İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 13.09.2007, 14:30
 
Fazılbey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.04.2007
Mesajlar: 380
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Eylül ayı şehidlerimiz...

EYLÜL AYI ŞEHİDLERİMİZ








3 Eylül 2006 Bayram Ali Öztürk/ İstanbul- İsmailağa Camii
6 Eylül 1980 Durmuş Öztürk/ Ankara - Konya
9 Eylül 1980 Sefa Eryağan /Erzurum
11 Eylül 2001 Muhammed Atta ve 18 gönüldaşı/ ABD
15 Eylül 1931 Ömer Muhtar/ Libya
23 Eylül 1969 Mustafa Bilgi/ İstanbul



Mustafa Bilgi:


Şehadetinin 7. günü (30 Eylül 1969), Üstad Necip Fazıl'ın yaptığı hitabe:

Her gün, vücudundan üçbuçuk milyar kilo gübre ihraç eden bir insanlık hâlinde, yaşayan ölülerle, ölü yaşayanların dünyasındasın! Bu iki büyük sınıf arasında netice bakımından büyük bir fark yok… Donu siyah ve mintanı beyaz neş’eli soytarılarla, donu beyaz ve mintanı siyah hüzünlü maskaraların dünyası… Biri, vur patlasın, çal oynasın, hazım ve tenasül cihazlarına taç giydirirken, öbürü, yaşamın gayesini bir lokmayla bir hırka bilir; ve bu iki sınıftan her biri, var olmanın sırrı ve gayesi üzerinde en küçük bir hesaba yanaşmaz.

Ömürler birer (otomat) edası içinde cami ile evi ve işi arasında geçen ve ibadetleri tahsildara vergi ödercesine şevksiz ve gönülsüz bir üslûp belirten her türlü hayat ve insan görüşünden yoksun, marka Müslümanlarını da ölü yaşayanlar sınıfına katabilirsin! Hatta bunları, pınarın başındayken suya uzanamamak bedbahtlığı bakımından yaşayan ölülerden daha acındırıcı kabul edebilirsin!


İslâm büyüklerince ilk vahdaniyetçilerden kabul edilen (Sokrates) bundan 24 asır evvel kendi tabiriyle halkını “insanların âlâsı” diye andığı Atina’da, her evin kapısını çalarak ve her rastladığının önüne asasını dikerek şu (alârm) çığlığını koparmıştı:


- Yaşanmaya değer hayat üzerinde ne düşünüyorsun?


(Sokrates)’ten 10 asır sonra Veda Haccında, kızıl tüylü bir devenin sırtında, batan güneşi arkalarına almış yüzbin sahabîye hitap eden Kâinatın Efendisi, kâinatın bütün meseleleriyle içiçe yaşanmaya değer hayat muammasının da çözülmüş bulunduğu ânı, insanoğlunun tırmanabileceği son kelâm olarak şu cümleyi buyurdular:


- “İşte zaman, devrinin icra ede ede, başladığı noktaya (gaye noktasına) vardı!”


Kemâl ifâdesinin başlangıç ve sonu birbirine bağlayıcı daire mefhumu üzerinde billurlaştırdığı nâmütenahi derin hikmet…


Bu hikmetten “her şey tamam!” mânâsına öyle bir gong sesi ürpermektedir ki, perde açarcasına İslâm nimetlerinin geçit resmini vermekte ve bu arada, yaşanmaya değer hayatla , insan ve hayatın tam olarak hesabını kefalet altına alınmış göstermekte.

İmdi:

Ölümsüzlük şevkinin maddede ve mânâda istihsal tarlasıdır bu dünya. Aynı ölümsüzlük şevkinin girintili ve çıkıntılı ve binbir iklimle süslü zeminidir, yaşanmaya değer hayat. Ve bu dünya ile bu hayatın gide gide ulaşacağı kalabalıklar üstü iki uç hâlinde iki kahraman tip:


Yaşayan ölülerle ölü yaşayanlara karşılık, ölmeden ölenler ve ölüp de ölmeyenler.


Ölmeden ölenler, dünyayı aşan ve Allah’a erenlerdir ve bahsimizin dışındadır. Ölüp de ölmeyenlerse ölümsüzlük davasının senedini hayatiyle ödeyenler, şehitler. İşte, aslında mukaddes “Mustafa” isminin sadık taşıyıcısı Mustafa Bilgi, 19 yaşında ve 2gençliğinin hayat iştiyakiyle dolu en cezbeli döneminde, Allah’ın, kendisinde hiçbir liyakat ölçüsünü meydana vurmadan, birden bire şehitlik mertebesine, ölüp de ölmeyenlerin derecesine yükselttiği taze insan.
Mü’minliğin, şahıs kıymeti dışında, bir de yaşanılan zaman v mekân şartlarına nispetle ayrı ve sosyal değeri var. Şehitlik için de aynı şey.


Sımsıkı bir imân dokusu belirten sağlam bir cemiyetteki mü’min ferde göre, bu dokunun her tarafından döküldüğü bir toplumda, nefsini koruyabilmiş imânlı şahıs nasıl muazzam bir fark belirtirse, küfre saldırıcı kitlelerin yığınlık şehitleriyle, küfrün hedef tuttuğu ve bütün İslâm hıncını üzerinde topladığı ferdî şehit arasında da hayli mesafe olmak icap eder.


İşte, Mustafa Bilgi, 19 yaşına ve Allah’ın kendisinde hiçbir liyakat ölçüsünü meydana vurmamasına rağmen böyle bir şehit oldu ve 19 yaşının taraveti içinde ebediliği kazandı.


Onun yanında, bir de Batı dünyasının vaftiz ettiği veled olmak seciyesini bir asırdır sadakatle yürüten, hatta devir terakki ettiren sözde Türk basınının vazife şehidi diye sıfatlandırdığı kokmuş cesetleri düşünün!


Mustafa Bilgi o müstesna şehittir ki, malûm devirler süresince Türk’ün ruh kökünü çürütme ve diliyle, tarihiyle, ahlâkiyle, ananesiyle arasını açma cereyanının doğurduğu favorili, top enseli, zıpzıp beyinli ve kurbağa lügatçeli nesillere nispet, sırf ilâhî imdat yüzünden maya tutuveren sürpriz gençlik içinde yer almış ve işte o gençliğin bu gün tek çatısı hâlindeki Millî Türk Talebe Birliği mekânında , o gençliğe yönelttikleri silâha hedef olmuştur.


Hedef, Mustafa’nın şahsında ikidir:


Evvelâ İslâm’dır…


Sonra, İslâm’ın en derin, en gerçek, en titiz ve yüzde yüz “hep”ci mânâda temsil ve topyekûn kainat ve insanlığa tatbik ehliyeti yolunda ilerleyen yeni gençlik… Yani siz!..


Eğer niyetleri sadece umumî mânâda sadece imân ve İslâm’a karşı bir tecavüz olsaydı, yolda vu kuytu bir köşede, softaya benzettikleri herhangi bir şahsı öldürmekle yetinirlerdi.


Öyle yapmadılar!


Mustafa Bilgi o şehittir ki, kendi Müslümanlık hissesiyle öz nefsi hesabına değil, ayrı ayrı her birimiz adına , yeni gençliğin yekûnluk imân hissesi adına can vermiştir.


Mustafa Bilgi b tadar büyük bir mânâya lâyık mıdır?


Bu ince nokta üzerindeki hikmeti araştırmayınız; ve Allah’ın, kapalı kalplere gömülmüş belirsiz cevabı olarak, silik bir kuluna lâyık gördüğü mânâyı siz de başınıza tâc ediniz!


Onu, 19 yaşında bu erişilmez makama Allah tayin etti; bize düşen vazife de o mânânın etrafında halkalanmak, o mânânın derinliğini bulmaya çalışmak oldu.
İslâm henüz çile devrindeyken, ilk şehidini, hem de bağlılarının en zaifiyle, bir kadının şahsında vermişti.


Hiçbir dâvâ, kurbanını vermedikçe o yerden gök arası inşasını perçinlemiş olamaz.


Biz de, yerin dibine geçirdikleri ebediyet mimarisini, gök delenlerin en muhteşemi olarak yeryüzüne çıkarma v yıldızlara kadar yükseltme davasında, (beton – arme) harcımızı Mustafa’nın kanıyla ıslatıyor; ve böylece bir üfürüklük sefil gecekondulardan ibaret eserleri önünde, aşınmaz, örselenmez, parçalanmaz ve yıkılmaz binanın inşasını, Mustafa Bilgi’nin bilgili ve sevimli nesline ısmarlıyoruz.


Mustafa Bilgi’nin intikamının düşünmeyiniz! Onu öldürenler, topyekûn yeni imân gençliğini kastetmişlerdi. Size düşen, karşılığın da aynı çapta olması gerektiğine göre, siz, büyük inşanızı tamamlamaya bakınız! O zaman topyekûn küfür yığınını o binanın temelleri altında ezilmiş ve kemiklerini tebeşir lekesi hâline gelmiş bulacaksınız! Elverir ki Allah “ol!” desin.


Durmuş Öztürk:


Ankara Yenimahalle Akıncılarından… Konya’da düzenlenen “Kudüs’ü Kurtarma Günü” Mitingi’ne katılmak üzere yola çıkmışlarken, kâfileyi çeviren TC askerlerinin sıktığı kurşunlarla şehid oldu. Oğlunun şehadeti üzerine babası Numan Öztürk: “Şehid verdikçe mücadelemiz daha da alevlenecek ve kuvvetlenecektir. Oğlum bu mücadele içerisinde inşallah şehid olarak gitmiştir. Bin tane oğlum olsa, bu uğurda, imân ve İslâm davası uğrunda bini de fedâ olsun. Katiyen gam ve keder duymam. Allah bizimle beraberdir. Bizim için hayatın gayesi bu dünyanın çirkefi değil, öbür âlemin nimetidir.”

Sefa Eryağan:


Daha lise çağlarındayken, laik öğretmenlerle yaka paça Erzurum Lisesi koridorlarını hareketlendirirdi. Mizacı icabı Allah Resûlü’nün “küfre karşı şedid” ahlâkı üzere bir hayatı tercih eden gönüldaşımız, küffarı dinamitleriyle berhava etmekteydi. Yine böyle bir eylem hazırlığı içerisinde iken patlayan dinamit lokumu onu şehidlik makamına ulaştırdı.

Ömer Muhtar:


Libya çöllerinin yiğit akıncısı, işgâlci İtalya gâvuruna Libya’yı dâr eden… Arslanlar gibi savaştı, düşmanını bile kendine hayran bırakıp, hürmet ettirdi. Yılmadı, yıkılmadı, teslim olmadı. Esir düştüğünde kendine sual eden İtalyanlarla arasında şu konuşmalar geçer:

-Neden İtalyan hükümetine karşı savaştın?

-Dinim ve vatanım için!..

-Varmak istediğin hedef neydi?

-Hiçbir şey… Sadece sizin topraklarımızdan kovulmanız. Savaşa gelince, o dinimizin bir emridir. Zafer ise Allah’ın elinde olan bir şeydir.

-Senin, bütün mücahidlere emir verip de, bize itaat etmelerini ve silâhı ellerinden bırakmalarını temin edecek bir nüfuzun var mıydı?

-Bu konuda hiçbir şey yapmama imkân yoktur. .. Zira biz mücahidler, bu uğurda arka arkaya ölürüz. Yoksa asla silâhlarımızı bırakıp teslim olmayız. Sizin de bildiğiniz gibi ben teslim olmadım.

Kurdukları uyduruk mahkemelerde yargıladılar ve uyduruk hukuklarıyla “vatana ihanet” suçundan idama mahkum ettiler. Savaşan taraflardan biri olarak yargılanacağına, sanki Libya’nın sahibi İtalyan’larmış gibi “terörist”(!) olarak yargılandı. İdamına karar verenlere karşı:

-Hüküm yalnız Allah’ındır. Sizin alçak hükmünüzün hiçbir değeri yoktur. Biz Allah’a aidiz ve ona dönücüyüz!
Fazılbey isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
11 Eylül Fazılbey Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 68 26.10.2007 07:31
Ben bir eylül Sen haziran YARE-I HICRAN Günlük 2 04.06.2007 19:18
12 Eylül Alperen Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 2 14.09.2004 22:42


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:24 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git