İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #121
Alt 06.01.2008, 14:16

 
AsRi-SaaDeT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.01.2003
Yaş: 58
Mesajlar: 2.694
Teşekkür etti: 1
5 Teşekkür 5 Mesaja aldı
Amerika'dan bir profesor buraya gelip ilginc bir seminer vermisti. Yaziyi okuyunca o aksam geldi hatirimiza. Bizi bize anlatmisti adeta. Aklimda kalan cok önemli bir not: "bizim cüzi bir kismini gordugumuz haritanin butununu goren var.."

Onlar umitvar oldukca bize karamsarlik yakismaz...
__________________
Kullu mahfil kevnu vehmun ev hayal.. ev ukusil meraya.. ev zilal...
AsRi-SaaDeT isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #122
Alt 10.02.2008, 20:38
Mezhepli Üye

 
HayırLI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 26.04.2005
Yaş: 42
Mesajlar: 1.812
Teşekkür etti: 136
80 Teşekkür 54 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Ninja-Kedi
Mesajı göster

"Evet, insan neden sever?" sualinin cevabı hafsalamızda hala puslu. Sevginin, elest bezminde fıtratımıza ekilmiş, uygun zaman ve zemini bulduğunda filizleniveren bir tohum olduğu düşüncesindeyiz. Tohumların filizlenme koşulları farklı olduğundan insanlardaki "sevgi" duygusunun ortaya çıkması da farklı şekillerde olabiliyor. Kimisinde fiziksel bir güzellik, kimisinde paylaşma duygusu kimisin de ise daha farklı duygular sevginin filizlenmesine sebeb olabiliyor. Kısacası, sevgi veya aşk Rabbimizin fıtratımıza yerleştirdiği ve ne zaman, nerede,nasıl filizleneceğini bilmediğimiz bir tohum olsa gerek.
Sevginin bu kadar güzel bir tanımlama denemesini hiç görmedim,duymadım...

Eyvallah kardeşim...
__________________
Din ve siyaset baronlarından bıktık artık..!
Çekip gideyim diyorum,kal ve çek ! diyorlar.
HayırLI isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #123
Alt 15.02.2008, 16:23

 
Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 4.476
Teşekkür etti: 3
81 Teşekkür 57 Mesaja aldı
Bismillah...

100 bin civarında sahabenin olduğu rivayet edilir. Bu 100 bin sahabenin içerisinde toplam nüfusu göre alim olanlarının sayısı çok azdı. Abdullah bin Mesudlar,Abdullah ibni Abbaslar vs toplam nüfusa göre oldukça az sayıdaydılar. Kur'an tedricen indiği için islamın tamamını bilmiyorlardı.Tabiin devrinde ve sonrasında birçok alim yetişti. İmam Azam gibi İmam Şafii gibi allameler ilmi zirve noktasına çıkardılar. Fakat; hiç düşündük mü islamın tamamını bilen ve ilimde zirve olan bu zatlar,yani İmam Azamlar,İmam Şafiiler vs neden sahabenin en küçüğüne bile fazilet bakımından yetişemiyor???Bir İmam Azam sahabenin yüzde 99undan daha alimdi. Fakat neden sahabenin en küçüğüne dahi yetişemiyor???

Tabiinin efendisi Hasan Basri hzleri asr-ı saadetten sonra en hayırlı dönem olarak Peygamber tarafından zikredilen bir dönemde,adaleti ile 2. Ömer lakabını alan Ömer bin Abdulaziz için neden ;

"Ömer,Vahşinin atının burnundaki toz bile olamaz" diyordu???

Sahabeyi diğer bütün müslümanlardan üstün yapan nedir? Neden onlara yetişmek mümkün değil??

vesselam
Ninja-Kedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #124
Alt 15.02.2008, 17:04

 
Üyelik tarihi: 14.09.2005
Mesajlar: 1.287
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
O sahabeler ki O NUR'u (AS.) dünya gözü ile gördüler. İman ettiler
O NUR'un (AS) sohbetinde bulundular...

En sıkıntılı zamanlarda tercihlerini O'ndan (AS) yana kullandılar...
...

En önemlisi NUR'u dünya gözü ile görmeleri , sohbetleri ile müşerref olmaları ...
(Allah daha iyi bilir)
__________________
" Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur. " N. F. K.
egzotic1 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #125
Alt 15.02.2008, 18:17

 
NİSAA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12.01.2008
Mesajlar: 658
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
slm geçenler gördüm bir şeyde ben yazayım dedim sonrada konuya hakim olmadığım için yazmadım çok uzun süredir şundan bundan konularla güzel şeyler yazmışınız hepsini okuyamıyorum malum okuduklarım güzel konulardı inanın şu formda okadar gereksiz kişilere birşeyler anlatmaya çalışacağım diye bazı şeyleri daha geç farkkettim inş sazanlama dalmamışımdır muhabbetin ortasına selametle
__________________
Ölüm hali gelinceye kadar , tevbe kapısı açıktır
NİSAA isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #126
Alt 18.02.2008, 13:44

 
Üyelik tarihi: 14.09.2005
Mesajlar: 1.287
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız egzotic1
Mesajı göster
O sahabeler ki O NUR'u (AS.) dünya gözü ile gördüler. İman ettiler
O NUR'un (AS) sohbetinde bulundular...

En sıkıntılı zamanlarda tercihlerini O'ndan (AS) yana kullandılar...
...

En önemlisi NUR'u dünya gözü ile görmeleri , sohbetleri ile müşerref olmaları ...
(Allah daha iyi bilir)
Sohbet deyip geçememek gerek...

O sohbetlerin verdiği feyiz ve bereket onları muhteşem bir mertebeye çıkarmıştır...
__________________
" Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur. " N. F. K.
egzotic1 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #127
Alt 19.02.2008, 10:38

 
Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 4.476
Teşekkür etti: 3
81 Teşekkür 57 Mesaja aldı
Bismillah...

Evet muhterem...Meselenin bir yönü huzur-u risalet penahide bulunmalarıdır...O lahuti atmosferi solumalarıdır. Lakin bir diğer yönü var ki işte sahabeyi sahabe yapan bu idi....Bu dinin mebdeinde,ilk çıkışında yer almaları,o zorlukalara göğüs germeleridir....İman ederek mallarından,canlarından olacaklarını bilmelerine rağmen tereddütsüz iman etmeleridir....Sahabelerde kendi aralarında fazilet açısından farklıdırlar...İlkler öncekilere göre daha öndedir....Zira hiç kimse inanmıyorken onlar inandılar...Koca bir Mekke karşılarında iken inançlarından dönmediler....Fazla birşey bilmiyorlardı belki...Belki dinin sadece bir kısmını biliyor tamamını bilmiyorlardı....Amma ve lakin bize göre ütopya denebilecek bir inanca,imana sahiptiler....Sahabeden sonrakiler bu dini hazır buldu...Miras olarak aldı...Ve tabir-i caizse bugün bizlerde bir mirasyediyiz....Bu din uğruna ne bir ızdırabımız var ne de çektiğimiz bir çile....Ne geceleri zahidiz ne de gündüzleri kahraman....Ahvalimize baktıkça Hasan Basri hzlerinin "Siz onları görseydiniz deli derdiniz.Onlar sizi görseydi "bunlar müslümanmı" derlerdi" sözü aklımıza geliyor ve bu durumdan hicab duyuyoruz....Karanlık gecelerimizden,ıslanmayan gözlerimizden,rikkate gelmeyen kalbimizden hicab duyuyoruz....Sahabenin yaşamına bakıyor ahiretimiz adına ümitsizliğe düşüyoruz...Allah'ın Rahim ismini hatırlayıp ümitleniyoruz....Havf ve reca arasında arafta kaldık....Sahabe olmak mümkün değil...Fakat Allah,o insanların ayak izinin izinin izinin..izinden ayırmasın....

vesselam
Ninja-Kedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #128
Alt 21.02.2008, 16:33

 
Üyelik tarihi: 14.09.2005
Mesajlar: 1.287
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Mesajını okurken , onlar görülseydi deli zannedilirdi, onlar bizi görseydi.. diye geçirirken satır arasında aynı şeylerin akla geldiği görülüyor... :)

Yalnız bi nokta var. Sahabei kiramın mücadelesi, imanının kuvveti tartışılmaz. Mutlak çok büyük.
Ancak bir müslümanın Peygamber Efendimiz AS. ın bir saatlik sohbetinde dahi bulunmaları onları sahabi yapıyor. Böyle bir konu Esad Erbili Hzlerinin bir mektubunda geçiyordu, yanlış hatırlamıyorsam.
Mesela O'nu gördü iman etti henüz hiç bir savaşa vs. girmeden vefat etti. O da sahabi .
Yani mücadeleden daha evvel O NUR'un sohbetidir, O'nun dünya gözü ile görülmesidir , onları sahabe yapan...


Bir de içinde bulunduğumuz devir de gelmiş geçmiş en kötü devir olarak kabul ediliyor bazı velilerce. Misal olar k Lut AS. malum bir günahları nedeni ile helak edildi . Ama devrimizde alası var.
Şuayip As. ın kavmi alışverişteki hileler vb. nedeniyle helak edildi ama bu devirde alası var...
Kısaca helak edilen kavimlerin helaka mucip olan amellerin anası mevcut bu devirde...
Dolayısıyla böyle bir ortamda ibadetin kıymeti de o oranda yüksek...

100 şehit sevabı gibi...
hicret sevabı gibi...

Bir hadisi şerifte :
“Ümmetim fesada düştüğü bir zamanda Sünnet-i seniye’me sarılanlara yüz şehit sevabı vardır.” (Beyhakî)

Bir şehit sevabını akıl havsala almaz iken 100 şehit sevabından bahsediliyor...

Çok mühim başka bir mevzu daha var ki;
Bazı evliyaullahın eserlerinde bahsedilen... Biri İmam Rabbani Hzleri, bir diğerini tam hatırlayamadım, bir kaç veli daha var...

Asrı saadete bidayet, ahir zamandaki yani günümüzdeki devri nihayet olduğu hatırlatılarak , bidayet ile nihayetin birleşeceğinden söz edilmektedir. Bir çember gibi düşünün.
Çok ince ve hassas bir konudur.
__________________
" Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur. " N. F. K.
egzotic1 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #129
Alt 23.02.2008, 20:38

 
Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 4.476
Teşekkür etti: 3
81 Teşekkür 57 Mesaja aldı
Bismillah...

Allah razı olsun azizim..Müstefid olduk....

vesselam
Ninja-Kedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #130
Alt 23.02.2008, 20:40

 
Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 4.476
Teşekkür etti: 3
81 Teşekkür 57 Mesaja aldı
Bismillah...

İnsan tehlikeyi bilmeli ki korunabilsin. Tehlikenin ne olduğunu bilirse korunma çarelerini arar,bulur ve korunur. Şeytan insan için en büyük tehlikedir. Peki şeytanın tehlikesi nedir?Kur'anda geçen "onlara önlerinden,arkalarından,sağlarından,sollarından yaklaşacam" ifadesindeki "ön,arka,sağ,sol" nedir??Şeytanın "ön,arka,sağ,sol"dan yaklaşması ne demektir??

Tehlikenin farkında mısınız:)

vesselam
Ninja-Kedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #131
Alt 25.02.2008, 09:18

 
Üyelik tarihi: 14.09.2005
Mesajlar: 1.287
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Bu yönlerden kasıtın ne olduğu müfessirlerin işi pek tabii ki...
Fahreddini Razi Hzlerinin tefsir kitabında okuduğum bu yönler mevzusunun çok çok özeti olarak şunları yazabilirim:

Önlerinden--- Diriliş ve kıyamet hakkında şüpheye düşürmek
Arkalarından—Dünyanın kadim ve ezeli olduğu fikrini atması

Önlerinden--- Ahıret mutluluklarını arzulamaktan uzaklaştırma
Arkalarından—Dünya lezzetlerine ve hoş şeylerine karşı arzularını güçlendirir, gözlerinde iyi gösterir

Bu iki görüşe göre önümüzde ahıret olduğu için önlerinden kasıt ahıret
Önümüzde ahıret olursa dünya hayatı arkamızda olmakta bu nedenle arkalarından kasıt dünya hayatı kastedilmekte...

Hakim ve Suddi nin görüşleri ise bunun tam tersi...

Bir başka ifade, şuanda mevcut peygamberi yalanlama hususunda ‘önlerinden’; daha önceki peygamberleri yalanlama hususunda ‘arkalarından ’ gelirim ; manası verilmiş...

Sağa ve sol yönleri konusunda ki üç açıklamadan birisi:
Sağlarından ---İyiliklerden uzaklaştırma
Sollarından--- Kötülükler hususunda sebep ve vasıtaları kuvvetlendireceği.

Yönler konusunda daha başka izahlar ve feylesofların ilginç açıklamaları var tefsir kitabında.
Bunlardan biri:

Bedende dört kuvvet bulunduğu .
1- Hayal gücü. Bu kuvvet dimağın ön boşluğuna yerleştirilmiş...ÖNLERİNDEN
2- Kuvve-i vehmi . Beynin arka boşluğunda... ARKALARINDAN
3- Şehvet . Ciğere yerleştirilmiş ...SAĞ
4- Gazap . Kalbin sol karıncığı ... SOL

bunun sonuna şöyle not eklenmiş:
" İşte bu dört kuvvet, ruhanî saadetlerin yok olmasına sebep otan birtakım hallerin neşet ettiği birtakım kuvvetlerdir. Haricî şeytanlar, bu dört kuvveden herhangi bi*risinden herhangi bir şekilde yardım görmediği müddetçe, insanlara vesvese ver*meye muktedir olamazlar. İşte bu dört yönün tayin ve tahsis edilmesindeki hikmet ve sebep budur. Bu gerçekten kıymetli bir izah tarzıdır. "


__________________
" Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur. " N. F. K.
egzotic1 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #132
Alt 25.02.2008, 09:30

 
Üyelik tarihi: 14.09.2005
Mesajlar: 1.287
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Düşmanı tanıma babında bize faydası olabilecek çok kısa ve öz açıklamayı Ömer Öngüt Efendi şu şekilde yapar :

"...
Şeytan Taraftarları:

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde, göstereceği faaliyeti göstermesi için İblis’e ruhsat verdiğini, insanların ona uymaları mümkün olduğu gibi, ondan yüz çevirme gücüne ve kâbiliyetine de sahip olduklarını, ihlâslı müminlerin üzerinde şeytanın hiçbir hâkimiyeti bulunmadığını beyan buyurmaktadır:


Onlardan gücünün yettiği kimseleri sesinle yerinden oynat, şaşırt!(İsrâ: 64)

Çalgı âletleri ve oyunlar onun sesi olduğu gibi, Allah-u Teâlâ’dan uzaklaştıran ve O’na isyana çağıran her kişi İblis’in sesidir.


Atlılarınla, yayalarınla onları yaygaraya boğ!” (İsrâ: 64)

İblis burada, bir bölgeyi atlılarla ve yayalarla basan, oraların talan edilmesini emreden bir soyguncuya benzetilmiştir.

İblis’in atlıları ve yayaları, onun vazifesini çeşitli şekillerde ifa eden, insanları Allah yolundan çeviren insanlar ve cinlerdir.
Bunlar şeytan taraftarı olanlardır, Rahman’la hiçbir ilgileri yoktur. Çünkü bunlar müstehak olanlardır. Allah-u Teâlâ onları şeytana bırakmış. Onlar da şeytanın oyuncağı olmuş. Yarın da ateşte beraberdirler.


Mallarında ve evlâtlarında onlara ortak ol!” (İsrâ: 64)

Haram yoldan veya haksız olarak elde edilen bir mala, haram yerlerde harcanan mallara şeytan ortaktır.

İblis diğer taraftan zinâya, gayr-i meşru surette evlât sahibi olmaya teşvik ederek çocuklara ortak olur.

Allah-u Teâlâ’nın hoşlanmadığı isimler taktırarak İslâm’dan başka bir dine girdirerek de kişilerin çocuklarına ortak olur.

İblis’in bütün vasıtaları kullanmasına ruhsat verilmiştir. Bu vasıtalardan biri de aldatıcı vaadlerdir.


Kendilerine vaadlerde bulun!(İsrâ: 64)

İblis onları boş ümitlerle ve vaadlerle kandırır. En korkunç ve aldatıcı vaadi ise, günah ve hatalardan sonra affedilmek vaadidir. Allah-u Teâlâ’nın af ve mağfiret deryasının engin oluşundan bahsederek, işlenen günahları basit ve tatlı gösterir.


Şeytan insanlara aldatmadan başka bir şey vâdetmez.” (İsrâ: 64)

Dünya hayatını ahirete tercih ettirmeye çalışır. Uzun ömür hayâli ile yaşatır. Haram olan şeyleri yapmayı, helâlden uzaklaşmayı telkin eder. Kötüyü iyi göstererek nice kimseleri bozmaya ve yoldan çıkarmaya çalışır durur.

Fakat Allah-u Teâlâ’nın gerçek kulları şeytanın hâkimiyetine girmezler. Onlar ilâhî himayeye nâil olan güzide kullardır.


Allah-u Teâlâ buyurdu ki:
Şurası muhakkak ki benim kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin olamaz.(İsrâ: 65)

Onların imanlarını değiştirebilme imkânına sahip değilsin, fakat isyanı onlara güzel göstermen mümkündür.


Rabb’in vekil olarak yeter.(İsrâ: 65)

Müminler O’na tevekkül ederler. O da onları korur. Allah-u Teâlâ’ya gerçekten yönelen ve ubûdiyet ile bağlanan bir kimse İblis’in hâkimiyetinden kurtulmuş olur. Çünkü Allah-u Teâlâ onları korur ve doğru yola iletir. Diğer taraftan kendi nefislerine veya Allah’tan başka güçlere güvenenler, İblis’le imtihan edildiklerinde mağlup olurlar.

...
"



Hakikat Başyazı
__________________
" Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur. " N. F. K.
egzotic1 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #133
Alt 25.02.2008, 09:36

 
Üyelik tarihi: 14.09.2005
Mesajlar: 1.287
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Bir hadisi şerif vardı:

"Bir sadakanın elden çıkması 70 şeytanın dişinden geçer" diye...

Öyle odaklanmışlar ki hedeflerine bizlere zarar vermeye düşmanlık etmeye, ufak bir sadaka için bile 70 tanesi canla başla mücadele ediyor...


Peki ya biz amacımız için ,imanla göçebilmek için ne kadar mücadele veriyoruz?
__________________
" Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur. " N. F. K.
egzotic1 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #134
Alt 07.07.2008, 16:29

 
Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 4.476
Teşekkür etti: 3
81 Teşekkür 57 Mesaja aldı
Bismillah....

Ön,istikbaldir. Daha yaşım genç.Hele biraz yaşlanayım ibadete başlayacağım.
Arka,mazidir. Onlar geride kaldı. Bu devirde böyle şeyler olur mu.
Sağ,masum kılıfa bürünmüş haramdır. Namazdan zevk almadığım için kılmıyorum.
Sol,açıkca harama davettir. Ye,iç hayatını yaşa...

Bir süre ara verdiğimiz bu bölümde inşaallah devam edeceğiz...

vesselam
Ninja-Kedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #135
Alt 07.07.2008, 18:50
Üsküdar'da bir Deli..

 
Mec-NÛN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 19.03.2008
Yaş: 41
Mesajlar: 1.557
Teşekkür etti: 70
69 Teşekkür 56 Mesaja aldı
Bekleriz biz de muhterem !
Mec-NÛN isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #136
Alt 08.07.2008, 10:08

 
Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 4.476
Teşekkür etti: 3
81 Teşekkür 57 Mesaja aldı
Bismillah...

İlköğretim zamanlarında tarih kitaplarında ezberletilen klişe bir söz vardır:

"...Mecelle kaldırılıp medeni kanun kabul edildi."

Devrim kanunlarından birisidir bu. BuradaKİ "Mecelle" nedir peki?

Mecelle, islam hukukuna dayalı bir anayasadır. 1969-1976 tarihleri arasında ünlü tarihçi ve hukukçumuz Ahmed Cevdet Paşa başkanlığındaki bir kurul tarafından Hanefi fıkhına göre hazırlanmış bir kanunnamedir. 1851 maddeden oluşan bu kanunnamenin yaklaşık ilk 100 maddesi usule,yani ahkamların dayanağı olan kaidelere dairdir. Bu kaidelerden bazıları üzerinde durmak istiyoruz.

En çok şaşırdığımız ve hayret ettiğimiz madde ile başlayalım:

"Mükatebe muhataba gibidir"

Yani yazışmak,yüz yüze muhatab olup,konuşmak gibidir.Bu kaide hangi ihtiyaca binaen belirlenmiş bilmiyoruz.Fakat bu kaidenin yönü geçmişten ziyade teknoloji çağında yaşadığımız günümüze bakmaktadır.Günümüz fıkıh problemlerinden biriside teknolojinin getirdiği bir yenilik olan "sanal muhabbet"tir. Caiz mi değil mi? Mecellede ki bu kaide bu meselenin hükmünü belirlemektedir. Madem mükatebe muhataba gibidir o halde muhataba durumunda olan bütün kaideler geçerlidir. Yani sanal da olsa muhabbet edenlerin cinsiyetleri,konuşmaların seyri,usülü,üslubu vs vs muhatab olmadaki kaideler ile aynıdır.

Yazışma, karşılıklı konuşma gibi ise bu durumda forum,msn vs gibi sanal iletişim araçlarını kullananlar olarak karşılıklı muhatab olmanın şer'i kaideleri ne ise onlara uymak zorundayız.

vesselam
Ninja-Kedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #137
Alt 08.07.2008, 10:18

 
ejder2008 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.05.2008
Mesajlar: 443
Teşekkür etti: 32
55 Teşekkür 41 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Ninja-Kedi
Mesajı göster
Bismillah...

100 bin civarında sahabenin olduğu rivayet edilir. Bu 100 bin sahabenin içerisinde toplam nüfusu göre alim olanlarının sayısı çok azdı. Abdullah bin Mesudlar,Abdullah ibni Abbaslar vs toplam nüfusa göre oldukça az sayıdaydılar. Kur'an tedricen indiği için islamın tamamını bilmiyorlardı.Tabiin devrinde ve sonrasında birçok alim yetişti. İmam Azam gibi İmam Şafii gibi allameler ilmi zirve noktasına çıkardılar. Fakat; hiç düşündük mü islamın tamamını bilen ve ilimde zirve olan bu zatlar,yani İmam Azamlar,İmam Şafiiler vs neden sahabenin en küçüğüne bile fazilet bakımından yetişemiyor???Bir İmam Azam sahabenin yüzde 99undan daha alimdi. Fakat neden sahabenin en küçüğüne dahi yetişemiyor???

Tabiinin efendisi Hasan Basri hzleri asr-ı saadetten sonra en hayırlı dönem olarak Peygamber tarafından zikredilen bir dönemde,adaleti ile 2. Ömer lakabını alan Ömer bin Abdulaziz için neden ;

"Ömer,Vahşinin atının burnundaki toz bile olamaz" diyordu???

Sahabeyi diğer bütün müslümanlardan üstün yapan nedir? Neden onlara yetişmek mümkün değil??

vesselam
İmamı Azamın ilmi sahabelerden üstündü demek zandır. Onların ilmini siz ölçemezsiniz. Bu ölçüyü yapabilmeniz için her iki tarafın ilmi derecelerini bilmeniz gerekmektedir.

Ashabı Kiram r.a efendilerimiz Kuranın iniş sebeplerini an be an bulundukları için en iyi bilen onlardır. Nurun karşısında nurlandıkları için bir saat sohbetlerde bulunmak bile üstün dereceye sahip olmak demektir. Onun için onlar en üstünüdür

Ancak peygamber efendimiz hadisi şeriflerinde Ahirzamanda gelecek gariplerden bahsederken ihvanım demiştir. Ashab yol arkadaşı ihvan ise kardeş

hangisi üstün belli değil diye.

Bu hadisi şerifleri ilerde getireceğim inşallah
__________________
Vatansız İman, İmansız Vatan Muhafaza Edilemez
ejder2008 isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla
  #138
Alt 08.07.2008, 10:28

 
Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 4.476
Teşekkür etti: 3
81 Teşekkür 57 Mesaja aldı
Bismillah...

muhterem rica ederiz yazılarımızın altına birşeyler yazmayınız....

vesselam
Ninja-Kedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #139
Alt 08.07.2008, 10:35

 
ejder2008 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.05.2008
Mesajlar: 443
Teşekkür etti: 32
55 Teşekkür 41 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Ninja-Kedi
Mesajı göster
Bismillah...

muhterem rica ederiz yazılarımızın altına birşeyler yazmayınız....

vesselam
Zannını ortaya sürmediğin sürece birşey dahi yazmayız

zannını ortaya sürdüğün sürece bizim size verecek cevabımız çoktur
__________________
Vatansız İman, İmansız Vatan Muhafaza Edilemez
ejder2008 isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla
  #140
Alt 08.07.2008, 10:46

 
bekup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.03.2007
Mesajlar: 2.422
Teşekkür etti: 0
25 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Alıntı:
"Mükatebe muhataba gibidir"

Yani yazışmak,yüz yüze muhatab olup,konuşmak gibidir.Bu kaide hangi ihtiyaca binaen belirlenmiş bilmiyoruz.Fakat bu kaidenin yönü geçmişten ziyade teknoloji çağında yaşadığımız günümüze bakmaktadır.Günümüz fıkıh problemlerinden biriside teknolojinin getirdiği bir yenilik olan "sanal muhabbet"tir. Caiz mi değil mi? Mecellede ki bu kaide bu meselenin hükmünü belirlemektedir. Madem mükatebe muhataba gibidir o halde muhataba durumunda olan bütün kaideler geçerlidir. Yani sanal da olsa muhabbet edenlerin cinsiyetleri,konuşmaların seyri,usülü,üslubu vs vs muhatab olmadaki kaideler ile aynıdır.

Yazışma, karşılıklı konuşma gibi ise bu durumda forum,msn vs gibi sanal iletişim araçlarını kullananlar olarak karşılıklı muhatab olmanın şer'i kaideleri ne ise onlara uymak zorundayız.

Bu yazı gözden kaçmamalı...
bekup isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #141
Alt 08.07.2008, 10:54

 
Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 4.476
Teşekkür etti: 3
81 Teşekkür 57 Mesaja aldı
Bismillah...

Muhterem yazılanları anlamaktan fersah fersah uzaksınız...Bu nedenle yazmayınız..

İmam Azam,sahabenin birçoğundan daha alimdir. Sahabenin hepsi ilim sahibi değildi. Allah Rasulünden sonra sahabe, ilmi meselelerde ilim sahibi sahabelere danışmışlardır. Mesela Hz.Ebubekir,Hz.Ömer,Hz.Osman halifeliği döneminde "şeyhulislam"lık diyebileceğimiz makamda Hz.Ali vardı. Zira Hz.Ali sahabenin ilim noktasında en önde gelenlerindendi.

Fazilet bakımından üstünlük ayrıdır ilim bakımından üstünlük ayrıdır. Yazıda değinilen de budur. İlim perspektifinde İmam Azam sahabenin birçoğundan üstün olsa da fazilet bakımında sahabenin en küçüğüne yetişememektedir.

Sizin yazdığınız:

"Ashabı Kiram r.a efendilerimiz Kuranın iniş sebeplerini an be an bulundukları için en iyi bilen onlardır. Nurun karşısında nurlandıkları için bir saat sohbetlerde bulunmak bile üstün dereceye sahip olmak demektir. Onun için onlar en üstünüdür

Ancak peygamber efendimiz hadisi şeriflerinde Ahirzamanda gelecek gariplerden bahsederken ihvanım demiştir. Ashab yol arkadaşı ihvan ise kardeş

hangisi üstün belli değil diye.

Bu hadisi şerifleri ilerde getireceğim inşallah"

bu kelamlar fazilet bakımından üstünlük mukayesesini ifade etmektedir. İlim perspektifinde bir mikyas değildir.

Yukarıda alıntıladığınız yazıda "İmam Azam bütün sahebeden ilmen üstündür" denilmiyor. Sahabenin arasında alim olanlarının az olduğu ve İmam Azam'ın ilim noktasında sahabenin ekseriyetinden üstün olduğu ifade edilmektedir.Ki bu böyledir. İmam Azam,Abdullah ibni Abbas gibi Abdullah ibni Mesud gibi sahabenin ilmen gerisinde olsada birçok sahabeden ilmen üstündür.Bu bir zan değil gerçektir.Sahabenin de alimleri ve alim olmayanları bellidir.

Fazilet perspektifinden sahabe herkesten kıyas edilemeyecek şekilde üstündür.

vesselam
Ninja-Kedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #142
Alt 08.07.2008, 11:46

 
ejder2008 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.05.2008
Mesajlar: 443
Teşekkür etti: 32
55 Teşekkür 41 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Ninja-Kedi
Mesajı göster
Bismillah...

Muhterem yazılanları anlamaktan fersah fersah uzaksınız...Bu nedenle yazmayınız..

İmam Azam,sahabenin birçoğundan daha alimdir. Sahabenin hepsi ilim sahibi değildi. Allah Rasulünden sonra sahabe, ilmi meselelerde ilim sahibi sahabelere danışmışlardır. Mesela Hz.Ebubekir,Hz.Ömer,Hz.Osman halifeliği döneminde "şeyhulislam"lık diyebileceğimiz makamda Hz.Ali vardı. Zira Hz.Ali sahabenin ilim noktasında en önde gelenlerindendi.

Fazilet bakımından üstünlük ayrıdır ilim bakımından üstünlük ayrıdır. Yazıda değinilen de budur. İlim perspektifinde İmam Azam sahabenin birçoğundan üstün olsa da fazilet bakımında sahabenin en küçüğüne yetişememektedir.

Sizin yazdığınız:

"Ashabı Kiram r.a efendilerimiz Kuranın iniş sebeplerini an be an bulundukları için en iyi bilen onlardır. Nurun karşısında nurlandıkları için bir saat sohbetlerde bulunmak bile üstün dereceye sahip olmak demektir. Onun için onlar en üstünüdür

Ancak peygamber efendimiz hadisi şeriflerinde Ahirzamanda gelecek gariplerden bahsederken ihvanım demiştir. Ashab yol arkadaşı ihvan ise kardeş

hangisi üstün belli değil diye.

Bu hadisi şerifleri ilerde getireceğim inşallah"

bu kelamlar fazilet bakımından üstünlük mukayesesini ifade etmektedir. İlim perspektifinde bir mikyas değildir.

Yukarıda alıntıladığınız yazıda "İmam Azam bütün sahebeden ilmen üstündür" denilmiyor. Sahabenin arasında alim olanlarının az olduğu ve İmam Azam'ın ilim noktasında sahabenin ekseriyetinden üstün olduğu ifade edilmektedir.Ki bu böyledir. İmam Azam,Abdullah ibni Abbas gibi Abdullah ibni Mesud gibi sahabenin ilmen gerisinde olsada birçok sahabeden ilmen üstündür.Bu bir zan değil gerçektir.Sahabenin de alimleri ve alim olmayanları bellidir.

Fazilet perspektifinden sahabe herkesten kıyas edilemeyecek şekilde üstündür.

vesselam
İmamı Rabbani Hz bu konuda beyanları mevcuttur.

Imamı Azam Ebu Hanefi Ashabı kiramın ekseriyetininde altındadır. İlim nedir onu açıklarmısınız

Bu nasıl üstünlük ki İmamı Azam Imamı Cafer ks hz talebe oluyor.
Ibrahim Ethem Hz seyyidina mürşidimiz diyor

onun için talebelerine biz nefsimizle düşünürüz onlar ise hak ile düşünür diyerek üstünlüğün kimde olduğunu beyan ediyor.

İmamı Azam Ebu Hanefi ks hz. Eğer numanın son 2 senesi olmasaydı helak olurdu buyurarak kendini bir mürşide bağlamıştır. Mürid mürşidten üstün olamayacağına göre sizinki havada kalıyor

Ashabı Kiram ks hz ilim olsun diğer yönlerde olsun en üstünleridir. Hz.Ebubekir ilim sahibi olmadığı ve hiçbir yerden eğitim alamadığı halde Peygamber Efendimiz
"Benim kalbimde ne varsa Ebubekire boşalttım" diyerek yolun aynı zamanda tarifinide yapmıştır

Hatta bir başka hadisi şerifinde "Ebubekir sizi ibadetleriniz,cihad yönüyle değil kalbine bırakılan birşeyle geçmiştir" buyurmaktadır

Hz.Ebubekir r.a efendilerimizden sonra Hz.Selman r.a geçmiş kanal onunda bir yerden ilim öğrendiği vaki değildir.

En iyi öğretmenin karşısında gereken eğitimi ve teçhizatı almış zaten. Bu üstünlük bile diğerlerini geçmeye yeter.

Hatta hadisi şerifte "Ashabım yıldızlar gibidir. Kim onları takip ederse kurtuluşa erer" buyuruyor

reçeteyi bile göstermiş.

sizinki zan.

ispat bile yok ortada üstünlük konusunda.
__________________
Vatansız İman, İmansız Vatan Muhafaza Edilemez
ejder2008 isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla
  #143
Alt 08.07.2008, 11:55

 
ejder2008 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.05.2008
Mesajlar: 443
Teşekkür etti: 32
55 Teşekkür 41 Mesaja aldı
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyururlar:

Öyle ilim var ki, gizlenmiş mücevherat gibidir. Onu ancak Ârif billâh olanlar bilirler. Bu ilimden konuştukları vakit, Allah’tan gafil olan kimseler anlamazlar.

Binâenaleyh Allah-u Teâlâ’nın kendi fazlından ilim ihsan ettiği âlimleri sakın tahkir edip küçük görmeyin. Çünkü Cenâb-ı Hakk onlara o ilmi verirken tahkir etmemişti.” (Erbâin, Ebû Hüreyre -radiyallahu anh-den.)

İlim ikidir. Biri dilde olup (ki bu zâhiri ilimdir) Allah-u Teâlâ’nın kulları üzerine hüccetidir. Bir de kalpte olan (marifet ilmi) vardır. Asıl gayeye ulaşmak için faydalı olan da budur.” (Tirmizi)

“Rabbim bana sual sordu. Ben ona cevap veremedim. Keyfiyetsiz bir tarzda elini her iki omzumun arasına koydu, ben o elin serinliğini kalbimde hissettim. Böylece, beni geçmiş ve geleceklerin ilmine vâris kıldı. Ayrıca bana çeşitli ilimleri de öğretti. Rabbim, bir kısım ilmi gizli tutmama dair benden söz aldı. Çünkü benden başka hiç kimsenin onu taşıyamayacağını biliyordu. Başka bir ilimde de beni muhayyer kıldı, yani serbestsin, istersen başkalarına söyle istersen hiç kimseye söyleme dedi... Kuran’ı bana öğretti. Hazret-i Cibril devamlı olarak Kuran’ı bana hatırlatıyordu. Ve daha başka bir ilim var ki, onu herkese söylemekle beni memur etti.” (El-mevâhib’ül-Ledüniyye)

Bu Hadis-i şerif’te gizli tutulması emir buyurulan ilim, nübüvveti ilgilendiren ilimdir. Umuma bildirilmesi emredilen ilim şeriat ilmidir. İfşâ edilip edilmeme hususunda muhayyer bırakılan ilim ise bâtınî ilimdir.

Bayezid-i Bestâmî -kuddise sırruh- Hazretleri buyururlar ki:

Unuttuğunda cahil olacağı için, kitaplardan bazı şeyler ezberleyen kimselere âlim denmez. Hakiki âlim, öğrenmeden ve ezberlemeden, dilediği anda Hakk’tan ilim alabilen kimsedir.”
__________________
Vatansız İman, İmansız Vatan Muhafaza Edilemez
ejder2008 isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla