aylarda yaşanan hadiselerden fevkalade rahatsız. Rencide olmuştu halk. Millet iradesinin bir parti üzerinden hırpalandığını düşünüyordu. Sol (en başta da CHP), medya dünyasının pırıltılı sözlerine fazlaca önem verince, halkın nabzını tutamadı. Oysa milletin baktığı pencereden görülen manzara şuydu: CHP'nin başını çektiği bir ittifak, devletin bazı kurumları tarafından destekleniyor, medyanın yardımıyla oluşturulan yeni bir atmosfer nedeniyle sosyal gerçeklerin tersine yeni bir hava oluşturuluyordu. Cumhuriyet mitinglerinde ortaya çıkan manzara, medya merkezlerinde zafer çığlıklarıyla karşılanırken sade vatandaşın evini hüzne boğuyordu. Çünkü çarşıda pazarda laik-antilaik kavgası yoktu. Vatandaş, yargı yoluyla oluşturulan baskıdan da rahatsızdı, asker yoluyla siyasete yapılan müdahaleden de. Sol bunu fark edemedi. Merkez sağın hali daha kötüydü. Sağın kurmayları CHP ittifakı olarak algılanan 367 dayatmasının kendi tabanlarında meydana getireceği inkisarı göremedi. Dolayısıyla kavganın bir parçası oldular ve "halka rağmen" girilen dayatmacı yolun kendilerine ne kadar zarar vereceğini hesap edemediler.. Durum aynen şöyledir: Türk siyasetinin klasik sağı da solu da felç olmuştur. Vatandaş kendi kültür değerine uygun bulduğu yeni bir merkez parti inşa etmiştir. AK Parti yüzde 50'lere yaklaşan oy oranıyla Menderes'ten beri dalgalandırılan bayrağı devralmıştır. Merkez solun akıbeti belirsiz. Çünkü halkla barışmayan sol, topyekûn mefluç bir görüntü veriyor. 22 Temmuz'dan çıkarılacak çok ders var. Sanırım Deniz Baykal başta olmak üzere her lider derin bir iç muhasebe yapacak; yapmak zorunda çünkü. Herkes "Nerede hata yapıldı?" sorusuna cevap arayacak. Hatalar zinciri uzun bir liste oluşturabilir; ancak pek çok özeleştirinin çıkacağı kapı aynıdır: Türkiye'de halka rağmen siyaset yapılamaz. Türk milleti ne esir olmayı içine sindirir ne ecir. Onun iradesini yok sayarak yazılan her senaryo siyaset mühendisliğinin başarısızlık hanesini kabartır. Bu sonucu doğru okuyan her siyasi oluşum, geleceğe daha sağlıklı bakacaktır. Bu bakış, halkla siyasi partiler arasındaki uçurumun tamir edilmesidir ve bu tamire ihtiyaç vardır... Ekrem Dumanlı - Zaman
__________________ Ağlayarak uyumuş yağmur olmuşum rüyamda bana hasret bi çöl için... |