İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 22.08.2007, 20:45

 
Fazılbey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.04.2007
Mesajlar: 381
Teşekkür etti: 2
6 Teşekkür 3 Mesaja aldı
Saadettin Ustaosmanoğlu ile röportaj





─ Saadettin Ustaosmanoğlu kimdir?

─ Bu klasik sorudan gınâ gelmiş olsa da klasikleşmiş olduğundan sorulur. Tabiî bu sorunun cevabında muhatabın kariyerinin ortaya çıkması arzu edilmektedir. Kariyer de her zaman dünya alâkası içinde değerlendirildiğinden, uzun uzun sıfatlar, makamlar, mevkiler, eğitimler sıralanır ki, kişinin mühimliği(!) anlaşılsın.

Bu mânâdan olmak üzere söyleyeyim; Nakşibendiyim, Büyük Doğu İbda Fikir mektebinde okumaktayım, henüz ilk sınıflardayım ve bu mensubiyetten başka kıymet ifadesine hâiz değilim. Şunu da belirteyim; ne Nakşibendiliğin ne de İbda’nın künhüne vukûfiyet belirtmiyorum, ama çalışıyor, çabalıyorum. Mevlâ’nın murâd ettiği olur.

Şunu da ekleyebilirim; sistemin mekteplerine pek bulaşmadım, biraz medrese tahsilim var. Ve; Yeni Furkan Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeniyim.


─ Salih Mirzabeyoğlu kimdir?
─ Birinci soru “ben”le alâkalı olduğundan nefsaniyet kokusuna meyyalken, bu soru “çağından sorumlu insan”ı tarifle alâkalı ki, bu bizim haddimiz değil. Şayet okuyucuya bilgi bakımından sorduk diyorsanız, söyleyeceklerimiz İbda Mimarını bağlamaz, kendi çapımızda gördüğümüz bildiğimiz şeyleri anlatmaya çalışalım; becerebildiğimiz kadar.


Aslında, Salih Mirzabeyoğlu’nu tanımak ve tanıtmak konusunda ilk ölçü kitaplarıdır demek doğru olsa da, biz biraz daha farklı olarak şöyle düşünüyoruz; O’nu tanımak ve tanıtmak kitaplarından da öte “Has oda sırrı”na nisbetle alâkalıdır. Böyle düşünmemizin sebebi de, fikrin derinliğinden süzülüp gelen “Üveysî” ve “Ledûnnî” tarafının ayân olmasıdır. Fikrine derinlik kazandıran bu sıfatlar sebebiyledir ki, fikir lâtifleşmiş, fikrin lâtifliği ile bu sıfatların tarafından bildirilmesi elzem olmuştur. Evet o bir fikir adamıdır, ama bildiğimiz soydan değil. Bütün hayatı buna şahit. “Velilik mecburiyettir” hikmeti istikametinde bakmalı.

Garip olan şu; bunca aydın geçinen insan neden Mirzabeyoğlu’nu ademe mahkûm etmeye çalışır veya neden fikrine fikirle muhalefet etmez. Bu da bu ülkenin aydın geçinenlerinin karakterini ve çapını gösterici. Bu hususta, namuslu bir aydın’dan misâl vereyim. Malum biz İsmailağa Cemaatine mensubuz. 2006’nın Eylül ayında cemaatimizin entelektüel âlimlerinden Bayram Ali Öztürk hocamız camiide şehid edilmişti. Şehitliği arzu ettiğini sohbetlerinde devamlı dillendiren Hocamız sonunda arzusuna kavuşacak kadar nasipliydi ve yaşarken dik duruşun timsali olmuştu. İlimde derya Hocamızla bir gün bir yolculuk yapmıştık, bize uzun uzadıya meseleleri tahlil ettikten sonra âcizane sırayı bize verdi. Kendisine dilimiz döndüğünce İbda Fikriyatını ve hedeflerini anlattık. Yolculuğumuzun sonunda söylediğini Allah’ı şahit tutarak söylüyorum, aynen şöyle dedi; “Üstad (bu, alçak gönüllülüğünün gerektirdiği bir hitaptı) biz bu fikirleri nasıl kavrayacağız, bunlar müthiş şeyler.”

Üç kelimenin belini kırdıran sonra kendini aydın zannedenlerin bu konuda anlayacakları ve söyleyecekleri bir şey olamaz. Bu sebeple sadece kıskançlıkları öne çıkıyor. Hatta daha da ileri gidiyorlar. Bu konuda Salih Mirzabeyoğlu’nun bir sözünü nakledeyim, çektiği çileleri kasdederek (ki hâlâ Bolu F tipi cezaevinde zihin kontrolü işkencesine maruz durumda) diyor ki, “Çilemizi bile kıskanıyorlar”... Kendisiyle yedi senelik bir cezaevi sürecim oldu, bu sebeple hakkında bir şeyler söylemeye kendimi biraz yetkili sayarak şunu söylemek istiyorum; gördüğüm asâletti ama kendimi anlatmaya muktedir hissetmiyorum. Bir gün birileri çıkıp “Ledünnî”liğin gerektirdiği derinlikten O’nu anlatırsa şahsen ben de çok mesud olacağım. Bunun dışında herkesi, O’nun kitaplarını okumaya, ama okumuş olmak için değil, anlama cehdi içinde okumaya davet ederim. Hâlihazırda bizim de yapmaya çalıştığı bu. Kur’an değil Kur’an’dan, dolayısıyla Kur’an esprisi içinde ortaya konulmuş Büyük Doğu İbda Muhatab anlayışını özümsemeden, Âlem’i İslâm’da İnkılaba giden Kemâlat yolunu bulabilmek kolay olmayacak. Alternatifsiz bu “Vasıta Sistem”in tahlil edilerek ya reddi ya da kabulü gerekmektedir ki, reddine güç yettirdiğini iddia edenlerin yerine yeni bir “Muhatap Anlayış” getirmeleri gerekiyor. Bu iş ancak çağının sorumluluğunu üzerine alabilecek aydınların işidir ki, aydınların neyi aydınlatmaya çalıştıkları ortada.

─İbda düşüncesinin İslâm dünyasına sunduğu çözüm ve tahliller nelerdir.
─Her şeyden önce İbda şu; zaman ve mekan hususiyeti içinde, eşya ve hadiselere pençe geçirebilmenin Kur’an’a nisbetle yolu ve de Ehl-i Sünnet itikadı çerçevesinde ortaya konulmuş vasıta sistem. Bu sistem İslâm Dünyasına ne sunuyor? Her şeyden önce bu sistem, Kur’an ve Sünnet kaynaklı olarak iddialı bir şekilde öne çıkarak, misilsiz derecede Kur’an’a el atıp Kur’an’ı istismar edenlerin önünü keserek istismarın önüne geçmenin nasılını gösteriyor. Kur’an ve Sünnet tabir caizse bizim mühimmat depomuz. Savaşta mühimmat deposu en garantili yer olarak geri planda tutulur. Asker oradan gıdalanarak mücadele edecek. Mühimmat gemisini ön plana çıkarırsanız ilk darbeden sonra asker mühimmat yokluğundan telef olur. Şimdi, İslâm dünyasında bu hata çok fazla yapılıyor. Kaynaktan yapacağız diye tutturanlar, fikir acizliklerinin gereği olarak mühimmat gemisini düşmana yem ettiklerini anlamıyorlar. Kur’an ana kaynak olduğuna ve bunlara Kur’an’dan yaptıklarını söylediklerine göre bu halka hoş geliyor ama bakıyorsunuz sonuç hep hüsran. Halbuki şu farkedilip de bunlara sorulsa; kaynaktan yapıyoruz, demek de bir nisbettir, bir muhatap anlayıştır ama iki kelimelik muhatap anlayış olmaz, sistem ifadesinde teklifiniz nedir? Buna verecekleri cevapları olmadığından bol bol âyet okuyarak veya âyetleri kendi kafalarına göre tevil ederek bir şeyler anlatmaya çalışacaklar. Ve yine sorarsanız; Büyük Doğu- İbda’nın Kur’an’a nisbetsizliğini iddia edebilir misiniz, bu sistem Kur’an’dan değilde tahrif edilmiş İncil’den veya Tevrat’tan mı gıdalanmıştır?
Hülasa şu; “Doğru düşünce olmadan, doğru düşünce faaliyeti olmaz.” Kur’an’ı müşrikler de kendi kafalarına göre tevil edip bulandırma hakkına sahip olduklarına göre, biz onlarla Kur’an nokta-i nazarında değil, Kur’an’a nisbetle ortaya koyduğumuz “Vasıta Sistem”imiz çapında muhatap olabiliriz. Bu da bizim Kur’an’a nisbetle “doğru düşünce”mizi temsil eder, yanıldığımız noktada İslâm değil biz yanılmış oluruz. Yani düşmanla onun sahasına karşılaşmak, bir adım önde olmak. Yoksa bir ateiste âyet okumanın ne mânâsı var?
Bu mânâdan olmak üzere söyliyelim, kendini âlim zanneden biri bize Salih Mirzabeyoğlu’nun kitaplarını kasdederek şunu söleyebiliyor; “Kitaplarında bir tane bile âyet yok...”
“Ku’an değil Kur’an’dan” esprisini bu insanlara anlatmak bir hayli zor tabiî...
İslâm âlemindeki bu hal öyle belirgin şekildeki, İsrail’in eski başbakanlarından biri Mithat Bereket’in televizyon programına katıldığında, özel de Arapları, genelde bütün müslümanları kasdederek şöyle diyebiliyor; “Arapların demokrasiye karşı ne teklifleri var ki...”
Evet, doğru söylüyor adam. Demokrasiye ve izm’lere karşı Kur’an’a nisbetle ortaya konulan hangi sistem var ki? Büyük Doğu-İbda vasıta sisteminden başka. Bu sebepten değil mi ki, Müslümanlar demokrasiyi çok sevdiler. Demokrasi ne; beşerî sistem. Ya Kur’an; ilahî teklif. İlahî teklife muhatap olmanın niçin ve nasılına cevap getiremezseniz Yahudi sizi böyle aşağılar.
Büyük Doğu meselenin niçin’ini, İbda’da nasıl’ını temsilen Kur’an’a muhatap olma anlayışını sistem çapında ortaya koymuştur ve İslâm âleminden aksülamel beklemektedir. Türkiye’den başlamak suretiyle bütün İslâm âleminin nabzını tutacak bu muhatap anlayış, bu “Vasıta Sistem” hak ettiği mevkie hızla yaklaşmaktadır. Meselenin özü tabiî olarak İbda külliyatında yatmakta. Biz yerimiz ve gücümüz nisbetinde bir şeyler söylemeye çalışıyoruz.


─Fikrin gerekliliği konusu her zaman işlenen bir konu , bu mevzuda yorumlarınız nedir?
─ Fikirsiz hiçbir şey olmaz, ama fikrin keyfiyeti yoksa sonuç kelam fuhşu’dur. Fikir vardır, haftanın yedi günü gazete köşesindeki yazıda kendini gösterir ki, insan her gün ciddi bir şey yazabilmek için ne bulabilir ki? Bu, keyfiyetsiz fikir demektir, yani yazmasa olur cinsinden.
Bir de fikir vardır ki, sahibi kan terler üretirken. Salih Mirzabeyoğlu kitaplarının şekillenmesini doğum sancısından çok daha şiddetli olarak tarif eder. Sessiz çığlıkları korkunçluğunu hissedenlerdir ki “fikrin gerekliliği”ni anlayabilirler. Bu anlaşılmadı mı, “Kur’an’dan yapmalıyız” kolaycılığı içinde iki kelimelik fikircikleriyle ortaya çıkanlar tabiî olarak malı götürüyorlar.


─Telegram konusu ve Kumandan’ın (Salih Mirzabeyoğlu) şahsına yapılan tacizler konusunda ne söylersiniz?
─Teknik ayrıntılara girmeyelim. Kumandan Mirzabeyoğlu’na böyle bir zulmün reva görülmesi bile O’nun büyüklüğüne delil. Kemalistlerin bu zihin kontrolü işkencesinde kendisine söyledikleri şu söz her şeyi ifade ediyor; “Kemalizmin felsefesini kur seni bırakalım.Mealen aktardığım bu söz düşmanın ahvâli perişanını da anlatıyor. Hınçları, parya düşüncelerinin bir ideolocya olamaması, bir psikolocya olarak sefil durumlara düşmesinden kaynaklanıyor. İbda fikriyatının mimarına hınçları O’nun karşısında cüceliklerini hissetmelerinden kaynaklanıyor. İspatı kâbil olmayan şartlarda uygulanan bu işkenceyi de Türkiye’de ilk defa çözen ve deşifre eden de Kumandan’dır. Bundan da ayrıca hayıflanıyorlar. Bu mevzû, kendisinin yazdığı “Telegram” isimli kitapta anlatılmıştır. Mevzûnun daha müşahhaslaştırılmış şekli de kendisi tarafından yakın zamanda inşaallah kitaplaştırılacaktır. Ümmetin gözü Kumandan’ın üzerinde olmalı. Hadiselerin hızlı akışı içinde zamanın neye gebe olduğu yakında anlaşılacaktır.


─Cezaevi olaylarından bahseder misiniz?
─ T.C. zindanları mâlum. Bu konuda bir hayli şeyler yazıldı, çizildi. Koğuş sistemi kötülenerek tecrit’in en koyusu F Tipi olarak ortaya çıkarıldı ve yüzlerce insan açlık grevlerinde öldü vesaire... Bir doktorun ifadesi olarak söyleyelim, diyor ki; “F tipleri açıldıktan sonra psikolojik hastaların sayısı yüzde seksen artmıştır.” Anlayın oradaki şartları. F tiplerini kuranlar, sizi bir robot haline getirebilmek için her türlü inceliği düşünmüşler. “Sen muhalifsin, bu sebeple senin insanca yaşama hakkın yok” diyorlar. “Seni, ancak komutlara uyan bir robot haline getirebildiğimiz zaman sevebiliriz” diyorlar. Tabiî bunları yaşamayanlara anlatmak biraz zor. Bunun dışında söyleyebileceğim bir şey var ki, aslî mânâsıyla anlatılması istikbâle havâle edilse evlâdır. “Beş Aralık” tabir edilen bu hadise iddia ediyorum ki, Âdem Aleyhisselâmdan beri vukû bulmuş şey değildir. Cezaevleri tarihi boyunca demiyorum; anlayın... Bu da inşaallah sahibince günü geldiğinde hak ettiği şekilde anlatılır. Biz bu konuda kelamın yalama olmasından çekindiğimizden, bir şey söylemiyor ve yazmıyoruz. İşin derinlik buudu sahibinin katındadır. Bilenler biliyor.
─İman-İslâm- Tasavvuf konusunda yorumlarınız nedir?...
─ Öfkesi yoksa iman neye yarar? İslâm; teslimiyetin tecrîd buudu yakalanmadan ne ifade eder? Tasavvufa gelince… O İslâm’ın derinlik buudu ve zamanımızda şiddetle muhtaç olduğumuz yegâne rejim. Bir zamanların kaba softası elinde oyuncağa çevrilen tasavvuf, Batı’nın bunalttığı insanların yeniden sığınağı olma yolunda. Hiç umulmadık kişilerin, geleceğin ancak tasavvufî ahlâk sayesinde kurulacağından ve kurtulacağından bahsetmesi enteresan ve umudun adresinin gösterilmesi bakımından sevindirici. İç âlem düzenindeki denge kurulmadan hiçbir şey doğru biçimde gerçekleşmez. Kemâlât yolunun yolcusu Tasavvuf Bahçeleri’nden esen lâtif rüzgârların serinliğini hissetmeden rahat edemeyecektir. Uzaya gitmek değildir hürriyet. Hürriyet, Emmâre nefs’e boyun eğdirmektir. Hâlbuki Tasavvuf’a hak ettiği ciddiyeti gösteren basit bir mürid öyle haller içindedir ki, yükselmek bile vasıta olmak bakımında gözünde kıymet ifade etmez. Gaye hep Asıl’dır, asıl da Mevlâ’dır. Tasavvufu seçip kemâlât yoluna girmiş olanların gözünde eşya ve hadiseler oyuncak olur. Tabiî Tasavvuf “Kaal” değil “Hâl” olduğundan anlatılmaz yaşanır denilmiştir. Sosyal hayatın dejenerasyonu karşısında Tasavvufî ahlâkın yerini alarak çalkantıları durdurabilmesi için hepimize düşen görev bu konuda gevezelik yapmak değil el verdiğince yaşamaktır. Pratikte bu ahlâkı gösterebilmektir. Yapabilene aşk olsun.


─ İsmailağa ve İbda?Zâhir yönüyle baktığımızda asla yan yana gelemeyeceği düşünülen bu isimler neden beraber anılır oldu?
Her şeyden önce şunu belirtelim, iki isminde Bâtın nisbeti Nakşî’lik. Hadiseleri Bâtın nisbeti yönüyle okumasını bilmeyenler, bir terör örgütüyle(!) Tasavvufî bir cemaatin birlikte anılıyor olmasına bir mânâ veremiyorlar. Bu, birinci derecede Tasavvuf’un mahiyetini ve İbda fikriyatının hususiyetini bilmemekten kaynaklanıyor. İkinci olarak da, sistem güçlerinin sistemli propagandalarıyla insanlar manipüle ediliyorlar. Günün telaşeleri içinde bunalan insanlar hadiseleri derinlemesine tahlil edemeyeceğine göre mesele propagandası güçlü olanın borusunun ötmesine kalıyor.Eh, şimdilik onların borusunun öttüğüne göre bu birliktelik şaşırtıcı ve tehlikeli bulunuyor. Şimdi İbda’nın iddiasına bir bakalım; “Batı tefekkürüyle İslâm tasavvufu arasında kanatlarını açan ve birinciyi ikincinin önünde hesaba çeken...”


Batı tefekkürü bilinecek. Neden? Çünkü bizden, yani İslâm âlimlerinden çaldıkları o kadar çok şey var ki, onlar geri alınmalı. Adamlar Muhyiddin-i Arabî Hazretlerini, İmam-ı Gazalî Hazretlerini, İmam- Rabbanî Hazretlerini ve daha bir nice âlimimizi öyle yağmalamışlar ve iz bırakmadan kendilerine mâl etmişler ki, mîr-i malımız olan bu fikirler mutlaka geri alınmalı.

Sonra Tasavvuf bilinecek, yani Şeriat’ın derinlik buudu. Bunun bilinmesi de Batı tefekkürünü hesaba çekebilmek için zarûri. Aksi takdirde kuru akıl belası, yeniden Batı’nın oyununa düşmek var ki, işte Abduhlar’ın, Afgânîler’in hali. Ve zamanımızda daha bir nicelerinin.
Şimdi, İbda fikriyatının bu iddiasına katılmayacak bir tarikatın mahiyetini düşünebiliyor musunuz? Bu düşünceleri reddetmek (ki, ihlaslı insanlardan asla böyle bir reddedişe muhatap olmadık ve zamanı geldiğinde beyan edeceğiz) hangi grubun hangi tarikatın bünyesine uygundur ki?
Reddedişlerin sebebi sadece ve sadece fikriyatın mahiyetine vukûfiyetsizlikten kaynaklanmaktadır. Bu da büyük çapta aşılmıştır. İşin bir başka boyutu ise insanların, sistem ve yardakçıları tarafından korkutulmaları, ürkütülmeleridir. Bu da yavaş yavaş aşılmaktadır. Hülâsâ şeyh birdir, O’da Allah Resulüdür hikmetinden hareketle yolun tek olduğu, bütün kolların Ehl-i Sünnet itikadı çerçevesinde o yola bağlandığı hikmetiyle karşılaşıyoruz. Bu yolun Zâhîr ve Bâtın nisbetini iyi okuyanlar meselenin ne ve nasıl olması gerektiğini biliyorlar ki, bu bilinç artık dünya çapında semerelerini vermeye başlamıştır.


─Ilımlı İslâm projesi?
─ Mücadelesini şiddetle verdiğimiz bir konu. ABD projesi ve hiçte saklı değil. Buna rağmen aldananlara ne demeli. İki yönden devam ediyor; Başbakan Tayyip Erdoğan’ın şahsında AKP ve Fettullah Gülen’in şahsında kendilerini nur cemaatini zanneden bir topluluk bu işin öncüsü. Ki, ihanetin bedelini ödemeleri bu dünyada gerçekleşmezse öbür tarafta halleri herhalde iyi olmaz. Yeni Furkan Dergimizde bu konuya özellikle ihtimam gösteriyoruz ki, bu bize Ehlullah’ın tavsiyesi. Herkesi her cephede bunlarla mücadeleye davet ediyoruz. İş işten geçmeden önce bu tehlikeyi bertaraf etmeliyiz. Kemalistlerin de onlara saldırıyor olmalarına aldırmayalım. Onların muhalefetleri, ABD’ye artık kendi köleliklerinin kalitesini anlatamamaktan kaynaklanıyor. Yani, ABD’ye; “Ilımlı İslâmcılar size bizim kadar iyi kölelik yapamazlar” mesajını vererek sürdürüyorlar muhalefetlerini Ilımlı İslâmcılara karşı. Hâlbuki ABD çoktan yeni köleyi tayin etmiş; yeni köle; Ilımlı İslâm hokkabazları. İslâm İslâm’dır, ılımlısı serti olmaz. Bu oyunu bozmalıyız. ABD’nin derdi ve korkusu, Müslümanların dünya çapında Antiemperyalist mücadele bayrağını ele geçirmiş olmasıdır. Yükselen bu muhteşem kuvvetin tesirini azaltabilmek için uydurulan Ilımlı İslâm ve Dinlerarası Diyalog herzelerine su taşıyanlar unutmasınlar ki, bu vebalin altından kalkamazlar. Bu konuda şöhret ve paraya tamah edip aldananlar bir an önce bu işten rucu’ etmelidirler.


─Son olarak söylemek istedikleriniz?

─ Kısa ve öz, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu diyor ki; “Dik durun karşınızda leşler var.”

─Teşekkür ederiz.

─Biz teşekkür ederiz.
www.yuruyusdergisi.com
Fazılbey isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Hacı Mahmud (Ustaosmanoğlu) Efendi'nin Hayatından Kesitler Muttaki Önemli Şahsiyetler ve Eserleri 22 27.11.2008 04:07
Hayat ile Röportaj... -DesTinA- Günlük 1 13.04.2008 19:44
MAHMUD USTAOSMANOĞLU EFENDi (K.S.) suheda Önemli Şahsiyetler ve Eserleri 4 26.01.2008 17:05
bir röportaj... zaferbulut Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 0 31.12.2007 10:24


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:07 .
vBulletin (Türkçe)
Copyright 2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49