| Bir duygu bu aşk değil nefret değil…(Amerika-Ortaoğu) (...)Yukarıda bahsi geçenlerin birçoğu az çok bilinen şeyler aslında. Yani bir anlamda buzdağının görünen kısmı. Peki, suyun altında daha farklı, hatta suyun üzerindekilerin tam tersi şeyler olabileceği aklınıza geldi mi hiç? Her mikrofon uzatıldığında, her kamera gördüğünde “Kahrolsun Amerika” diye naralar atan bu “güruhun” aynı zamanda gizliden gizliye Batı’ya karşı derin bir hayranlık hatta bir aşk ve tutku besliyor olabileceğini düşündünüz mü hiç? Ne kadar ironik de olsa, ne kadar çelişik ve hatta kendi kendini inkar durumu da olsa Ortadoğu’da genel anlamda nefret ile perdelenen böyle bir “gizli aşk” mevzu bahis. Öyle ki Ortadoğu'da kurtuluşu açıkça Batı'da arayan, yüzünü tamamen Batı'ya dönmüş yani açıktan Batı hayranı olan hiç de azımsanmayacak bir kesim var. Bunlar zaten biliniyor. Ancak burada asıl mesele Batı’ya, ABD’ye karşı duyduğu nefretten bahsedip de içten içe tam tersi duygular beslemek. Bu aşk ve nefret çelişkisini, bu gizli hayranlığı anlatan o kadar çok şey var ki aslında. Ama görmek için bölgenin havasını solumak, toplumsal nirengi noktalarını çok iyi bilmek gerekiyor. Örneğin Suriye ve Lübnan'da sözde manda döneminden kalma bir Fransız aleyhtarlığı varken dikkatli bakıldığında aynı Suriye ve Lübnan’da aynı Fransa’ya duyulan hayranlığı görmemek imkansız. Her iki ülkede de Fransızca bilmemeyi "cahillik" olarak kabul eden birçok insan var. Hatta Beyrut’ta her sabah koltuğunun altına ünlü Fransız gazetesi “Le Figaro”yu sıkıştırıp, Fransız tarzı kafelerde, Fransız usulü bir sabah kahvesi yudumlamak “elitlik” göstergesi sayılıyor. Birçok insan birbirine Arapça değil Fransızca “latife” yapmayı tercih ediyor. Keza Suriye’de aynı şeyler söz konusu. Kendisini “sosyete” olarak tanımlayan kesim Fransız tarzını yaşa(t)makta ısrarcı. Son dönemde ABD, İsrail ve Batı karşıtlığının miğferi durumunda olan İran’da bile özellikle gençler arasında söz konusu gizli aşkı görmek mümkün. Tahran’da gençler her ne kadar Batı karşıtlığı ile kendilerini tanımlasalar da gizliden gizliye Batı’ya özendikleri açıkça görülebiliyor.
Aynı durum, benzer şekillerde Ürdün'de Amerikan ve İngiliz; Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinde ise son derece baskın bir Amerikan hayranlığı olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle emirliklerdeki ekonomik kalkınmaya bağlı olarak meydana gelen değişim Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki her bir emirliği yaşam tarzından mimari yapıya, eğitim sisteminden, günlük yaşantıya kadar küçük birer Amerika haline getirmiş durumda. Gerçi bu son sayılan ülkelerde baskın bir nefret görmek de zor ancak “hayranlığın” boyutlarını gözler önüne sermek açısından es geçmemek gerekiyor.
Aşk değil, nefret değil…
Bu çelişki insana İlhan İrem’in o güzel şarkısının sözlerini hatırlatıyor ister istemez: “Bir duygu bu, düş değil gerçek değil, bir duygu bu aşk değil nefret değil…” Yani görüldüğü üzere Ortadoğu’da birçok konuda olduğu gibi son dönemde çok tartışılan ABD/Batı karşıtlığı konusunda da oldukça derin çelişkiler var. Hatta aynayı yüzümüze doğru tutarsak, Türkiye’de de oldukça benzer manzaralar görmek mümkün. Bugün Türkiye’nin de dahil olduğu Ortadoğu’nun temel sorunlarından biri de bu müzmin çelişkileri aşamamak değil mi zaten?''
Miray Vurmay'ın ''Ortadoğu’da Amerikan/Batı Karşıtlığı'' adlı makalesinden alıntıdır. |