İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 15.08.2007, 16:40
Ali

 
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.849
Teşekkür etti: 101
181 Teşekkür 111 Mesaja aldı
Arrow oksidentalizmi arapça inşa etmek. A.Sait Aykut...

HASAN HANEFİ: OKSİDENTALİZMİ ARAPÇA İNŞA ETMEK

Said Aykut

Takdim


Çok değerli yazarımız SAİD AYKUT’un Yapı Kredi Yayınları’nın 3 Aylık Akademik Dergisi Cogito’nun 31. sayısında yayınlanmış nefis yazısını sunuyoruz. Derin fikir hissiyle okuyacağınızı tahmin ettiğimiz bu yazıyı büyük zevkle takdim ederiz. -AKADEMYAYA DOĞRU-















11 Eylül sonrası had safhaya erişen Arap-İsrail gerginliğinde ekranlara dikkatli bakanların gözlerinden kaçmayacak bazı manzaralar vardı; Filistinli direnişçilerin ellerinde Che posterleriyle dini afişler yan yanaydı. Kuşkusuz bu, kızıl yıldız veya Che'nin posterini taşıyan kızın dindar biri olduğu anlamına gelmiyor; aynı şekilde hemen yanı başında Kelime-i Şehadet yazısı taşıyan delikanlının da sol düşünceyi sistematik birbiçimde benimsediği manasına gelmiyor. Yani iki fikrin evliliği falan yok. İşgalciye karşı koymak ve bu karşı koyuş esnasında bir takım değerlerin birbirine yaklaştırılışı, bazen gerçekten örtüştürülmesi bazen de yakıştırma yoluyla birbiriyle aynılaştırılması söz konusu. Yani İslam'la Sol'un aynı safta ortak bir hedef için mücadelesi…

Bu son tespitler kimilerinin zihninde İran-Tudeh tecrübesini kimilerinin zihninde de Nasır ve Kaddafi'nin çıkışlarıyla Arap dünyasının muhtelif noktalarında siyasi bir hareket olarak beliren Yeşil Sosyalizm'i çağrıştıracak. Ancak o günlerde Arap Dünyası'nda Sol, belirleyici ve özne konumunda olup; din, İslam gibi kelimeler sıfat ve giysi konumundaydı. 87'deki büyük İntifada'dan sonra durum değişmeye başladı, 90'lardan sonra ise din ve İslam özne konumuna geçti; sol ve solcu (Yesâr, Yesârî) kelimeleri -yaşamaya devam ettiği yerlerde- sıfat konumuna girdi. Buradaki solun tamamen farklı, kendine özgü bir sol olduğunu belirtmeye gerek yok…

11 Eylül'den sonra sesli söylenmese bile -Ürdün de dahil- herhangi bir Arap Devleti'nin veya halkının Amerika'nın başına gelenlere yürekten üzüldüğünü söylemek abartılı olur. "Amerika'yı anlamak" amacıyla veya "Amerika'nın başına gelenler bizim de başımıza gelebilir!" deyip çeşitli "sosyal" araştırma ve "soruşturma" operasyonlarına giren Arap ve Müslüman devletler mevcut. Ancak ne Amerika'nın bazı Arap dostlarına ne de bazı Arap devletlerinin Amerika'ya eski güveni kalmamış görünüyor. Arapça dersi verirken öğrencilere takdim ettiğimiz parlak ve pahalı uluslarası siyaset-haber ağırlıklı liberal Arap dergilerinde de; ikinci hamura basılmış ince yazılı, az fotoğraflı ve azımsanamayacak bir tiraja sahip muhalif Arap dergilerinde de genel hava, Amerika'dan hoşnutsuzluk şeklinde özetlenebilir. Bu arada, öteden beri mevcut olan, Avrupa muhabbetinin artması da dikkat çekiyor. Bazı fikir ve siyaset dergileri ise tüm Batıya karşı çok sert ifadelerle dolu. Ama genel olarak solcuların ve İslamcıların söylemleri birbirine yakın.

İşte bu bağlamda Arap Dünyası'nda öteden beri gündemde olup zaman zaman samimi dindarların ciddi tepkilerine yol açan "el-Yesârü'l-İslâmî" yani İslami Sol akımının yaşayan en kıdemli ideologu Hasan Hanefi'den ve Oksidentalizm kitabından bahsedelim biraz. Hanefi'den bazılarının haberi vardır; İlhami Güler'in İslami Araştırmalar'da çıkan son derece planlı araştırması H. Hanefi'yi tanımak isteyenler için yeterli… Ayrıntılı bilgi orada mevcuttur (94, Bahar, s. 149-170).

Kısaca tanıtırsak, Hasan Hanefi 20 cilde varan külliyatı, onlarca felsefi incelemesi ve çevirisiyle tanınmış bir düşünür. Kahire Üniversitesi'nde felsefe profesörü; dünyanın çeşitli yerlerinden tanıdıkları var; ilgi alanı bir hayli geniş; eski Sovyetler'deki Türki Cumhuriyetler'de yaşayanların dini anlayışlarını, Güney Amerika kurtuluş hareketlerinde din-sosyalizm ilişkilerini merak eden biri, vs., vs.

İ. Güler'in de tespit ettiği gibi Hasan Hanefi'ye göre sol ve sağ, insan bilgisinde ve beşeri sosyal bilimlerde iki ayrı tutumu ifade ediyor. Sol, siyaset biliminde bir kavram olarak eleştirme, karşı çıkma, gerçekle ideal arasındaki mesafeyi açıklama demektir. Psikolojide sol-Freudçular, felsefede sol-Hegelciler ve dinler tarihinde dini sol diyebileceğimiz hareketler mevcut. Ona göre İslam felsefe geleneğinde de İbn Rüşd'ün akılcılığı ve tabiatçılığı sol, İbn Sina'nın İşrakiliği, Farabi'nin Sudurculuğu sağdır. Hanefi'ye göre İslami Sol, şekilciliğe ve öte dünyanın ayrıntılarına gömülmüş pasif dini akımlara karşı olduğu gibi; ülkenin zenginliklerine sahip üst tabakanın çıkarcı eğilimlerine set koymak talebindedir ve toplumsal adaleti gerçekleştirme hedefiyle sömürüye karşı bayrak açmasına rağmen hürriyeti yok eden, toplumun kendi kültürüne değer vermeyen, Marksizme olduğundan fazla önem veren baskıcı Marksistlere de karşıdır. Hasan Hanefi, sol ve sağı sadece politik eğilimler olarak değil felsefi, epistemolojik ve teolojik bir tutum, bir dünya görüşü olarak görmektedir.

Hanefi kendi sistemini kurarken önce geçmiş felsefi kültürel miras (Turâs) karşısında takınılması gereken tavrı belirlemeye çalışır; sonra kendi bakışını anlatır ve mutlaka yeni bir dil kurulması gerektiğini belirtir. Geçmişe nasıl bakmak gerektiği meselesi, neredeyse bütün Arap felsefe yazarlarının gündemdeki konularındandır. Genel olarak aynı konuları işleyen ancak retoriği çok daha sağlam olan Cabiri de, tarafımızdan çevrilen Nahnu ve't-Turâs (Felsefî Mirasımız ve Biz) adlı eserinin başında geçmişin mirasına nasıl bakmak gerektiğine ilişkin bir yöntem sunmuş; çeşitli tekliflerde bulunmuş ve klasik Solcu ve İslamcıların yöntemlerini eleştirmiştir.


H. Hanefi, fıkıh, kelam, tasavvuf gibi İslami disiplinlerin bugün hangi ilimlere tekabül edeceğini araştırır. Onun başta Allah olmak üzere Cennet, Ahiret gibi temel dini terimlere getirdiği cüretkâr yorum metodunun kaynakları arasında hem geçmişin Batıni sufi düşünürleri ve Mutezile'nin Tabai ehlinden (Materyalizme yakın) Nazzam gibileri; hem de Spinoza, Gadamer, Feuerbach, Husserl ve G.E. Lessing gibileri vardır. Çeşitli dini terimler hakkında, siyak ve sibakın izin vermediği o ultra eksantrik yorumları, Nasır ve Arapçılık meseleleri; Kahire'de bizim onunla yaptığımız en sert tartışmaların mihver noktalarını oluştururdu. Aslında o, Mısır halkını uyandıracak ve peşinden sürükleyecek bir kurtuluş ideolojisi üretmek niyetindedir; külli, yeterli ve hitap ettiği kitleyle tam uyuşacak bir sistem kurmak istemiş fakat bizce "yelteniş" seviyesinde kalmıştır.

Fikirleri arasında önemli ve enteresan bulduğumuz noktalar da vardır. Batı kültürü karşısında eski kültürü ya toptan ret, ya toptan kabul yahut eklektik davranarak biraz ondan biraz bundan, biraz eski biraz yeni diye tanımlayabileceğimiz üç tavrı da reddeder; kendince yeni bir tavır ve yöntem sunar.

Batı felsefesini ta baştan bugüne kadar özetlediği Mukaddime fî İlmi'l-İstiğrâb (Oksidentalizm; Batıyı Anlama İlmine Giriş, Beyrut, 1992) adlı büyük boy 560 sayfalık eseri de ilginçtir. Hanefi bu kitabını, doğuyu nesneleştirip parçalara ayırarak çözümleyen ve gördüğü her güzel ve orijinal şeyi güya eski atasına (yani Yunan'a ve Roma'ya) irca edip hüküm koyan Oryantalizme karşı bir atak geliştirmek için yazmıştır. Kuşkusuz burada "Niçin Oksidentalizm kurmak istiyor? Ortaya zaten tenkit edilen Oryantalizm benzeri bir şey çıkmaz mı?" diye sorulabilir. Hanefi bu sorulara da birkaç şıkta cevap vermiş. Bu cevapların en açık ve çarpıcı olanı şu mealdedir: Oksidentalizm kurma çabaları Oryantalizmden çok daha masum ve haklı çabalardır; ikisi arasında da önemli farklar vardır. Mesela Oryantalizm, Batı'nın "öteki"ne; diğer milletlere saldırıp onları yok etme ve özlerine yabancı kılma döneminde ortaya çıkmıştır; oysa Oksidentalizm nefsi müdafaa olarak belirmiştir.

Kitabın 1. ile 77. sayfaları arasındaki giriş bölümü onun yöntemini ve kavramlarını anlamak için; 495. ile 560. sayfaları arasındaki netice bölümü ise öngörülerini, tekliflerini ve umutlarını anlamak için çeviriye değer. Gerçi kitabın ana gövdesi (ortadaki bölümler) izlenen metodun uygulandığı alanlar olarak okunabilir ama ayrıntıya girilmemiş bir Batı felsefesi tarihi gibidir; sıkıcı ve sıradan gelebilir.
Kitabın son bölümünde Hanefi, medeniyetlerden bahsederken üç grafik takdim eder okuyucuya; medeniyetler art arda gelen sıradağlar gibi bir yükselip bir alçalmaktadır. "Mesârü'l-Ene" (yazarımız, Hegel ve benzeri filozofları iyi tanıdığı ve onlardan etkilenerek yazdığı için bu ifadeyi şöyle çevirebiliriz: "Ben'in Tarih içindeki Seyri") başlığını taşıyan birinci yazının grafiğinde İslam Medeniyeti'nin tarih içindeki yükseliş ve iniş noktaları işaretlenmiş; "Mesârü'l-Âhar" (Öteki'nin Tarih İçindeki Seyri) başlığını taşıyan ikinci yazının grafiğinde Batı Medeniyeti'nin yükseliş ve düşüş noktaları işaretlenmiş; "Tedâhül" (Ben ve Ötekinin Tarihte İç İçe Girmesi, Kesişmesi) başlıklı üçüncü yazının grafiğinde ise iki medeniyetin seyir çizgisi üst üste bindirilerek İslam Medeniyeti'nin tekrar dirilme emareleriyle Batı'nın çöküş işaretleri verdiği dönem, 20. yüzyılın sonu ve devamı olarak işaretlenmiştir. Bu durumda 21. yüzyıl, çevre diye tanımlanan ülke ve medeniyetlerin kendini yenileyerek çıkış yaptığı bir dönem olacaktır. Hanefi sadece İslam Medeniyeti'ne değil Hint ve Çin Medeniyetleri'ne de şans tanımaktadır. Ona göre alternatif bir medeniyet Çin, Hint, Mısır gibi eskiden medeniyet kurmuş bir coğrafyadan fışkıracaktır.

Son not; Hanefi bu kitabını ilk kez 91'de çıkarmıştır.
Ali isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 15.08.2007, 21:24
Ali

 
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.849
Teşekkür etti: 101
181 Teşekkür 111 Mesaja aldı
Oksidentalizm ve Irak Savaşı


24 Mart tarihli ‘Oryantalizm ve Irak Savaşı’ başlıklı makalemde çuvaldızı ‘Anglo–Amerikan Batı’ya batırmış, Doğu’nun iğnelenmesini bir başka makaleye bırakmıştım. Etyen Mahçupyan, 31 Mart tarihli ‘Onlar oryantalist…ya biz?’ başlıklı yazısında ‘Doğulu biz’e ilk iğnelemesini yapmış ve makalemin önemli bir eksiğini kapatmıştı.



Edward Said’den aktardığım ‘Doğuluların başına gelebilecek en kötü şeyin Batı gözlükleri takarak kendilerine bakmak olduğu’ yönündeki uyarısıyla işaret ettiğim bu ‘eksiği’ Mahçupyan, Doğu’nun liderlik yapılarına ithafen söylediği ‘Belki de bu ülkeler ta başından beri oryantalizmle yönetiliyorlar.’ sözüyle ortaya koymuştu. Bu makalemi Batı oryantalizminin Doğu’nun reaksiyoner akımları tarafından evlat edinilmiş ve en az onun kadar tehlikeli bir çocuğuna ayıracağım: Oksidentalizm.


Oryantalizm, Batı hegemonist ve kolonici kültürünün edebi ve akademik eserlere yansımış yüzüyse eğer, oksidentalizm Doğu’nun intikam arayışıdır. Oryantalizme karşı bir tepki veya tedavi arayışının değil, Batı’nın Doğu’yu bir buçuk asırdır ‘seni biliyorum, bildiğim için de güçlüyüm, güçlü olduğum için de sen benim bilgimin bir ürünüsün’ formülasyonuyla tavsif etmesine karşılık –tavsifin bilgi kainatında bir yaratma eylemi olduğunu hatırlatalım– Doğu’nun Batı’yı edebi ve akademik yazınının ‘konusu’ haline getirme çabasının ürünü olan oksidentalizm, Doğu bilgisi için bir ‘intihar saldırısı’ görünümü vermektedir. Entelektüel bilgi, gücün elde edilmesi veya güce hizmet etmek amaçlı olarak kullanıldığı her durumda intihar etmektedir zira...


Bir entelektüel intihar saldırısı olarak oksidentalizm, oryantalizmi değillemek için değil, Doğu’ya yapılanın aynısını Batı’ya yapmak için yola çıkar. Bu ‘koyu’ tanımıyla oksidentalizmi dünya literatürüne mal eden kişi 1992 yılında meşhur Mukaddime fi ilmi–l’İstiğrâb (Oksidentalizm İlmine Giriş) kitabını yazan Kahire Üniversitesi felsefe profesörü Hasan Hanefî olmuştur. Hanefî, Doğu’nun Batı’yı araştırılacak bir ‘obje’ olarak değil de bir öğretmen olarak gördüğü müddetçe mevcut ‘geri kalmışlık algılayışı’nın devam edeceğini ve Doğu’nun Batı’yı bir ‘fareyi laboratuvarda inceleyen ilim adamı’ misali araştırma konusu edinmesinin zamanının geldiğini söylüyordu. Francis Fukuyama’nın ‘Tarihin Sonu’ makalesini bir oryantalizm yanılgısı olarak gören Hanefî’ye göre Batı, kaçınılmaz bir yıkılışın eşiğindeydi ve Araplar, Afrikalılar, Asyalılar ve Latin Amerikalılar için tarih daha henüz başlamaktaydı.


Evrensellik mitinin hegemonlar tarafından yönetilenlere dayatılan bir yalan olduğunu söyleyen Hanefî, bu yaklaşımıyla her türlü bilginin Doğu–Batı çatışması üzerine kurulmasını savunan oryantalist bakış açısını, bu kez özne ve nesnenin yerini değiştirerek benimsemektedir. Kökenleri İbn Haldun’un ‘Doğu Batı’dan üstündür, çöl şehirden durudur, bedevi kültürü hadara (yerleşik hayat) kültüründen güçlüdür’ yaklaşımına kadar uzanan bu oksidentalist bakış açısı Batı’yı bilginin konusu haline getirirken sürekli olarak sağlıksız analogiler kullanır: Doğu, Batı’yı oryantalistlerin Doğu’yu bildikleri gibi empirik olarak bilmez, manen ve ruhen (spiritüel) bilir. Batı’nın zayıflıklarını görmek için Batı şehirlerinde araştırma yapmaya gerek yoktur, zira Doğu, Batı’nın ‘batmış’ benzerlerini bilir. Sodom ve Gomore’yi bilir... Firavunlar hanedanını bilir... Hititleri, Roma’yı, Bizans’ı bilir... Evrensellik mitini hegemon idealleri için dayatan Eski Yunan’ı, Antik Çin’i, Ateşgede İran’ı bilir... Oksidentalist bakış açısıyla Doğu güçlüdür; çünkü oryantalistlerin bildiği gibi geçmişi ve mevcut durumu bilmez, geleceği bilir...


Oksidentalist için Batı mevcut problemlerinden dolayı değil mukadder çöküşünden dolayı zayıftır ve Batı’yla ilgili Doğu çalışmalarının odak noktası da bu zayıflık olmalıdır. Oryantalistlerin Doğu’da gördüğü ‘doğası itibarıyla geri kalmışlığın’ oksidentalist retorikte karşılığı ‘doğası itibarıyla geri kalacaklık’tır. Saddam Hüseyin’i dinleyelim: ‘Sabredin ve direnmeye devam edin. Zafer eninde sonunda gelecektir.’ Gelecektir; çünkü Saddam ve Doğu bunu bilmektedir. Babil’in çöktüğü gibi, yüksek kuleler kurarak kendini ilahlaştırmaya çalışan Firavunların çöktüğü gibi, Haçlıların boyunları önlerinde Doğu’dan kaçtıkları gibi... Bu gelenler de Arap dünyasının camilerinde Batı medeniyeti ile bir zamanların anti–Doğu medeniyetleri arasında kurulan paralellikler: ‘Bush ve Blair, Firavun’un boğulduğu gibi boğulsun... Irak, İbrahim’in ateşten kurtarıldığı gibi Amerikan ve İngiliz ateşinden kurtulsun...’ Peki ya oryantalist bir bakış açısıyla Bush’un ‘şeytan ekseni’ ilan ettiği ülkelerde Bush yönetiminin de ‘şeytan iktidarı’ olarak adlandırılmasına ne demeli?


Oksidentalizm en az oryantalizm kadar tehlikeli bir yanılgıdır. Bu yanılgı tarihi Doğu ile Batı arasında, aydınlığın çocuklarıyla karanlığın çocukları veya Yezdan ile Ehriman arasında sonu belli bir çatışmanın ürünü olarak görür. Bu yanılgı ‘kendi’ tanımlamasını ‘öteki’ tanımlamasının üzerine bina eder. Arap sokaklarında Saddam her ne yapmış olursa olsun iyidir; çünkü Bush’un ‘değili’dir...
Barış zamanında Doğu–Batı çatışmasının doğal olduğunu iddia etmek yıkıcı olmayabilir. Akl–ı selim sahiplerine düşen özellikle de savaş anında ayağa kalkıp ‘ben sen olmadığım için ben değil, ben ben olduğum için benim’ (Çıkış Kitabı, 3:14’ten istihraç) diyebilmektir.

Dünya ne zaman Ahmet Hamdi’nin ‘Doğu’da Doğu’nun en iyisi, Batı’da da Batı’nın en iyisi bulunur’ yaklaşımını öğrenirse, işte o zaman oryantalist ve oksidentalist yanılgıdan, bu arada da bu yaklaşımların ürünü olan Bush’lar ve Saddam’lardan kurtulacaktır...

http://arsiv.zaman.com.tr/2003/04/07...kerimbalci.htm


not : eleştirel bir yazıyı da koyalım ki mesele daha iyi anlaşılsın...
Ali isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 16.08.2007, 00:07

 
Üyelik tarihi: 23.07.2007
Mesajlar: 464
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
o ne abi :D oksidentalizim:D
zafer_inananlarındır isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 16.08.2007, 09:48
Ali

 
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.849
Teşekkür etti: 101
181 Teşekkür 111 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız zafer_inananlarındır
Mesajı göster
o ne abi :D oksidentalizim:D

oryantalizm in zıddı...
Ali isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
görmeyen gözlere, duymayan kulaklara...helal olsun aykut isiklar sentürk Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 1 29.10.2008 17:38
SP Kongresine Devlet Bakanı Sait Yazıcı katılarak sürpriz yaptı. Muttaki Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 8 26.10.2008 23:09
Dr. Muhammed Sait el-Buti'ye karşı önemli bir uyarı Mavi Dini Bilgi ve Eğitim 7 17.08.2007 04:19
ABD medrese inşa ediyor M. Ali Saral Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 0 14.05.2007 23:33


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:54 .
vBulletin (Türkçe)
Copyright 2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49