TAYYİP ERDOĞAN NEREYE KOŞUYOR?
(Geride Olana Cehennem Var)
Sadeddin Ustaosmanoğlu
Önce şeref ve haysiyet yönünden sınanmalı insan ve teşkilatlar. Bakılmalı; verdikleri sözün ne kadar arkasındalar ve ne kadar eri’ler.
AKP’ye ve Tayip Erdoğan’a bu yönüyle bir göz attığımızda ilk aklımıza gelen 2002 seçimlerinde Müslümanlara verdikleri şu sözdür:
“Başörtüsü sorununu çözmek bizim namusumuzdur.”
Çözebildiler mi; hayır. Söz namus mudur; evet. Peki sonuç?.. Zaman açısından da eğilip bükülecek bir durum kalmamıştır, zîra tam dört yıl geçmiştir bu sözün üzerinden. İkinci dört yılda çözebilirler mi?..
İkinci dört yılda çözüp çözmemeleri bir yana, Türkiye’nin çözülüp çözülmemesi söz konusu ve konuşulacak olan mesele budur. Başörtüsü sorununu çözme sözü verenler bu sözlerinde durmadıkları gibi, bir de Allah’ın kitabını çözmeye (sökmeye) yeltendiler... Nasıl mı?
Baran Dergisi 32. sayısında Sendikacı Mustafa Başoğlu’yla bir mülakat yapmış ve soruyor:
«─ Şöyle bir şey var: Başörtüsü yasağını kaldıramayan hükümet, Mehmet Aydın’ların marifetiyle meselâ hutbelerde okunan “Allah indinde din İslâmdır” âyetinin okunmasını yasaklıyor. Ders kitaplarından Fatiha sûresinin bir âyetini çıkarıyor. Buradaki uygulamaları ve “Dinler Bahçesi” uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
─ Şimdi, bu hutbeyi yazan arkadaşla ben bir konuşma yaptım. Bana dedi ki, “Abi, geçen hutbeyi ben yazdım.” Sonra Amerika büyükelçiliği buna açıklama yapmış. Demişler ki Diyanet’ten buna, “Bunu yazmasak olmaz mı?” Neyi yazmış adam? Âyet-i kerîmeyi yazmış. Şimdi “Allah indinde din İslâmdır.” Bu kimsenin sözü değil, Allah’ın sözü... Allah’a inanırsanız sözüne de inanırsınız. İslâm yarım inancı kabul etmiyor. Bu şekilde dinden çıkarsın?»
Namussuzlar...
ABD’li pislik Allah’ın kitabına müdahale ediyor, bizim yamyamlar da emre amade pozisyonlarda uçkur çözüyor. Ne şerefi? Ne namusu? Ne ahlâkı? Ne din’i? Ne imanı?.. Bunlar önce insan olsunlar, sonra iman etsinler. Çopur suratlarıyla insanların karşısına çıkıp Müslüman rolü yapmasınlar. Şartların zarureti falan diyerek bunlara oy verenlerde oylarının peşine düşüp bu mevzuları kovalasınlar ki, veballeri katlanarak artmasın.
Başoğlu devam ediyor:
«Bir Hırıstiyan toplum var; Batı... Siz buraya girmeye çalışıyorsunuz.
(...) Avrupa birliği devletleri’nin tümü Hırıstiyan. Siz bunlara yamanmak için kanun çıkartıyorsunuz. Vakıfları serbest bırakıyorsunuz; misyonerliğin önünü açıyorsunuz. Kanun çıkartıyorsunuz ve “dinler bahçesi” diye yerler açıyorsunuz. Antalya’ya gidiyor Sayın Başbakan, cami, havra ve kilisenin açılışını yapıyor. Bunlar İslam’da yok. “Allah katında din İslam’dır.” Başka yok.»
Biz de Sayın Başoğlu bir ricada bulunalım. Sizin Başbakana ulaşmanız çok zor olmasa gerek, bir fırsatını bulduğunuzda lütfen sorun bakalım, belki de “gelişen Başbakan” tefsir konusunda da bir hayli gelişerek parlak fikirlere ulaşıp İslâm’dan başka dinlerin de bugünkü halleriyle hak olduğunu tesbit etmiştir belki. Birinci elden biz de öğrenmiş olalım.
Para alan emir alır...
Meselenin önünde bu da var. Eğilip bükülmeler birazda bundan. T.C. borç batağında. Önümüzdeki yıllarda T.C.’nin çözülmesinden başka hiçbir mesele önem ifade etmeyecek. Bir kargaşaya doğru hızla sürükleniyor ülke. Motivasyonunu yitirmiş Kemalistler, abandone olmuş bürokratlar, tehlikenin şimdilik farkında olmayan ağzı kulağında Ilımlı İslâm’cılar vs.
Bahis mevzuu röportajda Nazif Keskin soruyor:
«─ Kuzey Irak’taki çuval geçirme olayı yüzünden bütün halk üzüntü duydu. Ağlayanlar bile oldu. Öte yandan, bu mevzuda çuval geçirenler hakkında demeç verilmedi. E- muhtıra yayınlanıyor. Şimdi; üç beş çocuğun ilahî okuması korkutuyor bu generalleri.
─ Şimdi arkadaşlar, Türkiye’nin ekonomik gücü yok. Türkiye gırtlağa kadar borca batmış. Ben bundan ciddi olarak korkuyorum. Osmanlı’yı batıran borçlardır. 1856 yılında Kırım harbinin sonunda borçlarını ödeyerek battı. Üç sene dayanamadı. Türkiye’nin 200 milyar dolardan fazla dışarıya borcu var. Ben korkarım ki günün birinde bunlar yeni bir Duyun-i Umumiye getirirler. Şu anda İMF bunu yapıyor. Bütçene karışıyor, yatırımına karışıyor, memuruna karışıyor. Hükümete düşen görev hükümet olarak ekonomik bağımsızlığı yakalamaktır. Böyle bir gidiş yok AK Parti’de. Bütün verimli işletmeleri satıyor. Sen verimli işletmelerini çalıştırıp borcunu ödeyeceğin yerde elin gavurlarına toprağını satıyorsun. İşletmeni satıyorsun.
─ Soyunu satıyorsun.
─ Bankaları satıyorsun. Geride ne kalıyor? Eğer bir ülkede bankalar milli değilse, sen iflas ettin demektir. Elin gavuru sana kredi vermez.»
Demek neymiş?..
Tayyip sadece din tarifinde gelişmemiş... Öteden beri mezhepsizliğini bilirdik ve “Mezhepsizlik dinsizliğe giden köprüdür” şeklindeki ulema fetvasınca varacağı yeri tahmin ederdik de şimdi ortaya bir de vatan değerleri satıcılığı çıktı. Bu konuda da gelişmiş Tayyip; bravo!
Fakat, hakkını yemememiz gereken bir nokta da yok değil. Bunca tavize rağmen, karşı tarafın onu anlamaması sebebiyle farkında olmadan laik-Müslüman ayrışmasına öylesine hizmet etti ki, bilinçli olarak böyle bir şeye soyunmuş olsaydı beceremezdi. Bu bakımdan başbakanı tebrik ediyoruz. Ilımlı İslâmcı, Dinlerarası Diyalogcu Başbakan farkında olmadan Devrimci İslâm’a hizmet ediyor. İlahî hikmet bu olsa gerek.
Ekran güllerinden biri yorum yapıyor; “İran devriminden önce de İslâmcı kesim organize değildi. Hatta öncülüğü sosyalistler üstlenmişti, ama işin rengi birden değişti ve mollalar halkı arkalarına alarak devrimi yaptılar. Bulgaristan’da da halk organize değildi, ha keza Romanya’da da. Burada da böyle bir korku var, bu korku sistemi kontrol etmeye çalışanları tedirgin ediyor...”
İran Şah’ının son Genelkurmay Başkanı’na Türkiye’ye geldiğinde sormuşlardı; “Nasıl oldu da devrimin gelişini fark edemediniz, seksen yaşındaki bir ihtiyarı engelleyip devrimi durduramadınız?” Cevap; “Hiç anlayamıyorsunuz, böyle gül gibi açıveriyor.”
Şimdi...
Borç batağındaki bir ülkeye ne olur?.. Ya istilaya uğrar, ya da halkının gül gibi açıvermesiyle yeni bir sisteme geçilir. ABD’nin perişan haline Batı’nın ihtiyarlarını eklerseniz işin birinci boyutunun olamayacağını görürsünüz. İkinci şık ise milletin kurtuluşu için gayet şık olur. Bu sebeple, bu ülkenin gerçek sevenlerinin bir araya gelerek bu ülkeyi emperyalizmin cenderesinden kurtarması zaruret olmuştur. Bunun olmaması da zaten eşyanın hakikatine zıt bir hâl almıştır. Bu sebeple önümüzdeki bu yegâne alternatife canla başla yönelerek son ve müthiş hamlemizi milletçe yapmalıyız. Buna Başbakan da dahil.
Başoğlu’nun bu minvalde Başbakana söylediklerine bakalım:
«...Sayın Erdoğan’ın önüne yeni bir fırsat geldiğini düşünüyorum. Birinci önemli bir fırsattı; kullanamadı. Şimdi Allah ona bir fırsat daha veriyor. Bakalım bunu kullanabilecek mi? Eğer kullanırsa, Cennet’in kapısına doğru gidecek; kullanamazsa geriye doğru gidecek. Başbakan’ın tercihi...(...)
Biraz önce söylediğim gibi, R.T. Erdoğan’a umduğundan daha fazla yetki verildi. Bu yetkiyi nasıl kullanacak? Şimdi şunu şöyle kabul etmeli... Bizim milletimiz yetkilileri dener ama hep yetki verir anlamına gelmez. Tabiî seçimlerde şöyle bir durum var... CHP’yi koyamazsın. Bu bir şanstır ama zaten, bu gün yok, yarın olmayacak demek olmaz. Yarın başka alternatifler çıkabilir.
Çünkü bizim milletimiz manevi değerlerinin daha çok tahrip edilmesine tahammül edemez. İnsanları sürekli olarak aynı noktada tutamazsınız. Sayın Erdoğan ikinci fırsatı iyi kullanmalı. Bu fırsat bir daha geri gelmez. İyi kullanırsan cennete doğru koşarsın, iyi kullanamazsan geriye doğru gidersin. Geride olana cehennem var. Yani illaki cehenneme gitsin demiyorum. İslâm’a hizmet edenler cennete koşarlar. İslam’a sırt çevirenler cehenneme koşarlar.»
Başbakan’a Belediye Başkanlığı döneminde yaptığımız ikazlar tesir etmemişti. Şimdi tesir eder mi bilmem. Allah’tan ümit kesilmez...
T.C’nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan; “Geride olana cehennem var” ifadesi hükmünce elindeki son fırsatı eğilip bükülmeden, kırılıp dökülmeden, bu güne kadar yaptığın hataların, işlediğin günahların kefareti olarak Devrimci İslâm lehine kullanırsan ne âlâ. Kullanmazsan dünya da ve ahirette ellerimizin yakanda olduğunu unutma.
Yaşın kemale ermiş. Şunun şurasında ne kadar daha yaşayacaksın. Allah ve Resul davası adına dik dur ve Müslümanları sevindir. Ölüm sana vaktinden önce gelmeyecek. Gelince o’nu güler yüzle karşılayacağın bir mânân olsun. Çoluk çocuğunun arkadan; “bizim babamız Başbakandı” demelerinin kabirde sana bir faydası yok. Ama Allah için candan ve maldan vazgeçerek kahramanca bir hamle yaparsan bir buçuk milyar İslâm âlemi’nin gönlünde taht kurarsın, ebedi istirahatgahında, gerçek mânâda istirahat edeceğin mekân olur.
Bu yazdıklarımız Emr-i Bilmağruf’a dair... Nehy-i anil münker kısmında olacaklara dair alâmetler de hızla beliriyor. Allah Gâlip’tir.
Furkan Dergisi, Sayı 17, Ağustos 2007