![]() Üyelik tarihi: 07.05.2005
Mesajlar: 6.368
Teşekkür etti: 2
15 Teşekkür 9 Mesaja aldı
| Küreselci proje tehdidi Küreselci proje tehdidi Kenan Çamurcu / kenan.camurcu@fikritakip.com22 Temmuz 2007 seçimlerini konuşurken Adalet ve Kalkınma Partisinin elde ettiği büyük zaferden sözetmekten çok, seçmen davranışının tehdit algısını tartışmak daha yararlı olacaktır. Çünkü AKPnin zaferinin ödül değil ödev olduğu açıkça ortadadır. Sandıktan çıkan yüzde 47 oranındaki oy, uygulamadaki politikaları teyit etmiyor, aksine umutların büyüklüğünü dile getiriyor. Seçmen, tıpkı 2002 seçimlerinde olduğu gibi, tehdit algısının ve beklentilerinin büyüklüğü oranında AKPye oy vermiştir. Bir başka deyişle, seçmenin yarısına yakınının oyunu alan Adalet ve Kalkınma Partisi, bu oy oranının yüksek ve güçlü meşruiyetine dayanarak hangi büyük sorunları çözmesi gerektiğini görebilmelidir. 2002de bugünkünden daha az oy almakla birlikte parlamentoda anayasayı değiştirebilecek gücü elde eden AKP, seçmenin kendisinden beklentisini dile getirdiği oy oranının anlamını doğru kavrayamadığı için reformlar konusuna keyfe keder bir mevzu muamelesi yaptığından 2006 sonlarında oy oranı yüzde 25e kadar gerilemişti. Hatta AKPnin 2004teki yerel seçimlerden bir yıl sonra İstanbulda ilçeler ölçeğinde yaptırdığı kapsamlı bir araştırmada, bu partinin oyu tüm ilçelerde 10-15 puan gerilemiş görünüyordu. Bu tarihten başlayarak 2007 başındaki cumhurbaşkanlığı gerilimine kadar AKPnin oylarında istikrarlı bir düşüş sözkonusuydu. 2007 ile birlikte siyasi gerilimin adım adım tırmanması ve ulusalcı laiklerin Adalet ve Kalkınma Partisi üzerinden İslami kesimleri, muhafazakarları, demokrat sol cenahı ve liberal çevreleri tehdit etmeye başlaması kısa sürede toplumun iliklerine kadar işleyen bir kaygıya dönüşebildi. Oyları yüzde 20-25 aralığına kadar gerilemiş olan Adalet ve Kalkınma Partisinin bu krizden çıkış için tekrar umut olarak görülmeye başlanması bu tarihten itibarendir. 2002 seçimlerinde olduğu gibi, köklü sorunların halledilebilmesi için Çankayaya kendi adayını çıkarmak zorunda olduğunu ve ancak anayasa değişikliğiyle demokratikleşme arzusunu karşılayabileceğini toplumun önüne koyan Erdoğan, birinci iktidar döneminde bu vaadini gerçekleştirememiş olmasına rağmen seçmeni kendisine ikinci bir şans tanıması için ikna edebildi. Durum böyle olunca 22 Temmuz seçimlerinde seçmen; siyaset, ekonomi ve toplumsal hayattaki yabancı nüfuzunu değil, ülke içindeki siyaset dışı güçlerin siyasete müdahalesini öncelikli tehdit olarak gördü. Mevcut durumun sıkıntılarını cezalandırmak yerine, düze çıkma ihtimali ve umuduna oy verdi. Oysa hatırlanacağı gibi 2002 seçimlerinde cezalandırma öne çıkmış; 1997deki siyasete müdahalenin ve 2001deki ekonomik krizin sorumlusu olarak görülen 1999-2002 döneminin iktidar partileri Meclis dışında kalacak boyutta ağır bir bedel ödemişlerdi. Hiç kuşku yok, 2007 seçimleri de 2002 seçimleri gibi travmatik koşullar altında gerçekleşti. 27 Nisan süreci, cumhurbaşkanlığı krizi ve cumhuriyet mitingleri gibi harici etkenlerin, siyasetin kendi içinde ve eşit şartlarda cereyan etmesi gereken rekabetine müsaade etmeyeceği seçmen tarafından farkedildiğinde 22 Temmuz seçimlerine giderken değerlendirme kriterleri bir anda ikiye iniverdi: Siyaset dışı aktörlerin bir kez daha halkın iradesine müdahalesine göz yummak mı, yoksa sivil siyasetin yaşaması için seferber olmak mı? 22 Temmuz günü, 1960 askeri darbesinden bu yana siyasi tarihimiz boyunca bu soruya verilen cevaplardan farklı bir sonuçla karşılaşmadık. Seçim sonucunda, sivil siyasetin yaşaması için mücadele ettiğine seçmeni ikna eden Adalet ve Kalkınma Partisi oyların neredeyse yarısını alırken, siyasete müdahaleye taraftar olanlar ve taraftar olmadığı halde yanlışlıkla öyle görünenler büyük bir hezimete uğradılar. Seçimlerde CHPnin temsil ettiği ulusalcı laikliğin sivil, resmi ve siyasi tüm kesimleri sandığa gömülürken, Ağarın Demokrat Partisi (ve seçime girmemiş olsa da Anavatan) yanlışlıkla o tarafta göründüğü için aynı cezalandırmadan paylarını aldılar. Bu tartışmada Saadet Partisinin durumunu ayrıca incelemek gerekir. Zira Saadet Partisi, 1996daki ekonomik başarının mimarı ve 28 Şubattaki siyasete müdahale girişiminin gerçek mağduru olmasına rağmen 22 Temmuz seçiminin kazanamayanları arasındadır. Bu seçimde "kazanamayan"la "kaybeden" arasındaki fark, siyasete müdahaleyi savunanların kaybeden, bunu reddedenlerin ise kazanan olması arasındaki farkla açıklanabilir. Saadet Partisi, siyasete müdahaleyi desteklemeyen ve bu yöndeki hiçbir girişime bulaşmayan tek parti olarak seçimin kazananı değildir belki, ama kaybedeni de değildir. Seçim kampanyası boyunca AKPnin küreselci politikalarının Türkiyeye zarar verdiğini, vereceğini seçmene anlatmaya çalışan Saadet Partisinin sesi, "siyasete müdahale" toz dumanı arasında yeterince işitilememiş görünüyor. Belki bu partinin kendi özeleştirisi içinde dile gelen kendine özgü yanlışlıkları da seçimin kazananı olamamasında pay sahibidir. Ancak burada çok önemli bulunması gereken nokta, AKPnin taraftarı olmayan ve bu partinin politikalarına eleştiriler yönelten alternatif bakışın, siyaseten de olsa "siyasete müdahale"nin yanında yeralmamış olması, buradan günü birlik kazanç sağlamaya tenezzül etmemiş bulunmasıdır. İlkesel davranmak hiçbir başarı kriterinin ölçemeyeceği yücelikte bir değerdir. Onun kıymeti özünden kaynaklanır, başka hiçbir şeye kıyasla değeri bilinemez. Şu halde, AKPnin taraftarı olmak seçimlerin kazananı olmayı gerektirmediği gibi, bu partinin taraftarı olmamak da siyaseti baskı altına almaya çalışanların yanında saf tutup seçimin kaybedenleri arasına yazılmayı gerektirmez. 22 Temmuz seçmeni, siyasi bakımdan AKPnin manivela olarak kullandığı düşünülen küreselci projeyi tehdit görmedi. Daha doğrusu, sivil siyaseti baskı altında tutmaya azimli çevrelerin legal veya illegal faaliyetlerinin oluşturduğu kaygı, küreselci projenin öncelikli tehdit olduğuna dair seçmende güçlü bir kanaat oluşmasını önledi. Öteden beri dile getirilen, AKP iktidarının ülkeyi yabancı nüfuzuna açarak sivil siyaset üzerindeki baskıyı bertaraf etmeye çalıştığı ama bu yöntemin bedelinin çok ağır olacağı düşüncesi, ya seçmenin kavrayamayacağı kadar dikkatli bakış gerektiren bir meseleydi, ya da seçmen her şeyi bildiği halde buna rıza göstererek siyasete baskıyı bertaraf etmeyi öncelikli sorun kabul etti. Toplumsal araştırmalar böyle konularda kesin bulgu sayabileceğimiz bilgiyi elimize tutuşturmaz. Bütün yorumlar, geriye dönük olarak yeniden yazma çabası olabileceği gibi, mevcut durumun dile getirilemeyen teorisini kurmaya çalışan objektif gayretler de olabilir. 22 Temmuz seçimlerini yorumlamaya çalışırken bunun her ikisinin de yapıldığını günlerdir izliyoruz. Ama bizim gibi propagandaya ihtiyacı olmayan ve halihazırda cereyan eden durumu anlamaya çalışanlar için doğru sonuca varmamıza yardımcı olacak veriler ortada duruyor. Fındık üreticisinin Adalet ve Kalkınma Partisine tepkisini aşan başka gerçek bir tepki bilmiyorsak fındık bölgelerinde AKPye çıkan oya bakarak 22 Temmuz travmatik seçiminin yapıldığı şartları anlamamızı sağlayacak ipuçlarını toparlamaya başlayabiliriz. CHPnin önde gelen isimlerinin, orta sınıfı oluşturan esnaf ve ortanın altını oluşturan tarım nüfusu arasında bizzat gözleriyle ve kulaklarıyla şahit oldukları sert muhalefete rağmen 22 Temmuz seçimlerinin nasıl böyle sonuçlanabildiğini şaşkınlık ve şok içinde dile getirmeleri, bu milletin politik kültür genetiği konusunda hayli derinleşmiş olanları gülümsetiyor. Seçimin kazananı olamayan Saadet Partisi yöneticileri de yıllardır hane hane tanır hale geldikleri bu halkın neden böyle bir siyasi sonuç ürettiğini gayet iyi anlıyor, o nedenle CHPnin verdiği tepkiyi vermiyorlar. Seçmenin Adalet ve Kalkınma Partisine oy veren yarıya yakın kısmı, küreselci projenin desteğiyle iktidarda kalmayı amaç edinen AKPye büyük ihtimalle yine oy verecekti. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi yöneticilerinin miting alanlarında dile getirdikleri görüşler bir yana, tek başına seçim beyannamesi bile aslında birinci iktidar döneminde küreselci projenin önermelerine itiraz ve eleştiri içeriyor olmakla yeni dönemde bu politikaların değişeceği vaadi anlamına geliyor. "Yeni AKP"nin yapılandırılması ve partiye katılan yeni isimler de resmi tamamlayan yan öğelerdir. Seçmenin küreselci projeye rıza göstermesi düşünülemez, çünkü fındıktan tarıma, çalışan kesimden esnafa, başörtüsü yasağı ve meslek lisesi mağdurundan dinî eğitimin özgürleşmesi taleplerine kadar geniş bir toplumsal memnuniyetsizlik bu projenin ekonomi, siyaset ve dış politika hedeflerinden şikayetçi görünüyor. AKPyi tekrar iktidar yapan seçmen, o nedenle bu projenin ve onun politikalarının devamı yönünde değil, AKPnin vadettiği sosyal politikalara geçilmesi umuduyla bu partiye oy verdi. Eğer böyle değilse AKP yöneticileri neden bütün konuşmalarında yeni dönemde sosyal politikalara yöneleceklerini dile getirdiler, getirmeyi sürdürüyorlar? Neden yabancı sermaye, sanayileşme ve ekonominin büyümesinde yeni bir strateji ihtiyacını her defasında ifade ediyorlar? Neden yapısal reformları hızla uygulamaya geçeceklerini, hak ve özgürlükleri hak sahiplerine vereceklerini, anayasa değişikliğini gerçekleştireceklerini söylüyorlar? Bütün bu soruların cevabı, seçmenin neden Adalet ve Kalkınma Partisini değişimin umudu görerek ona bir kez daha iktidar şansı tanıdığını açıklayabilir. Küreselci proje, adına Büyük Ortadoğu Projesi (en son adıyla "Yeni Ortadoğu") denilen bölgesel-küresel yaklaşımın Türkiyeye uyarlanmış modelidir. Bu modele göre Türkiye, hedefi ve stratejisi belli olmayan bir yabancı sermayeye açılma politikası izleyecek, bu çerçevede hızlı ve kapsamlı özelleştirmeler gerçekleştirecek, iç siyasetini ABnin kültürel iklimine uygun reformlarla yeniden düzenleyecek ve dış politikada Washingtonla vesikalı stratejik ilişki çıpasına göre bölgesel rolünü oynayacaktır. AKP iktidarının bu projeyi hayata geçirmek üzere icat edildiği suçlaması uzun bir süredir ulusalcı, milliyetçi ve milli görüş çevrelerince dile getiriliyor. Her üç kesimin konuya bakışında dünya görüşü farklılıkları ve kendine özgü özellikler var kuşkusuz ve hususen milli görüş kesimi siyasi eleştirilerin yanısıra dinî eleştiriler de yöneltmesi nedeniyle diğer ikisinden köklü biçimde ayrılıyor. Adalet ve Kalkınma Partisini yeniden iktidar yapan seçmen koalisyonunun içindeki yönlendirici çekirdeğin, milli görüşten gelen eleştirilere kulak asmadığı iddiası gerçek dışıdır. Aksine, saygı duyulan ve itiraz görmeyen bu eleştiriler, talihsiz bir zamanlamaya denk düştüğü ve galiba yanlış bir fotoğrafla ulusalcı laikliğin tribününden seslendirildiği sanıldığı için keskin politik zıtlaşmada kendine yer ve taraftar bulamamış göründü. Sonuç itibariyle, 22 Temmuz seçimlerinde ne seçmen küreselci projeyi onayladı, ne de Adalet ve Kalkınma Partisi bu projeyi azimle sürdüreceği vadinde bulundu. Böyle olunca, seçimin sonuçlarını "küreselci projenin istikrarlı biçimde sürdürülmesine onay" şeklinde yorumlayan liberaller ancak kuruntu ve temennilerini dile getiriyor olabilirler. Adalet ve Kalkınma Partisi, saydığımız nedenlerle birinci iktidar dönemi için mazur görüldüğü küreselci çerçeveyi ikinci iktidar döneminde de aynen sürdürürse kesin olarak seçmeni yanıltmış olacaktır. 22 Temmuzdan sonra iktidar partisinden beklenen; sosyal politikaları hayata geçirmesi, ülkeyi üretim ekonomisine geçirmesi, yabancı sermaye girişini belli bir stratejiyle ülkenin yararına kullanılabilir hale getirmesi, yeni bir büyüme stratejisi geliştirmesi, hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırması, başörtüsü yasağını hiçbir kayıt ve şart olmaksızın heryerde lağvetmesi, demokratik reformları hayata geçirmesi, köklü bir anayasa reformu yapması, dış politikada önceliği komşularıyla ekonomik, kültürel ve siyasi ilişkilere vermesi, askeri işgal ve saldırılarla dengeleri alt üst olmuş Ortadoğunun yeniden istikrar, güvenlik ve barış atmosferine dönebilmesi için aktif rol alması, Washington-Tel Aviv ekseninin bölgede meydana getirmeye çalıştığı gerilim ve çatışmaları sona erdirmek için çaba göstermesi gibi açılımlardır. Adalet ve Kalkınma Partisi, ikinci iktidar döneminde ortaya koyacağı davranışlarla küreselci projenin partisi mi, yoksa yüzde 47lik büyük beklenti ve umudun partisi mi olduğunu kanıtlayacaktır. Anadolu Gençlik Ağustos www.anadolugenclik.com.tr
__________________ Ey İnsan! Kerim olan Rabbine karşı nedir seni aldatan (İnfitar,6) İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
![]() |
| Lesezeichen |
| Seçenekler | Arama |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Kadın ilahiyatçıya ölüm tehdidi | yavuz1 | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 2 | 16.10.2008 01:43 |
| Mekke'de dev proje | Kudret | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 8 | 01.04.2008 15:55 |
| ABD'den Kabe'yi bombalarız tehdidi | ozbeken | Dini Bilgi ve Eğitim | 11 | 21.07.2005 11:58 |
| ABD'den ilişkileri kesme tehdidi | SUBAT_SOGUGU | Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar | 11 | 22.02.2005 23:20 |