| Sabır acı, meyvesi tatlıdır.
Üyelik tarihi: 26.01.2003 Teşekkür etti: 323
298 Teşekkür 167 Mesaja aldı
| Cumhurbaşkanı Gül'den AKPM'de tarihi konuşma Cumhurbaşkanı Gül'den AKPM'de tarihi konuşma
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi(AKPM) Başkanı Rene van der Linden'in davetlisi olarak Strazbourg'a giden Cumhurbaşkanı Gül, AKPM Genel Kurulu'na konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ''Türkiye'deki insan hakları reformunun Avrupa'dan Orta Doğu'ya kadar uluslararası toplum tarafından geniş ölçüde takdir edildiğini'' belirtti.
AKPM genel kuruluna hitap eden Gül, 2003 yılında AKPM'de yaptığı konuşmada Türk hükümetinin kabul ettiği ve parlamentonun desteklediği iddialı reform gündemi hakkında bilgi verdiğini hatırlattı ve ''Bu gündem Türkiye'nin en ileri demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları standartlarına ulaşmasına yönelik güçlü taahhütleri içermekteydi. Bugün üstlenilen taahhütleri yerine getirerek, Türkiye'nin beklentileri karşıladığını belirtmekten gurur duyuyorum'' dedi.
Bu taahhütler arasında en önemlisinin insan hakları politikası olduğuna işaret eden Gül, ''Türkiye'nin şu anda BM'nin insan hakları alanındaki 7 sözleşmesine taraf olduğunu belirtmekten memnunluk duyduğunu'' belirtti.
Gül, Türkiye'nin ölüm cezasını tüm koşullarda yasaklayan 6. ve 13. no'lu protokoller dahil olmak üzere Avrupa Konseyinin çok sayıda sözleşme ve protokolüne de taraf olduğuna işaret etti.
Türkiye'nin insan hakları politikasının ikinci ayağını yasal reformların oluşturduğunu ifade eden Gül, bu alanda da önemli ilerlemeler sağlandığını belirtti ve yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Gül, ''Siyasi Partiler Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu'ndaki değişiklikler, yeni Medeni Kanun ve Ceza Kanunu'nun kabul edilmesi ve yeni Dernekler Kanunu, yasal reformların temel taşları arasında yer almaktadır. Bu bağlamda, kadın-erkek eşitliği, devletin bu eşitliği sağlama yükümlülüğüne vurgu yapılarak temel anayasal ilke haline getirilmiştir. Her türlü ayrımcılık yasaklanmıştır. Dernek kurma ve toplama hakkına ilişkin yasal ve anayasal güvenceler güçlendirilmiştir. İfade özgürlüğüne getirilen sınırlamalar AİHM içtihadına uygun olarak azaltılmıştır. Kültürel ve dini haklar daha da genişletilmiştir'' dedi.
İşkence ve kötü muameleyle mücadelenin de diğer bir önceliği teşkil ettiğini kaydeden Gül, ''işkenceye karşı sıfır tolerans'' politikasının da etkili sonuçlar verdiğini söyledi.
Gül, eski AİHM başkanının, ''İşkence ile mücadele alanında Türkiye'den gelişmiş düzenlemelere sahip bir Avrupa Konseyi üyesi ülke bulmak güçtür'' açıklamasına da atıfta bulundu ve ''Türkiye'deki insan hakları reformu Avrupa'dan Orta Doğu'ya kadar uluslararası toplum tarafından geniş ölçüde takdir edilmekte'' dedi.
Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin reformları gerçekleştirdiği sıradaki uluslararası duruma dikkati çekerek, ''Bu reformları Irak'ta yoğun bir savaşın hüküm sürdüğü, çevremizdeki diğer bölgelerde savaş tehditlerinin durmadığı ve yakın çevremizde diğer çatışmaların devam ettiği bir dönemde gerçekleştirdik. Aynı zamanda dünya ekonomisi de sıkıntılara karşı koymaktaydı'' dedi.
-''AKPM BANA BÜYÜK TECRÜBELER KAZANDIRDI''
Cumhurbaşkanı Gül, ''Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin kendisine büyük tecrübeler kazandırdığını ve ilham kaynağı olduğunu'' söyledi.
Gül, dokuz yıl boyunca AKPM'de aktif bir biçimde görev aldığını, beş yıl önce Başbakan sıfatıyla bu kürsüden yine hitap ettiğini ve son dört yıl içinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinde Türkiye'yi Dışişleri Bakanı olarak temsil ettiğini hatırlattı.
''Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi bana büyük tecrübeler kazandırdı ve ilham kaynağı oldu'' diyen Gül, ''AKPM'yi ziyaret etmenin ve eski dostları tekrar görmenin kendisi için sadece hoş bir fırsat değil, aynı zamanda derin duygusal anlam taşıdığını'' ifade etti.
AKPM Başkanına kendisini davet ettiği için teşekkür eden Gül, ''Rene van den Linden'in özellikle kültürler arası ve dinler arası diyalog, Avrupa'da insan haklarının ve demokrasinin durumu gibi güncel konular üzerinde düzenlediği tartışmaların, bu Meclisin Avrupa'da güncel sorunların çözümünde yaptığı katkıyı kanıtladığını'' söyledi.
SEÇİMLERDE YÜZDE 85 TEMSİL
Gül, Türkiye'de sürmekte olan dönüşümün Türk halkının özlemlerine uygun olduğunu belirterek, ''Demokratik reformların bütüncül etkisi, Türkiye'nin bugün daha çoğulcu, kucaklayıcı ve hoşgörülü bir ülke haline gelmesi olmuştur'' dedi.
Gül, bu yaz yapılan genel seçimlerin yüzde 85'e yakın katılımla ve en ileri standartla gerçekleşmesinin, Türk halkının demokratik değerlere bağlılığını teyit ettiğini belirtti.
Türkiye'deki reform sürecinin devam edeceğini kaydeden Gül, TBMM'nin açılışında yaptığı konuşmada reform sürecinin devam etmesi, derinleştirilmesi ve tümüyle uygulamaya geçirilmesi gereğini vurguladığını anımsattı. Gül, ''Türk demokrasisinin ulaştığı olgunluk düzeyinin, geriye kalan insan hakları sorunlarını etkin şekilde çözmemizi sağlayacak düzeyde olduğundan kuşku duymuyorum'' dedi.
-YENİ ANAYASA HAZIRLIĞI-
Türkiye'de tamamen yeni bir anayasa hazırlanması veya mevcut anayasanın kapsamlı bir şekilde değiştirilmesi konusunda geniş katılımlı ve canlı bir tartışmanın cereyan ettiğini ifade eden Gül, şunları söyledi:
''Bu tartışma, tüm siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, meslek kuruluşlarının, düşünce kuruluşlarının, aydınların, basının ve vatandaşların katılımıyla devam edecektir. Bu tartışmanın Türkiye'de anayasal normların 21. yüzyılın gereklerine uygun şekilde geliştirilmesiyle sonuçlandırılacağına inanıyorum.''
-KÜLTÜRLER ARASI DİYALOG-
Küresel ölçekte yaşanan sorunların başında, ''uluslararası toplumun kültürel ve dini fay hatları üzerinde derinleşecek şekilde kutuplaşmasının'' geldiğini ifade eden Gül, her iki taraftaki radikal unsurların farklılıkları sorumsuzca istismar ettiğini söyledi.
Gül, ''İnanıyorum ki, ılımların aşırı uçlar kadar cesaretli ve cüretkar olmalarının zamanı gelmiştir. Son yıllarda yaşanan sıkıntılı olaylar anlamlı bir diyaloğu hepimiz için gerekli kılmaktadır. Millerler arasındaki gerçek diyalog, diğer kültür ve medeniyetlere karşı saygı ve anlayış gerektirir'' dedi.
Günümüzde ırkçılık, yabancı düşmanlığı, antisemitizm ve dini veya etnik temelde ayrımcılığın birçok alanda arttığını ifade eden Gül, ''Tüm dünyada göçmen toplulukları ve özellikle Müslümanlar, 11 Eylül sonrası dönemde ön yargı, nefret ve hoşgörüsüzlüğe karşı savunmaz kalmışlardır. Ayrımcılık ve nefretin her çeşidiyle mücadele, güçlü bir siyasi kararlılık ve her alanda proaktif bir tutum gerekmektedir. Benzer şekilde, terör ve aşırılığın herhangi bir din ya da kültürle özdeş tutulmasına karşı çıkmalıyız. Gerçek fay hatları dinler ve kültürler arasında değil, demokrasi ve otoriter rejimler arasındadır'' dedi.
Gül, bu nedenle Türkiye'nin kültürler ve dinler arasında diyalog ve işbirliğini teşvik etmek amacıyla BM çatısı altında İspanya ile Medeniyetler İttifakı girişiminin eş başkanlığını üstlendiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Gül, ''Tarihten gelen çok kültürlülük deneyimi bulunan, çok geniş coğrafya ile bağlantıları olan ve toprakları birçok medeniyete ev sahipliği yapan Türkiye, farklı kültürler arasındaki iletişimin mümkün, gerekli, faydalı ve zenginleştirici olduğunu iyi bilmektedir. Türkiye'nin kendi tecrübesi, laik demokrasinin halkın çoğunluğu Müslüman olan bir toplumda gelişebileceğinin en güçlü kanıtıdır'' dedi.
'KIBRIS'DA BM'NİN ÇABALARINI DESTEKLİYORUZ'
Gül, Kıbrıs konusunda Türk tarafının, yerleşik BM parametreleri temelinde ve BM Genel Sekreteri "iyi niyet misyonu" çerçevesinde, Ada'nın yeniden birleşmesini sağlayacak siyasi bir çözümü desteklemeye devam ettiğini söyledi.
Gül, Avrupa coğrafyasında ve çevresinde geçmişten arta kalan siyasi uyuşmazlıkların çözümlenmesinin güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir gelecek için şartı olduğunun altını çizerek, Kıbrıs'ın Avrupa'daki çözümlenmemiş en eski uyuşmazlık olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Gül, "Kıbrıs sorunu, 24 Nisan 2004 tarihinde BM Çözüm Planı için gerçekleştirilen eş zamanlı referandumlarla çözüme kavuşturabilirdi. Ancak, bu fırsat Rum tarafının bu planı reddetmesiyle kaçırılmıştır" diye konuştu.
Gül, bu fırsat heba edilmemiş olsaydı, Kıbrıs'ın şimdi birleşmiş bir ada olabileceğini ve AKPM'de bu şekilde temsil edilebileceğini belirterek, Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonların kalkmış olacağını, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların mülkiyet sorunlarının çözümlenmiş olacağını ve Yunanistan ve Türkiye'nin Ada'daki askeri varlıkları hususunun çözüme kavuşabileceğini belirterek, "Kıbrıs'ta ulaşılacak bir çözüm Doğu Akdeniz'i Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs adası arasında bölgesel işbirliği merkezi haline getirebilirdi" dedi.
Cumhurbaşkanı Gül, konuşmasında şunları söyledi:
"Türk tarafı, yerleşik BM parametreleri temelinde ve BM Genel Sekreterinin 'iyi niyet misyonu' çerçevesinde, Ada'nın yeniden birleşmesini sağlayacak siyasi bir çözümü desteklemeye devam etmektedir.
Aranızda Kıbrıs Türk toplumunun iki seçilmiş temsilcisinin de bulunduğunu görmekten mutluluk duyuyorum.
Kıbrıslı Türklerin üzerindeki siyasi izolasyonların hafiflemesine katkısı olan bu mütevazı, ancak anlamlı adımı atmış olmanızdan dolayı Meclisinize teşekkür ederim."
-GÜNEY KAFKASYA-
Cumhurbaşkanı Gül, Güney Kafkasya'nın süregelen çözümlenmemiş anlaşmazlıkların etkisindeki kritik bölgelerden biri olduğunu belirterek, donmuş uyuşmazlıkların bölgedeki barış ve istikrar için ciddi tehdit oluşturmaya devam ettiğini ve bölgenin tamamını kapsayan işbirliği girişimlerinin önünde büyük engel teşkil ettiğini söyledi.
"Bu anlaşmazlıklar gelecek nesillerin refah umudunu da zayıflatmaktadır" diyen Gül, bu nedenle, Güney Kafkasya'daki anlaşmazlıkların çözümünün bu bölge için olduğu kadar çevresi için de en öncelikli ve acil konulardan birini teşkil ettiğini belirtti. Gül, konuşmasında, söz konusu anlaşmazlıklara bulunacak barışçı çözümlerin, Azerbaycan ve Gürcistan'ın toprak bütünlükleri ve egemenlikleriyle ilgili meşru kaygılarına cevap vermesi gerektiğini söyledi.
Gül, "Türkiye'nin Güney Kafkasya'ya yaklaşımını, bölgede kapsamlı işbirliği tesis edilmesi yönündeki samimi arzusu şekillendirmektedir. Her üç Güney Kafkas ülkesinin de bu yönde katkıda bulunmalarını arzu ediyoruz" diye konuştu.
-GÜNEYDOĞU AVRUPA-
Güneydoğu Avrupa'da eski Yugoslavya'nın parçalanmasına yol açan krizin, yirmi yıl önce başladığı yer olan Kosova'ya geri döndüğünü belirten Gül, "Türkiye, Kosova'nın nihai statüsünün belirlenmesi konusunda uluslararası toplumla birlikte hareket etmektedir" dedi.
"Şimdi, Güneydoğu Avrupa'da geçmişe değil, ulaşmak istediğimiz hedeflere odaklanmalıyız" diyen Gül, bölgenin karşı karşıya bulunduğu sorunların Balkan devletleri arasında ikili ve çok taraflı işbirliğini gerekli kıldığını söyledi.
Sahip olduğu enerji koridorlarının yanı sıra bölgedeki stratejik ulaşım ve ticaret yolları nedeniyle de Karadeniz bölgesine dönük uluslararası ilgi ve dikkatin giderek arttığını kaydeden Gül, Karadeniz'e kıyıdaş tüm devletlerin Avrupa Konseyi'ne üye olduğunu söyledi.
Gül, şöyle konuştu:
"Bu olgu, bölgede işbirliğini yaygınlaştırmak için elverişli ortak bir zemin oluşturmaktadır. Türkiye, yaklaşık yirmi yıl önce, Karadeniz'in bir işbirliği bölgesi haline gelmesini ve bölgenin küresel ekonomiyle bütünleşmesini sağlamak amacıyla Karadeniz Ekonomik işbirliği Örgütünün kuruluşuna öncülük etmiştir. Ekonomik işbirliğinin gelişmesi, bölgedeki siyasi sorunların çözümüne de katkıda bulunabilecektir."
IRAK'TAKİ MEVCUT DURUM UMUT VADETMİYOR
Gül, hiç kimsenin Irak'ın toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğine saygı göstermeyen alternatif çözüm arayışlarına girmemesi gerektiğini, böyle bir hareket tarzının mevcut durumu daha da karmaşık hale getireceğini belirtti.
Gül, "Irak'taki mevcut durum umut vadetmiyor olabilir. Ancak kimse, mevcut sorunların Irak'ın bölünmesi suretiyle çözümlenebileceği yanılgısına düşmemelidir. Bu, gerek Irak halkı, gerek bölge için olabilecek en kötü senaryodur" dedi.
Cumhurbaşkanı Gül, AKPM'nin Irak'taki gelişmelerle yakından ilgilendiğine işaret ederek, Irak'ın toprak bütünlüğü, siyasi birliği ve istikrarının, bulunduğu bölge için olduğu kadar komşu bölgeler için de hayati önem taşıdığını ifade etti.
Gül, Türkiye'nin Irak'taki ulusal uzlaşma ve siyasi diyalog sürecini ilerletmek için mümkün olan her katkıyı yaptığını vurguladı.
Irak'ta siyasi uzlaşmaya varmak için, ülkedeki tüm siyasi unsurların adil şekilde temsili ve doğal kaynakların hakkaniyete uygun şekilde paylaşımının gerekli olduğunu kaydeden Gül, sözlerine şöyle devam etti:
"Irak'taki mevcut durum umut vadetmiyor olabilir. Ancak kimse, mevcut sorunların Irak'ın bölünmesi suretiyle çözümlenebileceği yanılgısına düşmemelidir. Bu, gerek Irak halkı, gerek bölge için olabilecek en kötü senaryodur. Bu bakımdan, hiç kimse Irak'ın toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğine saygı göstermeyen alternatif çözüm arayışlarına girmemelidir. Böyle bir hareket tarzı muhakkak ki mevcut durumu daha da karmaşık hale getirecektir."
-"IRAK'TAKİ DURUM, TÜRKİYE'NİN GÜVENLİĞİYLE DE DOĞRUDAN İLGİLİ"-
Irak'taki durumun, terörle mücadele alanında ortaya çıkardığı sıkıntılardan dolayı Türkiye'nin güvenliğiyle de doğrudan ilgili olduğuna dikkati çeken Gül, terör örgütü PKK'nın, Irak'ın kuzeyini güvenli bir sığınak olarak kullanmaya ve Türkiye sınırları içinde şiddet eylemlerinde bulunmaya devam ettiğini söyledi.
Gül, günümüzde terörle mücadelede uluslararası işbirliği ihtiyacının açık ve zorunlu bir hal aldığını belirterek, Avrupa Konseyinin bu alanda uluslararası standartları belirlemeye yönelik çalışmalarının övgüye değer olduğunu ve bu çalışmaların Avrupa'da terörle mücadele alanında işbirliğini geliştirmek için gerekli hukuki temeli sağlamakta olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Gül, şöyle konuştu:
"Sayın Başkan, bu vesileyle, geçtiğimiz günlerde Güneydoğu Anadolu bölgemizdeki Şırnak ilinde PKK tarafından gerçekleştirilen vahşi saldırı karşısında gösterdiğiniz samimi ve zamanlı tepki için size teşekkür etmek istiyorum. Bir sulama projesinde işçi olarak çalışan, bölge ahalisinden 12 sivil vatandaşımız, geçtiğimiz Cumartesi günü akşam saatlerinde iftarını yapmak için evlerine dönerlerken bu saldırının kurbanı olmuşlardır."
-"AVRUPA'DAKİ DEMOKRATİK İSTİKRARIN TEMELİNDE AVRUPA KONSEYİNİN GELİŞTİRDİĞİ STANDARTLAR YATMAKTA"-
Türkiye'nin, kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyinin, kamuoyuna gereği gibi yansıtılmayan, ama çok önemli bir rol oynadığına inandığını belirten Gül, Avrupa kıtasındaki demokratik istikrarın temelinde Avrupa Konseyinin geliştirdiği standartların yatmakta olduğunu kaydetti.
Avrupa Konseyinin, kapsamlı sözleşmeler sistemi sayesinde, Avrupa çapında denetim mekanizmaları da bulunan ortak bir hukuki alanı yarattığını kaydeden Gül, Konseyin bağımsız organları arasında yer alan; İnsan Hakları Komiserliği, Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu ve Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesinin son derece önemli çalışmalar gerçekleştirdiğini kaydetti.
Gül, Türk makamlarının, bu organlarla mükemmel işbirliği içinde olduğunu ifade ederek, "Ülkemizdeki reform sürecinde, bu organların tavsiyelerinden de yararlanılmıştır" dedi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, dünyada başka bir örneği olmayan bir kurum olduğunu ifade eden Gül, uzun yıllar boyunca geliştirdiği içtihadın, Avrupa ülkelerinin vatandaşlarının bireysel özgürlüklerinin sınırlarını sürekli genişlettiğini kaydetti.
Gül, Türkiye'nin, Mahkeme için daha verimli çalışma yöntemleri getirilmesini ve Mahkemeye daha fazla kaynak ayrılmasını desteklediğini belirterek, 14. Protokolün daha fazla gecikmeksizin yürürlüğe girmesinin, bu doğrultuda atılması gereken ilk adım olacağını söyledi.
Bununla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin getirdiği koruma mekanizmasının geçerli olmadığı büyük bir gri alanın da mevcut olduğunu ifade eden Gül, bu durumun, AB'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraf olmasıyla düzeltilebileceğini, böylece milyonlarca Avrupalının hayatını doğrudan etkileyen konuların Mahkemenin denetimine tabi olabileceğini belirtti.
Gül, sözlerini şöyle tamamladı.
"Bugün, Avrupa, geçmişte görülmemiş bir demokratik istikrar ve refah içinde yaşamaktadır. Gelinen bu noktayı daha da ileriye götürmek, bizim kuşağımızın görevidir. Bunu sağlamak için; çözümlenmemiş bölgesel sorunları barışçı yollardan sona erdirmeli, kültürler arası diyaloğu geliştirmeli, ayrımcılık ve terörizmle mücadele etmeli, Avrupa kıtasının her yerinde insan haklarına daha fazla saygı gösterilmesini desteklemeliyiz. Avrupa Konseyi ve özellikle Parlamenter Meclisin, bu hedeflerin gerçekleştirilmesine yönelik katkılarını sürdürmesini diliyorum. Parlamenter Meclisin eski bir üyesi olarak, sizleri bu yöndeki çabalara omuz vermeye davet ediyorum." İŞTE BAŞLIK BAŞLIK GÜL'ÜN SORULARA VERDİĞİ CEVAPLAR
KÜRTLERİN HAKLARI
Türkiye AB müzakere sürecine başlamış bir ülkedir. Bu sürecin bir özelliği de Kophenang Kriterleri var. Türkiye'nin farklılıklarını biz zenginlik olarak görüyoruz. Türkiye'de farklı kültürler gayet açık bir şekilde görüşlerini açık bir şekilde ifade edilebilmektedir.
YÜZDE 10 BARAJI
Yüzde 10 seçim barajı Türkiye'de geçerli. Bunu kaldırmayı hepimiz istiyoruz. Ancak Türkiye geçmişte çok parçalı Koalisyon hükümetleri yaşandı, bunlar Türkiye'ye istikrar getirmedi. Bu nedenle böyle bir uygulama getirildi. Ancak son seçimlere bakınca adayların bağımsız olarak meclise girmişlerdir. Halkın yüzde 85'i de TBMM'de temsil edilir hale gelmiştir. Yüzde 10 barajıyla ilgili sonu da bu şekilde aşılmış oldu. Bu konuda bir düzenleme yapılması konusunda tüm partilerimizin bir iradesi var.
DİN VE DEVLET
Temel bir prensibimiz var. Türkiye demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Bu korunacaktır. Türkiye değişiyor. Türkiye'nin değiştiği istikamet AB ye üye olmak istikametine değişiyor. Türkiye'nin gittiği istikamet neresi diye sorarsanız. AB istikametidir. Bireysel özgürlükler garanti altına alınacaktır. Zaten Avrupa Konseyi'nin temel prensiplerinden birisidir. Türkiye'nin gittiği istikamet bellidir açıktır. Kimsenin kaygısı olmamalıdır. Eğer kaygı varsa, çıkarılan kanunlar, alınan hükümet kararları hangi istikamette ona bir bakılırsa istikametin neresi olduğu anlaşılır.
İFADE HÜRRİYETİ VE BAŞBAKAN ERDOĞAN'A
Bugün Türkiye'de herkes şiddeti teşvik etmemek şartıyla her türlü fikri ortaya çıkarabilir. Herkesin bir fikri olacaktır. Başbakan'ın da düşüncesi olacaktır. Fikrini söylediği için cezaevinde kimse yoktur. Giderek bunlarla ilgili düzenlemeler yapacaktır.
Herkes düşüncelerini rahatlıkla ifade edebilmelidir. Bunlar aykırıda olsa. Ancak bu başkasına hakaret etme hakkı vermemelidir. Acımasızca eleştiri yapılabilir, bunlara tolerans göstermek bunları sabırla karşılamak demokrasinin olgunluğudur. Ama iş hakarete varırsa o zaman siz de hakkınızı arayabilmelisiniz. Ayrıca bunlar ceza davası değil, tazminat davasıdır. Böyle bir olay kimin başına gelse doğrusu buna siz de teşebbüs edersiniz herhalde. Ayrıca mahkemelerimiz bağımsızdır. Başbakan'ın açtığı davalar bile reddedilmiştir. Bu Türkiye'de hukuk sisteminin çalıştığını göstermiştir.
Bugün Türkiye'ye gidip Kürtçe bilboardlar olduğunu, Kürtçe, radyo televizyon var, gazete var. Bütün bu kültürel zenginlikleri Türkiye'nin zenginliği olarak görüyoruz. Daha önce bunların bir kısmı mümkün değildi. Ama bugün bunlar mümkün. Ama Türkiye üniter bir devlet yapısına sahip. Bunun hiçbir şekilde alternatifini düşünmüyoruz. Aranızdaki bir çok üyenin ülkelerinde benzer düzenlemeler var. Terör ve şiddet olmamak şartıyla Türkiye'de her şey konuşulabilir. Ama terör ve şiddet olduğu takdirde buna karşı en ciddi tedbirleri almak bizim görevimizdir.
ÖCALAN'IN İZOLASYONU
Avrupa işkenceyi önleme örgütünün rutin ziyaretleri vardır. Mahkuma işkence yapılıyor mu diye. Suç bulunanın da kanunların emrettiği şekilde cezasını çekmesine kimse de karşı çıkamaz her halde. Türkiye'de yapılan düzenlemeler hiçbir Avrupa Konseyi ülkelerinde olmayacak kadar ileri seviyededir. Bu konuda yanlış bir şey yoktur. Ama propaganda günümüzün çok geçerli faaliyet alanlarından biridir. Tabi AİHM'in kararı da var. Bu kararda böyle bir tecridin olmadığı yönündedir.
KADINLARLA İLGİLİ DÜZENLEMELER
Kadınlarla ilgili düzenlemelerde geriye gidiş yok ileri gidiş vardır. Ama başı eşitsizlikler vardı. Bunların hepsi tek tek temizlenmiştir. Ayracı bunlar tek temizlenmiştir. TBMM'deki kadın vekil sayısı bugüne kadar ki en yüksek seviyededir. Kadınlarla ilgili endişeye gerek yoktur. Tabiî ki farklı farklı görüşler ileri sürülüyor.
HRANT DİNK CİNAYETİ
Maalesef gazeteci Dink'in öldürülmesi üzücü olmuştur. Hemen katili yakalanmıştır. Davası devam edilmektedir. Ayrıcı Dink'in öldürülmesine tepki için yüz binlerce insan sokaklara dökülmüştür.
Bahsettiğiniz konu 1915 yıllarının olduğu dönemdir. Türkiye dört cephede çalışırken Türkiye'nin bazı vatandaşları komşusu büyük bir ülke tarafından ayaklandırılmışlardır. Buna karşılık Türkiye'nin aldığı bir tedbirdir. Tabiî ki bu süreçte bir çok acı olaylar olmuştur. Bütün bu olaylar devam ederken İstanbul'da Ermeni kiliseleri açık kalmış, Ermeni hakimler ve devlet görevlileri İstanbul'da görev yapmışlardır. Bu iddialar çok yaygın hale gelince Türkiye Ermenistan'a ortak komisyon teklifinde bulundu. Türkiye olarak tüm arşivlerimizi hatta gizli arşivlerimizi açtık. Herkese açtık.Bazı ülkeler var ki Konseyimizin üyesi bu konuyla çok ilgileniyorlar. Onlara da dedik. Gelin siz de bu komisyona girin. Bunun ötesinde ne yapabiliriz. Gelin tarihçiler araştırsın bilim adamları araştırsın neticesi neyse ona razıyız.
KIBRIS
2004 yılında Kıbrıs'ta seçim oldu. Türkler buna hayır diyecek Rumlar evet diyecek diye bekliyordunuz. Ama bunun tam tersi oldu. BM'nin çalışmaları devam ediyor. Tabi bu çalışmalar adanın gerçekleriyle örtüşmelidir. Ayrıca Türkiye ve Kıbrıs Türkleri üzerine düşeni yapmıştır. Bazı üye ülkelerin bu konuları kullandığını görmek bizleri üzmektedir.
__________________ Herşeyin doğrusunu Allah bilir !!! İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |