kanun-u esasi nin başına, devletin dinini yazmaktan maksat ta devleti teşkil eden milletin, kendisinin kıymet ve muhafazası kadar ve belki daha fazla önem verdiği mukaddesatının başında dininin bulunduğunu hükümete anlatmak ve ona göre hareket etmesi için hükümeti taahhüt altına almaktır..
... şimdi milletle hükümet arasındaki esas mukalevenameden din maddesinin kaldırılmasına razı olan türk milleti, milli maksatları arasından dini çıkararak, nazarında kıymet ve ehemmiyeti kalmadığını kabul etmiş ve hükümetide artık dinine hürmet ve riayet mecburiyetinden azade bırakmış oluyor.
demek ki kanun-u esasi de mevzubahis olan devletin dini, hakikatte milletin dinidir. ve onu yürürlükten kaldırmak, milletin dinini yürürlükten kaldırmaktır.
dini hakkında bu düşüşü kabul eden millet nasıl dinli kalabilir?.
... mesela hükümet, dünkü gün camilerin bir kısmını "fazladır" diyerek yıktığı gibi yarın da bir bahane ile kalan camilerde cemaatle namaz kılmayı yasaklasa din kaydı ile mukayyet olmadığını kabul ettiği hükümetine karşı milletin bir şey demeye hakkı olamaz. çünkü hükümetin mukayyet olmadığı hususlarda istediğini yapmaya mezun olması lazım gelir.
... dinin dünyadan, bir başka tabirle, hükümet ve siyasetten ayrılmak meselesini çıkaranlar islam dinine en kestirme yoldan suikast etmekistemişlerdir.
müslümanlığın kuyusunu kazmak için düzenlenen kemalist kaziyyesinin en müthiş kısmını bu nokta teşkil ettiği halde bunu haddizatında müslümanlığa sığar bir şey gibi göstererek müslümanların gözlerine perde çeken gizli din düşmanları bizim aramıza girmiş, teker teker millet fertlerini dinsiz yapmak müşkül olacak ve uzun sürecek, belki de dinsizler üzerine tehlike davet edecek olduğundan böyle yapmaktan ise hükümeti dinsizleştirip bundan halkın dinine zarar gelmez dersek, sonra dinsiz hümet te, milletin dininin icabına bakar demişlerdi.
bu açık dönme dolabın anlaşılmayacak neresi var?
dindar ahalinin başına dinsiz hükümeti niye dikiyorlar? böyle bir hükümeti hala müslümanlık davasında bulunan millet kabul etse bile müslümanlık kabul edermi?
yok, yok!...
islam dini kendisini tanımayan hükümeti tanımak gaflet ve zilletinde bulunamaz.
...bir kere "devlet" ve "hükümet" tabirleri birbirinden farklı olarak "devlet" e halk dahil olduğundan başka, farz ve takdir olarak mezkur anayasa maddesindeki "devlet" ten "hükümet" manası kastedilmiş olsa bile, "milli hükümet" "halk hükümeti" "cunhuriyet hükümeti" adları bile, özellikle böyle millete izafe edilen bir hükümetin açıktan dinsizliğini ve müslüman hükümeti olmadığını ilan etmesi üzerinede onu hala kendisine hükümet ve metbu' tanıyan ve onu din kanunları yerine kasten ikamet ettiği dinsiz kanunlara rızası ile itaat eden millet, teker teker kişiler itibarıyla değilde toptan irtidat etmiş olacağı gibi dindar millete dinsiz milli hükümet teşkil etmelerini tecviz ve tavsiye eden dışarıdaki tevilci müslümanların kendileri bile içerideki milletle beraber dinden çıkmış olurlar ki bunu kabul etmemek küfür inadı değilse, budalalığın en son derecesidir.
milletin dini varmış ta kendisi muzaf olmak üzere niye dinsiz hükümet teşkil etmiş?
milli hükümet, milletin mümessili olduğuna nazaran dindar millet nasıl olurda kendisine dinsiz mümessil tayin ederek kendi namına kendi üzerine dinsizce icra-i ahkam olunmasını kabul eder?
bu açıktan açığa küfre rıza değilmidir?
hükümetin benim üzerimde ahkam-ı diniye ile hükmetmesin de başka ahkam ve kanunlarla hükmetsin; ben üzerimde şeriatın, yani
ALLAH ve rasulu nun hakim olmasını istemem demek ne demektir?
mesele bu kadar açık olduğu halde her havaya uyan ve dinlerini kendilerine oyuncak yapan yalancı müslümanlar, zırva tevili tarzındaki sözlerle kemalistlerin savunuculuğunu ve yalancı şahitliğini yapmakta devam ediyorlar.
siirt mebusu nun teesüfle hikayesine nazaran baksanıza avrupa da kemalistler in dinsizliğine inanmayanlar varmış ki kemalistler "hala yaranamadık" diyerek en ziyade buna kızıyorlar. acaba onlar da beriki müslüman avukatlar gibi ahmak oldukları içinmi inanmıyorlar? yoksa buda kemalist küfrünün dünyada bile hüsranını gösteren ilahi bir hüküm mü?
islam dini ayaklar altına alındığı gibi islam ulemaını da tekmelerle susturarak pabuç hırsızına çeviren bugünkü türkiye yi hemde dini şer'i bir dille savunmaya ağzı varan ulemanın hala bu fena dünyada ve insan sıfatıyla insanlar arasında ruhsal alçaklığın bu derecesine karşı hayretten nefrete, nefretten hayrete düşmekle yüreğimin hızını alamıyorum...
mustafa sabri efendi nin "ES- SEYFÜ'L MESLÜL FEVKA RİKAB-I A'DAYİ'İ İSLAM Fİ ANKARA"//"ANKARA DAKİ İSLAM DÜŞMANLARININ ENSE KÖKÜNDEKİ, KININDAN SIYRILMIŞ KILIÇ" risalesinden alıntıdır..